Son Haberler
Anasayfa » .Atatürk bir diktatördü; » Cumhuriyet’in İlk Yılları Güllük Gülistanlık Değildi;Evet, bir yanda diktatörlük, bir yanda ekonomik buhran! Halk kelimenin tam anlamıyla perişandı! Halkın üstüne ateş açacak kadar

Cumhuriyet’in İlk Yılları Güllük Gülistanlık Değildi;Evet, bir yanda diktatörlük, bir yanda ekonomik buhran! Halk kelimenin tam anlamıyla perişandı! Halkın üstüne ateş açacak kadar

Osmanlıyı ve Padişahları her fırsatta karalama gafleti içinde bulunan Kemalist kalemşörlerin ağzına pelesenk olan uydurma bir efsane vardır. Her fırsatta bundan bahsedip, sürekli övünürler. Tabi ki övünülecek bir şey varsa, enaniyet ve kibir sınırlarını zorlamadan “yiğidin hakkını” teslim etmek gerekir. Takdir-i hıdmet, İslam’ın da şiarıdır! Aksini iddia etmek yanlıştır. Övündükleri şeye gelelim. Osmanlı’nın son zamanlarındaki harbler vetiresini görmezden gelip, insaf ve iz’an ile açıklanmayacak şekilde Devlet-i Aliyyei tenkit ederler. Halkın aç kaldığından, istibdattan ve sairden yakınırlar. Her ne kadar tam olarak gerçeği yansıtmasa da, uzun yıllar süren harb vetiresinin Osmanlıyı yıpratması kadar da tabii bir durum olamaz! Kimseden iz’an beklediğimiz yok! Ama gel gelelim haksızlığa karşı da susamayız! Osmanlıyı tenkit edip “Cumhuriyetle birlikte halk ekonomik olarak nefes aldı. Kemal Paşa’nın devrinde yapılan kalkınma planlarıyla coştuk. Adalet vardı, halka memnundu. Her gittiği yerde Kemal Paşa alkış tufanına kapılıyordu!” gibi söylenen “safsatalara” ve cilalama operasyonu “yalanlarına” biraz değinelim. Bakalım gerçekten de öylemiymiş. Vereceğim kaynaklar Kemalistlerce muteberdir, merak buyurmayınız. Hani o ekonomik olarak nefes alan halk var ya nefes alan, bakalım oksijen mi almış karbondioksit mi, hep beraber görelim.

O günlerin şahidi Şevket Süreyya anlatıyor: “(…) Hülâsa inkılâp partisi, bir klik haline gelmişti. Kapalı dar bir klik..Halk ise tedirgindi. Bilhassa ihracat malları yetiştiren uyanık bölgelerde: Karadeniz, Ege, Akdeniz mıntıkalarında iktisadî buhran bütün şiddetiyle hükmünü sürdürüyordu..Orta ve Doğu Anadolu’nun yalnız hububat ve hayvancılık yapan köylü ve şehirli halkı ise, gerçi uysal, sessiz ve bitkimdi.. Fakat halk homurdanıyordu. İktisadi buhran, vilayetlerde tam bir çaresizlik havası yaratmıştı.”(1)

Bir başka şahid, Ahmed Hamdi Başar anlatıyor. 1930 yılında Kemal Paşa ile çıktığı, Anadolu’nun büyük bir kısmını kapsayan tren gezisinden elde ettiği izlenimler: “Vergi eskiden olduğu gibi yine mükellefe dehşet vermektedir. Köylü, sırtında giyecek ve boğazına sokacak bir şey bulamıyor. Memleketi kalkınmaya götürecek manivela henüz hareket etmemiş duruyor. Acaba daha ne yapmalı? Yapılanlar eksik veya yanlış mıydı?… Köylüyü kurtarmak, onu efendi haline getirmek sırf temennilerden, hayallerden öteye geçmediği ve sosyal davalar ve münasebetler edebi ve hissi görüşler altında mütalaa olunduğu ve hükümetçe de “yasak” çerçevesi kaldığı müddetçe, memleketin bu derin derdine çare bulunacağına inanmak çok güçtür.”(2)

Peki ya milli şefimiz İnönü ne diyor? Hani şu son sözleri, Ermeni alfabesini saymak olan: “Bunalıyorum çocuk, büyük bir ıstırap içinde bunalıyorum! Görüyorsun ya, her gittiğimiz yerde mütemadiyen dert, şikayet dinliyoruz. Her taraf derin bir yokluk, maddi manevi perişanlık içinde.”(3)

Harblerle boğuşan Osmanlı’nın ekonomisini tenkit etmek kolay. Ayrıca Osmanlı’nın başında “kapitülasyon” gibi bir bela da vardı. Mes’ul olduğu toprak daha genişti. Peki ya kapitülasyon derdinden ber’i, Lozan’da Misak-ı Milli’den ödün vererek toprakların yarısı bırakılmış yeni Türkiye?! Şunu da ilave edeyim. Kimseden bir anda ayağa kalkmasını beklemiyoruz. Ama yalana da razı değiliz! Hele bir devri şişirmek için, Osmanlı’yı karalamaya hiç sessiz kalmayız! Gel gelelim, adalet ve yönetime. Ekonomi berbattı da, adalet ve yönetim çok mu iyi işliyordu? Tabi ki hayır! Sözüm ona, Cumhuriyet geldi demokrasi geldi, seçme seçilmem hakkı geldi! (Tek parti arasından da nasıl seçme hakkı kullanılacaksa artık) Bakalım bu hususta, Mustafa Kemal Paşa ne diyor: “Ben Cumhuriyeti tesis ettim. Fakat bugün (1930lar kastediliyor) Cumhuriyet midir, diktatörlük müdür, şahsi hükümet midir, belli değil”(4)

Evet, bir yanda diktatörlük, bir yanda ekonomik buhran! Halk kelimenin tam anlamıyla perişandı! Halkın üstüne ateş açacak kadar(5)

da kesif bir istibdat uygulanıyordu. Ama halka en çok dokunan ne idi biliyor musunuz? Halka kıtlıkla boğuşurken, ardı arkası kesilmeyen balolar tertip ediliyordu.(6)

Atanmışlar konaklarını Avrupaî şekilde restore ediyor, yeni yeni mobilyalar getirtiyordu.(7)

İnkılâp önderleri ve eşleri içki ve kumar partileri düzenlemekten imtina etmiyordu.(8)

Tüm bunlara rağmen Ticaret vekili Mümtaz Ökmen utanmadan şunları diyebiliyordu. İşte halka dokunan bunlardı: “Ordumuzu kuş sütüyle besliyoruz, Cumhurbaşkanının sofrasında ne yeniyorsa, köydeki sığırtmaç da onu yiyor. Bu bize Cumhuriyetin sağladığı bir nimettir. Bunu tarihe karşı bir görev olarak söylemeliyim.”(9)

1Aydemir, Tek Adam Mustafa Kemal C.III s 386, 387 2; Başar, Atatürk’le Üç Ay, s 30, 31, 44 3 ;Soyak, Atatürk’ten Hatıralar, C.II s 405 4 Okyar, Üç Devirde Bir Adam s 443 5; Şevket Süreyya Aydemir 6 Küçükömer, Düzenin Yabancılaşması s 67 7 Karaosmanoğlu, Panorama s 53 8 Karaosmanoğlu, Panorama s 39 9 Barutçu, Siyasi Anılar s 261, 262

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*