Son Haberler
Anasayfa » Kitaplardan Alıntılar » Hilâfetin Yıkılışına Doğru

Hilâfetin Yıkılışına Doğru

Hilâfetin Yıkılışına Doğru“Allah sizlerden iman edip iyi davranışlarda bulunanlara, kendilerinden öncekileri sahip ve hâkim kıldığı (halîfe seçtiği) gibi kendilerini de yeryüzüne sahip ve hâkim kılacağını (halîfe kılıcağını), onlar için beğenip seçtiği dini (İslâm’ı), onların iyiliğine yerleştirip koruyacağını ve geçirdikleri korku dönemlerinden sonra, bunun yerine onlara güven sağlayacağını va’detti. Çünkü onlar bana kulluk ederler, hiç bir şeyi bana eş tutmazlar. Artık bundan sonra kim inkâr ederse, işte bunlar asıl büyük günahkârlar (fâsıklar)dır.” (Nûr 24/55)

Mustafa Kemal’e beşeriyetin çok üstünde bir vaziyet vermeye çalışan müstebitlerden sarhoş Yunus Nadi, bir makalesinde onu bin bir cepheli bir prizmaya benzetmişti. Hakikaten pek çok cepheli ve daha çok yüzlü olan bu mahlûkun, şimdi daima lanetle yâdettiği velinimeti Damat Ferid Paşa hükümeti zamanında memuriyet-i fevkalâde ile Anadolu’ya gönderilirken Halîfe tarafından da eline verilen hususî ve mahrem ferman sayesinde başına topladığı kuvvetle emanete hiyanet ve emniyeti suistimal ederek hükümet-i metbûasını, Halîfe’nin şahsını, sülâlesini, İslamiyet’in asırlardan beri miras bıraktığı hilâfetini ve nihayet şeriatını, dinini yıkabilmesindeki fevkalâdelikler, cezbeye tutulmuş dalkavuklarının tasvir ve tasavvurları veçhile kendisinin büyüklüğünde aramaktansa, huzurunda bu oyunlar oynanan milletin küçüklüğünde aramak daha doğru olur.

Birkaç sene içinde Türkiye’de olup biten işler ve oynanan oyunlar insana hakikaten hüzün verir.

İlk başta; İstanbul’daki Halîfe’yi ve Halîfe’nin hukuk ve nüfuzunu kurtarmak dâvası!

Arkasından gelen; halîfenin hukuku ve nüfusunun bu kurtarma iddiacıları tarafından gasp olunarak hilâfetin saltanat ve hükümetten tefriki devresi!

Üçüncü devre; cumhuriyetin ilânı!

Dördüncü devre; hilâfetin tamamen ilgâsı ve dinî kurumların ta’tili ile hükümette laikliğin tatbiki ve hükümet kuvvetiyle memlekette dinsizliğin tervîci! ( tervîc; revaç vermek, değerini arttırmak, müsait karşılamak, kabul ettirip, geçerli kılmak.)

Şu kadar var ki bu devrede, devletin dininin İslam dini olduğu hakkındaki eski Kanun-u Esasî’den devrolunmuş madde, geçerliliği olmamakla beraber Teşkilât-ı Esasiye Kanununda lafzen ibka edilmiştir. (İbka; Bâkileştirmek. Devamlı etmek. Azletmeyip yerinde bırakmak. Yerinde devamlı etmek.)

Dindarlar bununla bir müddet avundular ve dinsizliklere karşı bunu kesmez bir silah gibi kullandılar. Halbuki dindarların elinde ciddi bir iş göremeyen bu hayırsız dinî madde, ekseriya; zorlanan kör silahların, sahibini kesmesi kabilinden olarak, Kürdistan kıyamı üzerine elebaşları asıp kesen hükümetin fevkalâde işine yaradı. Hala ehl-i imana karşı kurulmuş bir tuzak gibi devletin Teşkilât-ı Esasiye Kanunu’nda yazılı duruyor. İşte bu tedhiş devresiyle, bu devir içinde Mustafa Kemal’in hakiki çehresini gösteren şapkalı Türkiye manzaralı dramın beşinci perdesini temsil etmiş oluyor.

İnkılâpçı ve dolapçı Ankara hükümetinin nereden başlayıp nerede karar kıldığını gösterecek çizgilerden birini teşkil eden hilâfet meselesinin Selanik hokkabazları elinde aldığı şekilleri ve her şekle göre hokkabazların maksadına alet olarak kullanılan kalemleri bu eserde takip edeceğiz.

Şimdi en ağır cezalarla hilâfetin ismini unutturmaya çalışan Kemalistler, birinci perdede “Sebeb-i nizâm-ı âlem olan Halîfe-i Müslimîn idâme’l-lâhu hilâfetehu ve şekvetehu ila yevmi’d-din Hazretleri…” diyerek sahneye çıkmışlardı.

Kemalci sahtekârlığının, dolandırıcılığının buna ait vesikasını iki sene evvel kendi elleriyle neşrettiler. Damat Ferid Paşa’nın ikinci devre-i hükümetinde Anadolu’daki Mustafa Kemal harekâtının Makam-ı Hilâfete karşı bağy ve isyan mahiyeti iktisap ettiğine dair Makam-ı Meşîhat-ı İslâmiye’den bir fetva sâdır olmuştu.

Bu fetvaya mukabil o zaman Kemalciler de bir fetva uydurmuşlar ve bunu ellerinin altında bulunan birtakım müftülere imza ettirerek Anadolu’da neşretmişlerdi.

Ankara hükümetinin mürevvic-i efkârı olarak İstanbul’da intişar eden “Cumhuriyet Gazetesi” yakın bir mazinin vukuatını okuyucularının nazar-ı ibretine vaz’ etmek maksadıyla 25 Haziran 1340 tarihli nüshasında her iki fetva suretini “Fesat ve Hakikat Karşı Karşıya” başlığı altında sütunlarına dercetmişti.

Biz de onları aynen buraya nakledeceğiz. Ta ki fesadın hangisinde ve hakikatin hangisinde olduğunu basiret ve basar sahipleri takdir etsin.

KAYNAK:MUSTAFA SABRİ EFENDİ – HİLAFET VE KEMALİZM

Google Aramaları

  • hilafetin yıkılışı

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*