Son Haberler
Anasayfa » Köşe Yazıları » Herkesin bildiği sır 1921 Anayasası’ndaki özerklik, Atatürk ve Kürtler

Herkesin bildiği sır 1921 Anayasası’ndaki özerklik, Atatürk ve Kürtler

Yaklaşık beş yıl önce verdiğim bir röportajda herkesin bildiği sır olarak düşündüğüm Kürt özerkliği meselesine de değinme fırsatı bulmuştum. O günden bu yana tarihsel kaynaklar konusundaki tartışmalarla politik/ideolojik kavgalar birbirine karıştı. Ayırmanın zamanıdır.

Konunun tarihsel kaynaklarına yeniden dönmek gerekiyor. Bu konu ilk kez Heyeti Temsiliye ile İstanbul Hükûmeti’ni temsilen Bahriye Nazırı Salih Paşa arasındaki görüşmelerde gündeme gelmişti. Millî Mücadele’nin henüz başında 20 Ekim 1919’da iki taraf arasında imzalanan protokolün ilk maddesi bu konuya ayrılmıştı. Genellikle Amasya prokotolü olarak bilinir.

1919 tarihli protokol

Protokolde 11 Eylül tarihli Sivas kongresi beyannamesine atıfta bulunuluyor ve ardından öngörülen yeni sınırların içinde özellikle Türklerle Kürtlere yer veriliyordu. Tasavvur ve kabul edilen sınır, Türklerle Kürtlerin bulunduğu araziydi. Tabiî o sırada hiç kimsenin aklına nedense Kürtlerin aslında Türk olduğunu belirtmek gelmemişti! Demek ki neymiş? O tarihte Kürtler varmış. Protokole göre; Kürtler Osmanlı camiasından asla ayrılamazlardı ve bu sınır asgarî talepti. Protokol bununla da yetinmemiş ve Kürtlerin serbestçe gelişmelerini sağlayacak şekilde etnik haklara kavuşmalarına sosyal açıdan izin verilmesini desteklemek gerektiğini vurgulamıştı. Dahası, bütün bunlar “millî sır” olarak gizli tutulmayacaktı. Kürtlere bağımsızlık verileceğine ilişkin yapılan propagandalara karşı onların bu türden vaatlerin arkasına takılıp gitmelerini önlemek üzere bu kararların Kürtlere özellikle bildirilmesi kabul edilmişti. Protokolün altında Mustafa Kemal Paşa ile birlikte Bekir Sami Beyin ve Rauf Orbay’ın da imzaları vardı.

Bu arada kısaca bir başka konuya daha değinmek gerekir: Bu tarihte Osmanlı Hükûmeti’nin temsilcileri ile Anadolu’da kongreler tarafından seçilen heyeti temsiliye karşılıklı görüşebiliyor ve hazırladıkları ortak metnin altını beraberce imzalayabiliyorlardı. Yani şimdi iç savaşta tarafların ortak bir metin altına imza atmaları mümkün müdür? Bu nasıl bir iç savaş? Bir tüyo vereyim mi? Belki de iç savaş yok; iki taraf arasında anlaşma söz konusu.

Nutuk’ta da sözü edilen bu protokolün metni orada da sansüre uğramış ve metin itinayla temizlenmiştir. Yani Nutuk’ta yayınlanan belgelere itimat caiz değildir; muhakkak orijinali ile karşılaştırılması gerekir! Bahse konu özgün metin Faik Reşit Unat tarafından Tarih Vesikaları dergisinde 1961 senesinde yayınlanmıştır. Buna rağmen sansür devam etti. Meselâ Mazhar Müfit Kansu’nun Erzurum’dan Ölümüne Kadar Atatürk’le Beraber kitabında da aynı sansür görülmektedir.

Atatürk’ün 1923 İzmit basın toplantısı

Atatürk’ün 1923 yılında gerçekleşen İzmit basın toplantısında Ahmet Emin Yalman’ın sorusuna verdiği ve hep sansür edilen yanıtı da meseleye ışık tutmaktadır. Atatürk şöyle diyordu: “Kürt sorunu, bizim yani Türklerin çıkarlarına olarak da kesinlikle söz konusu olamaz. Çünkü bildiğiniz gibi, millî sınırlarımız içinde var olan Kürt unsurlar o şekilde yerleşmişlerdir ki, pek az yerlerde yoğundur. Fakat yoğunluklarını kaybede kaybede ve Türk unsurunun içine gire gire öyle bir sınır doğmuştur ki, Kürtlük adına bir sınır çizmek istersek Türklüğü ve Türkiye’yi mahvetmek gerekir. (…) Dolayısıyla başlı başına bir Kürtlük düşünmektense bizim Teşkilât-ı Esasiye Kânunu gereğince zaten bir türlü özerklik oluşacaktır. O hâlde hangi livanın halkı Kürt ise, onlar kendi kendilerini özerk olarak idare edeceklerdir. Bundan başka Türkiye’nin halkı söz konusu olurken, onları da beraber ifade etmek gerekir. İfade olunmadıkları zaman, bundan kendilerine ait sorun yaratmaları daima mümkündür. Şimdi Türkiye Büyük Millet Meclisi, hem Kürtlerin ve hem de Türklerin yetki sahibi vekillerinden oluşmuştur ve bu iki unsur, bütün çıkarlarını ve kaderlerini birleştirmiştir.”

Atatürk, “bir nevi mahallî muhtariyetler”in 1921 Teşkilât-ı Esasîye Kanunu’nda öngörüldüğünü söylerken ne demek istemişti acaba? Yasanın 11. maddesi şöyleydi: “Vilâyet mahalli umurunda manevî şahsiyeti ve muhtâriyeti hâizdir. Hâricî ve dâhilî siyâset, şer’i, adlî ve askeri umur, beynelmilel iktisâdî münâsebet ve hükûmetin umûmî tekâlifi ile menâfii birden ziyâde vilâyâta şâmil husûsat müstesnâ olmak üzere, Büyük Millet Meclisi’nce vâz edilecek kavânin mûcibince Evkaf, Medâris, Maarif, Sıhhiye, İktisat, Ziraat, Nâfiâ ve Muâveneti İçtimâiye işlerinin tanzim ve idâresi vilâyet şûrâlarının salâhiyeti dâhilindedir.”

Yani: Her il, yasalar çerçevesinde, vakıf, medrese, eğitim, sağlık, ekonomi, tarım, bayındırlık ve sosyal yardım konularında yerel düzeyde idari yetkiye sahipti. Yasada buna özerklik deniliyordu. Bu konuların yönetimi il şuralarının yetkisine bırakılmıştı. Şura lâfı da (ayıptır söylemesi) Sovyet’in karşılığıydı!

Bu şuralar lâkırdısı da nereden çıktı diye soranlara hemen 12. madde: “Vilâyet şûrâları, vilâyetler halkınca müntehap âzâdan mürekkeptir” ve 14. madde: “Vilâyette Büyük Millet Meclisi’nin vekili ve mümessili olmak üzere vali bulunur. Vali, Büyük Millet Meclisi hükûmeti tarafından tâyin olunup, vazifesi devletin umûmî ve müşterek vezâifini rüyet etmektir. Vali, yalnız devletin umûmî vazâifile mahallî vazâif arasında teâruz vûkuunda müdahale eder.” (Kaynak: A. Gözüyübük ve S. Kili: Türk Anayasa Metinleri, SBF Yayınları, 1982, s. 94-95).

Yani: şuralar il halkınca seçilecekti ve valiler TBMM tarafından (İçişleri Bakanlığı’nca değil) atanacak olup, eğer merkez yönetimi ile il yönetimi arasında anlaşmazlık çıkarsa, ancak bu takdirde valilerin il yönetimine müdahale yetkisi doğacaktı.

İzmit konuşması 1969’da sansür edildi

Ayşe Hür, bir yazısında öyküyü güzel bir şekilde özetlemiştir: Mahmut Soydan Milliyet gazetesinde 1929/1930 yıllarında uzun süren bir yazı dizisinde bu konuşmanın tamamını yayınlamış olmakla birlikte; ardından sansür çıktı geldi ve İsmail Arar 1969 yılında İzmit Basın Toplantısı kitabında metni sansür etti. Şimdi siz bakmayın bu konuşmanın serbestçe yayınlanmasına; meselâ Arı İnan’ın TTK tarafından 1982 yılında (yani 12 Eylül yönetiminde) yayınlanan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün 1923 Eskişehir-İzmit Konuşmaları adlı kitabında metnin bu kısmı yoktur, sansür edilmiş ve koparılıp atılmıştır! İnan, Arar’ın metninin eksik olduğunu, yayınladığı metnin ise tam olduğunu ileri sürüyordu! Bütün bu sansür çabaları 2000’e Doğru dergisinin 1987 yılındaki yayını ile ortaya çıktı. Dergi tabiî toplattırıldı ve mahkemeye verildi. Beraat kararından sonradır ki, Arı İnan, bir röportajında, henüz meselenin çözülmediği bir sırada metne yer vermeyi doğru bulmadığını söylerken; TTK başkanı Yücel Tanay da, ayrılıkçı akımların eline doküman vermemek gerektiği düşüncesiyle böyle davrandığını açıkladı.

Tarihi böyle bir mantıkla inşa etmeye kalkışanlara karşı kaynaklar elimizdeki en güçlü argümanlardır. Bu nedenle yazımda metinlerin orijinallerine de yer verdim; herkes kendisi okusun ve değerlendirsin diye.

Özerklik tartışması: Önce sansür, sonra inkâr, en sonunda itiraf ve tevil

Şimdi belki bir miktar açıklığa kavuşmuştur; Atatürk’ün basın toplantısında Kürt meselesine ilişkin sözleri niçin sansüre uğramış olabilir? Dün bu sözleri sansür edenler; geçmişte böyle sözler söylenmediğini, bunun yalan olduğunu ileri sürenler, bugün artık bu sözleri tevil etmenin dışında bir başka yol bulamıyorlar. Geçmişi itinayla temizlemeye çalışanlar için acınası bir durum. Önce sansür ve inkâr; sonra inkârdan bir fayda görülemeyince zorunlu itiraf ve hemen ardından da tevil. Ne varmış canım; “bir nevi mahallî muhtariyet” sözünden özerklik sonucu çıkar mıymış? Vallahi çıkmazmış. O halde bu sözler zamanında niçin sansür edilmek zorunda kalındı acaba? Bilen varsa, çıksa da açıklasa; biz de öğrensek. Çıkmaz sokaklarda dolaşmayı tercih edenlere sormak gerekir: Bu sistemi bugün önermek Atatürkçülük müdür, yoksa vatana ihanet midir? Yoksa ikisi birden midir? Atatürk’ü dahi sansür eden, etmek zorunda kalan sıkı Atatürkçülere sorun bakalım, ne yanıt alacaksınız?

DİKKAT! DİKKAT! İTİNAYLA METİN TAHRİF EDİLİR

İŞİN zor kısmına geldik; çünkü genellikle metinler yeni Türkçeye çevrilirken, tahrifata uğramakta ve üstelik sanki tam metinmiş gibi tırnak içinde gösterilmektedir. Söylenene, okuduğunuza, gördüğünüze sakın inanmayın. Pek çok “yazar” ve “tarihçi”, orijinal metni kendi gönlünden geçirerek değiştiriyor. Hiçbirinde orijinal metni görmüyorsunuz; sadece onların yaptığı çeviriyi okuyorsunuz. O çeviri ki, sansür edilmiş, değiştirilmiş, çıkarılmış ve hatta ekleme yapılmış, yani itinayla elden geçirilmiştir. Üstelik bir de kendi yazdıklarını tırnak içinde sunarlar ki, sanki orijinalinden aynen alınmış gibi yaparlar. Kimler mi? Canım artık her şeyi de ben söylemeyeyim; şöyle etrafınıza bir bakın bakalım. Ya, işte onlar! Bırakın onlar özerklikle “bir çeşit özerklik” arasındaki farkı bulmaya çalışsınlar. Meselâ, odatv’den Sinan Meydan’a sorarsanız eğer; yasada sözü edilen “muhtariyet” gerçek anlamda özerklik değildir; sadece belediye işlerine has güçlü yerel yönetim anlamına gelmektedir. Soru: o halde yeni anayasaya özerklik sözünü yazmakta sakınca yoktur, değil mi?

Son Osmanlı Meclisi Mebusanı’nda Kürtler

26 Şubat 1920 tarihli meclis oturumunda “Kürtlerin camia-i İslâmiyye ve Osmaniyye’den ayrılmak fikrinde olmadıkları”na ilişkin açıklamalar yapılıyordu. Diyarbekir Müdafaa-i Hukuk-u Millîye Cemiyeti aşağıdaki telgrafı meclis başkanlığına çekmişti:

“Vatan haini, din düşmanı Şerifnâm şahsın Boğos Nobar ile teşrik-i mesaî ederek, Kürtlerin mukadderat-ı âtiyyesi hakkında beyan-ı mütâlaa ettiğini istihbar ettik. Kürtlük ve Türklük birdir. Yekdiğerinin özkardeşi ve din kardeşidir. Her iki millet için vatan müşterektir. (…) Kürtler vatanlarının istihlâsı uğrunda şimdiye kadar Türklerle ilk saf-ı harbde kanlarını akıtmışlar ve âtiyen de hükûmetimizin bekâ ve saadeti için aynı surette hareket edeceklerdir. Camia-i Osmaniye ve İslâmiyye’den hiçbir zaman ayrılmak, fikir ve hayallerinden geçmez. Dünyanın sonuna kadar bu camia-i İslâmiyye ve Osmaniye dahilinde yaşamak azmindedirler.” (Meclisi Mebusan Zabıt Ceridesi: 26 Şubat 1920)

Amasya Protokolü’nün orijinal metni

“BEYANNâMENİN birinci maddesinde Devlet-i Osmaniye’nin tasavvur ve kabul edilen hudûdu Türk ve Kürtlerle meskûn olan arâziyi ihtivâ eylediği ve Kürdlerin câmi’a-i Osmâniye’den ayrılması imkânsızlığı îzâh edildikten sonra, bu hudûdun en asgarî bir taleb olmak üzere te’mîn-i istihsâli lüzûmu müştereken kabûl edildi. Ma’a-hâzâ Kürdlerin serbestî-i inkişâflarını te’mîn edecek vech ve sûretde hukûk-ı ırkıye ve ictimâ’iyece mazhar-ı müsâ’adât olmaları dahi tervîc ve ecânib tarafından Kürdlerin istiklâli maksad-ı zâhirîsi altında yapılmakda olan tezvîrâtın önüne geçmek için de bu husûsun şimdiden Kürdlerce ma’lûm olması husûsu tensîb edildi.” (Kaynak: Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü-Belgelerle Mustafa Kemal Atatürk, 2003, s. 99).

İzmit basın toplantısının orijinal metni

“KÜRT meselesi, bizim yani Türklerin menfaatine olarak da kat’iyyen mevzubahis olamaz. Çünkü mâlumu âliniz, bizim hudut-u millîyemiz dahilinde mevcut Kürt anasır o surette tavattun etmiştir ki, pek mahdut yerlerde haiz-i kesafettir. Fakat kesafetlerini kaybede ede ve Türk anasırının içine gire gire öyle bir hudut hâsıl olmuştur ki, Kürtlük nâmına bir hudut çizmek istersek, Türklüğü ve Türkiye’yi mahvetmek lâzımdır. (…) Binaenaleyh başlı başına bir Kürtlük tasavvur etmektense, bizim Teşkilât-ı Esasiye Kanunu mucibince zaten bir nevi mahallî muhtariyetler teşekkül edecektir. O halde hangi livanın ahalisi Kürt ise, onlar kendi kendilerini muhtar olarak idare edeceklerdir. Bundan başka Türkiye’nin halkı mevzuu bahis olurken, onları da beraber ifade etmek lâzımdır. İfade olunmadıkları zaman, bundan kendilerine ait mesele ihdas etmeleri daima variddir. Şimdi Türkiye Büyük Millet Meclisi, hem Kürtlerin ve hem de Türklerin sahibi salahiyet vekillerinden mürekkebdir ve bu iki unsur bütün menfaatlerini ve mukadderatlarını tevhid etmiştir. Yani onlar bilirler ki, bu müşterek bir şeydir. Ayrı bir hudut çizmeye kalkışmak doğru olamaz.” (Kaynak: Mustafa Kemal-Eskişehir-İzmit Konuşmaları (1923), Kaynak Yayınları, 1993, s. 104).

Cemil Koçak – Star (26 Haz 2011 )

Google Aramaları

  • 1921 anayasası ve kürtler
  • 1923 anayasası
  • 1921 anayasası kürtler
  • 1921 anayasasında kürtler
  • 1920 Anayasası
  • 1920 anayasası ve kürtler
  • ilk anayasada kürtler
  • 1921 anayasası kürt maddesi
  • 1921 anayasası kürtlere özerklik
  • 1921 anayasasi kurt

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*