Son Haberler
Anasayfa » Atatürk milliyetçi miydi? » Harf Devrimi İçin Ne Dediler?

Harf Devrimi İçin Ne Dediler?

“Türk (arapça,osmanlı harfleri) yazısı güçtür, okunmaz” şeklindeki propaganda aslında yüzyıllardır bizi kemirmek isteyen Batı menşeli (kaynaklı ) bir düşünceydi. Çünkü amacı İslam alemini parçalamak olan Avrupa, Latin harflerini kabul ettiğimiz takdirde tüm Müslüman dünyasına karşı “ Türkler ecnebi yazısını kabul etmişler ve Hıristiyan olmuşlardır” şeklinde ajitatif bir koz elde edeceklerdi. Oysa Arap harfleri, aynı zamanda “İslam harfleri”dir ve Müslüman “Türk ırkına” mal olmuşlardır. Üstelik“kütüphanelerimizi dolduran mukaddes kitaplarımız, tarihlerimiz, yazılarımız ve binlerce cilt eserlerimiz bu lisanla yazılmış iken büsbütün başka şekilde olan hurufu kabul ettiğimiz gün en büyük felakete maruz” kalacaktık.Türkün dinine, ahlakına, hatta yazısına kadar dil (harf devrimi) uzatanları da Türk oğlu insaniyete ve medeniyete davet eder.

Kaynak; 1;Türkiye’de Ulusçuluk ve Dil Politikaları, İst. Bilgi Ünv. Yay, İstanbul, 2003 2;Kazım Karabekir, İzmir İktisat Kongresi 1923

Dilde inkılap olmaz. dil bilimi bir kenara itilerek, görmezden gelinerek bu yol tutulmuştur .

Bir gece sofrada otururken ‘hadi biraz da dil devrimi yapalım’ diyerek dil devrimine başlanamaz. “Türk dilini sadeleştirme hareketi de, aslında bir cehalet hamlesinden başka bir şey değildi ve “Osmanlılar bizim kadar ahmak olsalardı, sadeleştirecek Türkçe” bile zor bulunurdu .(1) Osmanlıcanın temelinde, Arapça ve Farsça kelimelere nasıl tasarruf edildiği üstünde hiç durulmadan, dil bilimi bir kenara itilerek, görmezden gelinerek bu yol tutulmuştur .(2)Umumi konuşma ve yazı dilinde inkılap olmaz. Milyonların kullandığı kelimeler ve deyişler attırılıp yerine başka kelimeler kullandırılamaz.”(3)çünkü bir toplum oluşurken şu veya bu dili alması, gönül isterlerinden gelmez, tarihsel zorunluluklarından gelir. (4)Önce harf,(inkılabı) sonra kılık, daha sonra tarih, daha sonra hafta tatili, daha sonra dil ve tarih reformları” sığ sularda debelenme .“Kemalistlik apaçık gericiliktir” devrim ya da değişikliklerin bünyemizdeki özellikler dolayısıyla kurtarıcı değil, batırıcı olduklarından, daha açıkçası batırmak için düşmanca ve düşmanlar (ingilizler) tarafından öğütlenmiş, kimi zamanlarda da zorla dayatılmış olmalarındandı”Halk Atatürk ilkelerini ciddiye almadı, bu ilkeler halka karşı oldu, bu ilkelerin arkasına saklanarak namussuz dolaplar çevrildi.(5)

Kaynak; (solcu) Kemal Tahir, 1; Notlar 3: Sanat Edebiyat 3, Dil Dosyası, İstanbul, Bağlam y., 1989, s. 298. 2; Kemal Tahir, Notlar 11: Batılaşma, s. 135 3;Kemal Tahir, Notlar 3: Sanat Edebiyat 3, Dil Dosyası, s. 45 4;Kemal Tahir, Notlar 10: Osmanlılık/Bizans, s. 455. 5;Kemal Tahir,Notlar Çöküntü. s:120 S:276

Kazım Karabekir Paşa, Azerbaycan ve Arnavutluk’ta Latin harflerinin kabul edilmesinin büyük bir hata olduğunu, “Türk yazısı güçtür, okunmaz” şeklindeki propagandanın aslında yüzyıllardır bizi ‘kemirmek’, İslam alemini parçalamak isteyen batı menşeli bir düşünce olduğunu, oysa Arap harflerinin İslam harfleri olduğunu ve Türk ırkına mal olduğunu söylemiş, İçtihad dergisinde Kılıçzade Hakkı Bey 3 makaleyle Paşa’ya cevap vermiştir. [Ayşe Hür / Derin Tarih Kasım 2012]

Bir milleti yok etmek isterseniz askeri istilaya lüzum yoktur;Tarihini unutturmak, Dilini bozmak,Dininden soğutmak ve dolayısıyla manevî değerlerini,ahlâkını yozlaştırmak kâfidir.” !!!”Yeryüzünde bir tek memleket gösterilemez ki, orada gençler kazara milli kütüphanelerine girerlerse, bir tek eser okuyamadan gitsinler. Böyle bir katliam (harf inkilabı) hiçbir memlekette ve hiçbir memleketin tarihinde yoktur.

Peyami Safa Türk ve şâir, yazar ve düşünür. “Arap Harfleri”, Türk Düşüncesi, Objektif 4

Osmanlıca Türkçe’dir !

 Her ülkenin alfabesi kutsal kitabının alfabesidir. Tek istisna Türkiye. Kendi kutsal kitabını okuyamayan tek millet bizim milletimiz. Bu adamlar alfabeyi neden değiştirdiler? Bilim ve teknikte ilerlemek, kalkınmak için. Oysa kalkınmanın alfabeyle alakası yok. Güney Amerika ülkelerinin hepsi Latin alfabesi kullanır, hepsi de geri kalmış durumda. Oysa Japonlar 1500 harflik alfabeleriyle ilerledi, kalkındılar. Şu bir gerçek, harf devriminin bir tek gayesi vardı: Milletimizi dininden, tarihinden ve kültüründen koparmak. [Metin Köse – Aynadaki Kemalizm]

Türk edebiyatının önemli isimlerinden Beşir Ayvazoğlu;

Harf Devrimi İslam kültürüne karşı oldu;1930’lu yılların başında Dil Devrimi diye yapılanlar yapılmasaydı Türkçe, şimdi dünyanın ifade kudreti bakımından önde gelen birkaç dilinden biri olacaktı.“Harf devrimi demek, yeni nesillerin 1928 öncesiyle irtibatının kesilmesi, gemilerin yakılması demektir.Birçok aydın Dil Devrimi’nin yanlışlığı konusunda kanaat sahibiydiler, ama cesaret sahibi değillerdi. İstiklal Mahkemeleri (idam ,cezaevi,korkusu )vesaire… Bir terör havası esiyor. Kolay değildi. Kendi aralarında konuşsalar bile bunu açıkça söyleyemiyorlardı.

[Beşir Ayvazoğlu edebiyatçı, şair, yazar, gazeteci]

İslâm harflerinin terakkimize(ileri)) mani olduğunu ileri sürenler, Avrupa’nın bizi yok etmeye karar vermiş yazarlarıydı. Bir Volney, bir Baron de Tott vs. İslâmiyet’e düşmandılar. Başlıca hedefleri bizi tarihimizden, irfanımız­dan, bir kelimeyle İslâmiyetten koparmaktı. Bu bedbaht telkinler önce bir­çok dürüst Türk münevverini (aydın) de büyüler gibi oldu. Sonra meselenin vehametini kavramakta gecikmediler. (1)Eğer medeniyet milli gelir albeyle artsaydı ruslar,çinliler(japonlar) alfebe (harf devrimi) değiştirirdi. kendi alfabesini değiştiren hiç bir millet yok olmayacakda öyleyse bu çılğınlığın sebebi ne.?(2) Bu milletin bütün kütüphanelerini yaktılar. 1929′da ilk mektebi bitiren nesil kendini bir çöl ortasında buldu. Yeniden başladı alfabeye ve ölünceye kadar alfabede kaldı. Sonraki nesiller hep aynı yokluk, hep aynı sefalet içinde çırpındılar. 1929′da okuma-yazma bilenler 1930′da analfabet durumuna düştüler. Ve kendilerine zorla kabul ettirilen dili çelik bir korse gibi, bir Çinlinin ayakkabısı gibi, ezip büzen bu yabancı harflere hiç bir zaman ısınamadılar. Yeni nesiller ise on, on beş yılda şişirilen, sözde milli, bir kütüphane buldular. Ama bu kitapların dili boyuna değişiyordu. Her masrakaralığı alkışlamaya zorlanan ve bu şakşakcılığı bir refleks, bir insiyak gibi uzviyetine sindiren şamar oğlanı burjuvazi! (3)Osmanlı rahatsız ediyordu Mustafa Kemal’i. Silinmesi gereken bir vesikaydı yakın tarih. Mâzi zaman zaman gevezelik ediyordu. Dil devrimi Selanik’in İstanbul’a isyanıdır. Selanik’in ve bütün Anadolu’nun. Osmanlı ordusu, Osmanlı teşkilâtı, Osmanlı mirası yok edilemezdi. Ama nesillerin birbiriyle olan devamlılığı bozulabilirdi. Harf inkılabı altı yüzyılı rafa kaldırdı. Ve tarihsiz bir memleket, ibda etti (3) İnkılabı yapanlar, İslamiyet’i diriltmek değil, “İslamiyet’e rağmen laik ve Avrupai” bir devlet kurmak istiyorlardı.(4) Kaynak; 1; Cemil Meriç, Kültürden İrfana2; cemil meriç sosyoloji notları ve konferansları 3;Cemil Meriç – Jurnal 4;Cemil Meriç – Mağaradakiler

Harf Devrimi, toplumun genel kültür düzeyine katkıda bulunmaktan çok, halkın tarihle (ve dinle) ilişkisini kesmekte işe yaradı.

Bir toplumun okuma-yazma oranlarının doğrudan alfabenin kolaylığı ya da zorluğuyla ilgisinin olmadığına dair dünyada çokça örnek bulmak mümkün. Rusya, Yunanistan, Bulgaristan, Japonya, Çin, İsrail, Kore, Sırbistan, Hindistan, Taylant gibi ülkeler ekonomik ve kültürel kalkınmalarını, hepsi Arap alfabesi kadar veya ondan daha zor olan alfabeleriyle başarabilmişlerdi. [Ayşe Hür / Derin Tarih Kasım 2012] Kemalist modernleşme hamlesinin önemli köşe taşlarından biri olan Harf Inkılabı, toplumun genel kültür düzeyine katkıda bulunmaktan çok, halkın tarihle (dinle) ilişkisini kesmekte işe yaradı. Böylece geçmişle bağlar, devlet ve devletin istediği tarzda ilgilenen ‘tarihçiler’ tarafından kurulmaya başlandı. Bu tarihçilerin esas işlevleri ise, ‘kozmopolit’, ‘karışık’, ‘Şarklı’, ‘geri’ olarak niteledikleri Osmanlı kimliğinin yerine, ‘etnik açıdan saf, ‘dünya görüşü açısından laik’, ‘Batılı’, ‘modern’ bir ‘Türk’ kimliğinin üzerinde yükselecek Türk-ulus devletini inşa etmekti. [Ayşe HÜR- Öteki Tarih]

Latin alfabesi Savaşmaya gerek duyulmuyan bir başka konuda latin alfabesidir.

Latin alfabesi, dil devrimi, “modern hukuk”, laik eğitim vb. gibi düzenlemeler “ilmiye sınıfı”nın yerine yeni bir “aydın tipi” yaratmayı başarmıştır. Bu “inkılaplar”ın yarattığı “yeni hizmet alanları” sayesinde, söz konusu kesim maddi çıkarlar aracılığıyla Bonapartist rejime bağlanabilmiştir. Böylece geniş kitleler üzerinde, sınırlı da olsa, bir “otorite” ve “saygınlığa”; dolayısıyla da ayrıcalıklara sahip olan bir kesimin yaratılması; bunlar aracılığıyla değişik toplum kesimlerinden kısmi bir destek sağlanabilmesine olanak vermiştir. Bugün aydınların büyük bölümünün Kemalizm’e bağlılıkları ve Kemalizm’in gönüllü taşıyıcısı olmaları, ideolojik bir yanılsamadan çok bu olguyla doğrudan ilgilidir.Kaynak: Prof. Dr. Fikret Başkaya, Paradigmanın İflası, Özgür Üniversite Yay, 19. Baskı, 2012, Sayfa: 188-189

Savaşmaya gerek duyulmuyan bir başka konuda latin alfabesidir. İngiliz, Yunan, İtalyan veya Fransız daha büyük bir işgal yapıp osmanlı alfabesinin latin alfabesine çevirme girişimlerinin başarısız kalacağını biliyordu. Gerekte yoktu, Mustafa Kemal vardı. Aynen savaşmayada gerek duymadıkları gibi… Onuda o halletti…

Latin harflerine geçme konusunda, hiç temas edilmeyen bir yön vardır. Cumhuriyet ilan edilmiş, saltanat ve hilafet kaldırılmış, İstiklal Mahkemeleri vazifelerini yerine getirmiş… Sıra “halk irfanının kontrolü”ne gelmiştir. Harf inkılabı, eski harflerin ilerlemeye engel falan olduğu için yapılmamış; sadece sosyal hafızayı “delete” etme ve yeni bir “format atma”amacıyla yapılmış ve bu amaca da ulaşılmıştır.Latin harflerinin matbuatta kullanılması, tamamen hükûmetin kontrolünde idi ve hükûmet, istediği kurum ve kuruluşlara yeni harf ithal etme yetkisi veriyordu. Bu da “bilginin kontrolü ve kontrollü yayılması” demektir ki “format atmak”tan kasdım budur.

[Prof. Dr. Namık Açıkgöz-Habervaktim ]

Osmanlı harflerini bizim gençlerimiz niye öğrenemiyor? Dedeleri öğreniyordu da, torunları niye öğrenemiyor? Osmanlı harflerini öğrenmek çok mu zor? Bizim gençlerimiz geri zekâlı mı?!… Hayır!… Ne Osmanlı harfleri zor, ne de bizim gençlerimiz geri zekâlı!… Bizdeki problem ideolojiktir. Bizden başka dünyanın hiç bir yerinde, harf değişikliği (devrimi?) yapılmamış ve gene dünyanın hiçbir yerinde, terk edilen harflere bu kadar ideolojik bakılmamıştır. [Prof. Dr. Namık Açıkgöz – 18.02.2013]

Biz harf devrimini neden yaptık? Daha kolay ve fazla okumak, sanayileşmek, ileri toplumları yakalamak ve geçmek icin ! Peki, Okuduk mu? Hayır… Sanayileştik mi? Hayır… Gelişmişleri yakaladık mı? Hayır… Sanayileşme konusunda epeyce mesafe alan; Çin, Hindistan, Kore, Tayvan, İran harf devrimi mi yapmışlar? Hayır… Veya Dünyanın nakit zengini Japonlar, Cumhuriyete geçerek, harf devrimi mi yapmışlardır? Hayır… …… Ama yapanlar,yaptiranlar hedefine ulasti ! 90 yildan beri yerimizde sayiyoruz..

Bizi “geri bırakan” şeyin dil veya alfabe olmadığını anlamak için, Japon, Çin ve İsrail alfabelerine bakmak fayda sağlayabilir. [Tarihçi-yazar Mustafa Akyol – 25.05.2013]

“20. yüzyılda iki ülke harf inkilabı yapıyor. Bunlardan biri israil, birisi de Türkiye’dir. Biz 900 yıllık geleneğimizi bırakıp bizi geri götürüyor diye Batı medeniyetini kullandığı Latin Alfabesi’ni alıyoruz. 1948’de israil bütün vatandaşları Latin Alfabesi’ni bilmesine ve Batı dillerini konuşup yazmalarına rağman Latin Alfabesi’ne değil de israil’in 2000 yıl önceki İbranice Afabesi’ni diriltiler. İsrail böyle İsrail oldu. Yediğimiz domatesten tutun da F16’ların yazılımların yapıldığı ülke olduğunu düşünürsek alfabe onları geri değil ileri götürmüştü. Alfabeninin bir milleti ileri veya geri götürmesi gibi bir durumu yok. Çin, Japonya ve uzak doğu ülkeleri medeni olabildiler. Latin Alfabesi ile biz 84 yılda nereye geldik? İslam medeniyeti  11. ve 12. yüyılda nasıl dünya medeniyeti oldu. Demek ki alfabenin tek başına bir ülkeyi medeni yapması gibi bir ihtimal yok.  O yüzden Harf İnkılabı bu ülkenin kültürüne vurulmuş en büyük darbelerden bir tanesidir. Kültürümüz inançlarımız ve değerlermiz üzerinde çok büyük bir tahribat yapılmıştır. “ [Tarihçi yazar Mustafa Armağan]

HARF DEVRİMİ NEYİ TAHRİB ETTİ !

Pek kültürlü hanımlar beyler bilirim. Çok değer verdikleri Batılı sanatçıların bu “kargacık burgacık Arap yazısı”ndan hayranlıkla söz edişlerine şaşmışlardır

Haşmet Babaoğlu yazıyor- Sabah NTV Tarih dergisinin son sayısında 1928 Harf Devrimi’ne ayrılmış güzel bir dosya var. Geçen akşam da NTV’de “Tarih Konuşmaları” programında konu ele alındı. İyiydi, hoştu da… Programı izlerken içimden sordum… “Devrim” denilen şeylerin, ister bütün toplumu, ister harfi, şapkayı, çiçeği böceği hedef alsın siyasi bir eylem olduğunu görmekten kaçınıyorsak, onları anlayabilir ve anlatabilir miyiz? Hayır! Asla! *** Sevindirici olan şu… Artık kimse, Devrim’in en fanatik savunucuları bile Latin alfabesine geçişin gerekçesi olarak, dünyanın en estetik kaligrafisine sahip Arap alfabesine “kargacık burgacık” demiyor. Malum, yıllarımız kocaman adamların hiç sıkılmadan böyle saçma şeyler iddia etmesiyle geçti. Pek kültürlü hanımlar beyler bilirim. Çok değer verdikleri Batılı sanatçıların bu “kargacık burgacık Arap yazısı”ndan hayranlıkla söz edişlerine şaşmışlardır. *** Bu “çocuk kandırmacası”nın yerini ne aldı peki? Onu da NTV’deki programda gördüm. Eski alfabenin imla sorunları varmış! Seslerle harfler arasındaki uyumsuzluk had safhadaymış! Devrim bu nedenle zorunluymuş! Oysa her dil alfabesiyle ve imlasıyla sorun yaşar! Latin alfabesini kullanan hangi dil (Türkçe dahil) bu uyumsuzluğu yaşamıyor ki! Çalışılır ve sorunlar en alt düzeye indirilir. 1928’de Harf Devrimi’yle alfabe değiştirilmeseydi, Ankara bu “düzenleme”yi eski alfabe üzerinde yapardı, hiç kuşkunuz olmasın! *** Bazen diyorum ki… Acaba Harf Devrimi’ni tartışanların önce “dil nedir, alfabe nedir” gibi temel bilgiler alanında kafalarını berraklaştırması gerekmez mi? İyi de, profesörlerin, uzmanların kafası nasıl berrak olmaz? Söyleyeyim… Çünkü herkes alttan alta bilir ki, konu özünde ne dilsel, ne eğitimsel ne de bilimseldir. Basbayağı siyasidir. *** TV’deki programda laf bir ara Latin alfabesiyle bilim yapmanın ve hatta bilgisayar kullanmanın kolaylığına geldi. Bir “uzman” fırsatı kaçırmadı, Arap alfabesini kullananların “acıklı” halini, bu yüzden Arapların global kültüre ve bilime eklemlenemediklerini anlattı. Yahu insan halen birçok farklı alfabeyi kullanan Japonları, bilgisayar dünyasını oyuncağa çeviren Hintlileri ve Çinlileri falan düşünmez mi! (Biz Latin alfabesine geçtik diye kaç bilim Nobeli kazanmışız? Sıfır. Biraz da bunları düşünsek artık!) *** Harf Devrimi olmuş bitmiş! Sevmişiz yeni harfleri, uymuşuz, sindirmişiz. Zaten insanlığın kültür tarihine baktığınızda görürsünüz ki, alfabeler dokunulmaz değiller, çok sık değişiyorlar. Sorun orada değil! Sorun bu devrim nedeniyle muazzam bir kültürel birikimle bağımızı koparmış olmamızda! (Bir Alman Goethe’yi, Hölderlin’i okuyabiliyor, biz yüz yıl öncenin şiirlerini bile yazıldıkları halle okuyamıyoruz.) Yine de bu kopuşun üstesinden gelebilirdik. Mesela ortaokullardan başlayarak seçmeli Osmanlıca dersi konulabilirdi. Konulmadı! Konulmazdı! Neden? İşte asıl bu sorunun cevabı önemli. (Haşmet Babaoğlu yazıyor- Sabah NTV Tarih dergisinin son sayısında)

Harf devrimi ile ilgili Kazım Karabekir Paşa’nın görüşü (Kemalistlere duyurulur)

Kazım Karabekir ve Latin Harfleri;

Acaba bu Lâtince kabul edilebilir mi? Bu kabul edildiği gün memleket herc ü merce girer. Her şeyden sarfı nazar (her şey bir yana) bizim kütüphanelerimizi dolduran mukaddes kitaplarımız, tarihlerimiz, yazılarımız ve binlerce cilt eserlerimiz bu lisanla yazılmış iken büsbütün başka bir şekilde olan hurûfu kabul ettiğimiz gün en büyük bir felakete maruz kalacağız. Ve böylece derhal bütün Avrupa?nın eline güzel bir silah vermiş olacağız. Bunlar âlem-i İslâm?a karşı diyeceklerdir ki Türkler ecnebi yazısını kabul etmişler ve Hıristiyan olmuşlardır. İşte düşmanlarımızın çalıştığı şeytankârâne fikir budur.

Kazım Karabekir(Vakit, Tanin, Akşam, 3 Mart 1923)

Harf Devrimi, Kazım Karabekir’in “felaket” dediği boyutlardaydı.

Kazım Karabekir Paşa:
“Bu fikir bir zamanlar Avrupa’da herc ü merci (kargaşası) mucib oldu. Bu cereyan evvelâ orada başladı. Bizim islâm hurufâtımız (harflerimiz) kâfi (yeterli) değilmiş. Binaenaleyh (bundan dolayı) Latin hurûfâtı isti’mâl edilmeliymiş. Orada bazı arkadaşlarımız bu fikrin mürevvici (destekleyicisi) oldular. Fakat neticede bunun felâketli olduğunu anladılar ve pişman oldular. Bu fikrin müthiş bir felâket olduğunu Arnavut (Arnavut’lar bizden önce değiştirdi) kavmi de pek geç olarak anladı.
Maatteessüf (maalesef) arzederim ki, Azerbaycanlı arkadaşlarımız da bu felâkete bugün düştü. Bu hususta, hususî olarak bizden de fikir soranlar oluyordu. Biz bunun vehâmetini ve bu harflerin değiştirilmesinin bugün küre-i arz üzerinde yaşayan 350 milyon Islama ait olduğunu söyledikse de onlar anlaşılmaz bir şekl-i hurûf kabulü noktasına doğru yürüdüler.
Arkadaşlar, bugün hangi ecnebi (yabancı) ile görüşseniz, ilk işi ve diyeceği söz:

`Türkçe gayet güzel bir lisandır, kolaydır, fakat harfleri fenâdır.´

Bunlar bütün ecnebilerin ağzında ve sizinle ilk görüşen bir ecnebinin size ilk telkin edeceği şeylerdir. Ve bu fikir ekseriyetle gayrı- îslâm insanlardan ibâret olan birtakım tercümanlar vasıtasıyla her tarafta ve hasseten (özellikle) Istanbul’da ecnebilere telkin edilmektedir Binaenaleyh bugün bir kuvvet vardır ki, bu kuvvet bütün cihana karşı bu propogandayı yapıyor: `Türk yazısı güçtür okunamaz.´

Bendeniz bu mesele ile bizzat uğraştım ve Arnavutluk ihtilâli içinde bulundum. Acaba bu Latince kabul edilebilir mi? Bu kabul edildiği gün memleket herc ü merce girer. Herşeyden sarf-ı nazar (vazgeçmek) bizim kütüphanelerimizi dolduran mukaddes kitaplarımız, tarihlerimiz ve binlerce cilt âsârımız (eserlerimiz) bu lisanla yazılmış iken, büsbütün başka bir şekilde olan bu harfleri kabul ettiğimiz gün en büyük bir felâkete uğramış oluruz.
Derhal bütün Avrupa’nın eline güzel bir silah verilmiş olur. Bunlar âlem-i Islâma karşı diyeceklerdir ki: `Türkler ecnebi yazısını kabul etmişler ve Hıristiyan olmuşlardır.´ işte düşmanlarımızın çalıştığı şeytanetkârâne fikir budur.

Bizim hurûfâtımız okunmaz değil, belki hûrûfâtımız dünyanın en güzel şeklidir, ikinci bir nokta daha var ki, bendeniz ecnebilerle iki sene Harb-ı Umûmîde (Dünya Savaşı) beraber çalıştım, onlarla karşı karşıya aynı şeyi not ederek, ecnebiler bir sahife yazıncaya kadar ben on sahife yazar işimi bitirirdim. Almanca- Fransızca hurûfât hep böyledir ki, bizim dilimizi terennüm (ifade) edecek hiçbir Latin hurûfu yoktur. Bugün Fransızca hurûf o kadar karışıktır ki bizim dilimizi kabil değil terennüm edemez. Bu mesele inceden inceye tedkik edilmiştir. Binaenaleyh istirhâm ediyorum zararlı olan -ki zararını bilhassa islâm kavimleri çekmiştir- bu gibi mesaili bırakalım, böyle fikirler içimize girmesin. Sonra büsbütün lâl ü ebkem (dilsiz) olur ve bütün âlem-i Islâmı üzerimize hücum ettirir ve kendi aramızda birbirimizi yeriz. (…) … Başka taraflardan da pek kaba fikirler içimize zerkediliyor. Bunlardan kendimizi sıyânet edelim (koruyalım).”

KAYNAK: Vakit gazetesi, arşiw  5 Mart 1923, No: 1879.

Harf Devrimi, Kazım Karabekir’in ”felaket” dediği boyutlardaydı. 2 Kasım sabahı âlimler, bir gece önce okudukları kaynaklara ulaşmanın yasak olduğunu öğrendiler. Kürsüye çıkan hocalar bir anda sağır-dilsiz oldular.

Harf devrimi ile ilgili Kazım Karabekir’e teklif sunulunca o şöyle dedi:“Bu kabul edildiği gün memleket herc ü merce girer. Her şey bir yana kütüphanelerimizi dolduran mukaddes kitaplarımız, tarihlerimiz, yazılarımız ve binlerce cilt eserlerimiz bu lisanla yazılmış iken büsbütün başka bir şekilde olan hurûfu kabul ettiğimiz gün en büyük bir felakete maruz kalacağız.”

Harf Devrimi, Kazım Karabekir’in “felaket” dediği boyutlardaydı. 2 Kasım sabahı âlimler, bir gece önce okudukları kaynaklara ulaşmanın yasak olduğunu öğrendiler. Kürsüye çıkan hocalar bir anda sağır-dilsiz oldular. “Bir gecede cahil olduk” diyerek ağladılar. Baskıya hazırlanan dergiler, ne yapacaklarını şaşırdılar, bazı gazeteler derhal yayınlarına son verdiler.

Olay nasıl algılandı?
Batı hayranları olayı Laiklik konusunda atılmış en büyük adım, Türkleri Arap fikriyatından koparıp kendi milli benliğine kavuşturan büyük devrim diyerek övdüler ve kanunun uygulamasının takipçisi oldular, bir bakıma gönüllü hafiyelik rolünü üstlendiler.

İstanbul’daki edebiyat çevreleri ve gazeteciler, bu değişikliği kendilerinin Mustafa Kemal’i desteklememelerinin ve Saltanat, Hilafet gibi konularda sessiz kalmalarının cezası olarak gördüler. Olayı kendilerinin işten atılmaları olarak değerlendirip basite indirgediler.
Âlimler, bunu Kur’an’a karşı bir saldırı ve Hıristiyan âlemine bir yakınlaşma olarak gördüler. Latin alfabesi için “La dini alfabe” dediler.

Olayın neticeleri?
1. Okuma-yazma oranı Müslümanlar arasında sıfıra düştü. Birkaç Fransız hayranı dışında okuryazar kimse kalmadı. Bu durum, basında zaten etkin olan Ermeni, Yahudi ve Rumların sayısını artırdı. Onlardan bazıları resmi olarak basın kuruluşlarında görev alırken birçoğu “gizli çalışan” olarak iş yaptı.

Böylece basındaki Batı etkinliği arttı. Gazetecilik “Osmanlı” kimliğini tamamen yitirdi, birkaç Fransız hayranıyla birkaç gayrimüslimin işi oldu. Basının halkı İslam’dan uzaklaştırma çabası hızlandı.

2. Edebiyat dergileri okuyucusuzluktan bir bir kapandı. Yayınını sürdürenler de önce artık “eski alfabe” denen alfabeyle kaleme alındı, ardından genellikle bir Rum usta bulunarak ona baştan sona yazdırılırdı.

3. Tezhip sanatı sona erdi.

4. Arşivler, “Arap alfabesiyle yazılmış” denerek başta Bulgar tüccarlar olmak üzere yabancılara kâğıt diye satıldı. Osmanlının paha biçilmez belgeleri Avrupalıların eline geçti.

5. Yüzlerce yıl önce yazılmış, paha biçilmez el yazması yüz binlerce eser yakıldı veya Jandarma korkusuyla saklandığı yerde unutuldu.

Asıl amaç çok geçmeden ortaya çıktı:
“Harf Devrimi” Kur’an-ı Kerim yasağına dönüştürüldü
Alfabe değişikliğinin asıl amacı çok geçmeden ortaya çıktı. Jandarma, devletin üst kademesinden aldığı emirle alfabe değişikliğini Kur’an-ı Kerim yasağına dönüştürdü. Köy köy gezip elinde, evinde, iş yerinde, bağ veya bahçesinde Kur’an-ı Kerim bulduğu herkesi tutukladı, dövdü, bir daha “eski” harfleri kullanmayacağına dair yemin ettirdi.

Yasağa direnenler idam edildi, kurşuna dizildi. Karakollarda ve cezaevlerinde çok sayıda kişi kötü koşullardan dolayı hayatını kaybetti.

İslami eğitim, gizli yapılabileni dışında sona erdi. Anadolu halkı İslami ilimlerden yoksun kaldı. Anadolu’da cehalet arttı. Böylece Komünizm, ateizm, faşizm gibi düşünce ve akımların önü açıldı.

Bunun için “Harf Devrimi”, Batı yanlılarınca laiklik konusunda atılmış en büyük adım kabul edilmiştir.

Olayın ilginç yanları
1. Mustafa Kemal, ünlü Nutku’nu 1927’de “Arap” alfabesiyle yazmıştı. Nutuk, 1928’den sonra okunmaz oldu. Ancak 1930’lu yıllarda ve birçok imla hatasıyla Latin alfabesine çevrildi. Bugün bile Kemalistler, asıl nüshayla Latin alfabesi arasında farklar bulunduğunu söyler ve bu konuda birbirlerine yönelik ağır ithamlarda bulunurlar.

2. Mustafa Kemal ve İsmet İnönü ölünceye kadar “eski” yazıdan kopamamışlar, kendi yazılarını önce “eski” alfabeyle yazmışlar, sonra kâtiplerine emir vererek Latin alfabesine çevirmişler.

3. 12 Eylül’ün darbecisi Kenan Evren hâlâ özel notlarını “eski” yazıyla yazmaktadır. Gerekçesi bu harflere alışan kişinin bir daha onlardan kopmasının mümkün olmadığıdır.

4. Yakın dönemin ateist yazarlarından Aziz Nesin hikâyelerini “eski” yazıyla yazdıktan sonra Latin alfabesine çeviriyordu. Gerekçesi, Latin alfabesinin insanın düşünce akışını koparmasıydı. Ona göre Latin yazısı kesik kesik olduğu için düşünce akışını koparıyor ve kolu yoruyordu.

5. Bugün İstanbul ve Ankara başta olmak üzere Tezhip kursları Atatürkçü sosyete arasında geniş ilgi görüyor. Kur’an alfabesine düşmanlık yapanlar, Latin alfabesinden bir güzel yazı oluşturamadılar. Güzelliği ister istemez Kur’an alfabesinde arıyorlar.

6. Harf Devrimi’nin üzerinden 80 yıl geçmesine rağmen bugün hâlâ Türkiye’de okuma oranı yüzde yetmiş civarındadır. Dünyanın en zor alfabesini kullanan Japonya ve Çin’de ise bu oran yüzde yüzdür.

Doğruhaber Gazetesi

Dil devrimi, Türk Dilini geliştirmiş veya zenginleştirmiş midir?

Konudan girmeden önce ansiklopedik bilgi: Arapça ve Farsça kökenli sözcük ve dilbilgisi kurallarından arındırılıp Türkiye Cumhuriyeti’nin ortak, ulusal dili olarak yazı ve konuşma dili haline getirilmesini amaçlayan devrim.  Türk Dil Kurumu’nun açılışından sonra 1932 yılında meclis açılış konuşmasında M. Kemal: “Milli kültürün her çığırda açılarak yükselmesini Türk Cumhuriyeti’nin temel dileği olarak temin edeceğiz. Türk dilinin, kendi benliğine, aslındaki güzellik ve zenginliğine kavuşması için, bütün devlet teşkilatımızın, dikkatli, ilgili olmasını isteriz.” Cumhurbaşkanı Atatürk öncülüğünde 1932 yılında başlatılmış, 1932-1938 yıllarındaki en köklü değişim döneminden sonra değişen hız ve yoğunluk düzeylerinde 1970′lere kadar sürmüştür. Eski Türk Dil Kurumu’nun kapatıldığı 1982 yılı, Dil Devrimi’nin bitiş tarihi olarak kabul edilebilir.


Soru: Dil devrimi, Türk Dilini geliştirmiş veya zenginleştirmiş midir?
Türkçe yazı dilinin dil devriminden bu yana katastrafol bir fakirleşme içine girdiği, Osmanlı Türkçesine az çok aşina olan herkesin bildiği bir gerçektir. Fakirleşmenin Objektif Boyutlarını nasıl saptayabiliriz?
Sözlükler bu konuda ipucu sağlayabilirler. Örneğin Ferit Devellioğlu’nun Osmanlıca-Türkçe Sözlük’ü, yaklaşık 60,000 madde başlığı içermektedir. Bunlar, 20. yüzyıl başlarında kültürlü bir Türk’ün kelime hazinesine dâhil oldukları halde bugünkü Türkçe kullanımdan hemen hemen bütünüyle düşmüş olan sözcük ve terkiplerdir. Daha eski divan edebiyatının uç örneklerine sözlükte genellikle yer verilmemiştir; örneğin Nefi’nin bir kasidesinde, bu satırların yazarının yabancısı olduğu sekiz deyimden üçünü sözlükte bulmak mümkün olmamıştır.
Ayrıca -li, -siz, -lik, -len -mek, -leşmek gibi son takılı kelimeler ile, bayraktar, emektar gibi Türkçe köklerden Farsça ve Arapça kurallarla türetilmiş kelimeler de sözlükte yoktur. Arapça ve Farsça dışında, örneğin Türkçe veya Rumca, Italyanca, Slavca gibi köklerden türeyip, yazı dilinden çok konuşma diline ait olan ve bugün unutulmuş bulunan kelimelere de sözlükte rastlanmamaktadır.
Buna karşılık Ali Püsküllüoğlu’nun Öztürkçe Sözlük‘ünün 1975′te yapılan dördüncü (Türk Dil Kurumu’nun hizmetlerine son verilmesinden önceki son) baskısının içerdiği kelime sayısı 4,600′dür. Bu sayıya, sabuklama, sağgörü, sağ görülü, sağgörüsüz, sağgörüsüzlük, sağın, sağistem ve benzerleri dahildir. Sözlüğün sunuş yazısında TDK başkanı Prof. Dr. Ömer Asım Aksoy, şu hususları, gerçek bir iftihar üslubuyla okurların dikkatine sunmaktadır: dil devriminin başlatıldığı 1932′den 1970‘lere kadar 6500 yeni sözcük yaratılmıştır; bunlardan ‘tutan’ ve Türk diline mal olanlar bu sözlükte yer almaktadır. Yeni türetilmiş sözcükler, Prof. Aksoy’a göre, günümüzde Türkçe genel kullanımda bulunan toplam 28,000 sözcüğün sevindirici bir oranını temsil etmektedirler. Devellioğlu ve Aksoy’un verilerini aynen kabul eder ve Püsküllüoğlu’nun toplamından, sözlükte gereksiz bir yer kaplayan 1,500 kadar son takılı türevi çıkarırsak, dil devriminin sonuçlarını söyle özetleyebiliriz:

Türk dilinden yaklaşık 60,000 kelime atılmış, yerine 3,100 kadar yeni kelime (atılanın %5′i) konmuştur. Yüzyıl başında kültür dilinde bulunan 83,400 civarında kelime (60,000 atılan artı 23,400 kalan) yerine, bugünkü yazı Türkçesi en çok 26,500 kelimeye sahiptir. Bir başka deyimle, Türkçe yazı ehli en az %68.2 oranında fakirleşmiştir. Fakirleşmenin örnekleri, özellikle soyut kavram ve sözcükler alanında son derece belirgindir.

Yeni Türkçede kullanılan geniş kapsamlı soyut sözcüklerin hemen hemen her biri için, Osmanlıcada, çoğu eşanlamlı olmayan, yani her biri farklı bir kavramı, nüansı veya mantıksal ilişkiyi ifade eden beş ila yirmi sözcük bulmak mümkündür. İngilizce, Almanca, Latince, Rusça veya benzeri bir kültür dilini tanıyanlar için bu ayrımları değerini kavramak güç değildir; yalnızca yeni Türkçe ile eğitim görmüş bir kimse ise, sanırız, bu konulara yabancı kalmak zorundadır.

Gelişigüzel bir kelimeyi, örneğin bir önceki paragrafta geçen çıkarmak sözcüğünü ele alalım: Çıkarmak/çıkartmak/çıkarsamak sözcük grubuna karşılık olan Osmanlıca kelimelerin bazıları, şunlardır:
ihraç, istihraç, istihlas, i’tisar, azl, tard, istintaç, istidlal, ıskat, tarh, neşr, ısdar, ifrağ, ifraz, istifrağ, istinbat, hazf, hal’, i’la, ref’.

Bu listeye, daha, diş çıkarmak, hır çıkarmak, şapka çıkarmak, cıcığını çıkarmak gibi deyim şeklindeki kullanımlar dahil değildir.

Birbirine iyice yakın anlamdaki karşılıklar arasında bile, türeyişten gelen nüans farkları vardır:
istihraç, bir şeyi içeriden dışarı çıkarmayı;
istihlas, bağlı olduğu yerden kurtarmayı;
i’tisar, suyunu sıkıp çıkarmayı ima eder.
Istintaçta neticeye varmak,
istidlalde bir delilden yola çıkmak anlamları gizlidir.
 
İfrağ ile istiğraf, ihraç ile istihraç arasındaki çaba ve derece farkını, ıngilizce gibi olağanüstü zengin bir dil bile neredeyse ifade etmekten acizdir.

Yeni Türkçedeki saldırı/saldırmak deyimi, Osmanlıca’da birbirinden net bir biçimde ayrılan en az beş kavramın karşılığıdır:

hücum, taarruz, tecavüz, tasallut, ve taaddi.
Benzer listeler, sayısız örnekte (amaç/erek, bağlı/bağımlı, belirlemek, dayanmak/dayandırmak, doğurmak, dönüşmek, gerekmek, karşılık, kaynak, sonuç, uyarlamak, uygulamak…) tekrarlanabilir.
Soyut kavramlar alanında Arapçanın sağladığı olağanüstü zenginliğe karşılık, insani duyarlıklar ve betimleyici sıfatlar alanında Farsçanın dile getirdiği renkler de (perişan, mendebur, pejmürde…), üzerinde durulması gereken bir başka alandır.

Öyle görülüyor ki Türk toplumunun son 60-70 yılda yazı dili alanında yaşadığı gerileme, örneğin müzik, mimari, şehircilik ve yemek alanlarındaki, çok yakından tanıdığımız fakirleşme ve yozlaşmadan daha hafif olmamıştır. Dildeki fakirleşmeyi ötekilerden bir bakıma daha korkunç ve anlaşılmaz kılan şey ise, bunun, devlet eliyle icra edilmiş ve Türk aydınlarının büyük bir kısmının şiddetli coşku ve tezahüratı arasında gerçekleşmiş bulunmasıdır.

(Türk-Dil bilimci Everest Yayınları – Yanlış Cumhuriyet – 6. Basım 2010, Sayfa:191-194)

Daha fazla bilgi için şu linklere bakabilirsiniz;

Harf Devrimi İçin Ne Dediler?http://yakintarihimiz.org/harf-devrimi-icin-ne-dediler.html

Bir milleti yapılacak en büyül kötülük, diliyle ”harf inkılabı” oynamaktır. ”Şimdi Bilimsel Akılcıl (Analiz) Yapalım…!Harf devrimi gerekli miydi?http://yakintarihimiz.org/harf-devrimi-gerekli-miydi.html

Latin yazısı Türk yazısı değildir ! Siz Latin (ingiliz,yunan) misiniz ki, Türkçeyi latin harfleriyle yazmayı marifet sanıyorsunuz?Eski alfabe gelişmemize engel miydi? Bu saatten sonra elbette alfabemizi değiştirmemizi önermeyeceğim?Harf inkılabı, bütün kütüphanelerin yakılmasından daha feci bir zarara sebep oldu Kütüphaneleri yakmaya gerek kalmadı?

http://yakintarihimiz.org/latin-yazisi-turk-yazisi-degildir-siz-latin-ingilizyunan-misiniz-ki-turkceyi-latin-harfleriyle-yazmayi-marifet-saniyorsunuz.html

Osmanlıca Türkçe’dir !

Google Aramaları

  • harf devriminin tarihi ve bu devrimin kalkınmamızdaki etkileri
  • alfabe devrimine karsi olanlar
  • ntv tarih dosyaları 1928 harf inkılabı
  • eski türkçenin terk edilmesi bir hataymıydı
  • NTV Tarih dosyasında yer alan makalelerdeki 1928 Harf Devrimi’nin yapılmasına ilişkin gerekçeleri haklı buluyor musunuz? Nedenleriyle tartışınız?
  • harf devrimi hangi tarihte olmuştur
  • harf devriminin tarihini ve bu devrimin kalkınmamızdaki etkileri nedir
  • harf devriminden sonra osmanlica kitaplar yakildimi
  • harf devriminin kalkınmamızdaki etkileri
  • harf devriminin tarihi ve kaklkinmamizdaki etkileri

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*