Son Haberler
Anasayfa » .Atatürk bir diktatördü; » Atatürk İnkilapları Devrim Değil Darbedir.

Atatürk İnkilapları Devrim Değil Darbedir.

Atatürk İnkilapları Devrim Değil Darbedir. koyu bir tek parti diktatörlüğü,‘orijinal bir otokrasiydi. 

Harpten (1923) sonra ise geride kalanlar Vatanı Mehmetçiğin ideallerine değil, düşmanın zihniyetine göre şekillendirdi demiş idik devam edelim.

Türkleştirmek; Türkleri laikleştirip (dinsiz) yozlaştırmak istedi. Asimilasyon ve yozlaştırma insani değildir, İslami değildir, zulümdür.Milletimizin bin yıldır kullandığı”Kur’an alfabesini”yasakladı. Latin alfabesini kabul etti.Güya okuma yazma oranı artacak, kalkınacak idik. Alakası yok. Güney Amerika Ülkelerinin hepsi Latin Alfabesi kullanır. Hepside geri kalmış durumda.Şu bir gerçek, harf inkılâbının bir tek gayesi vardı: Milletimizi dininden, tarihinden, kültüründen koparmak. Başarabildiler mi? Kısmen başardılar.Şapka, fötr şapka için yüzlerce insanımızı astı, yüz binlercesini de aşağıladı.(H.C.Armstrong Bozkurt s:205) Türkiye radyolarında Kur’an, mevlit, Türk sanat ve halk müziği okunması yasaklandı. [Metin Köse – Aynadaki Kemalizm]

Terör rejimi koşullarında gerçekleştirilen bu inkılâpların bekçiliğini yapmak da, Cumhuriyet aydınlarına düşecekti.Bu amaçla yakın tarih tahrif edilmiş,Tanzimat, Islahat, Meşrutiyet ve Cumhuriyet dönemi aydınları, üstlendikleri ideolojik işlev bakımından hep Batı burjuvazisinin Türkiye´deki organik aydınları oldular. Kemalist iktidar, tarihte eşine az rastlanır bir inkârcılığı dayattı. Bu … yüzden Takriri Sükûn terör rejimi altında insanlara şapka giydirildi. Osmanlıca bir çırpıda yok sayıldı. Arap alfabesi Latin alfabesiyle değiştirildi. Bütün bunlar inkılâp sayıldı. Terör rejimi koşullarında gerçekleştirilen bu inkılâpların bekçiliğini yapmak da, Cumhuriyet aydınlarına düşecekti.Cumhuriyet aydınlarının işlevi, bir resmi ideoloji üretmek olmuştur. Bu amaçla yakın tarih tahrif edilmiş, Kürt kimliği inkâr edilmiş, Milli Mücadele´nin gerçek dışı bir versiyonu geliştirilmiş, son tahlilde emperyalizmle bir uzlaşma olan Milli Mücadele, mazlum halklara kurtuluş yolunu gösteren ilk antiemperyalist hareket olarak gösterilmek istenmiştir. Sözde, topluma rasyonalist düşünceyi yerleştirmek amacıyla yola çıktıklarını iddia etmelerine rağmen, her zamankinden daha çok hurafe üretmişler, Mustafa Kemal´i putlaştırmayı marifet saymışlardır.Kitleler tarafından benimsenme şansı sınırlı böyle bir resmi ideolojinin aşınması kaçınılmaz olduğundan, çok partili rejime geçildikten sonra belirli aralıklarla yapılan askeri darbelerle takviye edilmiştir.(13-37)

Kaynak;  Doç Dr. Fikret Başkaya – Paradigmanın İflası

Türk devrimi (atatürk ilke ve inkilapları) kitlelerce desteklenen bir hareket değildi.

Prof. Dr. Şerif Mardin’e göre de Fransız devrimi ve Türk devrimi (atatürk ilke ve inkilapları)arasında ciddi farklılıklar vardı. Zira, “Fransız devriminin arkasında milyonlarca insan kitlesi varken, Türk devrimi kitlelerce desteklenen bir hareket değildi. Milli mücadelede işgalcilere karşı yoğun destek gelirken, Cumhuriyetin ilanından sonra modernleşme(atatürk ilke ve inkilapları) adına atılan adımlar halkın taleplerinden çok uzak ve halka rağmen yapılmıştı. Türkiye’deki dönüşüm, kitlelerin harekete geçmesiyle değil, tepeden yapılan dayatmalarla başlatılmıştı.” (Sabancı üniversitesi -Prof. Dr. Şerif Mardin)
1923 sonrası (meclis darbesi) Anayasal bir monarşi (diktatör) olan rejim Cumhuriyet adını almıştı. 1923, 1908 İttihatçı darbesinin bir devamıydı. Her ikisi de toplumdan çok devleti angaje etmekteydi. (s.9) “İttihatçıların yegâne amacı olan, devleti yaşatıp güçlendirme perspektifi, kendilerine 1923 sonrasında Kemalist diyenlerin de… yegâne perspektifiydi.“ (s.10) Bu yüzden, 1923 sonrasındaki rejime ikinci İttihatçı rejimi denebilirdi. (s.11) ”

Cumhuriyetle değişmiş değildi.“ (s.11-12) Yönetenler Cumhuriyet sonrasında da aynıydı. Toprak sahiplerinin konumu Cumhuriyetle birlikte daha da pekişmişti. (s.28) “İnkılâptan çok söz ediliyordu ama toprak ağalarının toprağı temellük etme durumunu (inkilaplar ekonomik ve bilimsel değildir.) inkılâba uğratmak asla akla gelmiyordu.” (s.30) “Eğer bir modernleşmeden söz edilecekse, bu, toplumun değil otokrasinin…
modernleşmesiydi.” (s.29) “Bir insanı (m, kemal’i ve ilkeleri) hem modernitenin, aydınlanmanın timsali sayıp, hem de onu putlaştırmak, tabulaştırmak, ilahlaştırmak, kahin saymak büyük bir çelişki” (s.15) değil miydi?

Cumhuriyet rejiminin başlangıcını 1923’ten değil, 1908’den  başlayarak ikili yönetim geleneği oluşmuş ve bu, günümüze kadar devam etmişti.“1923-1950 dönemi tam bir dikta rejimi… ” (s.44)

“ 27 Mayıs 1960’da, 12 Mart 1971’de, 12 Eylül 1980’de, 28 Şubat 1997’de duruma müdahale edip,  Her darbe de devlet partisinin bir daha kuliste sahneye çıkmadan yönetmesini sağlayacak bir işleyiş oluşturmaya özen gösterildi.” (s.57) Yüz yıldır ister bireysel suikastler olsun, isterse kitlesel katliamlar olsun, hepsinin arkasında devletin ve asıl devlet partisinin kışkırtması, manüplasyonu, tahriki, yönlendirmesi bulunmaktaydı. (s.141) (kemalist) Devlet Partisi’ dediğimiz odağın müthiş bir komplo, provakasyon, toplumu terörize etme, şiddeti tırmandırma ve linç ortamı yaratma geleneği” (s.47) vardı. Bütün bu saptamaların özeti ve sonucu olarak Türkiye’deki rejimin yarı otokratik yarı militer bir rejim olduğunu, bir vesayet rejimi olduğunu söylemek mümkündü. (s.125)

Gerçeklik (realite) tektir, ama gerçeklik üzerine söylenenler ve yorumlamalar sınıfsal bakış açılarına göre çok çeşitli, hatta birbirinin taban tabana zıddı olabilir. Önemli olan, söylenenin, bakış açısından da görece bağımsız olarak gerçekliğe ne kadar uygun olduğu, en azından gerçeklikle arasındaki mesafeyi ne ölçüde asgariye indirebildiğidir. Öyle sanıyorum ki, Fikret Başkaya’nın kitabında ileri sürdüğü görüşler, bu mesafeyi azaltmaya hizmet edecek niteliktedir.

Kaynak;  Doç.Dr.Fikret Başkaya- Reel Atatürkçülük (Özgür Üniversite, Şubat 2007)

Kemalist Devrim De Yanlıştı;

Bizde de Mustafa Kemal Paşa, kurtuluş savaş sonrasında “devrim” yapmaya karar vermiş, siyasi rakiplerini tasviye etmiş ve sonradan “Kemalizm” olarak anılacak bir ideolojiyi topluma dayatmaya girişmiştir. Ve bu, çok yanlış bir iş olmuştur. Açtığı yaraları hala saramadık.

“Peki bu iş nasıl olabilirdi” diyenlere, Amerika’nın kuruluşunu örnek vereyim. Derdim “Amerikancılık” değil, ama örnek iyi. Onlar da bizim gibi İngiltere’ye karşı Kurtuluş Savaşı verdiler. Mustafa Kemal Paşa’nın ordaki muadili General George Washington’dı. Ama savaş bitince adam “Tek Parti rejimi” kurmadı. En “dinci” olanları dahil, hiç bir fikri yasaklamadı. “Sınırlı devlet, özgür toplum” ilkesine göre bir demokrasi kurdular. Geldikleri nokta ortada.

Bizim geldiğimiz nokta da ortada: Darbeler, andıçlar, işkenceler, askeri harekatlar, psikolojik harpler ve ağladıkça ağlayan analar…

Kaynak; Mustafa Akyol-Gayri Resmi Tarih

İlk darbe, sanıldığı gibi 27 Mayıs (1960) darbesi değil, ondan 35 yıl önce (1925) bir grup üniformasız (m.kemal ve ismet inönü) despotun (diktatör) çıkardığı ‘Takrir-i Sükun Kanunu’dur.Bu zorbalık yasası ile suçsuz insanlar fikirleri yüzünden idam edilmiş,Terakkiperver Fırka (ilerici cumhuriyet partisi) da iftiralara maruz bırakılarak kapatılmıştır.http://yakintarihimiz.org/ilk-darbe-sanildigi-gibi-27-mayis-1960-darbesi-degil-ondan-35-yil-once-1925-bir-grup-uniformasiz-m-kemal-ve-ismet-inonu-despotun-diktator-cikardigi-takrir-i-sukun-kanunudur.html

Atatürk bir diktatördü-Tüm Linkler ;

http://yakintarihimiz.org/ataturk-bir-diktatordu-tum-linkler.html

Google Aramaları

  • inkılap ve darbeler tarihi
  • kemalist rejimin zorbalıkları
  • Atatürk neden inkılapkarı çıkmasını istemiştir
  • atatürk devrimlerin gerçek yüzü
  • atatürkün zorbalıkları
  • Atatürk inkilapları gerçek yüzü
  • kemalizmin zorbalıkları
  • ataturku tabulastirma
  • barış dedebağın darbecileri rezil edişi
  • cumhuriyet dönemi inkılaplarının gerçek yüzü

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*