Son Haberler
Anasayfa » Belgeler » 12 Ciltlik Yalan Söyleyen Tarih Utansın Kitabının Özeti;

12 Ciltlik Yalan Söyleyen Tarih Utansın Kitabının Özeti;

rrrrrrrrrrrrrrrrrrrrr

Kıymetli ziyaretçiler,

12 ciltlik Yalan Söyleyen Tarih Utansın kitabının son altı cildinde kendime göre çok önemli gördüğüm, hulasa şeklinde aldığım notları sizlerle paylaşmak istedim. Elbetteki özet olduğu için okurken zihniniz yorulabilir, bazı konuları yerli yerine oturtamayabilirsiniz. Ben, başlı başına bir başucu kitabı olduğunu düşü…ndüğüm bu şaheserin tamamını okumanızı öneririm. Belki dili biraz ağır, üslubu ise kaba gelebilir. Ancak bunlar dışında tartışmasız gerçekleri aralama gayreti içerisinde yazılmış paranızın karşılığını veren ender kitaplardandır.

Gerçek milliyetçi, okuyup araştırmak suretiyle muhteşem tarihimizi öğrenmek mecburiyetindedir. Hissi hareketlerle feveran etmek (birden bire öfkelenmek) ve bilmeden, öğrenmeden, araştırmadan bağırıp çağırmak, gerçek milliyetçiliğe yakışmaz. Olayları akl-ı selimle mütalaa (okuma, ders çalışma, düşünce, irdeleme) edip değerlendirmeyi bilelim ve gerçeğe hürmetkar olalım!..

(Mustafa Müftüoğlu-Yalan Söyleyen Tarih Utansın)

Kurtuluş Savaşında şehit olan askerlerimizin kanlarını Lozan’da sattınız. Siz hainsiniz. (Mustafa Kemal ve İsmet İnönüye)

Trabzon Mebusu Şehit Ali Şükrü Bey

(M.M. Yalan Söyleyen Tarih Utansın )

Kazım Karabekir Paşa, “İzmir Suikasti” dolayısıyla İstiklal Mahkemesi huzuruna çıkarılıp beraat etmiş ve bilahare sicillen emekliye sevk edilmiştir. Uzun yıllar geçim sıkıntısı çekmiş, kayınp ederinin yardımıyla satın alabildiği evde adeta cemiyetten tecrit edilmiş bir vaziyette günlerini geçiren Paşa, daimi polis gözetimi altında bulundurulmuştur. Ayrıca bu adresine sık sık “Ömrünün son günlerini yaşadığını iyi bil!.. Şarkta Fatihlik taslayarak yaptığın zulmün, işlediğin cinayetlerin hesabının sorulmayacağını zannetme!..” vb. Tehdit mektupları alır.
Bir dostuna Paşa:

“Ne de olsa serde Harbi Umumi’den kalmış istihbaratçılık var… Şu mektuplara dikkat ediniz. İşte kaldırıp ışığa tuttuğunuzda TC filiganlarını görüyorsunuz, değil mi? Nereden geldikleri anlaşılıyor amma, neden gönderirler onu anlamak güç!…”

Kazım Karabekir Paşa alehinde Milliyette Siirt Mebusu Şevket Bey tarafından yazılar yazılır. Paşa bunların hepsine cevap verir; ancak Milliyet, Paşanın verecek cevabı kalmadı deyip son gönderdiği mektupları yayınlamaz. Bilahare Paşa, hatıratını yazar; ancak, basılmasına müsaade edilmez.

(M.M. Yalan Söyleyen Tarih Utansın)

Emekliye sevkedilen Kazım Karbekir ve arkadaşları,bu emeklilik devresinde büyük geçim sıkıntısına uğramışlar ve ıstıraplı günler,yıllar geçirmişleridir!..Biz bugün,Paşalardan birinin ıstırabına temas edecek,Kazım Karabekir Paşa’nın bizzat yazdığı İki Damla Gözyaşı şiirini nakeledeceğiz;İki Damla Gözyaşı

YETMİŞ LİRA İLE MÜTEKAİT BİR ADAM
İKEN, İKİZ KIZIM DA DOĞDU OLDUK TAMAM
EVET TAMAM! ÇÜNKÜ HERKES KAÇIYOR BENDEN
VE BEN DE SABAHLARI ERKEN
YAVRULARIN HAZIRLIYORUM SÜTLERİNİ KAÇIP GİTTİ EVDEKİLER
PARASIZ KİM KİMİ BEKLER?
TAM BU SIRADA HASTALIK SALDIRDI BİZE
İKİ YAVRUMLA ANNELERİ DİZ DİZE
SANCILAR İÇİNDE KIVRANIYORLARDI
HAYATIN KALMAMIŞTI ARTIK TADI.
KALMAMIŞTI ELİMDE HİÇ SATACAK
PEKİ! YA BU HASTALARA KİM BAKACAK?
VEJETALİN ERİTMEK İÇİN SARILMIŞIM KEPÇEYE
FAKAT DOKTOR PARASI SIĞMIYOR HİÇ BÜTÇEYE.

SATMIŞIM ELİMDE OLANI
YEMİŞTİK MAZİDE KALANI.
DÜŞÜNÜYORDUM, İKİ ELİMDE BAŞIM,
DALMIŞIM, BUNALMIŞIM.

SESLENDİ REFİKAM:
PAŞAM! PAŞAM !
NEDİR BU YE’SİN? NERDE HER GÜNKÜ NEŞ’EN?
HASTALIĞIM ARTAR SENİ BÖYLE GÖRÜRSEM.
BU GÜNLER DE GEÇER, ÜZÜLME SAKIN?
NERDEYSE GELİR DOKTORLAR VAKİT YAKIN.

DOKTORLAR MI GELECEK DEDİN?
ACI, PEK ACI BİR ŞEYLER SÖYLEDİN!
SÖYLEMEYE BULAMIYORUM MECAL
VERECEK VİZİTA PARAM YOK İCLAL!

BORÇ FELAKETTİR ŞUNA BUNA
GİRMEM BU TEHLİKELİ OYUNA.
YANIYORDU ELLERİMDE BAŞIM
CEVAP VERDİ YÜKSEK RUHLU ARKADAŞIM:

DEDELERİMDEN KALMA YADİGAR
BİR PIRLANTA İLE BİR SAATİM VAR.
GÖNDERİN BEDESTENE SATTIRIN
BU AĞIR YÜKÜ BENDEN ATTIRIN.

BU, YÜKSEK RUHLU BİR TÜRK KIZIYDI
TÜRK VARLIĞININ BİR YILDIZIYDI.

TAŞI, SAATİ UZATTI BANA
BEN DE GÖNDERDİM “SAT” SALONUNA.
BİRKAÇ YÜZ LİRA GELDİ GERİYE
SIKINTIYI ATTIK BİZ İLERİYE.

FAKAT REFİKAM:
DÖNDÜRÜRKEN DUVARA BAŞINI
GÖRDÜM İKİ DAMLA GÖZ YAŞINI.
DEDİM: LANET OLSUN BÖYLE GEÇİME!
ARTIK DÜŞDÜM BEN DE KENDİ İÇİME:
KULAKLARIM İÇİMİ DİNLİYOR,
HER YERİM İNLİYOR.
GÖZLERİM İÇİME BAKIYOR,
VE GÖRDÜĞÜ YERİ YAKIYOR.

KALBİMİ DELDİ O İKİ DAMLA YAŞ
HAKSIZ YEREYDİ BU ÇETİN SAVAŞ.

BU DÜŞÜNCELERİM PEK KISA SÜRDÜ
ÇÜNKÜ VİCDANIM TAMAMEN HÜRDÜ!

ARKADAŞIMLA BAKIŞTIK
VE GÜLÜŞTÜK

HEMEN TOPLADIK KENDİMİZİ
VE DÜŞÜNDÜK KÖYLÜ EFENDİMİZİ:
NELER ÇEKİYOR ASIL OLAN ONLAR
YAŞAMIYOR MU ŞEREFİYLE MİLYONLAR…
DEDİK VE KARIMLA EL ELE VERDİK
VE BU ACI GÜNLERİ PEK ALA YENDİK.

Kazım Karabekir bu şiiri,15 Ocak 1928 tarihini taşır ve bu mısralarda derin ıstırap daha yıllar boyu devam eder!..Kazım Karabekir,o ısıtıraplı yılları,domates yetitirerek geçirmiş ve bu ıstırabı yanlız o değil,diğer arkadaşları da duymuş,mesela;Cafer Tayyar Paşa,Beşiktaş’ta bir odun,deposunda satış memurluğu yapmış;Ali Fuat Cebesoy ise,yamalı pantolonla gezmekten çekinmemiş!…

(M.M. Yalan Söyleyen Tarih Utansın )

Sultan Vahdettin vatan hainidir değil mi? İhanet etmiştir vatanına?

“Yıldız Sarayı’nın küçücük odasındaydı padişah. İşgal altındaki İstanbul’da elinden gelen hiçbir şey yoktu, ama bir şeyler yapmalıydı. 600 yıllık bir imparatorluk son bulma noktasındaydı. Dedesi Fatih’in, Yavuz’un kendilerine emanet ettiği Osman Gazi’nin tohumunu attığı çınar ağacı devrilmek üzereydi. Devrilmemesi için omuz atmak istiyor ama etrafını çevrelemiş İngiliz askerlerinden buna imkân bulamayacak kadar çaresizdi. Yıldız Sarayı’nın yandığı bir günde etrafındakilerin hüngür hüngür ağladığı esnada onları izleyip “Siz ne ağlıyorsunuz, vatan yanıyor ona ağlayın!” diyen ve ardından da gözyaşlarına boğulan hisli bir insandı! Tahta geçtiği andan itibaren yaşadıklarını bir Rabbi bir de kendisi biliyordu. Tahta çıkmadan önce 5 gün beraber Almanya seyahati yaptığı Mustafa Kemal Paşa’yı o gün saraya çağırmıştı. Vatanı kurtarma noktasında daha önce görüştüğü komutanların hiçbiri bunu göze alamamıştı ve son dayanağı [maalesef] Mustafa Kemal Paşa’ydı. Vahdettin, bundan önce yaptığı hizmetleri hatırlattıktan sonra o tarihi konuşmayı yaptı. Resmi tarihe bir türlü sokulmayan fakat Mustafa Kemal Paşa’nın hatıralarında dahi yer bulan o tarihi konuşma: “Paşa, Paşa! Şimdiye kadar devlete çok hizmet ettin. Bunları unutun. Asıl şimdi yapacağın hizmet hepsinden önemli olabilir. Devleti kurtarabilirsin!” Sultan Vahdettin’in; devletin kurtulacağı noktasında hala ümidi vardı. Ve bu ümidini Mustafa Kemal Paşa’ya da iletmişti. 15 Mayıs 1919 yılında yapılan bu konuşmanın ardından Mustafa Kemal Paşa’ya [bize anlatıldığı şekilde her tarafı sökük, murat 124 tarzı değil; gerçekte sapasağlam olan] Bandırma Vapuru hazırlatıldı. Mustafa Kemal Paşa’nın görevi İngilizlere “orduları teftiş” olarak ifade edilmişti ama Samsun’a büyük yetkiler verilerek, Sultan Vahdettin’in fermanıyla, 6900 yıl boyunca boy’lar, hanedanlar sistemiyle yönetilen halka, padişahın emriyle Mustafa Kemal’e uymaları için, her türlü yardımı yapmaları emriyle gönderilmişti. Samsun’a hareket edecek olan Mustafa Kemal Paşa’ya Sultan Vahdettin kendi şahsi parasından 40 bin lira vermişti.

(M.M. Yalan Söyleyen Tarih Utansın )

Atatürk’ün uşağı Cemal Granda kitabında:

“Giderek halk içli duygularda Atatürk’ü kısaltarak “Ata” denmiştir. Ancak Atatürk buna çık kızarmış.
Türk dilinin sadeleşmesine, özleşmesine yabancı sözlerden arınmasına önem verildiği günlerdeydi. “Kemal”in Arapça olduğu ve Türkçede “Kemal” diye bir söz bulunmadığı ileri sürülmüş, Atatürk’te bu görüşü uygun bularak “Kemal” yerine “Kamal” diye yazmaya başlamış. Bizim bundan haberimiz yok. Yine onu Mustafa Kemal diye biliyoruz. Mustahdemler arasında polislikten emekli olmuş Kemal adlı bir de sofracı vardı. Askerliğini köşkte hizmet ederek yapıyordu. Atatürk bize dönerek şaka şeklinde,
“- Dünyada ne kadar Kemal varsa, hepsi eşektir….” dedi.
Tuhaf tuhaf bakınca; Atatürk şöyle sözünü bitirdi.

“- Haa anladım! Sen bana bakıyorsun. Sen de Kemalsin demek istiyorsun. Ben artık Kamal oldum. Kemaller başının çaresine baksın!..” dedi.

Atatürk’ün son kartvizitinde “Kamal Atatürk” yazılıydı. (Kamal, kale anlamındadır)

(M.M. Yalan Söyleyen Tarih Utansın )

26 Kasım 1934 günü İsmet İnönü Efendi; bey, paşa, hacı, molla, hoca, hazretleri, efendi, hafız, ağa gibi san ve ünvan isimlerinin kaldırılması için önerge vermiş ve yapılan oylamada kabul edilerek bu ünvanlar yasaklanmıştır. Ne garip tecellidir ki, bu teklifi meclise getiren başkan İnönü, hayatının sonuna kadar “paşa” tabirinden kurtulamamış, halk arasında “İsmet Paşa” diye anıldığı gibi, torunu da kendisine “Paşa Dede!” diye hitap etmiştir!.

(M.M. Yalan Söyleyen Tarih Utansın )

Gelelim Türkiye’de saltanatın kaldırılmasına ve cumhuriyetin ilan edilmesine.

Osmanlı İmparatorluğu 30 Ekim 1918 tarihinde imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması ve Sevr Barış Antlaşması’yla savaştığı cephelerde yenilgi almamasına rağmen yenik sayıldı ve toprakları işgal edildi.

1918 yılında Mustafa Kemal Paşa’nın kendi parası ile çıkardığı Minber Gazetesi’nde işgalci İngilizler tebrik edilip, alkışlanmış, 17 Kasım 1918 tarihli aynı gazetede: “İngilizlerden daha hayırlı bir dost olmayacağı” mesajı verilmiştir. Ertesi günü çıkan Vakit Gazetesi’nde “Britanya Hükümeti’nin Osmanlılara karşı olan iyi niyetlerinden şüphe etmediği” haberi yayınlanmıştır. 11 Ekim 1918’de Halep’ten, Mustafa Kemal tarafından Sultan Vahdettin’e çekilen telgrafta; İngiliz himayeciliğine yer verilen, enteresan teklifler ve İngiliz himayeciliğine yapılan iltifatlar bulunmaktadır. (M.M. Yalan Söyleyen Tarih Utansın )

Milli Mücadeleye katılmayan CHP’lileri açıklayan DP kurucularından Refik Koraltan, Şükrü Saraçoğlu’nun da ismini vermiş ancak hakkında yazılanları cevaplamamıştır.

(M.M. Yalan Söyleyen Tarih Utansın )

Milli Mücadelenin ünlü siması Nurettin Paşa 1924’te Bursa’dan millet vekili adayı olmuş ve CHP’nin adayını mağlup ederek Meclise girmiş ancak bu mağlubiyeti hazmedemeyen CHPliler onun millet vekilliğini oylamışlar ve 130 reye karşı 56 oyla millet vekilliğini iptal etmişlerdir. Daha sonraki seçimde 05/02/1925’te yenilenen seçimde, Nurettin Paşa eskisinden daha çok oy alarak meclise girmiştir.

(M.M. Yalan Söyleyen Tarih Utansın )

Türkiye’de yaşayan insanlara farklı anlatırlar! Mustafa Kemal halkın seçmiş olduğu millet meclisinde yoğun tezahüratlar yapılarak bir kere cumhurbaşkanı seçildi ve 15 yıl boyunca bu görevde kaldı, yani vefat edene kadar. Mustafa Kemal Paşa’nın son derece büyük bir kamuoyu desteği ile cumhurbaşkanı seçildiği anlatılır!

Mustafa Kemal Paşa’nın cumhurbaşkanlığına giden yolu anlatılırken hiç anlatılmayan çok önemli tarihi olaylar nelerdir?

İsmet Paşa Lozan’a gitti-geldi ve başarısız oldu. Mustafa Kemal Paşa İsmet Paşa ile Eskişehir’de buluştu ve Lozan hakkında bilgi aldı. Ankara’ya döndüğünde kendisini kimse karşılamadı. Rauf Orbay Başbakan’dı, ona niye karşılanmadığını sordu. Rauf Orbay Başbakan’lıktan istifa etti.

Önce cumhuriyet ilan edildi. Oylamaya meclisin %52.7’si katılmadı. Arkasından cumhurbaşkanlığı seçimine gidildi. Tek aday Mustafa Kemal Paşa’ydı. 334 milletvekilinin 158’i oylamaya katıldı, geri kalan 176 milletvekili ise; ne cumhuriyetin oylamasına nede cumhurbaşkanı seçimine katılmamıştı. Bu durumda Mustafa Kemal hem meclis başkanı, hem cumhurbaşkanı, hem Halk Partisi’nin başkanıydı. Başkomutandı. Cumhurbaşkanı olduğu için hükümeti de kendisi atayacaktı.

“M.kemal’in  astırdığı” Miralay Kasap Osman.

Miralay Kasap Osman. (1920), Kurtuluş Savaşı komutanlarından. 1899’da Harp Okulu’nu bitirdi ve Kurtuluş Savaşı’nda albaylığa kadar yükseldi. Savaştan sonra Mustafa Kemal ve yönetim (inkilapları) aleyhinde bir tutum takındı, çeşitli yerlerdeki konuşma ve davranışlarıyla tepki uyandırdı.Bunun üzerine tutuklanarak Ankara İstiklâl Mahkemesi’ne gönderildi, yargılanması sonunda idama mahkûm edildi.

Milli Mücadeledeki Konya İsyanında, asileri telkin için isyan mahaline giden Miralay Osman Bey’den haber alınmayınca M.Kemal Paşa, Ali Çetinkaya’yı Konya’ya göndermiş, ancak Kel Ali daha Konya’ya varmadan, karşıdan gördüğü sığır sürüsünü düşman zannedip geri dönmüş ve gidip M.Kemal’e: “Osman isyanı bastıramamış, asiler Ankara üzerine yürüyor.” demiş; bilahare Konya isyanını bastırıp dönen Osman Bey, Kel Ali’nin marifetlerini duyunca onunla alay etmiştir. Osman Bey daha sonra İstiklal Mahkemelerince asılmıştır. (İstiklal Mahkemesi Başkanı Ali Çetinkaya’dır – Namı diğer Kel Ali)

(Mustafa Müftüoğlu-Yalan Söyleyen Tarih Utansın )

Hamdullah Suphi, bir yabancı şair ve büyükelçi ile İstanbul’un tarihi mekanlarını gezerler. Önce Süleymaniye’yi gezerler. Büyükelçi, Sultan Süleyman’ın türbesini gezmek ister. Türbenin önüne gelindiğinde, kapısının kilitli ve etrafının tozlu olduğu görülür. “Galiba tamir var.” dediler; fakat iskele yok! Ona uzun süre sonra Hamdullah Suphi şunları söyleyebilir: “Bir müddet mazi ile alakamızı kesmek istedik, onun için türbeleri kapattık.” Yabancı diplomat hayretle yüzüne bakar, “Ciddi mi söylüyorsunuz?” der. Cevap verir Hamdullah suphi: “Ciddi”.

Yabancı diplomat şu sözleri söyler: “Tarihi olmayan milletler tarih önünde esatır, efsane uydururlar. Sizin ise büyük bir tarihiniz vardır. Bu tarihi yapanların türbesini nasıl kapatıyorsunuz?”
(Mustafa Müftüoğlu-Yalan Söyleyen Tarih Utansın)
Menemen olayı, 31 Mart Vakasıyla benzerdir. İkisini de Vahdeti-Mehmet tertip etmiştir. Esasında olay çıkarmak için parayla tutulmuşlardır. Olayın Menemende çıkma nedeni ise Menemenlilerin Serbest Fırkaya aşırı tezarrahutları, CHP’ye ise hiç iltifat etmemeleridir!

Olay sonucu başta Şeyh Esad Efendi olmak üzere Nakşibendi büyükleri toplanıp Divan-ı Harbe çıkarmışlardır. Bunun sebebi ise Mareşal Fevzi Çakmak ile Dahiliye Vekili Şükrü Kaya arasındaki ihtilaftan doğmuştur.

Bu zatlar, birbirlerini hiç sevmezler. Mareşale göre Şükrü Kaya “Ahlaksız herif”tir; Şükrü Kaya’ya göre Mareşal “Ahmağın biri”dir ve yine iddiaya göre Mareşal Nakşibendi tarikatındandır.

( Mustafa Müftüoğlu-Yalan Söyleyen Tarih Utansın)

Türkiye’nin II.Dünya Savaşı’na girmemesini temin eden zat, bilindiği üzere İnönü değil sonradan başbakan da olan Suat Ürgüplü’ye göre Mareşal Fevzi Çakmak’tır. Derin bilgisiyle ABD ve İngiltere’yi ikna etmiştir.

(Mustafa Müftüoğlu-Yalan Söyleyen Tarih Utansın)

12 Ada, Lozan görüşmelerinde ele alınmış ve İtalyanlara bırakılmıştır. Rauf Orbay 12 Ada konusunda ısrarcı olmuş, sonunda hükumetten çekilmiştir(!). İsmet İnönü ile anlaşmazlık yüzünden hükumet reisliğini bırakıp muhalefet saflarına dahil olmuştur. Lozandan üç yıl sonra İnönü, adaların yakınlığını görüp, “Rauf haklıymış!” demiştir.

II. Dünya Savaşında Almanlar, 12 Adayı işgal edin demiş; ancak milli şefimiz, “savaşın dışında kalıp savaşın nimetlerinden faydalanmak olmaz!” demiş ve sonra da bu adalar Yunanlılar’a verilmiştir. Adalar silahsız olacaktı; ancak bugün adalar askeri üs haline getirilmiştir.

( Mustafa Müftüoğlu-Yalan Söyleyen Tarih Utansın;cilt)

Hasan Rıza Soyak’ın hatıratına göre, Gazi Orman Çiftliğinin yanı sıra Atatürk’ün mülkiyetindeki diğer çiftlikler, Hindistan müslümanlarının (Pakistanlıların) Milli Mücadeleye yardım için gönderdikleri paranın arta kalan metlağı ile kurulmuştur.

Bu çiftlikte kurulan bira fabrikası, İsmet İnönü ile Atatürk’ün arasının açılmasına neden olmuştur. İsmet Paşa bir toplantıya “viskiyi biraz fazla kaçırmış” olarak katılır. Mesele bira fabrikasına gelince İsmet Paşa Atatürk’e: “- Sen benim söylediklerimi başkalarından tahkike kalkışıyorsun. Etrafında bulunanlar benim hakkımda tevziratta bulunuyorlar. Sofradan emirler alıyoruz ve bunlar yüzünden büyük sıkıntılara düşüyoruz…” diye konuşmaya başlar ve mesele İnönü’nün başbakanlıktan uzaklaştırılmasına kadar varır!. (Mustafa Müftüoğlu-Yalan Söyleyen Tarih Utansın)

1958’de, bizim Devlet Reisinin (Celal Bayar), Türkiye’yi ziyarete gelen Müslüman bir devlet reisini, arzusu üzerine Cuma namazına kadar götürmüş, konuk devlet reisinin “Camiye girmez misiniz?” demesi üzerine Bayar, “Biz laikiz!” demiştir. ( Mustafa Müftüoğlu-Yalan Söyleyen Tarih Utansın)

Lafta halkın seçme ve seçilme hakkı bulunduğu iddia edilen cumhuriyet, gerçekte askeriye ve diktatörlükle kurulan bir sistem!

Cumhuriyet rejimi nasıl kuruldu. (Net olarak- ilk ağızdan)

Yeni meclis toplandı. Çok sesliliğin olmadığı bir meclisti. Asker milletvekillerinin sayısı birinci meclise göre %20’ye çıkmıştı. Tüm ordu ve kolordu komutanları milletvekili seçilmişti. Buna rağmen yine de Mustafa Kemal Paşa’ya muhalifler vardı ve özgür bir oylamada milletvekillerine cumhuriyeti kabul ettirmek mümkün görünmüyordu. Fevzi Paşa mecliste, ordunun son askerine kadar Mustafa Kemal’in yanında olduğunu söyledi.

[Yalan Söyleyen Tarih Utansın, Mustafa Müftüoğlu]

Lafta halkın seçme ve seçilme hakkı bulunduğu iddia edilen cumhuriyet, gerçekte askeriye ve diktatörlükle kurulan bir sistem!

Mustafa Kemal Paşa hükümeti istifa ettirdi. Ortalık yeniden karıştı. Meclis yeni hükümeti kuramıyordu. İşte bu sırada Mustafa Kemal Paşa “Böyle gitmemeli, yarın cumhuriyeti ilan edeceğiz” dedi. 29 Ekim günü “Bu koşullar altında hükümet kurmak imkânsız! Türkiye’nin bir cumhuriyet olmasına, başında da bir cumhurbaşkanı olmasına karar verdim.” dedi.

[Yalan Söyleyen Tarih Utansın, Mustafa Müftüoğlu]

Türkiye’deki gafillere sözde halkın seçme ve seçilme hakkı verildiği iddia edilen cumhuriyet sistemi, gerçekte diktatörlükle kurulmuştur! Mustafa Kemal Paşa her şeye kendi karar vermiştir!

Milletvekilleri Mustafa Kemal Paşa’yı, hükümeti kursun diye çağırmışlardı. Mustafa Kemal Paşa rejimi değiştiriyordu.

[Yalan Söyleyen Tarih Utansın, Mustafa Müftüoğlu]

Önce cumhuriyet ilan edildi. Oylamaya meclisin %52.7’si katılmadı. Arkasından cumhurbaşkanlığı seçimine gidildi. Tek aday Mustafa Kemal Paşa’ydı. 334 milletvekilinin 158’i oylamaya katıldı, geri kalan 176 milletvekili ise; ne cumhuriyetin oylamasına nede cumhurbaşkanı seçimine katılmamıştı. Bu durumda Mustafa Kemal hem meclis başkanı, hem cumhurbaşkanı, hem Halk Partisi’nin başkanıydı. Başkomutandı. Cumhurbaşkanı olduğu için hükümeti de kendisi atayacaktı.
[Yalan Söyleyen Tarih Utansın, Mustafa Müftüoğlu]

Ali Şükrü Mustafa Kemal’e silah çekmiş ;Birinci Meclis darbe yapılıyor ekarte ediliyor meclis dagıtılıyor

Ali Şükrü Lazistan milletvekiliydi. Bölgesinde yolsuzluk ve zulüm olduğunu mecliste yaptığı bir konuşmada anlattı. Bunun sona erdirilmesi için meclisin ağırlığını koyması gerekiyordu. Ali Şükrü Lozan Konferansı’ndaki başarısızlıkları anlattığı bir oturumda “Savaşta kazanılan masada kaybediliyor” diyordu. Mustafa Kemal Paşa öfkesinden silahına sarılmış, Ali Şükrü de silahını çekmişti.

[Yalan Söyleyen Tarih Utansın, Mustafa Müftüoğlu]

“Lozan’daki başarısızlıklar, savaşta kazanılanların masada verilmesi?” Hani şu son dönemlerde biten ve bu maddenin bitiminden önce yer altı ve yerüstü kaynaklarının kullanılamamasının sebebi olan madde! Bu İsmet Paşa’nın Lozan da imzaladığı antlaşmanın maddesidir. Ama Osmanlı zamanından kalma antlaşma olarak anlatılır Türkiye’deki gafillere.

Mecliste yaşanan bu olaydan sonra Ali şükrü evinden meclise giderken ortadan kayboldu. Diğer Lazistan milletvekili Ziya Hurşit Ali Şükrü’nün siyasi bir cinayete kurban gitmiş olabileceğini söylüyordu. Ali Şükrü’yü öldürenin Topal Osman olduğu ortaya çıktı. Ali Şükrü’nün cesedi bir kaç gün sonra Topal Osman’ın Çankaya’daki karargâhının yakınlarında toprağa gömülü olarak bulundu. Topal Osman’ın karargâhı top ateşine tutuldu. Topal Osman öldürüldü. Ziya Hurşit, Topal Osman’ın öldürülmesini; izlerin ortadan kaldırılması olarak yorumladı ve Ali Şükrü’nün ölümünden Mustafa Kemal Paşa’yı sorumlu tuttu.

[Yalan Söyleyen Tarih Utansın, Mustafa Müftüoğlu]

Ali Şükrü ortadan kayboldu, bir kaç gün sonra Topal Osman’ın karargâhının yakınlarında cesedi bulundu. Bugün o kadar iletişime araştırmaya rağmen bile bir kaç gün içinde bulunamıyor cesetler! Mustafa Kemal Paşa Topal Osman’a Ali Şükrü’yü öldürtüyor, Topal Osman’ı da ortadan kaldırıyor.

Mustafa Kemal Paşa, meclisin dağılacağını ve seçime gidileceğini, arkasından da Halk Partisi’nin kurulduğunu açıkladı. Meclis dağıtıldı, Halk Partisi örgütlendi. Mustafa Kemal Paşa Halk Partisi’nin de başkanı oldu. Milletvekilleri Mustafa Kemal Paşa’nın parti başkanlığından istifa etmesi gerektiğini söylediler. Çünkü hem devlet başkanı, hem de parti başkanı olunmamalıydı. Mustafa Kemal Paşa milletvekillerini tersledi. Yeni yönetim şeklinde partiler değil, tek parti olacaktı. Bu da Mustafa Kemal Paşa’nın partisi olacaktı. Bu gelişme üzerine silah arkadaşları Mustafa Kemal Paşa’dan uzaklaşarak Rauf Bey’in önderliğinde toplandılar. Mustafa Kemal Paşa’nın etrafında sadece İsmet Paşa ve Fevzi Paşa kaldı. Tahmin edileceği gibi Halk Partisi her yerde seçimi kazandı! Milletvekili seçilenler Mustafa Kemal Paşa’nın onayı ile seçildi. Halk Partisi’nin seçim bildirgesi 6. maddesinde ‘’Ordu mensuplarının refahlarını sağlamak esastır’’ deniliyordu.

[Yalan Söyleyen Tarih Utansın, Mustafa Müftüoğlu]

NAZIM HİKMET;

Nazım Hikmet, gündüzleri ot caket, ütüsüz pantolon ve köylü kasketiyle dolaşır, geceleri burjuvari giyinirdi. Türk ,düşünür, Peyami Sefa ondan “samimi bir komünist değil, Bolşevik mankeni” diye söz ederdi.
Pek de okuyan, okumayı seven bir tip değildi.

(Şevket Aydemir-Mustafa Müftüoğlu-Yalan Söyleyen Tarih Utansın)

19 yaşında (Moskova’ya kaçtıktan iki yıl sonra), Moskova sefirimizin kendisini çağırıp, “Türkiye’ye bir an önce dönmelisin, memleket senden vazife bekliyor. Muallim olacaksın.” dediğinde:
“Ben Rusya’yı çok sevdim. Dönmeyi düşünmüyorum. Hem Türkiye’de 30 sümüklü çocuğu okutmayı hiç aklımdan geçirmiyorum.” demiştir.

(İlhan Davendelioğlu -Mustafa Müftüoğlu-Yalan Söyleyen Tarih Utansın)
Örgüt Marşı (Dev-Genç-Komünist)

Din ne imiş, vatan ne imiş, bakmayız safsataya
Tarihte kahraman denilen palavraya
Osman Gazi kimmiş, kim bakar Mustafa’ya
Selam Lenin, Stalin, Koksigin, Mao’ya
Devrimler durmamalı, gayret tamamlamaya
Havaya yoldaşlarım, sol yumruklar havaya!…

( Nazlı Ilıcak “27 Mayıs Yargılanıyor” isimli kitap- Mustafa Müftüoğlu-Yalan Söyleyen Tarih Utansın )

1923 yılının 1 Mayıs işçi gününde Lenin, etrafına topladığı edip ve şairlere şu öğüdü vermişti: “Bulunduğunuz memleketlerde itimat ettiğiniz, inandığınız yoldaşlarımızdan azami istifadeyi temin edebilmek için, onları mutlaka şöhrete ulaştırmamız şarttır; çünkü, efkarı şöretli insanlara itibar eder, saygı duyar ve inanır.”
Lenin’in verdiği bu emrin Türkiyemizde tatbik edildiği ilk insan, hiç kimsenin şüphesi olmasın ki Nazım Hikmet’tir.”(İlhan Davendelioğlu –  Yalan Söyleyen Tarih Utansın;cilt 12 s. 259)
Nazım Hikmet, darmarlarında çeşitli insanların kanı bulunan bir insandır. Gençlik çağı ile birlikte, bunlardan Slavlık ağır basmaya başlamış ve “Verzanski” aile adını almıştır.

(Necdet Sancar – Yalan Söyleyen Tarih Utansın)

Annemle konuşuyorlardı bir akşam, Küba’dan yeni dönmüştü. Oralar için yazdığı şiirleri tartışıyordu, annemle… Karşı çıktı annem kendisine. Kınadı şiirlerini; “Kötü, çok kötü bunlar!..” dedi. Babam direnmek istedi önce. Aksini savundu. Bağırmaya kadar götürdü işi. Ama sonra.. Ama, sonra kabul etti annemin dediklerini. Bu şiirleri yazmasının kendisinin görevi olduğunu söyledi… Evet, babamın şiirleri güzeldir, büyüktür ama, sadece Türkiye’de yazdıkları. Geri kalanlar.. Geri kalanlar, kendisinin de söylediği gibi sadece ruble için.

(Mehmet Andaç – Nazım Hikmetin oğlu – Yalan Söyleyen Tarih Utansın)

Nazım Hikmet, İstiklal Savaşı’nın en güzel destanını yazmıştır. Esasen Kurtuluş Savaşına katılmamıştır. Kurtuluş Savaşına katılmadan Rusya’ya kaçmıştı, orada Rus ajanı olarak yetiştirilmekteydi.

(Prof.Dr. Faruk K. Timurtaş – Yalan Söyleyen Tarih Utansın;cilt12 s.264)

Ben Bursa’da iken, mahkum arkadaşlardan biri komünizmi merak eder. Doğru Nazım Hikmet’in yanına gider ve sorar Nazım Hikmet’e: “Ağabey, komünizm nedir?..” Nazım, cebini göstererek, “Sok elini buraya!” der. Mahkum çekinerek sokar. “Ne kadar para varsa al!” der Nazım. Mahkum alır. İki yirmibeş kuruşluk varmış. Kızıl şair, yirmibeş kuruşluklardan birini ona verir, birini kendisi alır ve “İşte” der, “komünizm budur!..”
Bu hareket mahkumun hoşuna gider, Nazım Hikmet’le laubali olmaya başlar.. Bir gün yine elini cebine sokuverir. Bakar ki, iki elli liralık var. birini Nazım Hikmet’e verir, birini kendi almak ister. Fakat komünist şair kızar, elli lirayı zorla alıp adamı yanından kovar.

Bu hadiseyi dinledikten sonra, “Meğer” dedik, “komünizm ne kadar ucuzmuş!.. Olup olmuşu yirmibeş kuruş!..”

(Osman Yüksel Serdengeçti – Yalan Söyleyen Tarih Utansın)

… Moskova’da gördükleri Nazım Hikmet’i doyurmamıştı. O daha büyük şeyler, daha geniş bir bolluk göreceğini umuyordu, örneğin hiç olmazsa ekmeğin bedava dağıtılacağını sanmıştı. Oysa, tiyatro biletlerini bile yüksek buluyordu. Ve bunu bir radyo konuşmasında söylemek saflığını gösterdiği için paylanmıştı. Yani, bu kadar basit bir konu üzerinde bile serbestçe konuşmak hoşa gitmiyordu. Bütün bunlar Nazım’ın hoşuna gitmiyordu. Ve kendi kendini aldatmış olmak için Rus halkının katlandığı fedakarlığı övüyordu.

(Zekeriya Sertel –  Yalan Söyleyen Tarih Utansın)

Oradan Kazakistan’ın başkenti Almaata’ya uçtum. Moskova’ya dönüşte gördüklerimi anlattıkça Nazım Hikmet sevinç içinde hop oturup hop kalkıyordu. “Ne talihli insansın!” diyordu, “Bunları ben bile daha görmedim”. Ama ben madalyonun bir yüzünü görmüştüm. Bu parlak görünüşün arkasında halkın kan ağladığını bilmiyordum, bilemezdim. Oysa, 1937’de Özbekistan’da yarım milyon insan Sibirya’ya sürülmüş, öldürülmüş veya hapislere atılmıştı. Özbekler bu acılarını göstermemeye çalışıyorlardı. Bana pamuk tarlalarını, tekstil fabrikalarını göstermişlerdi. Ama Özbek halkının nasıl sömürüldüğünü söylememişlerdi. Bunları Nazım da bilmiyordu.

(Zekeriya Sertel -Yalan Söyleyen Tarih Utansın)

Google Aramaları

  • yalan söyleyen tarih utansın
  • YALAN YAZAN TARİH UTANSIN
  • yalan söyleyen tarih
  • yalan söyleyen tarih utansın kitap özeti
  • yalan yazan tarih utansın kitabı
  • mustafa müftüoğlu yalan söyleyen tarih utansın
  • yalan soyleyen tarih utansın yazarı
  • yalan söyleyen tarih utansın oku
  • yalan yazan tarih utansın yazarı
  • yalan yazan tarih utansın kitap

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*