Son Haberler
Anasayfa » Atatürk milliyetçi miydi? » Atatürkçülük sayılan bu inkılapların anlamı ne idi? Şimdi İnkılap anlamında kültür için neler yapılmış, eleştirelim.Oysa M.Kemal yaptığı inkılaplarla belirli bir burjuvazi sınıfını besledi. Bu burjuvazi sınıfı Türk değildi. Gerçekten bir Türk burjuva sınıfı var edilseydi, bugün bu sınıf çok güçlü olurdu ve emperyalistlerin altında ezilmezdi.

Atatürkçülük sayılan bu inkılapların anlamı ne idi? Şimdi İnkılap anlamında kültür için neler yapılmış, eleştirelim.Oysa M.Kemal yaptığı inkılaplarla belirli bir burjuvazi sınıfını besledi. Bu burjuvazi sınıfı Türk değildi. Gerçekten bir Türk burjuva sınıfı var edilseydi, bugün bu sınıf çok güçlü olurdu ve emperyalistlerin altında ezilmezdi.

Eğer bugün Türkiye Batılılar’ın her istediğini yaptırabildikleri bir ülke olmaktan kurtulamamışsa, bunun nedeni, ülke kaynaklarını yerli sınıfların emperyalistlerle ortaklaşa talan etmeleri ve sağlıklı gelişme yollarını tıkamalarıdır. İşte bu talan, Mustafa Kemal’in kişiliğinin gerisine gizlenerek yapılıyor. Asalak sınıfların ve emperyalistlerin sömürüsü devam ettikçe, bu, “Atatürkçülük” oluyor. Bu sömürüye karış çıkan her kim olursa, “Atatürkçülük yolundan sapmış” sayılıyor. Mustafa Kemal, mülk sahibi sınıfların siyasal ve ideolojik temsilcisi olarak, o sınıfların çıkarlarını gerçekleştirmek amacıyla bazı “inkılaplar” yaptı. Atatürkçülük sayılan bu inkılapların anlamı ne idi? Oysa M.Kemal yaptığı inkılaplarla belirli bir burjuvazi sınıfını besledi. Bu burjuvazi sınıfı Türk değildi. Gerçekten bir Türk burjuva sınıfı var edilseydi, bugün bu sınıf çok güçlü olurdu ve emperyalistlerin altında ezilmezdi.

Hiçbir kültür bütünüyle geri (gerici) olamaz. Kültür çok uzun bir geçmişin ürünüdür. Mekanik bir anlayışla kültür ithal etmek, bir tüketim malı ithalinde olduğu gibi kültür ithal etmek, bilimsel değildir. Bizim aklıevvellerimiz (resmi ideoloji üreticileri), zaten kültürün Arap ve Fars karması, melez bir kültür olduğunu ve Türk kültürünün baskı altında tutulduğunu, dolayısıyla bu kültürden radikal bir kopuşun ileri bir adım olduğunu ısrarla ileri sürüyorlar. Osmanlı kültüründen radikal bir kopuşla “boşalan yerin” nasıl doldurulacağı sorusuna ise inandırıcı cevap veremezler. Ama “Güneş-Dil Teorisi” gibi gariplikler üretmelerine ne demeli? “Tarih Tezi” gibi saçmalıklar üretmekle mi boşluk doldurulacaktı? Elbette bunun, kendine dönmek, benliğe dönmek olduğu ileri sürülüyor. Doğu İslam kültüründen radikal kopuş “milliyetçilik” sayılırsa, kendini emperyalist kültürün kucağına atmak ne olur? Boşluğun Batı burjuva kültürüyle doldurulması olmaz mı? Bu bağlamda ani bir kararla, Arap harflerinin atılarak yerine Latin harflerinin alınması bir talihsizlik olmuştur. Genç nesiller, yüzyıllardır birikip gelen kültür mirasının dışına atılmışlardır. Arap harflerinin yerine Latin harflerini alınmasına gerekçe olarak da, bu alfabenin zorluğu ileri sürülüyor. Oysa, bir ülkede okuma yazma bilmeyenlerin çokluğunu veya azlığını alfabeye bağlamak inandırıcı değildir. Latin harfleri alındıktan sonra da okuma-yazma bilmeyenler büyük bir oran oluşturmaya devam etti. Sorunun çözümü alfabeyle değil, doğrudan eğitim politikasıyla ilgilidir. Aksi halde dünyanın en karmaşık alfabelerinden birine sahip olan Japonların okuryazarlık sıralamasında sonlarda yer almaları gerekirdi… Üstelik, yaşam boyu hemen hiç ya da pek az okuyan kişinin belirli yaşlarda okuma-yazma öğrenmesi de sanıldığı kadar önemli değildir. Okuma-yazma bilmekle ilgili tartışmaya burada girmemiz gerekmiyor. İstendiği kadar yüceltilsin; Mustafa Kemal’in kişisel gücü ve gerçekleştirebileceği şeylerin sınırı, sınıfsal güç dengeleri ve dış bağlantılar (emperyalizm) tarafından belirlenmişti. Resmi ideoloji, tarihi tahrif etmek için ne kadar zorlanırsa zorlansın, putlaştırılan kişi boşlukta durmuyordu. Dayandığı temel (sosyal sınıflar) ise, Türkiye’yi ancak Batının bir uydusu yapabilirdi.

Fikret Başkaya – Paradigmanın İflası

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*