Son Haberler
Anasayfa » Belgeler » Dr. Rıza Nur (M.kemal’i) Anlatıyor;

Dr. Rıza Nur (M.kemal’i) Anlatıyor;

10676315_684065128345792_4339697847541003830_nDr. Rıza Nur (M.kemal’i) Anlatıyor;

Kurtuluş Savaşı önderlerinden ve Millî Mücadele döneminde Sağlık Bakanlığı yapan Dr. Rıza Nur.

Zekî, âlim kimselere, nâmuslu insanlara bayılırım. Hırsız, yalancı, ahlâksız insanlardan nefret ederim. Bu nefretimi onlardan saklamam… Türk milletine büyük ve aşk derecesinde muhabbetim vardır…Pozitif ve maddîyimdir…Septik adamım. Hiçbir şeye kolaylıkla inanmam, kanmam. Mutlakâ deliller göreyim ki inanayım…Dindar değilim, fakat dîne hürmetim vardır…En korktuğum ve çekindiğim şey bir kimseye haksızlık etmektir.[Türkiye’nin İlk milli Eğitim Bakanı, Doktor Rıza Nur, Hayatım ve Hatıratım]

Kaynaklara göre Mustafa Kemal Paşa’nın babası Sırp’tır! Türk değil yani! Ali Rıza Efendi Mustafa Kemal Paşa’nın üvey babasıdır! 2 dönem bakanlık yapmış, koyu bir Türkçü olan Dr. Rıza Nur‘a göre yani selanik asliye hukuk mahkemesi  İlam karar numarası: Adet/451 verilerine göre M.kemal Sırptır.

[Türkiye’nin İlk Milli Eğitim Bakanı Doktor Rıza Nur, Hayatım ve Hatıratım]

“Her yerde vatan müdafaası için harıl harıl çeteler ortaya çıkıyor. Mesela İzmir’de Demirci Efe, Sarı Efe, Çerkez Ethem… Bursa’da Gökbayrak, Giresun’da Topal Osman, Adapazarı ve Sakarya boylarında Yahya Kaptan çetesi, İbo… Görülüyor ki, Milli Mücadele hareketi her tarafta millet tarafından düşünülmüş ve yapılmıştır. Bir kişinin değil, binlerce kişinin. Mustafa Kemal’in, İsmet’in bunda zerre kadar hissesi yoktur. Bu esnada Mustafa Kemal hâlâ ortalarda yok. O Anadolu’ya kovuluncaya kadar başka işlerle meşgul olmuştur. Mustafa Kemal Anadolu’ya Milli Mücadele için gelmemiştir. Kovulmuştur. Bunu da kendisi Nutkunda söylüyor. [Nutuk, sayfa 7] [Türkiye’nin İlk Milli Eğitim Bakanı Doktor Rıza Nur, Hayatım ve Hatıratım]

Mustafa Kemal Türk Milletinin düşmanıdır.

.. Sahife 273’de (nutuk’ta) meclisin açıldığına dair bir tamimi var. Bu tamim dikkatle okunmaya layık ve ibretli bir şeydir. (Mustafa Kemal) Bütün dini ele alarak siyasete alet etmiş, ona sığınmıştır. Bunu kendi yazmıştır. Sonra dini siyasete alet etti, diye patır patır adamlar (ı) asacaktır. Halbuki kendi yaptığı şey. Asıl bunda şu nokta mühimdir:O halde üç beş yıldır bu adam bir düziye bu dini nasıl tepeledi?!.. Bunun işleri insana öyle bir zan veriyor ki, bu adam (Mustafa Kemal) Türk Milletinin düşmanıdır. Çünkü ilk hamlede dinine musallat olmuştur. Din harstandır (hars=kültür). Bir milletin temel taşları harsıdır. Bu adam bu ve emsali Türk harsını yıkmakla meşguldür. Bu halde haindir:

[Türkiye’nin İlk Milli Eğitim Bakanı Doktor Rıza Nur, Hayatım ve Hatıratım– Cild 3, S. 59-60:]

Mustafa kemal Türk aleyhindedir. Milli Hareket zamanında benim Türkçülük icraatımdan pek sıkılıyordu. Bir şey de demiyordu. Bugün kendisi Türk’ün dinini, dilini, yazısını, adetini, milli müesseselerini, ananesini her şeyini yıkmakla meşguldür. Bunlar harstır,(kültürdür) bir milletin hayatıdır. Bu mu onun milliyetperverliği?!. Hani Türk’ün dinine, edebiyatına, folkloruna, mimari abideleri olan camilerinin ihya ve muhafazasına dair henüz ne yaptı? Soruyorum. Sade hüneri, gayreti, milleti baştan aşağı, fahişe, meful,(yapılmış) sarhoş ve mürtekip(kötü işler) soyguncu yapmaktır.

[Türkiye’nin İlk Milli Eğitim Bakanı Doktor Rıza Nur, Hayatım ve Hatıratım Cil.4]

Mustafa Kemal Anadolu’daki Müslümanları kandırdı ve İngilizlerle Lozan Anlaşması’nı yapıp Müslümanları halifesiz bıraktı ve tüm şehitlerin kanına ihanet etti! İhanetinden dolayı Sultan Vahdettin Han Mustafa Kemal’i ve Mustafa Kemal’e yardım eden asker arkadaşlarını 24 Mayıs 1920 [hicri 1336] tarihinde idama karar verdi.

Mustafa Kemal bütün o önemli kanunları sarhoş iken yaptı da hiçbir “Elif” kadehe düştü mü? Utanmazlar! Bu lanetliler dediler ki, nasyon, için ulus koymuş. Ulus Türkçe millet demek değildir. ”Türk aşiretleri” demektir. Hep gerçek yüzünü gizlerdi. Mason (yahudi- cemati) olduğunu hem Osmanlı döneminde, hem de cumhuriyet döneminde hiç çekinmeden nizam duruşu ile gösterdi ve ispatladı. Anasının mezarında bile utanmadı hain! Anadolu’ya 40 bin lira ile Mustafa Kemal’i gönderip de halkı düşmana karşı ayaklandırması için emri veren Sultan Vahdettin’e ihaneti yapan kimdi?

[Türkiye’nin İlk milli Eğitim Bakanı, Doktor Rıza Nur, Hayatım ve Hatıratım]

“Bu Çal Dağı’nın düşmesi bütün ümitlerimizi bitirdi. Yeniden Türk Milleti’nin istikbali, hürriyeti, hayatı tehlikeye düştü, gidiyor. Artık hep ölü haldeyiz. Kimsede can kalmadı. Ağzımızı bıçak açmıyor. Bunun üzerine Mustafa Kemal orduya geri çekilme emri vermiş. Bu haber de geldi. Mustafa Kemal’in özel hizmetlerinde kullandığı Arnavut yaveri Salih de cepheden geldi. Mustafa Kemal’in eşyalarını topladı. Kaçıyorlar. Mustafa Kemal ata binmiş, sarhoşmuş. Düşmüş, kaburga kemiği de kırılmış.

[Türkiye’nin İlk Milli Eğitim Bakanı Doktor Rıza Nur, Hayatım ve Hatıratım, sayfa 849]

1926 yılında İstiklal Mahkemeleri tarafından mahkum edilerek İnfaz edilen. Kuvayi Milliye Reisi ve Kırşehir Mebusu(millet vekili) Rıza Silsüpür.

Kılç Ali; Gazi’den bir mektubla af dile demiş rıza (silsüpür) asılırken de M. kemal’e bir çok küfretmiştir. koca türk o halde bile celadet (cesaret) göstermiş ikisinede küfretmiş.

[Türkiye’nin İlk Milli Eğitim Bakanı Doktor Rıza Nur, Hayatım ve Hatıratım Cil.4]

Atatürk milliyetçiliği türk ocaklarını (kapatacak) yasaklayacak kadar milliyetsizdir.

«Bizi istiklâlimize kavuşturan, ruhumuza milli imanı sindiren ve Kuvvayimilliye ruhunu şahlandıran fikir ve hareketlerin tohumu o zamanki Türk Ocaklarında atılmıştır. İstiklâl Savaşını kazandıran yegâne kuvvet budur, desek hakikati olduğu gibi ifade etmiş oluruz. Keyfiyet böyle iken bu hayırlı teşekkül niçin kapatıldı?

[Doktor Rıza Nur Orkun, 20. Sayı, sf. 12-13]

Türkolog ve Doktor Rıza Nur Diyor ki;

22 Ağustos 1932 tarihinde, yine Mustafa Kemal’in himayesindeki gazetelerden Milliyet’te bir makale yayınlanır, başlığı da şu:’Yeni Türk Sözlüğü hakkında Gazi Hazretleri’nin gösterdikleri küçük bir misal’Bu yazıda Mustafa Kemal Yunus Nadi’ye şöyle buyurmuş (kısaca):“Şeyh Süleyman’ın Çağatay sözlüğünde: ‘Kilturmak’ kelimesi var. ‘Mak’ ekini kaldır, geriye kiltur kalır. İşte bu, Fransızların “culture” kelimesinin aslıdır. Bu kelime kültür anlamındadır ve Fransızlara bizden geçmiştir. “Ağlayayım mı, güleyim mi, öleyim mi? Bu adamın bu safsatalarını okudukça ben utanıyorum. Böyle cehalet görülmemiştir. Bu iki kelimeyi bir yapmak için yürüttüğü düşünceler o kadar gülünç ki, ancak bir deli kafasından çıkabilir. Bu (kilturmak) kelimesi, bizim dildeki (getirmek) kelimesinin Çağatay şivesinden ibarettir. Bunda hars (kültür) manası nerede?”

[Türkiye’nin İlk Milli Eğitim Bakanı, Doktor Rıza Nur, Hayatım ve Hatıratım]

Aynı makalenin devamında Mustafa Kemal şöyle diyor:

Dpnot; Fransız ilim ve bilimlerinde ilerlemede elde edilen sonuca “culture” deniyor.Mustafa Kemal “culture” kelimesini “ilerlemek” sanıyor. Hâlbuki en vahşi kabilelerin bile kendilerine has bir kültürü vardır. İşte insan hem cahil hem de zorba olursa böyle rezil olur.

Bu konuda Yavuz Bülent Bakiler gençliğinde Yakup Kadri ile bir röportaj yapar.

Mustafa Kemal Paşa’nın dil konusunda ne kadar cahil olduğunu gösterecek muazzam şeylerden bahseder (kemalist yazar) Yakup Kadri. (Türkcülerin yaşam koçu)Yavuz Bülent Bakiler: ‘Efendim bunları yazabilir miyim?’ deyince: ‘Asla! Eğer yazarsan yalan olduğunu söylerim” der. Yavuz Bülent Bakiler, Mustafa Kemal’in bu saçmalıklarını bugün radyo programlarında çekinmeden anlatıyor.

[Yakup Kadri- Yavuz Bülent Bakiler]

MASON (yahudi) DEVLETTEN NEMALANAN DALKAVUKLARIN YARATTIĞI SAHTE KAHRAMAN ;

Her yerde vatan müdafaası için harıl harıl çeteler teşekkül ediyor. Mesela İzmir‘de Demirci Efe, Sarı Efe, Çerkes Ethem… Bursa‘da Gökbayrak, Giresun‘da Topal Osman, Adapazarı ve Sakarya boylarında Yahya Kaptan çetesi, İbo… Görülüyor ki, Milli Mücadele hareketi her tarafta millet tarafından düşünülmüş ve yapılmıştır. Bir kişinin değil, binlerce kişinin. Mustafa Kemal‘in, İsmet‘in bunda zerre kadar hissesi yoktur. Bu esnada Mustafa Kemal hâlâ meydanda değil. O Anadolu‘ya kovuluncaya kadar (meclise girmek için ) başka işlerle meşgul olmuştur. Mustafa Kemal Anadolu‘ya Milli Mücadele için gelmemiştir. Kovulmuştur. Bunu da kendisi Nutkunda söylüyor. Dr. Rıza Nur, Hayatım ve Hatıratım, (s. 7) Derken Mustafa Kemal başkumandanlığı kabul etmem dedi. ‘Yahu etme, kabul et.‘ dedik. Dedi ki: ‘Ben zaten buradan da idare ediyorum. Geri durduğum yok ki.‘ Ben de: ‘Yok, resmen ve mesul olarak ordunun başında olmalısın, o zaman daha gayretle çalışırsın‘ dedim. Mustafa Kemal tamamiyle ümitsiz. Başkumadanlığı asla istemiyor. Çünkü ona göre mağlubiyet muhakkak. Başkumandan olursa kendi mağlup olacak. Şimdiye kadar İsmet ile Fevzi‘yi iki kukla gibi perde arkasından idare etmeye alışmış. Mesuliyetli iş olursa onlara veriyor, şeref olursa kendine alıyor. Resmen ve bilfiil kumandanlığı asla kabul etmiyor. Bütün meclis buna kızıyor. Meclis pek asabîleşti. O da kabul etmem diyor, başka birşey demiyor. Kızmışım, bir aralık: ‘Ne güne duruyorsun? Hangi işe yarayacaksın‘ diye bağırdım. Kızılca kıyamet koptu. Mustafa Kemal taa kürsüden küfürler ve tehdit yağdırdı. Ve dedi ki: ‘Mağlubiyet muhakkak, sen beni rezil olsun, şerefi gitsin diye başkumandan yapmak istiyorsun‘. Bu söz bana müthiş ağır geldi, çıldıracaktım. Yahu bu ne adam? Koca bir millet gidiyor, kendi şerefi düşünüyor. Hiç olmazsa insan hâyâ eder de bunu söylemez. Ne âdi, ne belâ bir adama çatmışız. Şeref! Sanki Suriye‘de mağlup olan kendi değil. Baktım, kudurmuş köpek gibi olmuş. Herkes de birşey söylüyor. Her söyleyen ile dayaşıyor. Üç gündür uğraşıyoruz, kabul ettiremiyoruz. Nihayet geldi, resmen celsede şu teklifi yaptı: ‘Eğer mecis bütün teşrii ve icrâi selâhiyetlerini bana verirse kabul ederim‘. Ben bunu duyunca yumruğumu küt küt diye kafama vurmuştum. ‘Bu adam ne istiyor? Bu nasıl iş? Bu verilebilir mi?‘ diye bağırmışım. Arkadaşlar söylediler. Bu müthiş bir şey. Başkumandanlık için böyle birşeye lüzüm yok ki. Selâhiyetlere zaten mâliktir ve onlar kâfidir. Demek bu adamın amacı kötüdür. İçinde kimbilir ne domuzluklar vardır. Büyük bir müstebit olmak, milleti inim inim inletmek istiyor. Kendi kendinde kanunlar yapacak. Şunu bunu asıp kesecek. Kendine köle gibi itaat etmeyenleri imha edecek. Yapar mı yapar. Artık meclis‘te kavga kıyamet kopuyor. Bu yetkileri vermek istemiyorlar. Müthiş çorba olduk. Nihayet düşündüm: ‘Vahim bir iş ama, şu adama ne istiyorsa verelim de Yunan‘ı def edelim.‘ Teklifi yaptım. Nihayet Meclis kabul etti. Dr. Rıza Nur, Hayatım ve Hatıratım, (s. 808-850) Sakarya savaşında ordu tökezleyince başkumandan Kemal kaçmayı düşünmüş. Bu Çal Dağının düşmesi bütün ümitlerizi bitirdi. Yeniden Türk Milletinin istikbali, hürriyeti, hayatı tehlikeye düştü, gidiyor. Artık hep ölü haldeyiz. Kimsede can kalmadı. Ağzımızı bıçak açmıyor. Bunun üzerine Mustafa Kemal orduya geri çekilme emri vermiş. Bu haber de geldi. Mustafa Kemal‘in özel hizmetlerinde kullandığı arnavut yaveri Salih de cepheden geldi. Mustafa Kemal‘in eşyalarını topladı. Kaçıyorlar. Mustafa Kemal ata binmiş, sarhoşmuş. Düşmüş, kaburga kemiği de kırılmış. Meğerse Yunanlar sol cenahımızı on gündür söktüremedikleri için ümitsizliğe düşüp geri çekilmeye karar vermişler. Ağırlıklarını Sakarya‘nın batı cephesine alıyorlarmış. Fevzi (Çakmak) bunu sezmiş ve Mustafa Kemal‘e demiş: ‘Aman geri çekilme! Düman da geri çekiliyor. Emri geri al.‘ Ne ise Mustafa Kemal ricatı durdurdu. İşte Fevzi bu vaziyeti kurtardı. Yoksa bütün emekler, zabitlerin çabaları, dökülen kanlar boşa gidiyordu. Sakarya harbi bitince iki mühim şey olmuştu. Mustafa Kemal hareket etmeden evvel, Meclis‘ten kendisine gazi ünvanı ve müşirlik verilmesini istedi. Herkes: ‘Canım bu adam ne oluyor? Ne istiyor? Bunları ne yapacak?‘ diyordu. Ve yine: ‘Galiba padişah olmak peşindedir. Şimdiden onun gibi tuğrasına El-Gazî yazmak için bu ünvanı istiyor.‘ diyorlardı. Şu adam müthiş bir mahluktur. Ve nutkunda: ‘Meclis bana Gazi ünvanını verdi‘ diyor.Halbuki böyle birşey kimsenin aklına gelmemişti. Kendi istedi. Meclis ise ‘Olmaz‘ dedi. Kıyamet koptu. Nihayet tehdit altında ve kendi adamlarını kullanarak Gazi ünvanını aldı. Birkaç gün geçinde de: ‘Meclis bana dört milyon lira nakit mükafaat versin‘ dedi. Herkes Meclis‘te bir daha kızdı ve köpürdü. Bütün meclis olmaz‘ı bastırdı. Mustafa Kemal bir milyona indi. Yine olmaz dediler. Hâsılı meclis: ‘Para veremeyiz‘ dedi ve vermedi. Mustafa Kemal bir müddet uğraştı, baktı olmuyor, vazgeçti. Eğer böyle birşey lazımsa Meclis kendi verir. Ama yok, bu kendi ister, adeti budur. Sıkılmaz. Nutukda bu para meselesinden hiç bahsetmiyor.

[Türkiye’nin İlk Milli Eğitim Bakanı, Doktor Rıza Nur, Hayatım ve Hatıratım]

“Bu Çal Dağı’nın düşmesi bütün ümitlerimizi bitirdi. Yeniden Türk Milleti’nin istikbali, hürriyeti, hayatı tehlikeye düştü, gidiyor. Artık hep ölü haldeyiz. Kimsede can kalmadı. Ağzımızı bıçak açmıyor. Bunun üzerine M. Kemal orduya geri çekilme emri vermiş. Bu haber de geldi. M. Kemal’in özel hizmetlerinde kullandığı Arnavut yaveri Salih (Bozok) de cepheden geldi. M. Kemal’in M. Kemal ata binmiş, Meğerse Yunanlar sol cephemizi 10 gündür söktüremedikleri için ümitsizliğe düşüp geri çekilmeye karar vermişler. Ağırlıklarını Sakarya’nın batı cephesine alıyorlarmış. Fevzi Çakmak bunu sezmiş ve M. Kemal’e ‘Aman geri çekilme! İşte Fevzi Çakmak bu vaziyeti kurtardı. Yoksa bütün emekler, askerlerin çabaları, dökülen kanlar boşa gidiyordu. Sakarya harbi bitince iki mühim şey olmuştu. M. Kemal hareket etmeden evvel, Meclis’ten kendisine `gazi´ ünvanı ve `mareşal´ ünvanı verilmesini istedi. Herkes: ‘Canım bu adama ne oluyor? Ne istiyor? Bunları ne yapacak?’ diyordu. Ve yine: ‘Galiba padişah olmak peşindedir. Şimdiden padişah gibi tuğrasına El-Gazî yazmak için bu ünvanı istiyor.’ diyorlardı. Şu adam müthiş bir yaratıktır. Ve nutkunda: ‘Meclis bana Gazi ünvanını verdi’ diyor. Hâlbuki böyle bir şey kimsenin aklına gelmemişti. Kendi istedi. Meclis ise ‘Olmaz’ dedi. Kıyamet koptu. Nihayet tehdit altında ve kendi adamlarını (kendi seçtiği meclisi) kullanarak `Gazi´ ünvanını aldı.

[Türkiye’nin İlk Milli Eğitim Bakanı, Doktor Rıza Nur, Hayatım ve Hatıratım]

Sakarya Savaşında M.Kemal kaçmayı düşünmüş;

Sakarya Savaşında ordumuz tökezleyince başkumandan Mustafa Kemal Paşa kaçmayı düşünmüş. O zamanlar Ankara’da olan Türkiye’nin İlk Milli Eğitim Bakanı Doktor Rıza Nur anlatıyor: “Bu Çal Dağı’nın düşmesi bütün ümitlerimizi bitirdi. Yeniden Türk Milleti’nin istikbali, hürriyeti, hayatı tehlikeye düştü, gidiyor. Artık hep ölü haldeyiz. Kimsede can kalmadı. Ağzımızı bıçak açmıyor. Bunun üzerine Mustafa Kemal orduya geri çekilme emri vermiş. Bu haber de geldi. Mustafa Kemal’in özel hizmetlerinde kullandığı Arnavut yaveri Salih de cepheden geldi. Mustafa Kemal’in eşyalarını topladı. Kaçıyorlar. Mustafa Kemal ata binmiş, sarhoşmuş. Düşmüş, kaburga kemiği de kırılmış. Meğerse Yunanlar sol cephemizi 10 gündür söktüremedikleri için ümitsizliğe düşüp geri çekilmeye karar vermişler. Ağırlıklarını Sakarya’nın batı cephesine alıyorlarmış. Fevzi Çakmak bunu sezmiş ve Mustafa Kemal’e ‘Aman geri çekilme! Düşman da geri çekiliyor. Emri geri al.’ demiş. Ne ise Mustafa Kemal geri çekilmeyi durdurdu. İşte Fevzi Çakmak bu vaziyeti kurtardı. Yoksa bütün emekler, askerlerin çabaları, dökülen kanlar boşa gidiyordu. Sakarya harbi bitince iki mühim şey olmuştu. Mustafa Kemal hareket etmeden evvel, Meclis’ten kendisine “gazi” ünvanı ve “mareşal” ünvanı verilmesini istedi. Herkes: ‘Canım bu adama ne oluyor? Ne istiyor? Bunları ne yapacak?’ diyordu. Ve yine: ‘Galiba padişah olmak peşindedir. Şimdiden padişah gibi tuğrasına El-Gazî yazmak için bu ünvanı istiyor.’ diyorlardı. Şu adam müthiş bir yaratıktır. Ve nutkunda: ‘Meclis bana Gazi ünvanını verdi’ diyor. Hâlbuki böyle bir şey kimsenin aklına gelmemişti. Kendi istedi. Meclis ise ‘Olmaz’ dedi. Kıyamet koptu. Nihayet tehdit altında ve kendi adamlarını kullanarak “Gazi” ünvanını aldı. Birkaç gün geçinde de: ‘Meclis bana 4 milyon lira nakit mükâfat versin’ dedi. Herkes Meclis’te bir daha kızdı ve köpürdü. Bütün meclis olmaz’ı bastırdı. Mustafa Kemal 1 milyona indi. Yine olmaz dediler. Hâsılı meclis: ‘Para veremeyiz’ dedi ve vermedi. Mustafa Kemal bir müddet uğraştı, baktı olmuyor, vazgeçti. Eğer böyle bir şey lazımsa Meclis kendi verir. Ama yok, bu kendi ister, huyu budur. Sıkılmaz. Nutuk’da bu para meselesinden hiç bahsetmiyor.

[Türkiye’nin İlk Milli Eğitim Bakanı Doktor Rıza Nur, Hayatım ve Hatıratım, sayfa 849]

İstanbul’dan dahi vazgeçmeyi düşünebilen bir Paşa?
İstanbul’dan dahi vazgeçmeyi düşünebilen bir Paşa? Mustafa Kemal’in sağ kolu Falih Rıfkı’dan dinliyoruz: “Bir akşam gene Selanik gazinolarından birinde şu konu ortaya atılmıştı: – Hepimiz Sulta Hamid istibdadının yıkılmasını istiyoruz. Ama hiç birimiz o yıkılıp ta iktidar bize kalırsa ne yapacağız söylemiyoruz. Herkes sıra ile kendi fikirlerini ortaya attı. Mustafa Kemal’e sıra gelince O: – Rumeli’de ve küçük Asya’da bizden olmayan toprakları içine almayan bir sınır çizerim. Bu sınır içindeki memleket ve milletimizi kurtarmaya bakarım. Cebesoy gibi güçlü kuvvetli arkadaşları olmasa sofradakilerin saldırışına bile uğrayacaktı. Bosna Hersek ve Girit’i bırakma ha, Suriye, Filistin ve Hicaz’ı bırakmak ha.” (Falih Rıfkı Atay, Atatürkçülük Nedir? s 11) Kanla alınan toprağı, kanla bırakan bir milletiz efendiler!! Biz kendi yorumumuzu katmadan bir başka kaynağa geçelim. Dr. Rıza Nur’dan dinleyeceğiz. Rıza Nur, Mustafa Kemal’in Lozan’a gönderdiği, İnönü’den sonra ikinci murahhastı. “Bizde ne hazırlık var, ne dosya var, hiçbir şey yok. Lord Gürzon gibi birtakım resmi diplomatlar burada. Hem bunların mükemmel dosyaları vardır. Ne yapacağız! Heyet-i vekile bize giderken bir içtimada avuç içi kadar bir kağıda sığan bir talimat verdi. Mustafa Kemal, İsmet ile beni bir tarafa çekti dedi ki: “Baktınız ki, hatta Trakya’yı alamıyorsunuz, sözlerinden dönüyorlar, uğraşmayın, terk edip sulhü yapın, hatta icab ederse İstanbul’dan da vazgeçmek lazımdır. Musul için hiç uğraşmayın” Mustafa Kemal’in de şifaî direktifi bu.” (Dr.Rıza Nur, Hayat ve Hatıratlarım s 982) İstanbul’dan dahi vazgeçmeyi düşünebilen bir Paşa? Hani “Vatan toprağı kutsal” idi? Muzaffer bir devlet olarak oturduğumuz Lozan masasında bıraktığımız; Trablusgarp, Adalar, Musul, Kerkük, Hatay, Batum, Batı Trakya vatan toprağına bakışlarını göstermiyor mu zaten?

[Türkiye’nin İlk Milli Eğitim Bakanı Doktor Rıza Nur, Hayatım ve Hatıratım, sayfa 849] Milli Mücadelede Savaşanlara Ne Oldu?Milli Mücadele icin halk nasil ayaklandirildi ?Millete “Din elden gidiyor ! Kuran`i abdesthane kagidi yapacaklar,size sapka giydirecekler”diyorduk..‘‘Biz Padişah’ın vekilleriyiz. Onları, dini, milleti, devleti kurtaracağız. Gayrete geliniz. Din gayreti lazımdır! Çünkü bütün millet âdeta istisnasız, padişaha mutî (itaatkâr), dine merbut (bağlı), ‘padisah, din’ diyor, başka birşey bilmiyor. Anadolu’dan bu esnadaki seyahatlerimde bizzat böyle propaganda yaparken bu sözlerin herşeyden müessir (etkili) olduğunu görüyorum. Aynı zamanda dini de ele alıyorduk. ‘Kur’an’i apteshane kâğıdı yapacaklar… Size şapka giydirecekler’ diyorduk.’’.Talihe bak ki, şapkayı sonunda Mustafa Kemal’in eliyle giydiler. Halkta büyük bir inkisar oldu. Maneviyatı kırıldı. Gavur olduk zannettiler. Hükûmete diş biliyorlar. Bir gün harb olsa, bu millet gayretle harb etmez. Hem iktisadi müthiş bir zarar.Bundan da yahudiler istifade ettiler. İstiklal Mahkemesi dolaştırıldı. Epeyce adam (binlerce alim ve insan) astılar. Sayısını (tam olarak) bilmiyoruz. Halk yıldı. İş bitti. Asılan bir hocaya pek acırım. Adını hatırlayamıyorum (burda İskilipli Atıf Hoca’dan bahsediyor)
[Türkiye’nin İlk Milli Eğitim Bakanı Doktor Rıza Nur, Hayatım ve Hatıratım, sayfa 849] Mustafa Kemal Konya’ya gitmiş, orada okulu ziyaret edip bir öğretmen kadını beğenmiş, almış getirmiş. Onuna bir müddet eğlendi. Sonra Avrupa’ya eğitime yolladı. Milletin parasıyla fahişelerine ihsan! İzmir’e gitmiş, orman memurunun okula giden küçük kızı Afet’i beğenmiş, almış getirmiş. Hadi ona da fuhuş… Sonra onu da İsviçre’ye tahsile yolladı.

[Türkiye’nin ilk Milli Eğitim Bakanı Dr. Rıza Nur, Hayatım ve Hatıratım, sayfa 1318-1321]

M.kemal paşanın; Manevi evlatlığım dediği bir çok kızlarla ilişkisi olmuş;

Mustafa kemal kimdir; Nerede kız görüp beğenirse eşkıya gibi omuzlayıp götürüyor. Hem de okullardan. Ne feci! Evvelce bir gece Ankara Darülmuallimatı’nı da basıp bir kız kaçırmıştı. Adam hırsız eşkıya.

[Türkiye’nin ilk Milli Eğitim Bakanı Dr. Rıza Nur, Hayatım ve Hatıratım, sayfa 1318-1321] M.kemal paşanın Birde intihar eden ‘üvey evladı’ vardı. Zehra Aylin. Amasya’da bir yetimhaneden alınan ve Çankaya’ya getirilen güzel bir kız. ‘Evlatlık’ olarak. İnsan niye intihar eder ki? Avrupa’dan ‘üvey babasının’ yanına dönerken üstelik, trenden atlayarak. Hadi etti mezarı niye olmaz? Atatürk’ün ‘üvey evladı’ olmak kötü bir şey midir? Kim bilir…(intihar sebebini söylemeye gerek yok sanırım;)

Fikriye’nin Çankaya’daki intiharı bugün bile bir sır. Atatürk’ün uşağı mezarın köşkün bahçesinde büyük çam ağacının altında olduğunu yazar. (Atatürk’ün Uşağının Gizli Defteri – Cemal granda) O dönem Çankaya köşkünde ‘intihar’ sıradan bir olaydı. Dönemin yakışıklılarından Vedat Uşaklıgil- Latife hanım’ın amca oğlu-yine Çankaya’da intihar edenlerden. .vedat da fikriye gibi kendini intihar etti. Yakışıklı, sanatçı yönü olan bir genç. Sebeplerini Rıza Nur hatıratlarında anlatır. Muhtemelen Latife Hanım’ın saklanan günlüklerinde de olay ‘gerekçesiyle’ yazıyordur.
[1;Türkiye’nin ilk Milli Eğitim Bakanı Dr. Rıza Nur, Hayatım ve Hatıratım2;İpek Çalışlar-Latife Hanımın Günlükleri]

Boşanma sebeplerinden biri olarak. Ben değinmek istemiyorum çünkü benimkiler tahmin. Zavallı Latife ömrünün sonuna kadar bu konuda tek kelime edemedi. Üzücü. Kazım Karabekir’in İstiklal Harbimizin Esasları kitabında da benzer bir konu vardır.

Türkiye’nin ilk Milli Eğitim Bakanı Dr. Rıza Nur, Hayatım ve Hatıratım, 4. cildinin 1357. sahifesinde diyor ki:
Latife Hanım M.Kemal’den Neden Boşandı?(Şok Olacaksınız )

Mustafa Kemal Atatürk ile Vedat’ın eşcinsel ilişkisi;

Anlaşıldığına göre boşanma vak’asından iki-üç gün evvel Latife hanım kardeşi İsmail ve haremi Süreyya Paşa’nın kızı Melahat ile Ankara’ya gitmişlerdi.Çankaya’da misafir olmuşlardı.O vakit Mustafa Kemal’in yanında kâtip sıfatıyla Halit Ziya’nın oğlu Vedad vardı. Güzel tüysüz bir çocuk.

Bir akşam üzeri karanlık çökerken İsmail’le Melahat balkona çıkmışlar. Bakmışlar Vedad, Mustafa Kemal’i ağacın dibinde yapıyor.

Latife’yi çağırmışlar. O da görmüş. Bir kıyamettir kopmuş. Latife, Mustafa Kemal’e:

‘Herşeyini gördüm, hepsine tahammül ettim. Artık buna edemem.’ demiş

Mustafa Kemal Latife Hanım’ı boşayınca bütün özel belgelerini alır, öyle gönderir.

Ve Latife Hanım ömür boyu özel hayatı hakkında kimseye birşey söylemez.

Hatta onunla görüşüp bilgi almak isteyenler olur, fakat ölüm korkusu ile tek kelime söyleyemez.

Fakat Latife Hanım günlük tutmaktadır ve tüm özel hayatını yazmaktadır. Ayrıca kendisine gelen bazı özel mektupları da saklamaktadır.

Öldüğü tarih olan 1975 yılından beş yıl sonra, 1980’de mahkeme kararı ile Türk Tarih Kurumu’na verilen bu arşive, 25 sene boyunca teşhir edilme yasağı konur.

İşte bu özel arşivin süresi 2005’te bitti ve teşhir edilmesi gerekiyordu.

İşte tam o dönemde, bu dehşetli bilgilerin açıklanacağını gören laik basın muazzam bir taarruz başlattı.artık bu belgeler açıklansın..

[Türkiye’nin ilk Milli Eğitim Bakanı Dr. Rıza Nur, Hayatım ve Hatıratım, 4. cildinin 1357.]

 

Atatürk’ün soy şeceresi; “Pek çok yerde ortaya atılan Zübeyde Hanım’ın Hacı Sofiler’den olduğu iddiası bu şecereyle çürüyor. Çünkü bu aile Mustafa Kemal’in değil, şecerede görüldüğü gibi Hacı Sofilere gelin giden Gülsüm Molla yoluyla Süleyman Sırrı’nın sülalesi. Bazı kaynaklar, Zübeyde Hanım’ın babasının tam üç kere evlendiğini kaydetmesine rağmen şecerede bunu göremiyoruz. Israrla Atatürk’ün teyzesinin oğlu iddia edilen eski TKP liderlerinden Reşat Fuad Baraner de şecerede gözükmüyor, zaten şecereye göre Atatürk’ün teyzesi yok, iki dayısı var.”1 Bana bu haber ve belgeler çok taraflı geldi. Gerçekliği pek yansıtmıyor. 1) Madem o kadar yalan çürütüldü bugüne kadar neredeydi bu şecere? İlk önce soy ağacının gerçek olması gerekir yalanları çürütmesi için. 2) M.Kemal’in üvey babası Abduş (mahkeme onaylı) tabloda göremiyoruz Tarih DELİL ister ama TARAFSIZ SAĞLAM DELİ! 3) M.Kemal’in üvey kızkardeşi Ruhiye hanım nerede? 4) M.Kemal yazdığı kağıtların üstüne mutlaka imza atardı veya asıl belgenin başka bir kağıdına imza atardı. Bu şecerenin üstünde veya yanında bir imza veya tarih göremiyoruz. Bu şecere tartışmalara son vermek için basbaya uydurulmuş. 1: Sefa Kaplan (Hürriyet, 02.11.2009)

M.Kemal´in babasının belirsiz olduğunu gösteren Selanik Mahkemesi‘nin kararının aslı.

SELANİK ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

İlâm karar numarası: Adet/451

Abduş‘un ölümünden sonra Zübeyde Abduş‘un karısı olduğunu ve oğlunun da Abduş‘un oğlu olduğu iddiasğ ile açmış olduğu miras davasında Abduş‘un kardeşleri, mahkemeye vermiş oldukları iddianâmede Zübeyde‘nin Abduş‘un karısı olmadığını ve umumhâneden (genelevinden) odalık alındığını ve oğlu Mustafa‘nın iki yaşında kucağında olduğunu ve Abduş‘un bilaveled (çocuksuz) öldüğünü iddiaları ile keyfiyetin umumhâneden sorulmasını talepleri üzerine umumhâneye yazılan tezkerenin cevabında, “Zübeyde‘nin oğlu ile beraber 19 Haziran 1297‘de umumhânemize dühul edip, Yenişehir‘li Abduş isminde bir kabadayı ile anlaşıp 11 Nisan 1298‘de umumhânemizden hüruc etmiştir (çıkmıştır)!”. Bu yazıya istinaden Zübeyde‘nin davasının reddine karar verilmiştir.

22 Kanunî-Evvel 1298, 20 kuruşluk pul, Hakim Aza Aza, Selanik Asliye Hukuk Mahkemesi, Mühür Mühür Mühür

“İFTİRA İSE AKSİNİ İSPAT EDİN”

Bu belge, Türkiye´de çeşitli kitap ve gazetelerde yerini aldı:

“Deccaliyet ve Kemalizm” (Hüseyin Demirel, s.147) :

“ABDOŞ” HiKAYESİ: İlk defa Yakın Tarih Ansiklopedisinde Mustafa Kaplan imzasıyla neşredilen “Abdoş Ağa” ile ilgili yazılar mahkemelerde dava konusu oldu. Bu belgelerde Atatürk´ün annesinin genelevden çıktığı ve Atatürk´ün gayrimeşru olduğu ileri sürülüyordu. Hürriyet 21 Ocak 1990´da “Atatürk´ün gayrimeşru doğduğunu iddia eden.. çirkin tezgahın belgeleri” başlığı altında bu meseleyi kamuoyuna duyurdu. Selanik´te bir mahkemenin verdiği kararın metni Osmanlıca olarak gazetenin haberinde basıldı.

Bu metni bir memur Milli Eğitim Bakanlığında fotokopi ile çoğaltırken yakalanmıştı. Mesele sonradan örtbas edildi. Burhan Bozgeyik´in “Türkiye üzerine oynanan oyunlar” kitabında da bu belge tam metin Türkçe olarak basıldı. (Yeni Asya Gazetesi neşriyatı, 1990, s.105)”

Yazar´ın Ümmet-i Muhammed gazetesinin 8. sayısında (1988 senesinde) bu belgenin yayınlandığını aktarmamasının iki sebebi olabilir:

1- Bu belgenin yayına sunulduğundan haberdar olmaması;

2- Türkiye´de Ümmet-i Muhammed gazetesinin yasak olması.

Bizim için oldukça önemli olan, bu belgenin artık -yayın hayatında- tartışılmaz bir yerinin olmasıdır.

MUSTAFA KEMAL‘İN BABASI KİM ?..

Yukarıda metnini koyduğumuz ve latin harfleriyle de yazdığımiz “Selanik Asliye Hukuk Mahkemesi” başlığını taşıyan yazı ile Dr. Rıza Nur‘un “Hayatım ve Hatıratım” adlı eserinin üçüncü cildinin 561. sayfasındaki yazı ana hatlarıyla birbirini tutmakta ve teyid eder mahiyettedir. İlaveten şunu da söylemek gerekir: Fransız bakanlarından Hedyo Paris‘te Türkiye üzerine verdiği ve “Conferencio” dergisinde yayınlanan konuşmasında Mustafa Kemal‘in babasının meçhul olduğunu söylemiştir. Ayrıca, Mustafa Kemal‘in gayr-i meşru olarak dünyaya geldiği ve bu hususta Yunanistan‘da bir mahkeme kararı bulunduğu, güvenilir kişiler tarafından kulaktan kulağa söylenmekte ve dolaşmaktadır. Bütün bunlara rağmen; araştırma ve incelemeciler, tarihçiler, ilgililer araştırmalarını yapsınlar, sorsunlar, soruştursunlar; sahte ve yanlış bilgi ve belgeler varsa kanıtlı bir şekilde ortaya koysunlar. Çünkü gaye ve maksat, şahıs ve şahsiyet değil, gerçeklerin ortaya çıkmasıdır, tarihî gerçeklerin tam ve aslına uygun olarak yeni nesillere ulaştırılmasıdır.

Ayrıca şu husus da gözardı edilemez: 5816 sayılı “Atatürk‘ü Koruma Kanunu”nun arkasında yatan sebep nedir? Bu kanunla neler getirilmek isteniyor? Dünyanın neresinde görülmüş böyle bir kanun?!. Gerçekleri gizlemek mümkün mü? “Mızrak çuvala sığmaz!” demiş atalar!

Kemalistlerin gücü yetiyorsa mızrağı çuvalda saklasınlar!..

Gösterdikleri hassasiyet çok yanlıştır ve çok tehlikelidir. Onların yapacağı bir iş var o da şudur; kaldırsınlar koruma kanunlarını, lağvetsinler Devlet Güvenlik Mahkemeleri‘ni!..

Mustafa Kemal hakkında söylenenler ve yazılanlar yanlış ise çatır çatır cevap verirler! Yok eger doğru ise; o zaman kızmasınlar; gerçekler yazılsın da “Ata”larının kimliği, kim olduğu ve ne mal olduğu ortaya çıksın!.. Bir Stalin‘in, bir Hitler‘in akibetinden ibret alsınlar da akıllansınlar!..

Bir gün gelecek, o çeşit kanunları delinecektir. Hak ve hakikat bunları dile getirecektir. Tarih, geçici bir zaman susarsa da bir gün gelir ortaya çıkar, susturmak isteyenleri bir silindir gibi ezer geçer; kendilerini de, korumak istedikleri adamı da rezil ve kepaze eder. Hem de dünyanın gözleri önünde!..

Kemalist ordular, kemalist savcılar, kemalist Prof.‘lar, kemalist ajan ve dezinformatörler, kemalist hocalar da bu ilahî kanun elinden Mustafa Kemal‘i kurtaramazlar. Buna imkân ve ihtimal yoktur! Nitekim kurtaramıyorlar; adamın şahsiyetsiz bir vatan haini, din, namus ve millet düşmanı olduğu ortaya çıkmakta, yazılmakta ve çizilmektedir. Türkiye sınırları içinde olmasa bile dünya neşriyatında kendini göstermektedir. Avrupa memleketlerinde Mustafa Kemal‘in bir ingiliz casusu olduğu, Türk-Yunan savaşının sadece bir muvazaadan(anlaşmalı döğüsten) ibaret olduğu, Yunan askerlerinin İzmir‘e çıkışlarının, ingilizler‘e Mustafa Kemal tarafından telkin ve ilham edildiği anlatılmakta, hatta bu kabil kitapları okuyanlar Türkiye‘ye geldiklerinde eş ve dostlarına gizlice aktarmaktadırlar.

Aradan 70-80 senelik bir zaman geçmiştir. İnsaf ile kabul etmek gerekir ki, gerçeğin ortaya çıkmasına, ne şekilde olursa olsun engel olmak sonsuza kadar sürüp gidemez. Keza yukarıda da görüldüğü gibi, dün korkunç bir diktatör olan Stalin‘i bugün Rusya‘da ağzına alabilecek bir kabadayı yoktur. Almanya‘da Hitler övücülüğü yasal kovuşturma nedenidir. Zorlamalarla, yalanlarla, yasaklarla kirli kişiliklerin sonsuza kadar ayakta tutulmasına imkân ve ihtimal yoktur.

“Selanik‘te Riza Efendi adında gümrük kolcusu birinin üvey oğlu Mustafa Kemal Harbiye Mektebi‘ne geliyor. Mustafa Kemal‘in babası hakkında çok rivayet var; Kimi bir Sırp, kimi bir Bulgar‘dır diyor. Güya anası bunların metresi imiş”. Yeni çıkan “20. Asır Larousse” Pomak‘tır diyor.

İhtiyar Tesalya‘ların rivayeti şudur:

Mustafa Kemal‘in anası Selanik‘te kerhanede imiş. Yenisehir Tırnova‘sından ve oranın ileri gelen kabadayılarından Abdoş Ağa Selanik‘e gelir, bu kadını görür, alır götürür. Orada piç olarak Mustafa Kemal doğar. Mustafa beş yaşlarında iken Abdoş ölmüş, anası oğlu ile Selanik‘e gelmiş.

12 yaşında iken Mustafa, Tırnova‘ya gidip miras istemiş ise de piçliğini söylemişler, geri göndermişler. Mustafa, askeri okula girmiş. Anası gümrük kolcusu Ali Rıza ile evlenmiş. Çok tuhaftır; Mustafa Kemal anasından bahseder, fakat babasından bir defa bile bahsetmemiştir. Hasılı rivayetler çok. Hangisi doğru?

Bir şeydeki rivayet çoktur; o şey belli değildir. Nitekim bilimde, teknikte, tarihte hangi konu hakkında çok varsayım veya rivayet varsa o konu mâlum değildir. Demek Mustafa Kemal piç değilse bile babası mâlum değildir. Benim araştırmama göre onun Rıza adında gümrük kolcusu bir üvey babası oldugu kesindir. Mustafa Kemal babasından kendisi bahsetmediği gibi diğer birinin bahsettiğini işitirse ona düşman olur. Buna dair bir sürü olay vardır. Nihayet Fransız bakanlarından Hedyo, Paris‘te Türkiye üzerine iki konferans verdi. Bunlar “Conferencio” dergisinde yayınlandı. Hedyo da orada “Mustafa Kemal‘in babası meçhuldür!” diyor.”

[Dr.Rıza Nur, Hayatım ve Hatıratım, III. cild, s. 561-562]

Milli Mücadele kahramanı,Topal Osman ve Ali Şükrü bey Mustafa Kemal’in emriyle Öldürülmüştür.‘bir taşla iki kuş vurulsun’ diye

“Savaşta kazanılan masada kaybediliyor;

Kurtuluş Savaşında şehit olan askerlerimizin kanlarını Lozan’da sattınız. Siz hainsiniz. (Mustafa Kemal ve İsmet İnönüye)

Trabzon Mebusu Şehit Ali Şükrü Bey.

Ali Şükrü Bey Bahriye Mektebi’nde okumuş, deniz hukuku eğitimi görmüş, deniz kurmay binbaşısı iken Yeni kurulan (birinci) Büyük Millet Meclisi’nde Trabzon Milletvekili sıfatıyla vazife alır. Bir süre sonra Mustafa Kemal’e muhalefet edenlerden oluşan İkinci Grubun önde gelenlerinden olur.hitabet yeteneği yüksek, kürsüde sözünü sakınmadan konuşan biridir. ifadesi düzgün, iyi konuşan, sözünü dinleten, birisidir. Mustafa Kemal’in Hakimiyet-i Milliyegazetesine karşılık Tan gazetesini çıkarır, bir de Hilafet’i savunan broşür bastırır. Aynı dönemde başlayan Lozan Barış Görüşmeleri’nde Türk heyetinin başındaki İsmet İnönü’nün hariciyeci olmamasını sert şekilde eleştirdiği gibi,“Savaşta kazanılan masada kaybediliyor” diyordu. Meclis çalışmalarını engelleyerek Mustafa Kemal’in tepesini iyice attırır. Hatta 6 Mart 1923 tarihli oturumda Mustafa Kemal’le birbirlerinin üzerine yürürler. Mustafa Kemal Paşa öfkesinden silahına sarılmış, Ali Şükrü de silahını çekmişti.Mecliste yaşanan bu olaydan sonra Ali şükrü evinden meclise giderken ortadan kayboldu. Çankaya’daki karargâhının yakınlarında toprağa gömülü olarak bulundu.Mustafa Kemal’in bir oldubittiyle bu ilk Meclis’i feshederek seçimlere gitmeye karar verdiği günlerde Ali Şükrü Bey birden ortadan kaybolur.Son olarak 26/27 mart akşamı, Karaoğlan Çarşısı’ndaki Kuyulu Kahve’de dostlarıyla sohbet edip ve nargile içtikten sonra Mustafa Kemal’in muhafızlığını yapan Topal Osman’ın adamlarından Mustafa Kaptan’la kol kola yürürken görülmüştür. Kayboluşunun üçüncü günü kardeşi Şevket Bey, Başbakan Rauf (Orbay) Bey’e başvurur. İkinci Grup üyeleri tarafından Meclis gündemine taşınan konu, vekillerce ateşli biçimde tartışılır, “kaybolan tavuk değildir, bir milletvekilidir! Meclis derhal harekete geçmelidir” çağrısı üzerine Ankara Valisi Abdülkadir Bey’in emriyle tüm polis ve jandarma teşkilatı seferber edilir.

Kaynak; 1;Ali Şükrü Bey’in Tan Gazetesi,Tan Gazetesi, 2;Yalan Söyleyen Tarih Utansın, Mustafa Müftüoğlu 3;Topal Osman Olayı, Etik Yayınları

Dr,Rıza Nur; Hayat ve Hatıralarkitabında olayın arkaplanını şöyle anlatır:

“[Osman Ağa] Beni severdi, bana itimadı vardı. Ben de onu severdim. Meclis’in önünden geçerken dedi ki: ‘Yahu Mecliste birçok vatan haini mebus varmış, bunlar memleketi satıyorlarmış. Niye bana söylemiyorsun. Meclisi basıp hepsini keseceğim. Başka çare yok, bu kadar emek, bu kadar kan. Memleketi kurtardık, şimdi bunlar çıktı.’… Dedim ki bu hainleri sana kim haber verdi? Dedi ki ‘Orasını sorma!’ Hayır, illa söyle dedim ve zorladım. Dedi ki ‘Gazi söyledi!’ İş anlaşıldı. Mustafa Kemal İkinci Gruptan bîzâr (zarar görmüş), çaresi de kalmamış. Topal Osman’a bunları katlettirecek…”Rıza Nur, Hayat ve Hatıratım, 3. Cilt,Rıza Nur’a göre, Topal Osman’ın öldürülmesi emrini bizzat Mustafa Kemal vermiştir. Topal Osman cinayetten sonra Mustafa Kemal tarafından teselli edilmiş, Mustafa Kemal’in evinde saklanmıştır. Yine Rıza Nur’a göre etrafları sarılan Topal Osman ve sekiz adamı mukavemet etmeden Muhafız Alayı Kumandanı İsmail Hakkı Bey’e teslim olmuşlar, İsmail Hakkı Bey bu dokuz kişiyi tabanca ile öldürmüştür.Ali Fuat Cebesoy Siyasi Hatıralar adlı eserinde Mustafa Kemal’in Topal Osman’ın “tepelenmesi” sırasında sessiz kalışını biraz imalı biçimde anlatır. O dönemde TBMM zabıt kâtibi olan Mahir İz Yılların İzi adlı anı kitabında Galiba ‘bir taşla iki kuş vurulsun’ diye Ali Şükrü Bey’in vücudunun ortadan kaldırılması Topal Osman’a havale edildi” der. Mustafa Kemal’e ömrü boyunca sadık kalmış olan Falih Rıfkı Çankaya kitabında, “Topal Osman da en sonunda nizamlı ordunun kıta kumanlarından İsmail Hakkı Tekçe tarafından ve Mustafa Kemal’in emriyle Çankaya sırtlarında vurulmuştur” der.İstiklal Madalyası sahibi;Muhafız Alay Komutanı Topal Osman Komployu Deşifre Etti ? Sonra nemi oldu dersiniz?
Atatürk Çarşaf Giyip Kaçtı?

Muhafız Alay Komutanı Topal Osman; “Güvenlik güçlerine teslim olmayan Topal Osman; , Ankara’da Ayrancı Bağları’ndaki evinde girdiği çatışmada çarpışarak hayatını kaybetmiştir.Ölümünün hemen ardından, başı kesik vücudu Meclis’in önünde asılarak teşhir edildi. Bu Meclis’in oy birliğiyle kabul ettiği bir önergeydi. Ali Şükrü Bey cinayeti, Birinci Meclis’in de sonu oldu. Topal Osman’ın catışmadan önceki… O atlanan ‘kareyi’, İpek Çalışlar, Latife Hanım’ın kız kardeşi Vecihe İlmen’e atfen şöyle anlatıyor: Muhafız Alay Komutanı Topal Osman; Çankaya’yı kuşattı. Mustafa Kemal Paşa, kılık değiştirerek çarşafı giydi, baldızı Vecihe ve hizmetkâr kadınlarla Birlikte dışarı çıktı.(kaçtı-sansür)

Sabaha Gazetesi -Mehmet AltanSon Osmanlı Meclis-i Mebusanı 1920′de son toplantısını yapmış, üyelerinin bazıları İstanbul’daki İtilaf Devletleri tarafından tutuklanmış, önemli bir kısmı ise Ankara’ya gelmiş I.Meclis’i oluşturmuştur. Yani savaşı bu meclis yapmıştır. Bu meclis her kesimden insanın temsil edildiği yerdi. Meclis de M.Kemal’e muhalif, başları Trabzon Mebusu Ali Şükrü Bey’in olduğu II.Grup vardı. Grubun lideri Ali Şükrü Bey, M.Kemal’in korumalarından olan Topal Osman tarafından katledildi. Sonrasında Topal Osman’ın başına gelenler ise tam bir trajedi. Topal Osman gözden çıkarıldığını anlayınca M.Kemal’e baskın yapar. Topal Osman baskın sırasında kadınların evden çıkmasını ister. M.Kemal’de bu fırsatla çarşafa bürünerek kadın kılığında kaçmıştır evden.Sonrasında Topal Osman etkisiz hale getirilip kafası kesildi ve meclis kapısına ayaklarından asıldı.

Kaynak; 1. Kemal Tahir, “Yol Ayrımı” 2. Mustafa Armağan, Kızıl Pençe, s:110 vd.3. İpek Çalışlar, Latife Hanım4. Rıza Nur, Hayat ve Hatıratım. c.3, s. 623Bu olaylar sonucu I.Meclis kapatıldı. II.Meclis’deki milletvekilleri ise M.Kemal tarafından seçildi.
Topal Osman’ın suikast teşebbüsünü haber alan Mustafa kemal paşa latife hanım’ın çarşafını giyerek çankaya köşkünden kaçtı.

Kaynak; İpek Çalışlar. Latife Hanım.(2006)

Atatürk, Topal Osman’ın köşkü bastığı gece, kadın kılığında kaçtı. Kaynak; Vatan Gazetesi-2006

Dr. Rıza Nur (Tarihçi ve ilk Milli Eğitim Bakanı): “Şeyh Said gayet dindar bir adammış. Medreseler ve tekkelerin ilgası, şapka giydirileceği şayiası bu adamı tehyic etmişti [heyecanlandırmıştı]. Isyan etti. Resmi tahkikat asla milli bir Kürt isyanı olmadığını göstermiştir. Ben bunu orada Istiklal Mahkemesi reisliğini yapan Ali Saib’e de sordum. O da `asla Kürtlük meselesi yoktur, sırf dindir´ dedi.” Dr. Rıza Nur, Hayat ve Hatıratım, cild 4, Istanbul 1967, sayfa 1324.

Bu (Kuvayi Milliye Reisi Rıza Silsüpür) adam bu kadar hizmet etmiş ama Mustafa Kemal yine onun şiddetle aleyhinde.hiçbir sebepsiz darağacında sallandırıverdi.

“Evet Mustafa Kemal şahsî birtakım kusurlar için: Gece gündüz içiyor, bol ve açık fuhşiyat yapıyor. Hırçın, kimse ile iyi geçinemiyor. Rıza gibi herkes de zaten bundan şikayette. Rıza Bey Kırşehir’in eşrafından, çiftlikleri var. Ailesi çok. İsterse beşyüz atlı yapar. Nitekim sonra Yunanlılara karşı gönüllü gitti.

Bu adam bu kadar hizmet etmiş ama Mustafa Kemal yine onun şiddetle aleyhinde.İş açık Mustafa Kemal bu adamdan kendisini de bir gün yakalayıp dağa götürür diye korkuyor, mesele bundan ibaret. Onu lekeleyip imha etmek istiyor. Cesaret edip yapamıyor da.. Çünkü henüz kuvveti yok, kamarilla da teşekkül edememiş.. Bu arzusunu o vakit yapamadı ama beş altı yıl sonra yaptı. Zavallıyı hiçbir sebepsiz darağacında sallandırıverdi. Hâlâ kendisini basmak korkusu altında idi demek..”

[Dr. Rıza Nur, Hayat ve Hatıratım C I s 449]

Dr. Rıza Nur ‘a İftiralar ve Bunlara Yanıtlar;

http://yakintarihimiz.org/dr-riza-nur-a-iftiralar-ve-bunlara-yanitlar.html

 

Google Aramaları

  • vedat usakligil
  • rıza nur hayat ve hatıratım
  • vedat uşaklıgil atatürk ilişkisi
  • atatürk vedat
  • dr riza nur hayat ve hatiratim
  • atatürk ve vedat uşaklıgil
  • riza nur kimdir
  • atatürk vedat uşaklıgil ilişkisi
  • vedat uşaklıgil atatürk
  • dr rıza nur kimdir

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*