Son Haberler
Anasayfa » Milli mücadele dönemi paşalarının son yılları ve onlara yapılan haksızlar; » 1923’ten itibaren Meclis hakimiyetini ele geçiren bir diktacı zihniyet, sadece siyasî muhaliflerini değil, Millî Mücadelenin en tartışmasız kahramanlarını dahi acımasızca harcadı. Her birini bir başka bahane ile diskalifiye ederek, ülkeyi tam bir entrika ve tahakküm zihniyetiyle yönetmeye çalıştı.

1923’ten itibaren Meclis hakimiyetini ele geçiren bir diktacı zihniyet, sadece siyasî muhaliflerini değil, Millî Mücadelenin en tartışmasız kahramanlarını dahi acımasızca harcadı. Her birini bir başka bahane ile diskalifiye ederek, ülkeyi tam bir entrika ve tahakküm zihniyetiyle yönetmeye çalıştı.

İkinci Meclis, entrikacıların
arenasına döndü

Ankara’da 23 Nisan 1920’de teşkil edilen Millet Meclisi’nin başlangıç safhası, Aralık 1919’da yapılan milletvekili genel seçimlerine dayanıyor.

Anadolu, o günlerde olağanüstü şartlar altındaydı. Zira, Mondros Mütareke Antlaşması sebebiyle, Osmanlı ordusu pasifize edilmiş, asker silâhtan arındırılmış, güvenlik gerekçesiyle İstanbul, Trakya ve Anadolu’nun dört bir yanı (İngiliz, Fransız, İtalyan ve Yunan kuvvetlerince) işgale başlanmıştı.

Bu ağır şartlar altında, sağlıklı bir seçim yapmak kolay değildi. İş, Türkiye’nin hemen her tarafında kurulan Müdafaa–yı Hukuk–u Milliye Cemiyetlerine düşüyordu. Dolayısıyla, 1919’da seçilen son Osmanlı mebusları, bu cemiyetler tarafından belirlenmiş oldu.

Bununla beraber, şunu da bilmekte ve hatırlamakta fayda var: 30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Mütarekesinin ardından, İttihat ve Terakki iktidarı sonra ermesine, partileri feshedilmesine ve parti ileri gelenlerinin yurdu terk edip gitmesine rağmen, Aralık 1919 seçimleri sonrasında Meclis’e giren mebusların mutlak ekseriyetini, yine eski İttihatçılar teşkil ediyordu.

Dolayısıyla, 16 Mart 1920’de fiilen dağılan, 11 Nisan’da ise resmen feshedildikten sonra 23 Nisan’da Ankara’da yeniden biraraya gelerek Millet Meclisi’ni kuran milletvekillerinin çoğu İttihat ve Terakki Cemiyetinin eski mensuplarıdır.

Şu kadar var ki: İttihatçılar, kendi içinde bir koalisyon cemiyeti gibiydi. Aralarında çok sayıda dindar, milliyetçi, asker, komitacı, mason ve dönme kimseler vardı.

Bununla beraber, 1920–23 yılları arasında İstanbul ve Ankara’da görev yapan milletvekilleri, ekseriyetle dindar olup vatanperver kimselerdi. Yani, Millî Mücadele hizmetinde ciddî bir gayretle çalışıyorlardı.

Öyle ki, bu Meclis’in ilk sene çıkarmış olduğu önemli kànunlardan biri “Men–i Müskirat Kànunu” idi. 14 Eylül 1920’de, sarhoşluk veren maddelerin kullanılması yurt genelinde yasaklanmış oldu.

Ne var ki, Meclis’teki ilk ve en büyük ihtilâf, işte tam da bu kànunun görüşülmesi esnasında ortaya çıktı.
Meclis, neredeyse ortadan ikiye bölündü. Birinci grubun başını M. Kemal, ikinci grubun başını ise Trabzon mebusu Ali Şükrü Bey çekiyordu.

Başta içki olmak üzere sarhoşluk veren maddelerin yasaklanması konusu, Meclis Başkanı M. Kemal ile Meclis Başkan Vekili durumundaki Ali Şükrü Beyi karşı karşıya getirdi. Aralarında çok şiddetli tartışmalar yaşandı. M. Kemal, yasağın aleyhindeydi. Ancak, Meclisin o günkü çoğunluğu Ali Şükrü Beyin tarafını tuttu ve böylelikle “Men–i Müskirat Kànunu” kabul edilerek yürürlüğe kondu.

Açıktan içki tüketilmesini yasaklayan bu kànun, Ali Şükrü Bey cinayetinden kısa bir müddet sonra, “Birinci Grub”un hâkimiyeti altına giren II. Meclis’in mârifetiyle yürürlükten kaldırılmış oldu.

Lozan tartışmaları, II. Grubun sonunu getirdi
Ankara, Millî Mücadelenin merkezi haline geldikten sonra, İstanbul’dan kaçıp kurtulabilen mebusların da toplanma yeri oldu.

Gerek askerî ve gerekse siyasî mücadele, tam bir kararlılıkla sürdürüldü. Neticede zafere ulaşıldı.
1922 yılı sonlarında Kürsüden zafer duâları okundu, mebuslara hitaben konuşmalar yapıldı. 19 Ocak 1923’te ise; TAN matbaasında basılan, on maddelik bir beyannâmesi ile milletvekillerine yazılı olarak hitap edildi, önemli bazı noktalara dikkatleri çekilmeye çalışıldı.

Bu arada, bilinmesi gereken önemli bir nokta daha var: 23 Nisan’da kurulan ilk Meclis’te belli başlı iki grup vardı. M. Kemal liderliğindeki Birinci Grup ile Ali Şükrü Bey liderliğindeki İkinci Grup arasında, hemen her konuda tartışma çıkıyor, fikir ayrılığı yaşanıyordu.

Bu tartışmalar, bir süre sonra yine bu liderlerin sahibi oldukları gazete sayfalarına yansıyordu. (Hakimiyet–i Milliye’nin sahibi M. Kemal, TAN gazetesinin sahibi ise Ali Şükrü Beydi.)

Bu iki lider, iki grup ve iki gazete cephesinde meydana gelen en hararetli tartışma, Lozan’da yapılan ve ikinci kez yapılacak olan görüşmeler konusunda yaşanıyordu.

Ali Şükrü Bey, ısrarla ve defaatle haykırarak “Mehmetçiğin kanıyla kazanılmış olan büyük zaferin, Lozan’da masa başında ucuza satıldığı”nı söylüyor ve bu meyanda varıldığına kanaat getirdiği bir gizli mutabakata isyan ediyordu.
O, Misâk–ı Millî’den tâviz verilmesini, Musul, Kerkük, Kıbrıs ve 12 Adaların ona–buna peşkeş edilmesini hiçbir şekilde kabul etmiyordu.

Buna mukabil, Birinci Gruptakiler, Lozan heyeti başkanı İsmet Paşa’nın Meclis’e verdiği bilgilere itibar edilmesi, dolayısıyla Lozan’da en kısa zamanda bir anlaşmaya varılması gerektiğini savunuyordu.

İşte, tam da İkinci Lozan Görüşmelerinin başladığı günlerde, II. Grubun lideri olan Ali Şükrü Bey, birdenbire ortadan kayboldu… (27 Mart 1923) Yapılan arama taramadan sonra, cesedi bir bağ evi civarında toprağa gömülü olarak bulundu. Katilin, Çankaya Muhafız Komutanı Topal Osman olduğu anlaşıldı.

Topal Osman’ın üzerine kuvvet sevk edildi. Çatışmada öldürüldü ve her ihtimale karşı kafası kesildi. Meclis’in kararı gereği, Meclis’in kapısı önünde (başsız olduğu için) ayağından asıldı.

Aynı günlerde, büyükçe bir kasaba görünümündeki Ankara’da baş döndürücü hadiseler cereyan ediyordu. Cinayet, idam, gerilim had safhada iken, 1 Nisan 1923’te yeni seçim kararı alındı.

Böylelikle, Birinci Meclis tarihe karışacak, İkinci Meclis yeni bir anlayışla işbaşı yapacaktı. İkinci Meclis’ten beklenen en büyük icraat ise, Lozan’da alınacak kararların kayıtsız şartsız kabul edilmesiydi.

Nitekim öyle oldu. Yeni Meclis için listeler hazırlandı. II. Gruptakilerin hemen tamamı tasfiye edildi. 1923 Temmuz’unda Lozan’da varılan mutabakat, Ağustos’ta da Millet Meclisinde aynen onaylanarak kabul edildi.
Aleyhte oy kullananlar, Kâzım Karabekir ve 15 arkadaşıydı. Onlar da yavaş yavaş dışlanmaya başlanınca, bir sene sonra CHP’den ayrılarak TCF’yi kurdular. 1925’teki Şeyh Said Hadisesinden sonra, bu parti kapatıldı. Parti kadrosunu teşkil eden çoğu Millî Mücadele komutanı olan bu vatanSeverler, 1926’da İzmir Sûikastı bahanesiyle İstiklâl Mahkemesinde yargılandılar. İdam olunmaktan kıl payı kurtuldular.
Bu tarihten sonra, İkinci Meclis, Birinci Grup için “dikensiz gül bahçesi”ne dönmüş bir vaziyet aldı.

1950’ye kadar devam edecek olan 27 yıllık tek parti zihniyeti, böylelikle ülkeye hakim oldu. Bu zihniyetin sahipleri, başka hiçbir engelle karşılaşmadan istediğini astı, istediğini kesti, dilediğini sürgüne gönderip hapse attırdı, vesaire…

Hülâsaten denilebilir ki: Türlü entrikalarla, özellikle 1923’ten itibaren Meclis hakimiyetini ele geçiren bir diktacı zihniyet, sadece siyasî muhaliflerini değil, Millî Mücadelenin en tartışmasız kahramanlarını dahi acımasızca harcadı. Her birini bir başka bahane ile diskalifiye ederek, ülkeyi tam bir entrika ve tahakküm zihniyetiyle yönetmeye çalıştı.

M. Latif SALİHOĞLU Yeni Asya Gazetesi

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*