Son Haberler
Anasayfa » Kitaplardan Alıntılar » Çaldıran Yolunda Bir “Cunta” Hareketi ve Askerî Darbe Teşebbüsü

Çaldıran Yolunda Bir “Cunta” Hareketi ve Askerî Darbe Teşebbüsü

Çaldıran Yolunda Bir "Cunta" Hareketi ve Askerî Darbe TeşebbüsüŞimdi de Yavuz’un Çaldıran Seferi (Mart 1514’te başladı) sırasında olanları hatırlayalım…Yavuz Padişah’ın yüreğine “İslam Birliği: İttihad-ı İslam” ateşi düşmüştü.Çocukluğundan beri bu konuya kilitliydi: “Dünyada İran, ahirette cinân(cennetler)” diyordu. Bunun için önce padişah olması lâzımdı. Babasını bir engel olarak görmedi: “İdeallerimin önüne babam bile geçse yürürüm” diyecek kadar büyük bir kararlılık gösterdi. Bu kararlılık içinde babasının ordularını yeni padişah oldu. Ama kimi kardeşleri isyan etti. Bu yüzden az daha devlet yıkılıyordu. Onları da bertaraf etti.”Ahirette cinan” (cennetler) hedefinin özü “İslâm Birliği”ydi, bu sebeplekendini “İttihad-ı İslâm”ı sağlamaya adadı. (Başarı, umut ve hedefle ilgilidir.Bir gün hedefine ulaşmak isteyen, her gün umudunu diri tutmak zorundadır).

Bunun yolu hilâfetten geçiyordu. Mısır’ın üzerine yürümek lâzımdı, ancak Şah İsmail Anadolu’yu karıştırırken, bunu yapamazdı. Öncelikle Şah İsmail bertaraf edilmeliydi.Şah İsmail’in üzerine yöneldi. Yol meşakkatliydi. Ordu üç aydır süren yürüyüşten yorgundu. Şah İsmail ise çekildiği yerleri yakıp yıkıyor, âdeta kuru çöledöndürüyordu. Amacı, Osmanlı ordusunu yıldırıp geri döndürmekti. Zaten orduiçinde casusları vardı ve bunlar moral bozmaya çalışıyorlardı.

Bir süre sonra yeniçeri çorbacıları (subayları) mırın kırın etmeye başladılar:”Bu ıssız vadilerde daha ne kadar yürüyeceğiz?” dediler. Derken isteksizlik yeniçerilere de bulaştı: “Etrafta düşman gözükmüyor, kaçan düşman mağlup sayılır; gereksiz yere daha ne kadar zahmet çekeceğiz?” demeye başladılar.Birkaç gün içinde olay büyüdü. Dal budak saldı. Yeniçeriler geri dönme isteklerini Padişaha arz etmesi için, Padişahın çok sevip güvendiği çocukluk arkadaşı Karaman Beylerbeyi Hemdem Paşa’yı görevlendirdiler.Yavuz Padişah’ın yüreğine “İslam Birliği” ateşi düşmüştü.Hemdem Paşa, ordunun daha ileri gitmek istemediğini Padişaha arz etti.

Ancak,şiddetle cezalandırıldı. Başından oldu. Yerine Zeynel Bey tayin edildi.Padişahın aşırı kararlılık vurgusu, bir ölçüde başarılı olduysa da uzun sürmedi.Bir süre sonra yine homurdanmaya başladılar.Yavuz Padişah, “Geri dönmeyi teklif edenin boynunu vurdururum!..” diyerek konuyu kapatmak istiyordu; “İstanbul’a ya zaferle döneceğim, ya da tabutla!”Bunun bir “taht savaşı” değil, bir “baht savaşı” olduğunu biliyordu. Amacı,inançlarını siyasallaştırarak Anadolu halkının arasına “fitne” sokan Şah İsmail’i durdurmak, hatta Tebriz’i almaktı. (İnancın siyasallaştırılmasının zararı hem siyasallaştıranlara dokunur, hem de inançlara). Safevî casusları ordunun içine kadar sızmışlar, yeniçerileri etkilemişlerdi. Memnuniyetsizlik giderek arttı.

Nihayet, Eleşkirt civarında Otağ-ı Hümayun’u (Padişahın çadırı)ok ve kurşun yağmuruna tutacak kadar vahim bir noktaya geldi.Yavuz Padişah o sırada Otağ-ı Hümayun’da kurmaylarıyla bir toplantıhalinde idi.Oklar ve mermiler yağmaya başlayınca, otağdaki paşalardan bazıları şaşırdı,bazıları ürktü. Yavuz Padişah ise anında durumu kavradı. Ne şaşkın, ne de ürkmüş görünüyordu. (Liderlik normal zamanlarda ahkam kesmek değil, kargaşa anlarında kararlı olmaktır). Hiç tereddütsüz ayağa fırladı:”Bu ne densizliktir bre?..” diye gürledi. Kendisini engellemek isteyenleri acı kuvvetiyle savurup dışarı çıktı: “Atımız!..” diye bağırdı. Getirilen atma birhamlede atladığı gibi şaha kaldırdı. Çadırına ok ve mermi yağdıran yeniçeri serkeşlerinin üzerine dolu dizgin sürdü. Kılıcını çekerek haykırdı: “Bre!.. Bu nerezilliktir?”Derin bir sessizlik oldu. O sessizlik içinde Yavuz Padişahın gür sesi patladı:”Maksadımız henüz hasıl olmadı, düşmanla karşılaşamadan dönmek ihtimalimiz yoktur…

Biz Şerîat-ı Ahmediye’ye muhalif hareket edenleri yola getirmek içinbu serhatlara kadar gelmişken, bir takım gayretsizler, bizi yolumuzdan geriçevirmek isterler. Biz, katiyen yolumuzdan dönmeyeceğiz! Ulül-emre itaat edenlerle, kastettiğimiz yere kadar gideriz. Kalpleri zayıf olanlar, ehlüiyâllerini düşünenler ve yol zahmetini bahane edenler, kendileri bilirler.Dönerlerse dîn-i mübîn yolundan dönerler. Eğer bahane, ‘düşman gelmedi’ ise,düşman daha ileridedir. Er iseniz benimle beraber gelin ve illâ ben tek başımada giderim!”İşte bu çıkış kargaşayı önledi. Hezimeti zafere dönüştürdü. Ve bu kararlılık sayesinde Çaldıran Seferi zaferle sonuçlandı. (23 Ağustos 1514)

Kaynak:Kayıtdışı Tarihimiz – Yavuz Bahadıroğlu

Google Aramaları

  • cunta hareketi
  • cunta hareketleri

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*