Son Haberler
Anasayfa » Genel » ATIF HOCA:KERAMET

ATIF HOCA:KERAMET

ATIF HOCA:KERAMETAtıf Hocanın uykusu uzun sürüyor. Tahir Hoca müdafaasını yazmakta devam ederken Atıf Hoca birdenbire gözlerini açıyor. Yüzünde, harikulade derin ve ince bir tebessüm…
Tahir’ül – Mevlevi’nin gözleri hayretle ve alabildiğine açık… Sanki 24 saat içine sığacak büyük kerameti simdiden sezmistir :
— Ne o, Hocam, çabucak uyanıverdin? Atıf Hoca gayet sakin :
— Uykudan murad hasıl oldu!
— Yâni, beklediğim rüyayı gördüm!
— Yâni?
Tahir’ül – Mevlevi hasyet ve dehsetle ürperiyor :
— Ne gördün?
Atıf Hoca yatağında doğrulmus ve müdafaasını karaladığı kâğıtları elinde büzmüstür :
— Kâinatın Fahrini gördüm. Bana «Yanıma gelmek , dururken ne diye müdafaa karalamaklauğrasıyorsun?» dedi.
Tahir’ül – Mevlevi kendinden geçmis gibidir :
— Ne diyorsun?
— Beni idam edecekler! Allahın sevgilisine kavusacağım!
— Rüyanın sadık olduğuna hiç süphem yok… Allah Resulünün göründüğü rüyaya fesad
karısamaz. Su var ki, müddei-yi umumînin 3 yıl hapis istediği bir dâvada idam kararı çıkmasına akıl erdirmek imkânsız… Kafam islemi-yir!
— Göreceksin ki, beni asacaklar! Baska bir seye aklım ermez! Ferman en büyük kapıdan geliyor!
— Söyleyecek söz bulamıyorum!
— Doğru! Zaten söze ne lüzum var! Đste müdafaamı yırtıyorum!
— Yapmayın! Siz onu mahkemede okuyun da ne olursa olsun!
Atıf Hoca, nurlu yüzünde aynı tebessüm müdafaasını yırtıyor ve sonra bir kâğıdır içinde toplayıp kese içine alıyor ve cebine koyuyor.Ertesi günü mahkeme salonu her zamankinden kalabalık… Hüküm günü… Gazeteciler,fotoğrafçılar, halk içinde dört dönmekte… Dinleyiciler birbirinin üstünde, yalnız kafalariyle görünüyor.
Mahkeme Reisinde tas gibi bir hâl ve hislerini gizlemek isteyen bir tavır : — Müdafaalar baslasın! Herkes, elinde bir kâğıt, uzun veya kısa müdafaasını, değisik tonlarla okuyadursun… Reis tas gibi…Atıf Hoca, mütevekkil ve mahzun, sırasını beklemekte…Bilmem ne kadar zaman geçti.
Reis elini Atıf Hocaya uzattı :
— Sıra sizde… Atıf Hoca kalktı.
Aynen :
«— Hacet yok efendim; müdafaayı mucip bir suçum olmadığı esasen tebeyyün etmistir.
Vicdanınızın vereceği hükme intizar ediyorum!
Reisin mukabelesi:
— Mahkemenin adaletinden emin olabilirsiniz! Oturunuz.
Reisin tavrında hafiflemis gibi bir hâl… Sanki Atıf Hoca müdafaasını yapacak olsa Reiste vicdanına mağlûb olma ihtimali varmıs gibi…
— Muhakeme bitmistir! Heyet kararlan tespit etmek üzere müzakereye çekiliyor!
Sabırsızlık son haddinde… Çıt yok… Sanki kalblerin çarpısı ve sükûtun rakkası isitiliyor. Bir saat geçti. Heyet, karanlık dolu gözlerle gelip yerini aldı.Reis elindeki kâğıdı zabıt kâtibine uzattı:
— Kararı okuyunuz!!
Bir sürü lâftan sonra birdenbire çınlayan cümle :
— BABA ESKİ MÜFTÜSÜ ALİ RIZA İLE MÜDERRİSLERDEN İSKİLİPLİ ATIF’IN İDAMINA…
Bütün salon, jandarmalar, polisler, mübasirler, hattâ masalar ve sıralar bile donmustu.Artık kararların gerisini dinleyen yok…Öbür maznunlardan büyük bir kısım, beser, onar yıla mahkûm: TAHÎR’ÜL – MEVLEVİ ile ÖMER RIZA hakkında ise BERAET…
Atıf Hocada hiçbir saskınlık alâmeti mevcut değil… Gayet sakin ve adetâ vecd içinde… Rüyada gördüğü Allah Resulünün mucizesi gerçeklesmistir. Bu mucizenin kendisine ait keramet payı ise essiz bir nimet ve tükenmez bir hazine…
Atıf Hoca, ancak yanındaki Tahir’ül – Mevlevi’nin duyabileceği bir sesle fısıldıyor.Aynen :
«— Zalim ve kaatillerle elbette Mahser gününde hesaplasacağız!»
İstiklâl Mahkemesi Reisi Kel Ali’nin yüksek perdeden sesi :
— Kararların infazı için mahkûmları çıkarınız!
Sakırdayan kelepçeler ve herhangi bir söz söylememeleri için itile kakıla dısarıya çıkarılan mazlumlar…
Subat (1926) ayının 3 üncü Çarsamba gününü 4 Subat Persembeye bağlayan gece…
Atıf Hoca, idamlıklara mahsus hücrede… Üstü tas, allı tas, dört yanı tas… Taslar ağlıyor; simsiyah bir rutubet gözyasiyle ağlıyor.
Demir kapının tepesinde parmaklıklı bir pencerecik-ien baska hiçbir menfez yok… Duvarda, gerekince prangaya vurulacaklara ait kocaman bir halka ve ona bağlı uzunca bir zincir.. Bir de
tenesirvârî tahta bir kerevet…
Atıf Hoca, bu, kuzudan daha müdafaasız mazlum, prangaya vurulmamıstır. Bu kadarına ihtiyaç görülmemis… Kerevetin yanı basında da bir testi su ve bir somun ekmek… Ekmeğin hiçbir lüzumu yok; fakat su, abdest almak için son derece lâzım… Nitekim Atıf Hoca hücreye kapatıldıktan beri testinin suyu yarılanmıstır. Ekmek ise olduğu gibi duruyor.
Gece yansı… Koridorda yanan küflü lâmbanın demir kapıdaki pencerecikten sızan ve ancak secde yerini gösterebilen ısığı… Hepsi o kadar…
Eğer o sırada bir gardiyan veya hapishane memuru pencerecikten baklaydı, göreceği manzara suydu :
Kıbleye döndürülmüs kerevetin üstünde, sarıklı bir adam, ellerini yukarıya kaldırmıs dua etmektedir:
— «Allahım; senin ve Resulünün askından ve emirlerini müdafaa etmekten gayrı muradı olmayan kuluna rahmet nasip eyle!»
Atıf Hoca bu vaziyette saatler geçirdi. Sakalında elmastan daha parlak gözyası damlaları…
Bir aralık önünden geçen bir ayak sesine haykırdı :
— Oğlum!
Pencerecikte bir kafa :
— Ne istiyorsun, baba?
— Saati soracaktım! —Sabahın dördü..
— Demek bir saat sonra sabah namazını kılabilirim. Saatim yok! Bana haber verebilir misin?
— Bakalım…
Bu tafsilâtı da, o zamanlar Ankara Adlî Tabibi olan Fahri Ecevit’ten 1930’da aldım.Atıf Hocaya sabah namazım haber veren olmuyor. Fakat saat 5 sularında ayak sesleri, birden, bir
sürü insanın sökün ettiğini bildiriyor. Müddei-yi Umumî, Adlî Tabip, bir hâkim, jandarma bölük kumandanı, hapishane müdürü vesaire…
— Haydi, diyorlar, Atıf Hocaya; hakkındaki hüküm infaz edilecektir!
Atıf Hocanın ilk ve son sözü su iki cümle:
— Saat kaç?
— Besi çeyrek geçiyor!
— Sabah namazını kılmama izin verir misiniz? Ankara Hapishanesinin önündeki meydancıkta iki darağacı… Biri Atıf Hocaya, öbürü de Babaeski Müftüsüne ait…
Bir güvercin kadar korku hissi vermekten uzak Hocayı arkasından kelepçelememisler, lütuf ve merhamet (!) göstermislerdir.
Atıf Hoca sephanın altındaki alçak masanın üstünde…
Soruyorlar :
— Son sözün nedir?
Son söz olarak Hocanın söylediği, bir söz değil, imanın en mukaddes ölçüsü:
Sehadet Kelimesi…
Atıf Hoca, hemen hiç debelenmeden ruhunu teslim «diyor. Sabahın henüz ilk çakıntılariyle delinmeye baslayan koyu karanlıkta mü’min gözler için, Atıf Hocanın alnım nurdan bir yazı
ısıldatmaktadır: Sehadet Kelimesi:Ertesi gün gazeteler hâdise hakkında âdeta ketumdurlar. İç sahifelerde, birkaç satırdan ibaret
kupkuru bir haber :
«İRTİCA KİTAPLARI MÜELLİFİ OLUP İSTİKLÂL MAHKEMESİNCE İDAMA MAHKÛM OLAN ESKİLERLE ATIF HOCA ÎLE BABA ESKİ MÜFTÜSÜ ALİ RIZA HOCA HAKLARINDAKİ İDAM KARARI BU SABAH İNFAZ EDİLMESİĐİR.»
Dünya tarihinde bir ihtilâl mahkemesinin, daima bire on isteyen savcısına aykırı olarak, isteğe nisbetle bu kadar ağır ceza verdiği ilk defa görülüyor.
Atıf Hocayı tanıyanlarca teessür çok büyük oldu. Hiç kimse kendi öz evinin kaatil eliyle can veren ölüsüne bu kadar ağlayamaz! Bu kadar da kaatillere lanet edemez!
Büyük sehidin Lâlelideki evinde manzara :
İdam sabahı henüz eve gazete girmeden, Sakir Efendi isimli bir kitapçı kapıyı vuruyor ve Zahide Hanımla görüsmek istiyor. Zahide Hanım, yanında kızı Melâhat, kapıyı açıp da Sakir Efendiyi karsısında görünce baygınlık geçiriyor. «¦
Melâhat haykırıyor :
— Ne o, kara haber mi?
— Henüz hiçbir sey yok.. Gazetelerde birseyler okudum ama bir mâna çıkaramadım. Hemen hapishaneye cevaplı ve acele bir tel çekip tahkik edelim!
Biraz kendisine gelen Zahide Hanım o gece gördüğü rüyayı anlatıyor :
— Bahçemizde bir çam ağacı var… Hoca onu kızı Me-lâhatle beraber dikti, değil mi kızım?
— Evet. anne!
— İste o ağacın dibinde abdest alıyordu. Melâhat de ona su döküyordu. Abdestini tamamladıktan sonra doğruldu, bana döndü, «Ben artık gidiyorum, dedi. Sakın ardımdan ağlamayın, bana yedi Yâsîn okuyun!» Ben size yemin ederim ki, Hocayı astılar. Zahide Hanım tekrar baygınlık geçirdi. Melâhat ise ayık, fakat ondan beter hâlde…
Sakir Efendi bes dakika için izin isteyip telgraf çekmek üzere dısarıya çıktı:
— Gelirken gazeteleri de getiririm!
Maksadı telgrafa cevap gelinceye kadar onları oyalamak ve hazırlamak…
Telgrafı çekip hemen döndü. Melâhat atıldı :
— Nerede gazeteler?
— Postahâne yolunda bulamadım! Sizi de yalınız bırakamayacağım için hemen döndüm! Bu defa bayılma sırası Melâhatte…
Sakir Efendi Zahide Hanıma gereken karsılığı verdi”.
— Neredeyse cevap gelir. Her sözden nem kapmaya ne lüzum var!
Sakir Efendi aksama kadar Lâlelideki evden çıkma-“dı. Her kapı çalısında o açıyor ve gelenlere, habersiz görünmeleri için gerekli isaretleri veriyordu.
Aksam üstü kapı çalındı. Posta müvezzii:
— Telgraf!..
Sakir Efendi kosarak kapıyı açtı ve telgrafı yırtıp kelimelerini yutarcasma okudu. Hapishane Müdürü, Atıf Hoca sanki tabiî eceliyle ölmüs gibi söyle diyordu :
«— HOCA ATIF VEFAT ETMİSTİR. CEVABEN BİLDİRİLER.»

Google Aramaları

  • tahir hocanın rüyası
  • ruyada mevlevi olmak
  • iskilipli atif hocanin ruyasi
  • hocanın kerameti
  • iskilipli atıf hoca gördüğü rüya
  • iskilipli atıf hoca rüyası
  • tahir ül mevlevi sözleri

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*