Son Haberler
Anasayfa » Köşe Yazıları » APO’cular Kemalistleri mi örnek alıyor?

APO’cular Kemalistleri mi örnek alıyor?

Daha önce pek çok kez iddia edilse de, ilk kez yüksek sesle Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıkça hedef alındı Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) ve silahlı kanadı PKK tarafından Abdullah Öcalan’ın“peygamber” olarak görülmesi. Elbette sayın Başbakan durup duruken söylemedi “Öcalan’ı peygamber görenlerle işimiz olmaz” sözünü.. Hem PKK kurmayları ve militanlarının açıklamaları, hem BDP mitinglerinde açılan “Peygamber Öcalan” pankartları hız kazanmıştı..

Daha önce sadece dedikodu mahiyetinde dolaşan bu iddiayı, BDP’nin ateşli vekil adaylarından Bengi Yıldız da doğruladı ve ‘Kürt halkının Öcalan’ı kutsadığını’ ifade etti.. Burada elbette dindar Kürtleri tenzih ediyorum.

Ulusalcı Kemalist kesimde ve dindar kesimde bu yakıştırma yadırgandı.
Ne yalan söyleyeyim ben hiç yadırgamadım.. Yadırgamadım. Çünkü bu ülkede ilk kez bir şahısa ‘peygamberlik’ izafe edilmiyordu.

Yadırgamadım çünkü, bu ülkede 85 yıldır uygulanan “tekçi”, “ırkçı”, “şöven”, “seküler” ve “laik” sistem bu anlayışı bu şekilde körüklüyordu.

Şimdi vereceğim örnekleri okuduğunuzda, şahıslara “ilahlık” ve “peygamberlik” yakıştırmasında APO’cuların, Kemalistlerin eline su dahi dökemediğini göreceksiniz.

Özellikle, 1928 yılından itibaren başlatılan Mustafa Kemal’i kutsama yarışı ve girişimleri inanılmaz boyutlara ulaşmıştı. Mustafa Kemal, kurtarıcılığı çoktan geçmiş, peygamberliği aşmış, ilahlığa tanrılığa yükseltilmişti.

Öyle ki; sadece şiirlere, sözlere, pankartlara yazılmıyor, kitaplara, meydanlara kazınıyordu ‘yeni tanırı’nın sembolleri..

İş ‘amentü’ ile başlamıştı. Öyle ya ‘din’ ve ‘tanrı’ icad ediyorsanız başta “amentüsü” olmalıydı.

Adı da “Türkün Yeni Amentüsü’ olarak belirlenmişti.

Geliri Teyyare Cemiyeti’ne bağışlanan ve Mustafa Kemal tarafından desteklendiği bilinen Hakimiyet-i Milliye matbaasında 1928 Ağustos’unda basılan “Türk’ün Yeni Amentüsü” şöyleydi;
“Kahramanlığın örneği olan ve vatanın istiklalini yoktan var eden, Mustafa Kemal’e, onun cengaver ordusuna, yüce kanunlarına ve Türkiye için ahiret günü olmadığına iman ederim. (…) Kudretli Türk ordusunun birliğine ve Gazi’nin Allah’ın en sevgili kulu olduğuna, kalbimin bütün hulusiyle şehadet eylerim.”
Evet yeni “amentü” özetle böyleydi.. Burada kalmıyor..

‘Din’in bir de mevlidi olmalıydı.. Kaleme sarılan Kemalistimiz, Süleyman Çelebi’nin Hz. Muhammed için kaleme aldığı enfes naatı tahrif ederek, ‘ucube’ şekle sokuyordu;

“.. Ger dilesiz bulasız oddan mecat
Mustafa-ı ba- Kemal’e esselat
Ol Zübeyde Mustafa’nın anesi
Ol sedeften doğdu ol dür-danesi

Gün gelip oldu Rıza’dan hamile,

Vakt erişti hafta-ü eyyam ile
Merhaba ey baş halaskar merhaba
Merhaba ey inkılaplar menşei…”

..
Burada kalmıyor tabii.. Devam ediyor sözde mevlid sahifelerce..

Şiirler de birbirini kovalıyordu.. Kıdemli Albay Vahdet Sungur’un yazdığı gibi;
“İnsan değil canlı bir tarihti o
Dünyayı yıldıran bir fatihti o
Et, kemik ve kandan bir heykeldi o
Şimdi ilah oldu ve yükseldi o.”

Bir başka Kemalistimiz Bedri Yönetken diyor ki;
“Tanrı gibi görünüyor her yerde,
Topraklarda denizlerde, göklerde
Gönül tapar kendisinden geçer de
Hangi yana göz bakarsa Atatürk.”

Söz Neyzen Tevfik’te;
Tanrı ölmez, o dilerse görünür bir müddet; Kaybolunca onu kalbinde bulur her millet..”

Sadece büyük büyük adamlar değil, daha ilköğretime giden çocuklar arsında yapılan şiir ve kompozisyon yarışmasında da bir metinin dereceye girebilmesi için bazı ifadeler olmalıydı. Mesela ilkokul 5. sınıfa giden Kazım Ökmen’in, “Ey büyük Ata! Ey Tanrının oğlu…” diye başlayan yazısı gibi..

Yine ortaokul 3.sınıf öğrencisi Leman Çiçekdağı’nın şiiri gibi..
“Ufukta sonsuzluğu çizen kudretli bir el,
Göklerde yükseliyor ilah gibi bir heykel,
Bu varlığın önünde bir dakika dize gel,

Bu taş daha kutsidir o kabenin taşından..”

Bu örnekleri çoğaltmak o kadar mümkün ki.. 1944 yılında Türk Dil Kurumu tarafından basılan sözlükte. “Türk’ün dini Kemalizm”denmesi, Anıtkabir’in Kemalizm dininin kabesi olarak anlatılması gibi..

Kemalist yöneticiler elbette Kemalizmi “din” olarak pzarlamakla kalmadılar..

“Ulusculuk”, “üniter yapı”, geçmişinden kopuk, Türk ulusçuluğunu da icad ederek bu millete en büyük kötülüğü yaptılar..
Milletin hem inancıyla, hem din kardeşliğiyle bağlarını kopardılar.. Ortaya işte bugün çözmekte sıkıntı çekilen, kangrene dönmüş “Kürt sorunu, Alevilik, dindarların sorunları, azınlık çıkmazı” gibi bir yığın sorunun temelini attılar.

Sonunda, siz Hak dini yok edip, Kemalizm dinini icad edelim, ona da ilah ve peygamber olarak bir figür bulalım derseniz, birileri de çıkar kendi içinden lider gördüğü birine kutsiyet atfeder noktasına geldik.. Şöven bir Türk, Atatürk hakkında “tanrı” ve “peygamber” der ise, şöven bir Kürt milliyetçisi niye demesin..

Çok değil, geçen yıl bir TV kanalında konuk olan çocuklardan biri, “Türklerin Atatürk’ü varsa Kürtlerin de Abdullah Öcalan’ı var. Siz onun heykel ve resimlerini taşıyorsunuz biz de onun.” demişti.

Bu memleketin din ve geleneğine en bağlı coğrafyasında tekke va zaviyeleri kapatıp, hem dinini hem de milletini inkar etmesini siterseniz, geldiğiniz nokta bu olacaktır.

Muharrem Coşkun, Haber5 (2 Mayıs 2011)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*