Son Haberler
Anasayfa » Kitap Özetleri » Cemil Meriç’le Tarih Dersleri;

Cemil Meriç’le Tarih Dersleri;

1743543_804979156225317_4133657046326451445_n

Cemil Meriç’le Tarih Dersleri;

Bu milletin bütün kütüphanelerini bir gecede niçin yaktılar? Büyle büyük bir cinayetin bahanesi küçücük olabilir mi? Cemil Meriç’e sorarsanız bütün bu yapılanlar “Yeni bir tanrı ve yeni bir din” içindir. 29 Nisan 1964 tarihinde “Jurnal”ine yazdıklarını tamamen Yorumsu olarak aktarıyoruz:

“Mustafa Kemal, kafanın yalnız dışını değil, içini de tanzime kalkıştı. Batı şapkaydı, şapka ve itaat, kalabalığın yerine şef düşünecekti. Kur’an rafa kalktı, “Nutuk” çıktı ortaya. Bir nutuk ve bir fırka, bir lokma ve bir hırka. Önder önüne gelenin kellesini vurdurdu. Fırka hiçbir zaman ağzını açmaya cesaret edemeyen kalabalıkların ağzına bir yenisini daha ekledi. Sonra yenildi içildi, ve hazret sirozdan kıvrandığı yataktan bir tanrı olarak kaldırıldı. Bir tanrı veya bir şeytan. Atatürkçüyüz. Atatürkçülük asil cumhuriyetin resmî dinidir. Mitosu olmayan sığ, dalsız budaksız bir din. Tam robot dini.”

Kaynak; Türk yazar, şair ve düşünür.Cemil Meriç, Jurnal, s. 354.1. Cilt, 5. Basım, İletişim Yay., İstanbul 1993

İnsanımızın şuuruna saplanan en zehirli hançer Harf Devrimi’dir. Bu milletin bütün kütüphanelerini benzin dökmeden ve kibrit çakmadan, zahmetsizce, bir gecede yakmanın adına Harf Devrimi diyorlar.

“Bu milletin bütün kütüphanelerini yaktılar. 1929’da ilk mektebi bitiren nesil kendini bir çöl ortasında buldu. Yeniden başladı alfabeye ve ölünceye kadar alfabede kaldı. Sonraki nesiller hep aynı yokluk, hep aynı sefalet içinde çırpındılar. 1929’da okuma yazma bilenler 1930’da analfabet durumuna düştüler. Ve kendilerine zorla kabul ettirilen, dili çelik bir korse gibi, bir Çinlinin ayakkabısı gibi ezip büzen bu yabancı harflere hiçbir zaman ısınamadılar. Yeni nesilller ise on, onbeş yılda şişirilen, sözde millî bir kütüphane buldular. Ama bu kitapların dili boyuna değişiyordu.”

Kaynak; Türk yazar, şair ve düşünür. Cemil Meriç, Jurnal,Cilt, 5. Basım, İletişim Yay., İstanbul 1993

Cemil Meriç Diyor ki; “Ziya Gökalp budala bir adamdı tam manasıyla. Ağaoğşlu budala eğildi, haris adamdı. Ziya Gökalp ayran budalasıydı, cahil bir adamdı, son derece ümmiydi. Evvela Selanik’te pohpohladılar; İttihat Terakki emellerine alet etti. Politika’nın bütün büyüklerine Enver’e , Talat’a , Mustafa Kemal’e “Sen Allah’sın , sen peygambersin!” diye kasideler yazdı. Büyük milliyetçi, milliyet nazariyecisi oldu. Ziya Gökalp Batı’nın sofra artıklarıyla geçinen bir zattır, onları atıştırır, zaman zaman da kusar. Peyami Safa’nın çektiği ruh çilesini çekmemiştir. Sahtekardır. Her devirde dalkavukluk yapmıştır. Talat paşa ve İttihat ve Terakki’ye mesela. Tarihin şımarttığı bir adamdı.

Kaynak; Tarih ve Düşünce Dergisi -11 Şubat 1977 tarihli

Cemil Meriç Diyor ki; Gökalp orijinal bir mütefekkir değildi Avrupa kültür ve tarihine aşina değildi. Daima fikir değiştirir yada fikrini destekleyecek şekilde düzenlerdi.Batı sosyologlarından özellikle Fransız nazariyelerini benimsemiştir. A. Cevdet ateist idi. (Heckel Buchner Spencer Le bon düşüncelerine meşbu idi.) Ziya Gökalp’te Onunla arkadaştı. -Arkadaşları ve dostları Ziya’yı gavur ve dinsizlikle suçladılar.

Kaynak; Halil açıkgöz, cemil meriçle (çeşitlemeler) sohbetler seyran yay. İst .1993s.19-20

1933’te üniversite inkılabı yapıldı. Bu ne demek? Milletler arası Yahudi ilim adamlarının üniversitemizi işgali demekti. Nazi Almanyası’ndan kaçan ne kadar Yahudi profesör varsa Türkiye iş verdi. Onlar da hiç tereddüt etmeden geldiler, imkanlar biraz kıttı ama olsundu, çalışabileceklerdi ya, yeterdi onlara. Türkiye’ye gelen Selanikli dönmeler vardı, onların çocuklarını da asistan yaptılar. Bizi üniversitemizin kuruluşu pis ve mülevvestir. Tanzimat’ta tıp kuruldu.Tıp tekniktir.Düşünce değildir.Üniversite düşünce demektir.Fakat bizde üniversiteyi yabancılara kurdurdular.Dünyanın hiçbir milletinde üniversiteyi yabancılara kurdurmamışlardır.

Kendi dilimizi,tarihimizi tedkik etmek için illa milletler arası bir dile mi ihtiyaç var? Türk ve loji kelimeleri nasıl çiftleşir? Türk Türk’ün,loji Rum’un. Cemil Meriç

Kaynak; Cemil Meriç İle Sohbetler

Dil’de inkılâp (harf devrimi) olmaz. İhtiyar tarih dünyanın hiçbir ülkesinde böyle bir çılgınlığa şahit olmamıştır. Toplum geliştikçe, dil de gelişir. Osmanlıca, Anadolu’ya yerleşen ve İslâmiyet’i benimseyen Türkler’in dilidir. Yani halis Türkçe’dir.

Mağaradakiler Cemil Meriç İletişim Yayınları 1. Baskı, 1997 Sf. 263-270

“Çağdaşlık nedir? Atom bombası mı, fuhuş mu, rezillik mi, kapitalizm mi, sosyalizm mi? Çağın imtiyazı olan ve [ayırd edici] vasfını teşkil eden ne var? Sadece endüstrileşmek! Bazı ülkeler endüstrileşmişler, bazıları endüstrileşmemişlerdir. Binaenaleyh çağdaşlaşma tabiri sefil, zavallı ve âdi bir tabirdir ki, bizim komprador burjuvazi ( Laik ve demokratik anlayış da Kapitalist kültürün ana temelidir.) ve gecekondu aydınları tarafından bir afyon gibi damarımıza zerk edilmiştir.”

[Türk ,Yazar şair ve düşünür- Cemil Meriç-Cemil Meriç ile söyleyişi]

Sultan Abdülhamid’in Her köyde caminin yanına bir de ilkokul yaptırması en mühim icraatlarındandı. Yılda ortalama 400 ilkokul açarak ve okul sayısını 9.347’ye çıkartarak bir rekor kırmıştı. Aynı şekilde, 250 olan ortaokul sayısını 900’e, lise sayısını da 109’a çıkarmıştı.

Kaynak; 1;Sosyolog Şerif Mardin,2; İsmail Çolak’ın son imparator. ve diğer kitapları 3;Cemil Meriç’in -bir facianın hikayesi ve diğer kitapları

İslâm harflerinin terakkimize(ileri)) mani olduğunu ileri sürenler, Avrupa’nın bizi yok etmeye karar vermiş yazarlarıydı.

İslâm harflerinin terakkimize(ileri)) mani olduğunu ileri sürenler, Avrupa’nın bizi yok etmeye karar vermiş yazarlarıydı. Bir Volney, bir Baron de Tott vs. İslâmiyet’e düşmandılar. Başlıca hedefleri bizi tarihimizden, irfanımız­dan, bir kelimeyle İslâmiyetten koparmaktı. Bu bedbaht telkinler önce bir­çok dürüst Türk münevverini (aydın) de büyüler gibi oldu. Sonra meselenin vehametini kavramakta gecikmediler.

Söyleyen: Cemil Meriç, Kültürden İrfana

Eğer medeniyet milli gelir albeyle artsaydı ruslar,çinliler(japonlar) alfebe (harf devrimi) değiştirirdi. kendi alfabesini değiştiren hiç bir millet yok olmayacakda öyleyse bu çılğınlığın sebebi ne.?

(cemil meriç sosyoloji notları ve konferansları)

Bu milletin bütün kütüphanelerini yaktılar. 1929′da ilk mektebi bitiren nesil kendini bir çöl ortasında buldu. Yeniden başladı alfabeye ve ölünceye kadar alfabede kaldı. Sonraki nesiller hep aynı yokluk, hep aynı sefalet içinde çırpındılar. 1929′da okuma-yazma bilenler 1930′da analfabet durumuna düştüler. Ve kendilerine zorla kabul ettirilen dili çelik bir korse gibi, bir Çinlinin ayakkabısı gibi, ezip büzen bu yabancı harflere hiç bir zaman ısınamadılar. Yeni nesiller ise on, on beş yılda şişirilen, sözde milli, bir kütüphane buldular. Ama bu kitapların dili boyuna değişiyordu. Her masrakaralığı alkışlamaya zorlanan ve bu şakşakcılığı bir refleks, bir insiyak gibi uzviyetine sindiren şamar oğlanı burjuvazi!

Cemil Meriç – Jurnal

Osmanlı rahatsız ediyordu Mustafa Kemal’i. Silinmesi gereken bir vesikaydı yakın tarih. Mâzi zaman zaman gevezelik ediyordu. Dil devrimi Selanik’in İstanbul’a isyanıdır. Selanik’in ve bütün Anadolu’nun. Osmanlı ordusu, Osmanlı teşkilâtı, Osmanlı mirası yok edilemezdi. Ama nesillerin birbiriyle olan devamlılığı bozulabilirdi. Harf inkılabı altı yüzyılı rafa kaldırdı. Ve tarihsiz bir memleket, ibda etti

Cemil Meriç – Jurnal

İnkılabı yapanlar, İslamiyet’i diriltmek değil, “İslamiyet’e rağmen laik ve Avrupai” bir devlet kurmak istiyorlardı.

Cemil Meriç – Mağaradakiler

150 likler hain değil kemal paşaya muhalefet olanlardı.

(Hukuk devrimine (Yahudi,hiristyan ) kanun’un kabulüne, Harf Devrimine, Halifeliğin kaldırılmasına,laikliğe karşı çıkmışlardır)

Lozan antlaşmasının hükümlerinden biride antlaşmayı kabul edenlerin bir genel af çıkartması yönündeydi.Ancak antlaşmayı kabul eden Ankara’nın bu affa şimdilik yanaşma derdi yoktu, çünkü içerdeki muhalifleri temizlemek amacını taşıyorlardı.İlk başlarda 600- 300 kişilik olarak çok önceleri hazırlanan hain listesi Lozan dayatması nedeniyle en az karla 150’ye indirilmiş ve bir af görüntüsü verilmeye çalışılmıştı.

Peki kimler bu listeden çıkarıldı da geriye sadece 150 kişi kalmıştı?

Rıza Nur hatıratında sadece adedi belirlediğini, isimlerin ise Mustafa Kemal tarafından kararlaştırıldığını söylemiştir.Bu durumun geçerliliği kanımca vardır çünkü, bu liste hain oldukları ispata gerek duyulmayanlardan arınmış bir liste görüntüsündeydi ve Mustafa Kemal’in asıl maksadına uyan bir listeydi.

Mustafa Kemal bu listeyle hem listeye alınmayan muhaliflerden hem de listeye alınan ilerde muhalif olabilecek kişilerden kurtulmuş olacaktı.Dolayısıyla bu son listenin büyük çoğunluğu ilerde muhalif olması düşünülen kişilerden müteşekkildi.Asıl amaç eskiden hainlik yapanlar ve mutlak cezası olacaklardan çok, ilerde muhalif olabilecekleri bertaraf etmekti.

Cumhuriyet tarihine “Yüzellilikler” diye geçen kişilerin listesine baktığımızda bunların Mustafa Kemal’in otoritesini beğenmeyen yada gelecekte ona muhalefet edebilecek kişiler olduğu hemen görülmektedir.

M.kemal’e muhalif olmak neden hainlik olarak algılandı?

Bu listenin hazırlanması konusu bir gizli oturumda tartışılırken Dahiliye Vekili Fethi Bey’in Hıyanet-i Vataniye de bulunan kişiler ile birlikte muhalif kişi ve gazeteleri de beraber anması sonucu huhalefette olmak vatan hainliği olarak algılanmış ve bugüne kadar da böyle devam etmiş oldu.

İzmir Çerkes Kongresi ile Çerkes Ethem ve avanesi ibareleri listede direk göze çarpan sınıflandırmalardı.

Ancak, 150’den fazla olduğu düşünülen kişileri nasıl bu listeye sığdırabilecekleri konusunda baya bir zorlanmışlardı.Kendilerinden geçmiş bir halde hazırladıkları liste 149’da kalmış (23 Nisan 1924), onanmak üzere önüne gelen listeye Mustafa Kemal ayak üstü köylü gazetesi sahibi Refet’i de katmış ve listeyi 1 Haziran 1924’te onamış oldu.

Sonra ki iş Ankara hükümeti’nin ordusundan bile faal olarak görev alan İstiklal Mahkemelerine kalmıştı.Listeye alınanlar direk tasfiye edilecek, listeye sokamadıkları ise 1925 yılında Lozan Antlaşmasının maddelerine aykırı olarak çalışmaya meydan verecek Tahrir-i Sükun kanunu ile İstiklal Mahkemelerinde cezaya çarptırılacaklardı.(Bunların çoğunluğu muhalif basın organlarından kişilerdi.)

Oysa bu listeler Lozan’dan çok önceleri hazırlanmaya başlamıştı. Bunlar içinde kimler yoktu ki? Sevr ve Mondros Antlaşmalarını imzalayanlar sanırım bu durumdan bihaberlerdi. Özellikle Rauf Orbay’ın sonu merak konusuydu?

Rauf Bey böyle bir listenin hazırlandığı haberi kendisine ulaşınca direk karşı çıkar.Zaten buna gerek kalmayacaktı çünkü öncede bahsettiğim gibi, hükümet için geçmişte kötülük yapanlar değil, gelecekte yapabilecekler önemliydi.

(Soysal İlhami-150 likler-sf.43)

Sonuçta oluşan liste Mustafa Kemal’in onayıyla 7 Haziran 1924’te Resmi gazetede yayınlanır.

“Yüzellilikler” denilen ve çoğu vefatlarına kadar vatancüda kalan bu insanların Şeyhülislam’dan köylü Mehmed Ağa’ya kadar aralarında kimler yoktur? Çoğu bir içtihat farkına, rekabet hissi ve intikam duygusuna kurban gitmiş olan şu insanlarla ilgili hakikat, yeni Türkiye’nin hukukî ayıplarından biridir.[Türk,Tarihci, Şair, Hukukçu Kadir Mısıroğlu]

1914 savaşında şehir dolusu aydın kaybettik. O savaşı yedek subaylar yaptı. Yedek subaylar yani entelijansiya. Sonra Sevr ve Lozan.. Mustafa Kemal 150 aydını mektepten talebe kovar gibi sınır dışı etti. Zaten memlekette düşünen adam sayısı da aşağı yukarı o kadardı. -Sonra sol cenaha döndü, onları da, kırkayak tepeler gibi, ezdi.Cavit beyi astı. Sonra filozof istiyoruz. Kuzum ne filozofu?

Demokrasi kahramanı İnönü beş hocayı kürsüsü ile beraber uçurdu.

Cemil Meriç – Jurnal

Senato, Danıştay, Yargıtay gibi müesseseleri kurdular.

Hakikatte CHP seçimle gelemediği iktidara bunlar sayesinde gelecekti!

Kaynak ;Türk,Düşünür, Cemil Meriç – Bu Ülke

Cemil Meriç’in tespitleri son derece muhteşemdir: “Osmanlı, II. Mahmud’la ölmüştür. Abdülhamid bu ölüyü diriltmiş ve otuz üç sene ayakta tutmuş yegâne adamdır.”

Yahudi asıllı İngiliz ajanı Arminius Vambery, İngiliz Dışişlerine gönderdiği 7 Mayıs 1884 tarihli raporda şu orijinal tespitleri yapmıştır: “Eğer bir mâni çıkmazsa o, Türkiye’yi ileriye götürecektir ve götürebilecek tek adamdır.”

Vambery gibi Amerikan Büyükelçisi S. S. Cox da, Osmanlı’nın kalkınması ve yıkılmaktan kurtulması için Abdülhamid’in “tek şans” olduğu konusunda hemfikirdir: “Türk ilerlemesini gerçekleştirebilecek yegâne şahıs Sultan Hamid’dir. Bütün vaktini de buna hasretmiştir (adamıştır).”

Elisabeth Wormeley Latimer, “19. Asırda Rusya ve Türkiye” isimli eserinde, Abdülhamid Han’ın batmakta olan devleti olağanüstü bir gayretle nasıl kurtarmaya çalıştığıyla ilgili şu tespitleri de manidardır: “II. Abdülhamid, Türk tarihinin en karanlık ve buhranlı zamanında, muazzam bir mesuliyeti üzerine alarak tahta oturdu… Mahvolmakta olan koca Osmanlı Devleti’ni fevkalade iyi idare etmekle kalmamış, onu yükseltmeye çalışmıştır.”

Sultan Abdülhamid’in en büyük hizmet ve yatırımları eğitim, kültür, bilim, teknoloji, ulaşım ve iletişim sahasında olmuştur. Memleketin eğitim-kültür seviyesini yükselten, irfan hayatına vüsat kazandıran Abdülhamid Han’dır.

Abdülhamid’i tahtından indiren İttihatçılar bile onun kurduğu modern mekteplerden yetişmişlerdir. Değil yalnız Mutlakıyet, Meşrutiyet, hatta Cumhuriyet devrinde bile yetişen, yüksek makamlara ulaşan bilginler, eğitimciler, kumandanlar, siyasiler, mühendis, doktor, profesör ve hukukçular dâhi hep onun açtığı modern okullardan yetişmişlerdir.

Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran siyasi ve askeri bürokratlar, Abdülhamid’in inşa ettirdiği okullarda eğitimlerini almışlardır. Bu manada, Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığını; yönetim şeklinin alt yapısının oluşması, siyasî-bürokratik kadronun yetişmesi, kullanılan müesseseler itibariyle II. Abdülhamid’e borçlu olduğunu savunmak yanlış olmaz.

Abdülhamid, eğer İttihatçılar gibi devletin varlığı ve geleceği ile kumar oynayıp devlet gemisini batırmış olsaydı; Osmanlı’nın, 20. Yüzyılı bile göremeden daha 1880-1890’lı yıllarda, ani bir çöküşle tarih sahnesinden silinmesi kuvvetle muhtemeldi. Dolayısıyla “Türkiye Cumhuriyeti” adıyla onun yerini alacak yeni bir siyasî oluşumu meydana getirecek bir imkân ve toprak da kalmayabilirdi.

Bu gerçeği, Sultan Abdülhamid’in, Osmanlı donanmasını ıslah için görevlendirdiği İngiliz Amiral Henry F. Woods bile görüp takdir etmiş ve hatıralarında “Son Sultan’ın” koruyucu politikaları sayesinde devleti dağılmaktan nasıl kurtardığı ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin doğmasına zemin hazırladığını şöyle ifade etmiştir:

“Abdülhamid olmasaydı, bu satırların yazıldığı şu anda ne bu kadar geniş ve bağımsız bir Osmanlı Devleti ve ne de ileride tarihçiler ve diğer devletler tarafından tanınacağına şüphe etmediğim, bugünkü, henüz yerine oturmamış Ankara Hükümeti bulunacaktı.”

Abdülhamid Han’ın, yeni Türkiye Cumhuriyeti’ne ve cumhuriyet kuşaklarına yaptığı en büyük iyilik şudur: Osmanlı Devleti’ni ayakta tutmaya ve toprak kayıplarını asgariye indirmeye azami gayret göstererek, sonraki dönemde Mustafa Kemal Paşa’nın yeni bir devlet kurmasına yarayacak sağlam bir zemin, imkân ve şerait bırakmıştır.

Bu yüzden cumhuriyet neslinin, aydın ve bürokrasi kesiminin Abdülhamid fobisinden kendisini azat etmesi, en azından daha objektif ve tutarlı bir bakış açısı geliştirmesi şarttır. Önyargılardan arınmalı, siyasi-ideolojik peşin hükümlerden kurtulmalı, karalama edebiyatından vazgeçmeli ve tarih ilminin öngördüğü disiplin çerçevesinde Abdülhamid ve dönemine yaklaşmayı artık bir itiyat haline getirmelidir.

Kaynak;1;Cemil meriç bir facianın hikayesi ve diğer kitapları 2; İslamail çolak’ın son imparator. ve diğer kitapları

Daha fazla bilgi için şu linklere bakabilirsiniz;

Kitap Özetleri-Tüm Linkler ;http://yakintarihimiz.org/kitap-ozetleri-tum-linkler.html

Google Aramaları

  • cemil meriç mustafa kemal
  • cemil meriç osmanlı
  • cemil meriç tarihimizi bilmiyoruz
  • cemil meric cumhuriyet
  • cemil Meriç türk tarihi
  • cemil meriç kadir mısıroğlu
  • cemil meriç abdulhamid
  • CEMİL MERİÇ DEVLETLER YIKILMAYA YAKIN GEVEZELEŞİRLER
  • yakın tarihimiz Cemil Meriç
  • cemil meriç ingiliz

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*