Son Haberler
Anasayfa » Belgeler » K.Karabekir Anlatıyor Kızıl Pençe Kitabının Özeti;

K.Karabekir Anlatıyor Kızıl Pençe Kitabının Özeti;

kazımmmmHer şeyi ben yaptım” iddiası Kazım Karabekir anlatıyor;

Genç nesillere tarihi, tek bir kişinin kahramanlığı üzerine kurarak  anlatamazsınız. Bu, o kanlı mücadelede canını siper etmiş olan  komutanlara, hele de Mehmetçiğe hakarettir. Onların hakkını nasıl  yersiniz?”

Kazım Karabekir’in Türk Tarih Kurumu yetkililerine çıkışması – 1942

“İstiklal Savaşı’nı zaferle bitirdikten ve bağımsızlığımızı Lozan  barışıyla tamamladıktan sonra milletin fakirlik ve cahillikten  kurtulması için özgür bir hava içerisinde, bilimsel esaslara dayanılarak bir programın hazırlanmasını teklif etmiştim. Ancak teklifim kale  alınmadı. Birtakım kişisel düşünceler ve yeni türedilerin  ikiyüzlülükleri arasında boğuldu gitti. Böylece İstiklal Savaşı’nın ilk  temelini atan arkadaşlarla birlikte muhalefete geçme kararını vermeye  mecbur kaldık.

Bu esnada İstiklal Savaşı’nın esaslarını yayınlama ve hiç değilse  münasip bir fırsatta Meclis kürsüsünden özetleyerek gerçeği milletin  gözü önüne koyma fikrimi yakın arkadaşlarım doğru bulmadı. Gösterdikleri sebep şuydu: Gazi’nin kendi samimi çevresini kaybetmesinin bir etkeni  de “Her şeyi ben yaptım” iddiasıdır. Şimdi aynı duruma siz düşeceksiniz.

Şunu da söylemeliyim ki bu hususta bana engel olanların başında partimizin liderlerinden Rauf (Orbay) Bey gelir.

“Nasıl olsa gerçek meydana çıkar, milletin size büyük teveccühünün  bir sebebi de büyük tevazunuzdur. Gazi, Nutuk’unda her şeyi şahsına mal  ederek kendisini düşürmüştür. Şimdi siz “Hayır, esası ben kurdum ve  milli akımı ben yoluma koydum” iddiasına kalkışırsanız aynı kapıya  çıkarsınız” dediler.

Oysa okullarda “Tarih” diye, İstiklal Savaşı yalan yanlış okunduğu  gibi, aynı şeyler konferanslar, makaleler ve eserlerde bol bol  yazılıyordu.”

Herşeyi ben yaptım ve ben yapacağım !

Büyük Zaferin 2.yıldönümü gelmişti.30 Ağustos günü Dumlupınar’a  gittim.M.Kemal Paşa’nın da geldiğini öğrendim.Vagonunu ararken,yaveri  Salih Bozok penceresinden seslenip çağırdı.Vagona çıktım,Saygıyla  Gazi’nin bulunudğu salona girdim.O da ne?Ömrümde kokusunu bir türlü  nefret etmeden duyamadığım rakı kokusu burnumu ve dimağımı tiksindirdi.

Gazi beni görünce ayağa kalktı ve ”Paşam,hoşgeldiniz!” diyerek  iltifat etti.Elimi sıktı ve Salih Bey’e dönerek,”Karabekir rakı  sevmez.Ona bie şişe bira getirin!” emrini verdi.

Öğleden sonra 2′de Dumlupınar’da dikilecek anıtın temel atma töreni  yapıldı.Nutuklar söylendi.Hepsi Gazi’nin yüzüne karşı riyakarlıkla  dolutdu.Hele öğretmenler ve avukatlar adına söylenenler kendilerine hiç  yaışmıyordu.

Nutuk sırası Fevzi Paşa’ya gelmişti.Hazırladığı kağıttan okuduğu  nutkunda İstiklal Savaşı İnönü’den başlamış ve Dumlupınar zaferiyle sona ermiş.Doğu cephesinden veya başka milli cephelerden tek kelime ile  olsun bahsetme yok.Sonuçta onun konuşması da Gazi’ye övgülerle  bitti.Yanlzı Üniversite Rektörü İsmail Hakı Baltacıoğlu Bey,bütün  milletin gayret ve fedakarlıklarından bahsetti.İsim zikretmeden bütün  orduya ve özellikle İstiklal Savaşı’nı sevk ve idare eden komutanlara  teşekkürlerini sundu.

Bu arada birşey dikkatimi çekti.İsmail Hakkı Bey’in gerçeklere uygun  sözleri,Gazi’nin hiç hoşuna gitmemişti.Bunu yüz ifadesinden  anladım.Nitekim tahminim doğru çıktı ve kısa bir süre sonra bu gerçeğe  gönül vermiş adam,görevinden azledildi! Buna mukabil Fevzi Paşa’nın  İstiklal Savaşı’nı güdük olarak yanlız Batı cephesine yığması pek hoşuna gitmiş olcak ki sonraları uzun yıllar bu esas,bazı dalkavuk edebiyatçı  ve tarihçilerimizin kalemlerine dolandı durdu.

Son konuşmayı Gazi yaptı ve bütün bu övgüleri hak ettiğini anlatır  tarzda nutuk söyledi.O konuşurken birkaç uçak,alçak uçuş yaparak  üzerimizden geçiyordu.Sonra da askeri geçit yapıldı.Burada Gazi,yeni  Bakanlar Kurulu’yla daha özel ve samimi bir havada görüştüğü  halde,komutanlara karşı resmi ve soğuk durdu.Bu,çeşitli yerlerden  toplanmış bulunan heyetlere karşı,nutukların belirttiği bir çarpık  görüşe değer verdirmek için olsa gerekti.

”Herşeyi ben yaptım ve ben yapacağım.İstiklal Savaşı’nda yaptıklarını şimdi yapacaklarımın garantisidir.Şimdi etrafıma toplananlarla aynı  değerde işler yapabilirim”gibi bir zihniyetin somutlaştırılmış hazin bir tablosoydu karşımızdaki!

Tören bittikten sonra veda etmek için vagonuna gittiğim Gazi,söz arasında şöyle dedi;
”Millet nasıl isterse öyle olur!”

Akşam trenimiz İzmir’e hareket etti.Gazi,diğer komutanlarla  Afyonkarahisar’a giderken,onlara eynen şöyle demiş;”Bütün dayanağım  sizlersiniz.Herşeyi size dayanarak yaptım ve yapacağım”

Tek Adam Efsanesi Doğuyor

Ülkede artık bütün işler M.Kemal’in ismi etrafında dönemeye  başlamıştı.Bu durum basından Meclis’e kadar uzanmış bulunuyordu.nitekim  21 Ağustos 1923 günü Lozan Barış Antlaşması müzakere edilirken Meclis’te Dışişleri Komisyonu Başkanı Yusuf Kemal Tengirşek Bey şunları  söyledi;”M.Kemal bu senin eserindir ki bu eser Türk’ün özgürlük ve  bağımsızlığıdır”

Oturumdan sonra Yusuf Kemal Bey’e koridorda rast geldim ”Paşa sizi de tebrik ederim”dedi,”Bu eserde en büyük hisse sizindir”Ben de kendisine  şu cevabı verdim:”Millet kürsüsünden en küçük bir hisse vermeniz bundan  daha değerli olurdu”

İki gün sonraydı.O gün konuşma yapma sırası İsmet Paşa’daydı.Meclls  Bahçesi’nde kendisine raslayınca Yusuf Kemal Bey’in Meclis’teki  sözleriyle bana özel olarak söylediklerini hatırlatarak kendisinin de  herşeyi Gazi’ye bahşetmesi durumunda tarihe karşı haksızlık edilceği  gibi,gelecek için de Gazi’ye istediğini yapabilcek bir kudret vermiş  olcağını,bunun önüne hiçbirimizin geçemeyeceğini anlattım.”Bugün herşeyi ben yaptım” diyebilen bir adamın,bundan sonra da ”Herşeyi ben  yapacağım” diye ortaya çıkararak ne denli tehlikeli maceralara  atılabileceğine tekrar Enver Paşa’yı örnek gösterek İsmet Paşa’nın  dikkatini çektim.
İsmet Paşa benim yüzüme karşı ”Merak etme,bu önemli noktayı unutmam” dese de,Meclis’teki sözleri aynen şöyle oldu;

”…Bu kadar ağır sorumlulukları almak için ve bunların içinde en büyük zorluk karşısında dahi hedefe karşı yürümek için malik olduğum kuvvet  kaynağı,özellikle BMM Başkanı M.Kemal Paşa’dır(…) Bu sağlam görüşü gerek savaş hayatında,gerekse barış hayatında bize gösteren M.Kemal  olmuştur.Aldığım görevlerde başarıya ulaşmada gerek savaşta,gerekse  barışta başlıca etken olarak M.Kemal Paşa’yı milletin karşısında ifade  ediyorum”

M.Kemal kendisine yönelik takdir yarışlarını büyük bir zevkle  dinledikten sonra milli ve askeri işlerimizin temelini kuranları,canla  başla çalışanları kısacık olsun Meclis kürsüsünden millete ve tarihe  emanet etmeye artık gerek görmedi.Bundan da en çok kim yararlandı?Tabii  ki etrafına topladığı değersiz kimseler…M.Kemal’den başka ortada kimse  bırakılmadı.O,kurtardı ve o kurtaracak teranesi,,hazıra konmak isteyen  dalkavukların dillerine destan oldu.

Artık her akşam onun yüze karşı methiye düzme yarışı aldı yürüdü.Gazi bütün bu yeni çevreyi,İkinci Meclis’inde kazanmıştı.Benim de içinde  bulunduğum bu Meclis’in çehresi pek garipti:Sarıklı sarıksız  muhafazakarlar,ilericiler,din ve ahlaka karşı çıkan züppeler yapay bir birlik gösteriyolardı.
Meclis genel görüntüsü itibarıyla M.Kemal’in emrine ram olmuştu.O  sağa da,sola da gitse hep beraber ona ayak uyduracaklardı.Dışarıda kendi emekleriyle hayatlarını fakirce kazanabilen bu zümre,pek az istinasyla  şimdi devlet hazinesinden zenginleşiyor ve ihsanlara da gark oluyor,  aristokrat bir tabaka halini alıyordu.Bunlar da mensuplarını  memnuniyetlere kayırarak veya kazandırarak etraflarında tabakalar teşkil ediyordu.

İşte Cumhuriyet hükümeti,Türk milletine feyzini bu suretle dağıtıyordu !
Çelik levhalar,trenlerle demir fabrikalarına götürülen maden cürufunu nasıl mıknatıslıyor,bir vinçle,vakunlarla kendisine çekip  yapıştırıyorsa,M.Kemal’de bütün İstiklal Savaşı’nın banisi sıfatını  takınınca benzer bir kudretin sahibi olmuştu.Onun kendisine  çekmediği,yanlız belirli ağır parçalardı.
İstiklal Savaşımızın bu bilinçsiz ve yapay sonuçlarından üzgün olanlar,vatanseverler vardı fakat çok azınlıkta kalmışlardı.

Kazım Karabekir ve Hilafet;

17 Mart Bursa’dan trenle 2 saatte Mudanya’ya buradan da vapurla  İstanbul’a geldim.19 Mart ise Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa’yı  Kadıköy’deki evinde ziyaret ettim.3 saat kadar görüştük.
Kendilerine Sivas Kongresi’nden komutanlar toplantısı sırasında  Sivas’a geldikleri zamanki sözlerini hatırlattım.Şimdiyse M.Kemal’i çok  yanlış yollara sevk ettiklerini pek acı bir dille söyledim.Misal ol arak da 16 Aralık’ta İstanbul’dan Ankara’ya giderken,4.Kolordu Komutanı  Kemalettin Sami Paşa’ya verilen emri gösterdim.

Bana aşağıdaki cevabı verdi;

Bakanlar Kurulu bana sordu:”İstanbul’da bir olay çıkarsa ne  yapabiliriz?Ben de cevap olarak dedim ki:”Çorlu,Bursa ve İzmit’teki  tümenleri birleştirerek hareket ettiririz”Yazılı olarak ben birşey  yazmış değilim.
Bende şöyle dedim;

”’Emrimdeki 4.Kolordu Komutanı Kemalettin Sami Paşa’ya verilen emrin  sizin imzanızı taşıdığını zannediyorum.Bu defa bizi İzmir’e Savaş Oyunu  diye topladınız.Oysa orada güya Hailafetin kaldırılmasına ordu karar  vermiş gibi bir izlenim uyandırıldı.Bana ve diğer bazı arkadaşlarımıza  bu hususta tek bir kelime söylenmediği halde,astlarımızda dahil bir  kısım komutanlara pekala bilgi verimliştir.Rast geldiğim  milletvekilleri,komutanların İzmir’de siyaset oyunu yaptıklarından  ve Büyük Millet Meclisi’ne karşı tahakkum eder bir tutum aldıklarından  şikayet ettiler.Ordu komutanlarının arasına ikilik  sokulmuştur.Aleyhimizde ne yazık ki en yüksek makamlardan  ”padişahçı”,”hilafetçi’‘ diye dedikodular çıkarılıyor.”’
Fevzi Paşa;

”Mustafa Kemal,Hilafetin kaldırılması hakkındaki fikrini bana da İzimir’de söyledi.Ben sizin de haberiniz var biliyordum”dedi.

Bu cevap üzerine bazı şeyleri açıkça ifade etmek ihtiyacını duydum.Şöyle konuştum;
Aslarıma emir veriliyor,önemli işler görüşülüyor da bana haber  verilmiyor! Tabii bu işleri yapanlar,kendilerine sebep soranlara karşı  bir şeyler söylecektir.İşte bu sözler çok haksızdır ve elbette sokak  propogandası haline dökülcektir.İşin vahim tarafı,arzu ettiğimizz  hükümranlık tamamen kurulmuş ve İstiklal Savaşı’nın en fedakar  unsurlarının ezilmesinde ve birtakım dalkuvukların milletinin başına  bela olmasında,sizin de yardımınız esirgenmemektedir.”

Bahsi askeri konular getirip devam ettim;

”Askeri işlerden bile bizi tamamen uzaklaştırıyorsunuz!Hani ya,4  Haziran 1923 tarihli Askeri Şura Kanunu?Hani ya,5 Haziran 1923 tarihli  Genel Müfettişlik Kanunu?Hani ya,1 Ağustos 1923 tarihli ‘Orduda İlim ve  İrfan Komisyonu’ taslağının dilekleri? Bütün bunların yerine 3Mart 1924  raihli Genelkurmay Kanunu’nun 9.maddesi,bütün orduyu Gazi’nin emrine  sizin aracılığızla vermiş bulunuyor.

Bu şekilde ordu,keyfi yönetimin mükemmel bir aleti olacaktır.Nitekim tecellisi de görülmektedir.

Kaynak: (Kazım karabekir anlatıyor) Kızıl Pençe

Kazım Karabekir Atatürk Eleştirisi;

Birgün minberlere kadar çıkıp Hilafet makamının kutsallığından ve  Halifenin gerekli olduğundan bahset,herkes boyun eğip dinlesin.Ertesü  gün de ani bir karar ver,”Hilafet kaldırılmıştır,Halife sınırdışı  edilecektir”de,yine herkez boyun eğsin,dinlesin!

Aynı şekilde birgün İslam Dinini ve Kuran-ı Kerim’i göklere çıkar,ertesi gün de onları kaldırmaya kalk!
Bütün dünyaya ve tarihe,hele hele kendi halkımıza karşı çok çirkin ve çok saygısızca yapılan bu hareketlerin bizim gibi Ordu Müfettişliği ve  aynı zamanda milletvekili olanlara bile haber verilmemesi,bu makamları  da hiçe saycak kadar artan küçümseme tavrının korkunç bir  görünüşüydü.Saygıyı,samimiyeti kaldırıyor,dalkavukluğu,hafiyeliği  genişletiyordu.

Hanedanın birdenbire sınır dışı edilmesinin yanında,onun tasarrufunda bulunan tarihi ve değerli birçok eşyanın yok pahasına toptan  Yahudilerin eline geçmesi,herkesin haklı olarak umutsuzluk ve tasasını  artırıyordu.

Kendilerine Sivas Kongresi’nden komutanlar toplantısı sırasında Sivas’a geldikleri zamanki sözlerini hatırlattım.

17 Mart Bursa’dan trenle 2 saatte Mudanya’ya buradan da vapurla  İstanbul’a geldim.19 Mart ise Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa’yı  Kadıköy’deki evinde ziyaret ettim.3 saat kadar görüştük.
Kendilerine Sivas Kongresi’nden komutanlar toplantısı sırasında  Sivas’a geldikleri zamanki sözlerini hatırlattım.Şimdiyse M.Kemal’i çok  yanlış yollara sevk ettiklerini pek acı bir dille söyledim.Misal ol arak da 16 Aralık’ta İstanbul’dan Ankara’ya giderken,4.Kolordu Komutanı  Kemalettin Sami Paşa’ya verilen emri gösterdim.

Bana aşağıdaki cevabı verdi;

Bakanlar Kurulu bana sordu:”İstanbul’da bir olay çıkarsa ne  yapabiliriz?Ben de cevap olarak dedim ki:”Çorlu,Bursa ve İzmit’teki  tümenleri birleştirerek hareket ettiririz”Yazılı olarak ben birşey  yazmış değilim.
Bende şöyle dedim;

”’Emrimdeki 4.Kolordu Komutanı Kemalettin Sami Paşa’ya verilen emrin  sizin imzanızı taşıdığını zannediyorum.Bu defa bizi İzmir’e Savaş Oyunu  diye topladınız.Oysa orada güya Hailafetin kaldırılmasına ordu karar  vermiş gibi bir izlenim uyandırıldı.Bana ve diğer bazı arkadaşlarımıza  bu hususta tek bir kelime söylenmediği halde,astlarımızda dahil bir  kısım komutanlara pekala bilgi verimliştir.Rast geldiğim  milletvekilleri,komutanların İzmir’de siyaset oyunu yaptıklarından ve  Büyük Millet Meclisi’ne karşı tahakkum eder bir tutum aldıklarından  şikayet ettiler.Ordu komutanlarının arasına ikilik  sokulmuştur.Aleyhimizde ne yazık ki en yüksek makamlardan  ”padişahçı”,”hilafetçi” diye dedikodular çıkarılıyor.”’
Fevzi Paşa;

”Mustafa Kemal,Hilafetin kaldırılması hakkındaki fikrini bana da İzimir’de söyledi.Ben sizin de haberiniz var biliyordum”dedi.

Bu cevap üzerine bazı şeyleri açıkça ifade etmek ihtiyacını duydum.Şöyle konuştum;
Aslarıma emir veriliyor,önemli işler görüşülüyor da bana haber  verilmiyor! Tabii bu işleri yapanlar,kendilerine sebep soranlara karşı  bir şeyler söylecektir.İşte bu sözler çok haksızdır ve elbette sokak  propogandası haline dökülcektir.İşin vahim tarafı,arzu ettiğimizz  hükümranlık tamamen kurulmuş ve İstiklal Savaşı’nın en fedakar  unsurlarının ezilmesinde ve birtakım dalkuvukların milletinin başına  bela olmasında,sizin de yardımınız esirgenmemektedir.”

Bahsi askeri konular getirip devam ettim;

”Askeri işlerden bile bizi tamamen uzaklaştırıyorsunuz!Hani ya,4  Haziran 1923 tarihli Askeri Şura Kanunu?Hani ya,5 Haziran 1923 tarihli  Genel Müfettişlik Kanunu?Hani ya,1 Ağustos 1923 tarihli ‘Orduda İlim ve  İrfan Komisyonu’ taslağının dilekleri? Bütün bunların yerine 3Mart 1924  raihli Genelkurmay Kanunu’nun 9.maddesi,bütün orduyu Gazi’nin emrine  sizin aracılığızla vermiş bulunuyor.
Bu şekilde ordu,keyfi yönetimin mükemmel bir aleti olacaktır.Nitekim tecellisi de görülmektedir.

Kaynak: (Kazım karabekir anlatıyor) Kızıl Pençe

Kızıl Pençe Örgütü ve Mustafa Kemal

Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk derin devleti Kızıl Pençe miydi? Bu örgüt Mustafa Kemal’e mi bağlıydı? Yeni cumhuriyet Lozan’dan sonra mı İslam’dan uzaklaştı? Bu soruların yanıtları tarihçi Mustafa Armağan tarafından derlenen ve milli mücadelenin kahramanlarından Kazım Karabekir Paşa’nın hatıratlarından oluşan Kızıl Pençe adlı kitapta yer alıyor.

2012 yılı milli mücadelenin kahramanlarından Kazım Karabekir’in 130’uncu doğum, 64’üncü ölüm yıldönümü. Gerek Birinci Dünya Savaşı gerekse Kurtuluş Savaşı’nda kazanılan başarılarda büyük pay sahibi olan Karabekir, kalemini elinden hiç düşürmemiş de bir şahsiyet. O yıllarda yaşadığı her şeyi kaleme almış, yazdıkları yakılmış, takip altında sıkıntılı bir hayat geçirmiş. Hayata veda ettiğinde TBMM Başkanı olan Karabekir’in işte bu hatıratlarını derleyen tarihçi Mustafa Armağan, İstiklal Savaşı’nın yenilgisiz komutanının kendisini nasıl idam sehpasında bulduğundan, Atatürk ile yaşadığı fikir ayrılıklarına her şeyi Kızıl Pençe adlı kitapta topladı. Kitap, 1922-1933 yılları arasındaki yaşananlara ışık tutuyor, bir komutanın gözünden cumhuriyetin ilk yıllarında perde arkasında yaşananları anlatıyor. Karabekir’in dağınık olarak beş ayrı yerde yayınlanmış hatıralarını toplayıp bu kitapta bir araya getiren Armağan “Tarihzade Kazım Karabekir’i kendi yazdıklarından yola çıkarak yeniden seslendirmeyi denedim” diyor.

1923 şartlarında Türkiye’de kime sorsanız ‘Mustafa Kemal’den sonra kim gelir?’ diye, size Kazım Karabekir’in ismini verecekti. Bu denli büyük şöhret sahibiydi. İki numaraydı. Ancak diyordu ki ‘Bağımsızlığımızı kazandık, şimdi millet özgürlüğünü, hürriyetini istiyor.’ Bu nedenle İstiklal Mahkemeleri’nin kurulmasına şiddetle karşı çıkıyor, Hilafetin kaldırılmasının Türkiye’de tek odaklı bir devlet yapılanmasını getireceğini, bunun da özgürlüklerin alanını daraltacağını söylüyor. ‘Tek adam’ efsanesinin diriltilmesine karşı çıkıyor. Mustafa Kemal’e değil, Tek Adamlığa karşı biri. ‘Ne yazık ki millete bağımsızlığını kazandırdık ama özgürlüğünü iade edemedik. Bu noktada yenildik’ diyor. Bu mücadele için başına geçtiği Terakkiperver Parti de kapatılınca soluğu İstiklal Mahkemesi’nde alması hazindir. İdamla yargılanır üstelik. Beraat eder ama susturulur, siyasetten uzaklaştırılır. O da kılıcının elinden alınmasına karşılık kalemine sarılır ve yazar. Evi basılıp yazdıklarına el konulur ama yine yazar ve yazdıklarıyla bir dönemin farklı bir resmini bize intikal ettirir.

İslam’dan Uzaklaşma Lozan’dan Geldi

Kitapta İslam’dan uzaklaşma fikrinin Lozan’dan geldiği yönündeki iddiası çok tartışılacak. Karabekir, kamuoyuna yayılan İslamiyet’e yönelik bu kesin değimle ilgili fikirlerin Lozan’dan geldiği eleştirilerinin muhataplarından biri olan İsmet Paşa ile görüştüğünü, Paşa’nın fikrini kendisine dolaylı yoldan söylemeyi tercih ettiğini anlatıyor: “Macarlar ve Bulgarlar bizimle aynı safta itilaf devletlerine karşı savaştıkları ve aynı şekilde yenildikleri halde bağımsızlıklarına dokunulmamıştı. Bunun sebebi de doğrudan doğruya Hıristiyan olmalarıydı. Biz kendi kuvvetimizle kurtulup bağımsızlığımızı kazansak bile Müslüman kaldıkça sömürgeci devletlerin ve bu arada İngilizlerin daima aleyhimize olacaklarını, bağımsızlığımızın tehlike altında olacağını anlattı. Böylece bu değişimin ilhamının Lozan’dan ve itilaf devletlerinden geldiği açıklık kazanmış oluyordu. Ali Fethi, Tevfik Rüştü, Mahmut Esat beylerle Mustafa Kemal Paşa’nın Lozan’ın ikinci döneminden itibaren başlayan İslam aleyhtarı söylemlerinin gerçek adresini tespit etmiş oluyordum.”

Bu İddia Çok Tartışılacak

Kitapta Kazım Karabekir Paşa Mustafa Kemal’in halifeliği almak istediği iddiasında bulunuyor: Mustafa Kemal Paşa, saltanatı kaldıran 1 Kasım 1922 tarihinde verdiği nutku gözden geçiriyordu. O gün Meclis kürsüsünden hilafet ve İslamiyet hakkında bir nutuk vermişti. Halife seçimini ayrıntılarıyla, hilafetin Müslümanlar açısından taşıdığı önemi uzun uzadıya anlattı. İslamiyet’in kuruluşunda güç ve kudretin oynadığı olumlu rolün üzerinde durdu. Zekatın öneminden bahsetti. Sonra hilafetin TBMM sayesinde ayakta durduğunu ve duracağını ifade etti. Tarihten verdiği örneklerle hilafetin güçsüz ve becereksiz sultanlar yerine Türkiye Devleti’ne dayanmasının önemini vurgulayan Mustafa Kemal Paşa, halifesiyle birlikte Türkiye halkının her gün daha güçlü, mutlu ve müreffeh olacağını, insanlığını ve benliğini anlayacağını, kişilerin ihaneti tehlikesine düşmeyeceğini, diğer taraftan da hilafet makamının bütün İslam dünyasının ruh, vicdan ve bağlanma noktası, Müslümanların kalplerinin ferahlama sebebi olabilecek bir izzet ve yüceliğinin tecellisi olacağını söylediğinde Meclis’ten ‘İnşallah’ sesleri yükseliyordu. 23 Ocak günü Bursa’da yaptığı konuşmada ise ‘Hilafet yalnız Türkiye halkına değil bütün İslam dünyasına aittir’ dedi ve bu makam hakkında karar vermenin Türk milletinin yetkisi dışında olduğunun altını çizdi.

Kızıl Pençe Gazi’ye Bağlı Bir Örgüt mü?

Karabekir Paşa Kızıl Pençe’nin bazı operasyonlar için kullanılan gizli bir örgüt olduğunu iddia ediyor. Tehditle, baskıyla, gerekirse Recep Zühtü gibi adam vurarak, matbaa basıp kitap yakarak ve suikastler düzenleyerek yeni rejimi bütün muhalif unsurlardan temizlemeyi hedefleyen bir örgüt bu. Mesela İstiklal Mahkemesi üyelerinden Kılıç Ali’nin bu örgütün önemli bir noktasında olduğunu söylüyor. Recep Zühtü Soyak (1893-1966) attığını gözünden vuran keskin bir silahşordü. Atatürk’ün, sekiz-on kişiden oluşan bir yakın çevresinden biridir. 10 Şubat 1935 tarihinde nikahsız yaşadığı Medeniye isimli kadını vurmuştur. Kadın, iki gün sonra hayatını kaybetmiştir. Bu olayın üzerinden henüz bir hafta bile geçmeden, 1935 seçimleri sonucu V. Dönem Meclisi’ne Zonguldak’tan milletvekili seçilmiştir. Dr. Fahrettin Kerim Gökay’ın verdiği “cinnet halinde metresini vurduğuna dair” rapor Adli Tıpça incelenip kabul edilince Mahkeme, beraatine karar vermiştir.

Fakat bu örgüte Başbakan İsmet Paşa’nın bile söz geçiremediğini, hatta ondan habersiz işlediğini de iddia ediyor. Karabekir, kendisine yönelik suikast girişimi ve Kızıl Pençe’den şöyle bahsediyor: “8 Ağustos günü öğleden sonra şu mektubu aldım; ‘Size bir suikast düzenleme girişimi içindeler.’ İsmet Paşa 12 Ağustos 1933 tarihli mektubunda müsterih olmamı istiyordu. Ne yazık ki gizli Kızıl Pençe’den haberi yok. Zavallı İsmet İstanbul Valisi (Muhittin Üstündağ) ve Emniyet Müdürü (Fehmi Vural), gizli Kızıl Pençe teşkilatının emrindeydiler” diyor. İma ettiği, bu örgütün Gazi’ye bağlı olduğu. Bu doğru mudur? Bilemem. Ama araştırılmalı.  Kaynak: (Kazım karabekir anlatıyor) Kızıl Pençe

 

Google Aramaları

  • kizil pence kitap özeti
  • kızıl pençe mustafa armağan özeti
  • kızıl pençe kitapın kısa ozeti
  • kizil pence kitabinin konusu
  • kızıl pençe özet
  • kızıl pence kıtanının basıldıgı yer ve tarıhı
  • kızıl pençe kitabının özeti
  • Ali kızıl tuğrul karın pencesi
  • kızıl pençe kitabı özeti
  • kızıl pençe geniş özet

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*