Son Haberler
Anasayfa » Manşet » Kaderin Hükmü – [Yavuz Bahadıroğlu]

Kaderin Hükmü – [Yavuz Bahadıroğlu]

Eskiden “İlâhî takdir” ya da “Takdir-i İlâhî” sözü dilimizden düşmezdi…

Herhangi bir olayla karşılaştığımızda, aklımıza ilk gelen ihtimal “kader”di…

“Kader” derdik…

“Takdir” derdik…

“Murad-ı İlâhî” derdik…

“Nasip-kısmet” derdik…

Bu ülkenin dindarları eskiden “dindarca” yaşardık. Makam ve para sahibi olmaya başladığımızdan beri, çoğumuz yarı seküler (dünyacı) bir hayat yaşamaya başladık. 

Bu yüzden de, zaman zaman sebeplere tıkanıyor, “sebep-perest” bir anlayış içinde olayları yorumlamaya kalkışıyoruz. Oysa inancımıza göre, “her şey hüküm altındadır…”

Yani, “Allah’ın izni olmadan sarı yaprak bile yere düşmez!”

Bunu bile bile, buna inana inana, kimi zaman, olayların “hikmet ciheti”ni ıskalıyoruz. Gelişmeleri yalnızca sebepler silsilesi içinde ele alarak, böylece farkında olmadan bir bakıma “sebep-perestlik” yaparak, hem kendi içimizi karartıyoruz, hem de çevremize ümitsizlik aşılıyoruz.

Bir trafik kazası oldu diyelim, yorumumuz hazırdır…

“Islak zemin…”

“Dikkatsizlik…”

“Aşırı hız…”

Tamam da, peki ya “kader”?

Olup bitenlerde onun hiç mi payı yok?

Allah bu işlere artık karışmıyor mu? (haşa)…

Tedbirsizliği savunmuyorum, savunmaya çalıştığım olgu kader: Yani “tedbir”in “takdir”le birlikte düşünülmesi…

Son zamanlarda “Kanseri yendi” diye bir tabir çıktı. Kanserden kurtulan birini böyle anlatıyoruz. “Müthiş bir irade canım, kanseri bile yendi!”

Kanserle nerede güreşti, ne zaman güreşti?..

Birinin yendiğini öbürü neden yenemiyor?

Bediüzzaman Hazretleri, “Çaresi bulunan şeyde acze, çaresi bulunmayan şeyde ceza’a” (yakınma, telaş, teessür) düşmemek gerektiğini söyleyerek, İslâmî hayat felsefesinin altını çiziyor…

Erzurumlu İbrahim Hakkı, “Mevlâ görelim neyler/ Neylerse güzel eyler” demek suretiyle aynı bakış açısına temas ediyor.

Biz “tedbir” diye diye “tevekkül”ü hayatımızdan çıkardık.

Elbette ki “tedbir” şart…

Ama “tevekkül” Müslümanca hayatın vazgeçilmezidir.

Galiba bizi bu formülün dışına çekerek saçıp savuran şey, sadece kendimizi düşünmemiz, kendimize yönelik yaşamamızdır. 

Ebediyete ilişkin tasavvurlarımız tökezledi. O zaman da fani dünyamız tüm hayatımızı işgal etti: Tek dünyalılara benzedik!.. Çünkü, “Gaye-i hayal olmazsa, ezhan (zihinler) enelere (bencillelliğe) döner.” (Bu da Bediüzzaman’dan).

Herkesin dünyası, kendi penceresinden görebildiği kadardır. Görebildiğimiz maddeden ibaretse maneviyata kör olmaya başladık demektir.

Hepimiz hüküm altındayız. Endişelenmeye, ürkmeye, yakınmaya, kahırlanmaya, hele de umutsuzluğa düşmeye hiç gerek yok. 

15 Temmuz baskınını aşan millet, ekonomik kıskaçları da kırar, atar. 

Sonuçta Allah’ın dediği olur!

Yavuz Bahadıroğlu – 14.12.2016

Yeni Akit

Yoruma kapalı.