Son Haberler
Anasayfa » Röportajlar » Büyük Türkiye Cumhuriyeti’ni kuracaktı

Büyük Türkiye Cumhuriyeti’ni kuracaktı

Aksiyon’dan Fatih Uğur’un, Merhum Turgut Özal’ın eşi Semra Özal’la yapmış olduğu röportaj;

-Efendim, Özal’ın son ziyareti Balkanlar ve Orta Asya idi. Özellikle ikincisi yorucu bir geziydi. Orada yemekten zehirlendi denildi. Geziye atıfla çeşitli şeyler söylendi. Neler yaşandı bu gezide?

Türk cumhuriyetlerine yapılan o gezi çok enteresandı. Aslında o kararı çok evvel verdi. Yani büyük bir Türk Cumhuriyeti kurulması lazım, diyordu. Hep Adriyatik’ten Çin Seddi’ne kadar büyük bir Türk gücü olması lazım, Türk cumhuriyeti kurulması gerektiğini söylerdi. Onun için yaptı o seyahati. 12 gün boyunca bütün Türk cumhuriyetlerini gezdik. Orada konuşmalar, anlaşmalar yaptı. Her şey tamamdı. En son Çin’e gidecektik. Belki bir hafta 10 gün sonra… Çin’de ilân edecekti Büyük Türk Cumhuriyeti’ni. Diyordu ki Büyük Türk Cumhuriyeti kurulduğu zaman bunun karşısında hiçbir devlet duramaz. Bütün doğal kaynaklar ve zenginlikler burada. İyi de idare edilirse bunun karşısında kimse duramaz. Ve benim endişem, buna mâni olmak için zehirlendi.

-Türkî cumhuriyetler projesi siyasi bir proje değildi sanırım, ekonomik bir birlik kurmak niyetindeydi…

Tabii ki ekonomik açıdan olacaktı. Ama siyasi olarak da ilân edecekti Türk Cumhuriyeti’ni. Asıl siyasiydi. Büyük Türk Cumhuriyeti, diye.

-Adı da böyle miydi?

Evet, Büyük Türk Cumhuriyeti kurulacaktı.

-Ölüm anını hatırlıyorsunuz. Nasıl fark ettiniz ölümünü spor yaparken?

Hayır, spor yapmadı. Bulgar sanatçının sergisine gitti. Perşembe günü seyahatten dönmüştük. Cuma günü akşamüstü yorgundu. Bir ara indi, imzalar varmış, onları atıp tekrar yukarı çıktı. Dinleneceğim, dedi. Sonra Kaya beyler (Toperi) geldi. İlle bu sergiye gitmemiz lazım dediler. Yorgunum dedi, gidecek halim yok. O kadar ısrar ettiler ki. Ben, gelemem, dedim. Bunu zorla götürdüler. Bir-bir buçuk saat sonra geldi. Ben de o arada yemeğini hazırladım. Yok, dedi bir şey yemeyeceğim. Niye dedim, gene ne yedin oralarda? “Yok, hiçbir şey yemedim. İçki içmiyorum diye bana bir limonata yapmışlar. İşte onu içtim. Başka da hiçbir şey yemedim.” dedi. Ömründe limonata içmezdi, sevmezdi. Peki dedim, sonra biraz dinlendi ve erken yattı. Hiç o kadar erkenden yatmazdı ama ben yorgunluğuna verdim. Yattı.

-Sabah ne oldu?

Sabah kalktı. Duşunu yaptı, tıraş oldu. O arada kahvaltıyı hazırlamıştım. Gittim içeriye. Yatak odasıyla oturma odası arasında küçük bir oda vardır. Orada hem spor aletleri hem sağlık malzemeleri durur. Gittim, kahvaltı hazır demek için. Gelirken biraz yürüyeyim dedi. Sonra yok yok, şimdi yürürsem terlerim yeni duş yaptım, vakit yok dedi. Hazırlanıp İstanbul’a geleceğiz çünkü. Bu arada konuşuyoruz. İşte elbisen, gömleğin hazır dedim. Hangi elbisemi çıkardın, diye sordu. İşte konuşa konuşa yürürken, ben önde o arkada, aniden bir ses duydum. Birdenbire düştü, inanılmaz bir şey. Koştum. Burasından (ağzından kan geliyor) böyle bir şey gelmiş. Baktım atmıyor nabız falan, hiçbir şey yok, gitmişti yani. Bağırınca nöbetçi yaverler koşup geldi. Yukarı kapıda makam arabası vardı. Aşağı kapıdaki ambulansı bile beklemeden kucaklayıp, makam arabasıyla hastaneye götürdüler.

-Köşk’te doktor yok muydu?

Yok. Köşk’ün bahçesinde bir lojmanda var ama o da zaten yokmuş evde. Nöbet 24 saat olması lazım ama yokmuş evde o gün. Tesadüf işte.

-Şimdiye kadar siz, öldürüldüğü iddiasını gündeme getirdiniz hep…

Evet, zehirlendi diyorum. Çünkü biliyorsunuz artık saatli bomba gibi saatli zehirler yapılıyor maalesef. Onlardan biri diye düşünüyorum. Kaya Bey’in iddiasını gördüm geçenlerde. Diyor ki tepsi içinde hepimize gelen bardağı aldı. Evet, ama limonata bir tane. Diğerleri karışık meşrubat. Limonatayı özellikle söylüyorlar. Bunu kendisi de (Özal) söyledi bana.

-Limonata içtim, diyor.

Evet.

-Turgut Bey limonata içmeye mi zorlanmış?

Yani sizin için özel yaptık. İçki içmiyorsunuz diye verince eline. O da dayanamamış, ayıp olmasın diye içmiş.

-Cumhurbaşkanı bir yere gittiğinde, mutfak da denetlenir, hazırlanan yemekler de…

Olması lazım. Maalesef bizde onların hiçbiri yapılmıyordu. Beraber olduğumuz zamanlarda ya kola ya soda isterdim. Ama gazı kaçarsa sevmiyor, getirin burada açın, derdim. Yanımda açtırırdım. Ama ben olmayınca, işte limonata… Ben olsaydım limonatayı içirmezdim ona.

-Şüphenizi izhar ettiniz mi hiç ölümünden hemen sonra? Bakan arkadaşları var, cumhurbaşkanlığı makamındaki insanlar var, araştırılsın diye, üstüne gidilmedi mi?

Ahmet, Meclis’e gelir gelmez önerge verdi ama gündeme bile almadılar biliyorsunuz.

-Otopsiyi sizin istemediğiniz söyleniyor…

Devlet başkanlarının otopsisinin normalde yapılması lazımmış. Yapmamışlar. Yani bana sorulmuş bir şey yok.

-Kan örneği alınmış. O da kayboluyor…

Kan örneği, evet. Vefatından birkaç sene sonra, ben evde yoktum, kapıya birisi gelmiş. Bir Azerbaycanlı. Demiş ki, Özal zehirlendi. Onun zehri şunlardan hazırlandı, bir şeyler yazmış, tarif etmiş. Ve kendi adını soyadını yazmış. İstanbul’da iki tanıdığım var; biri doktor, biri berber miydi neydi bir şey söylemiş. Hatırlamıyorum. Onların isimlerini, adreslerini yazmış. Anlatmak istediğim şeyler var diyor. Kaldığı oteli bile söylemiş. Bunları duyar duymaz benim koruma Asım’ı yolladım hemen. Koş dedim kaldığı otele, al gel bakalım. Otele gitti. Adam yok. Pasaportunu aldılar adamın. Ondan sonra peşine düştük. Bütün kapılara haber verildi. Kara, deniz, hava… Adam Türkiye sınırları dışına çıkmadı; ama yok. Buhar oldu sanki.

-İsmi neydi?

Yazılı bende hepsi. Bu tanıyorum dediği iki kişiyi aradık. Onlar biz böyle birini tanımıyoruz, dediler. Sonra, bu olayı ben anlattım bir yerde. Bunun üzerine Hacettepe’den Ahmet’i arıyorlar. Bir laborant hanım. Diyor ki işinize yararsa, biz o gün aldığımız kanı sakladık. Özel bir durum olduğu için. Verelim size, diyor. Ertesi gün Ahmet gittiğinde, bugün düştü ve kırıldı diyorlar. O laborant hanım da ortada yok. Arayan hanım da.

-Onu da mı bulamadınız?

Maalesef. Kan da yok, o da…

-Şimdi otopsi yapılsa razı mısınız?

Artık geçti. Rahatsız etmek istemem, bu kadar sene geçmiş aradan.

NEDEN KÖŞK’E ÇIKTI?

Cumhurbaşkanlığı aslında pek kafasında düşündüğü bir şey değildi. Sonradan karar verdi. Sebeplerden bir tanesi şuydu; “Uzun zamandır hep asker cumhurbaşkanı var, artık Türkiye’nin demokrasiye geçtiğini, dünyaya ilan etmemiz lazım. Onun için bir sivil cumhurbaşkanı gelirse, Türkiye’nin de demokrasiye ciddi şekilde geçtiğini dünyaya beyan etmiş oluruz.” dedi. Bu fırsatı kullanma düşüncesindeydi. Ama cumhurbaşkanlığında her şey istediği gibi olmadı. Çünkü o devamlı çalışmaya, bir şeyler yapmaya alışmış bir insan. Orası pek sakin geldi ona. Bir de maalesef partiyi bitirdiler. Gelenler idare edemedi. Türkiye’nin gidişatını kötü gördüğü için, tekrar iş başına gelmek istiyordu.

MESUT YILMAZ HATAYDI

Mesut Yılmaz benim gayretimle seçildi. Daha modern, daha tecrübeli, daha Avrupai bir görünüşü vardı. İyi olur düşüncesindeydim. Fazla konuşmayan biriydi. Ama hiç konuşmuyormuş meğerse. Onu daha uygun gördüm. Ama maalesef yanılmışım. Partiyi bitirdiler. Her gelen Özal ismini silmeye kalktı. Bu büyük bir kompleksin eseri. Böyle yaparak kendilerini bitirdiler. Aday bile olamaz artık.

(http://www.aksiyon.com.tr, 16 Nisan 2007)

Google Aramaları

  • atatürk cumhurbaşkanlığında icraatleri
  • ayip olmadin diye limonata icti
  • semra özal yahudi
  • turgut özal orta asya gezisi

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*