Son Haberler
Anasayfa » Hatıralar » ‘…Kadın, çocuk herkesi diri diri yaktık.”

‘…Kadın, çocuk herkesi diri diri yaktık.”

101 yaşında ölen er Eskeri’nin anlattıkları kan dondurdu: Kadın, çocuk herkesi diri diri yaktık. Allah, Muhammed’in ümmetini bir daha bu hale düşürmesin. 

Dersim olaylarının yaşandığı dönem 2. Tabur, 9. Bölük’te görev yapan 101 yaşındaki Diyarbakırlı erlerden Eskeri Akyol, 74 yıl sonra “Kara Vagon” belgeselinde Dersim’de yaşanan korkunç olayları anlattı. Diyarbakır’ın Dicle ilçesi Altay köyünde iki kız ve iki erkek babası olan Eskerî Akyol ömrü boyunca Dersimde yaşanan vahşetin acı izlerini yüreğinde taşıdı.

EVLERİ İÇİNDEKİLERLE BİRLİKTE YAKTIK

İşte katliamın son tanıklarından Eskeri Akyol’un yaşadıkları: “Biz Diyarbakır’dan yedi gün, yedi gece yürüyerek gittik Dersim’e. Gittikten sonra bizi Ali Boğazı’na verdiler. Gittiğimizde evler yakılıyordu. Askerler ulaştıkları evleri içindekilerle birlikte gazyağı döküp yakıyorlardı. Komutanımızın adı Ethem Atalay’dı. Elazığlı olduğunu söylüyorlardı.”

ÖYLE YAŞLI BENİM GİBİ İNSANLAR…

“… Kaçanların bir kısmı derelere, mağaralara sığınmışlardı. Daha dirençli olanlar, (Munzur) nehirden karşıya geçiyorlardı. Askerler öyle yetişir yetişmez ateşe veriyorlardı mağaraları. Sonra gittiğimizde/baktığımızda, öyle çoğu yaşlı benim gibi. Getirip üst üste yığıyordu askerler ve üzerlerine gazyağı döküp ateşliyorlardı. Öyle canlı canlı… Kadın, çoluk – çocukları da yakıyorlardı…”

KUTU DERESİ’Nİ CESET KOKUSU SARDI

“Dersimliler çok öldürüldüler! Kutu deresinden ceset kokusundan durulamıyordu.İnsanları öldürüp atmışlardı. Öylesine felaket görülmemiştir. Maalesef kötü askerler çoktu. Onlar kadın, çoluk-çocuk ayrımı yapmazlardı. Kadınları götürüp kötülükler yapıyorlardı. Allah, Muhammed’in ümmetini bu hale düşürmesin. Aynı bizim gibi Zazaydılar. Kurmançlar da vardı. Dersim köylülerinden de askerler vardı yanımızda. Biz aynı milletin çocukları idik ve birbirimizle savaşıyorduk.

ÖLDÜRDÜKLERİ KADINLARIN ALTINLARINI DA ALIYORLARDI

Askerler evleri yaktığında, kimi kadınlar başlarını pencereden dışarı sarkıttıklarından, ölürken boyunlarında altınları ile öylecene kalıyorlardı. Piranlı Hecık’ın torunu, Husey’nin oğlu Mısfa ile Dersim’de birlikte askerdik. O (Mısfa), onbaşıydı. Biri daha vardı, adı: Hem’ın oğlu Zubey’di, Akrag Köyü’ndendi. Meğer bu ikisi daha önceden tanışıyorlarmış. Baktım bu ikisi benden saklayarak suda bişeyler yıkıyorlar/oğuşturuyorlar.

Dedim:” Ağa o nedir?”

Dedi:”Hopekli bişey yoktur..”

Onlar gittikten sonra bir ara fırsat bulup torbalarına baktığımda, meğer ki altınlarmış. Beşi bir yerde, beşi bir yerde, ortasında da bir nuska vardı. On tane idi. Sonra dedim: “(Mısfa) bu altınları ne yapacaksın?

Dedi:” Götürüp karıma takacağım.”

Dedim:” Ne yaparsan yap, ama bunu yapma!..”

Dedi:” Valla takarım.” Daha yeni evli idi (…). Sonra da götürüp karısına takmış… Tanık olanlar, yemin ediyorlardı; diyorlardı: “Altınları karısının boyna takar takmaz, karısını bir titreme tutmuş ve ölmüş…” (…)

STAR (17 Nisan 2011)

Google Aramaları

  • yakın tarihimizde yaşanmış olayı anlatan şiir
  • yakın tarihimizde yaşanmış bir olayı anlatan
  • yakın tarihimizde yaşanmış olayı anlatan şiirler
  • yakın tarihimizde yaşanmış
  • diyarbakırın olayları anlatan Şiir
  • tarihimizdeki önemli olayları anlatan şiirler

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*