Son Haberler
Anasayfa » Kemalizm ve Atatürkçülük İlerlemeye Manidir; » Atatürkçülük ilerlemenin önünde psikolojik bir engeldir.

Atatürkçülük ilerlemenin önünde psikolojik bir engeldir.

“Kurtuluş” kültüne hiç ısınanadım. Emperyalistlere (en azından emperyalistlerin piyonlarına) karşı verilen kurtuluş savaşının ‘aşılmaz bir zirve’ gibi görülmesini / gösterilmesini yadırgıyorum. Kurtulmuş olmakla yetinmeyi öngören bir ‘idealizm’, benim idealizm anlayışıma uymuyor. Canınızı zor kurtarmayı nasıl idealize ederiz? Bunu yeni nesillerin önüne bir ufuk, bir hedef, bir ülkü olarak nasıl koyarız? Afrika, Asya ve Avrupa’daki mevzilerimizi kaybede kaybede Anadolu’ya kadar geri çekilmişiz. Anadolu’da boğazlanmamak için canımızı dişimize takıp dövüşmüş, gücümüzün kafi gelmediği yerde düşmanla pazarlık masasına oturmuşuz… Pan-Islamizm’e ve Pan-Turanizm’e bulaşmayacağımıza yemin etmemizi istemişler, yemin etmişiz… Son vatan parçasında tutunabilmek için dünya kadar taviz vermisiz düşmana… Ideal bunun neresinde? Allah Teala, istiklal harbinde can veren yiğitlerimize gani gani rahmet eylesin. Şehitlerimize, gazilerimize minnet borçluyuz. Yokluk içinde savaştılar, inanılmaz fedakarlıklarda bulundular ve ilahi bereket sayesinde çok büyük başarılara imza attılar. Bu başarıların önemini takdir etmekle beraber, Viyana’ya kadar gidip gelmiş bir milletin dünyayı fethe açık zihnini “Dumlupınar-Sakarya”ya hapsetmeyi fevkalade yanlış buluyorum. “Dumlupınar-Sakarya” için “o şartlarda yapılabilecek olanın en iyisiydi” diyeceksek diyelim, ama “o şartlarda yapılabilecek olanın en iyisi”ni idealize etmeyelim. Idealize edersek, “Dumlupınar-Sakarya”nın bir adım ötesine geçemeyiz. Mustafa Kemal ve arkadaşları, dönemin şartlarında kendilerine göre bir siyaset izlemiş ve Anadolu’yu Üstad Necip Fazıl’ın ifadesiyle “mekan planında” kurtarmışlardır. Ne yazık ki Anadolu sadece mekan planında kurtarılmış olmakla kaldı, çünkü Anadolu’yu mekan planında kurtarma başarısı Türk’ün gidilebileceği en uc nokta kabul edildi. Daha fazlası için gayret edilmedi, gayret edenlerin önü kesildi. “Ulu Önder”, “En Büyük Türk”, “Ebedi Şef”, Mustafa Kemal putlastırılarak, Türk milletinin yeni bir sıçrama yapması, Lozan’da vurulan Ingiliz zincirini kırması, 1920’li-30’lu yıllardaki Frenk dayatmalarını aşması ve mekan planındaki kurtuluşunun hayrını görmesi engellendi. Hikmetli bir adam, “Atatürk heykelleri ilerlemenin önünde psikolojik bir engeldir” demişti. Kesinlikle öyle. Bu heykeller millete Batı Medeniyeti’nin üstünlüğünü kabul etmeyi ve mekan planında kurtulmuş olmakla yetinmeyi telkin ediyor. Halbuki millete telkin edilme gereken şudur: “Yapılacak başka bir sey olmadığı için yapılmış olan şey idealize edilemez. Anadolu’yu mekan planında kurtarmayı gidebileceğimiz en uç nokta olarak değil çekilebileceğimiz en son nokta olarak görmeli ve bu nokta da kalmayı kendimize asla yakıştırmamalıyız. Rövanş için yanıp tutuşmalıyız. Bizi Anadolu’ya kadar geri püskürten, Anadolu’da da rahat bırakmayıp dinimizden, özümüzden, ruhumuzdan koparmaya çalışan ve iliklerimize kadar sömüren Frenklerle hesaplaşmak için fırsat kollamalıyız. Son vatan parçasını öyle veya böyle korumuş ve canımızı kurtarmış olmamız çok güzel, ama fetih kadar güzel değil. Fethe şartlanmalıyız. Türkiye’yi ve dahi cümle Islam alemini ve hatta bütün dünyayı Frenklerin iktisadi-içtimai-siyasi tahakkümünden kurtarma hedefini gözetmeliyiz. Frenk tesisleri, telkinleri ve dayatmaları ile kurulan düzene mukaddes bir emanetmiş gibi sahip çıkmamalı, bizi frenleyen bu düzeni bir an evvel değiştirip yol almaya bakmalıyız. “İçtihat kapısının kapalı olması”ndan dem vurup Islam’in terakkiye mani olduğunu ileri sürüyorlar ya… Çıldırıyorum! 10 Kasım 1938 sabahı saat dokuzu beş gece zamanı durduran biz miyiz? Din değil ama Kemalizm kesinlikle terakkiye mani. (Tük ;Gazeteci Yazar,Hakan Albayrak)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*