Son Haberler
Anasayfa » Genel » Kavmiyetçi Düşünce

Kavmiyetçi Düşünce

Kavmiyetçi Düşünce

8 Aralık 1923 tarihli el-Ehram gazetesinde Mısırlı bir yazar tarafından kaleme alınan şu gerçekler sizi uyandırmaya yetmez mi?

“Ankara’daki bazı adamlar İslâm âleminde görülmedik bir şekilde kavmiyetçi düşünceyi yaymaktalar.

(Turancı düşüncenin felsefî temelini atan Ziya Gökalp‘tir (1875-1924). Bu düşünce İslâm hilafetine alternatif olmak üzere geliştirilmiştir. Gökalp, Türklerin yakın geçmişinden tamamen koparak bâtıl ve kavmiyetçi esaslarla kendini yeniden oluşturması gerektiğini savundu. Batı uygarlığını tercih ediyordu. Çünkü ona göre bu uygarlığın oluşturulması ve korunmasında Türklerin büyük payı vardı. Orta Asya’da oluşturulan .Turan medeniyeti, daha sonra göçler vasıtasıyla Tükler tarafından Avrupa’ya taşınmıştı.)

Mesela Yusuf Akçura, Osmanlı anayasasının ilanından birkaç yıl önce, İslâm birliğini bozmak amacıyla Jön Türkler adına bu düşünceyi yaymaya başlamıştır.

(Yahudi protokolleri açığa çıkarıldıktan sonra Jön Türkler’in niçin İslâm birliğini yıkıp Turan birliği oluşturmak istedikleri daha iyi anlaşılıyor. Beşinci Yahudi protokolünde dinî ve kavmî taassupların körüklenerek halkların kendi aralarında ihtilaf ve düşmanlığa sürüklenmeleri kararlaştırılmıştır.

İşte hilafetin ilga edilmesinde Yahudi parmağına yeni bir delil!)

Hedefleri İslâm birliğini yıkıp yerine Turan Birliğini tesis etmektir.

“Turancılık önce muhtelif Türk lehçeleriyle konuşan toplulukları bir araya getirip, sonra bu topluluklardan ve Türk asıllı Macar, Bulgar ve Finlilerden müteşekkil, ırk esasına dayanan bir birlik ve pakt oluşturmayı hedefler. Gayrimüslim olan bu topluluklarla ittifak ve birliği, İslâm birliğine tercih ederler.”

“Bu adam ve benzerleri, İslâm dinini, Türkler üzerindeki Arap kültür işgali olarak değerlendirirler. Onlara göre İslâm, Arap kültürünün mahsulüdür ve bununla Türk kültürünü işgal etmişlerdir.

O halde ne olursa olsun bu kültür işgalinden kurtulmak gerekir. Abdest ve diğer İslâmî kaidelerin sıcak iklimde yaşayan halklar için konduğunu söylerler. Bu kaidelerin diğer soğuk iklimlerde yaşayan halklara uygun olmadığını iddia ederler.”

“Ankara’da yönetimi elinde bulunduran herkesin bu tür düşünceler taşımadığı doğrudur. Ancak sayı ve etkinlik bakımından bu düşünceyi savunanların gittikçe güçlendikleri de bir vakıadır. Bu hareketin önüne geçilmediği takdirde, gelecekte çok tehlikeli boyutlara ulaşacağı aşikârdır.

Dini Arap ırk ve şerefinin bir tezahürü İslâm büyüklerini ise Arap kahramanları olarak kabul eden bu sapık düşünce ekolü, İslâm kardeşliğine yöneltilmiş büyük bir darbedir.

Onlara göre Türklerin vicdanındaki İslâm inancına alternatif olarak, eski Türk uygarlığındaki cahili antik inançlar örneğin eski Türk putu Bozkurt yeniden ihya edilmeli ve Türk halkının

vicdanına yerleştirilmelidir. Bu put için birçok marşlar yazılıp söylenmekte ve hükümetin posta pullarında Bozkurt resimleri yer almaktadır.

“Ankara’daki herkesin bu düşüncede olmadığını söylemiştik. Ama onları işbirliği yapmaya sevkeden müşterek düşünce İslâm düşmanlığıdır.”

(Türklerin 600 yıl boyunca İslâm’ın savunuculuğunu yaptıkları ve İslâm mesajının, diğer halklara ulaşmasında büyük hizmetler verdikleri inkâr edilemez tarihî bir olgudur.

Ancak Siyonist ve Haçlı oyunlarına, bazı vilayetlerdeki vali ve diğer yöneticilerin zulüm, baskı ve hataları da eklenince Araplar arasında Türklere karşı bazı siyasî akımlar oluşmuştur.

Doktor Muhammed Bediî Şerif o zamanki durumu şöyle tasvir ediyor:

Kevakibî’nin temsil ettiği bir akım.Türk hilafeti yerine Arap hilafetinin oluşturulmasını savunuyordu. Cemalüddin Afganî’nin temsil ettiği akım ise, hilafetin Osmanoğullarında kalmasıyla beraber tam ve şamil bir İslâm birliği sağlanmasından yanaydı.

Başka bir görüş ise, Arapların Osmanlılardan tam bağımsızlığını savunmaktaydı. Bu aşırı görüşün yanısıra mevcut olan ılımlı görüşe göre ise Arap ülkeleri ancak gevşek bir bağ ile Osmanlıya bağlı kalabilirdi.

Farklılıklarına rağmen tüm bu siyasî akımlar hilafetin korunmasından yanaydılar.

Ancak İngiliz ve Fransızların el altından destekleyip yaymaya çalıştığı bir akım daha vardı ki, Arap ülkelerinin yabancı mandasıyla yönetilmelerini savunuyordu. Bu görüşü savunanların yabancı güçlerin paralı uşakları olduğunda hiç şüphe yoktur.

bkz. Doktor Muhammed Bediî Şerif, es-Sıraa beynel Mevali vel-Arab)

“Bu iki grubun dışında, başka bir grup daha var ki; bunlar İslâm birliğine taraftardırlar. Ancak bunu siyasî mülahazalarla değil, sosyal mülahazalarla istemekteler. Bu kesim, Yusuf Akçura, Ziya Gökalp, Celal Nuri, Ağaoğlu Ahmet, Hamdullah Suphi ve diğer Turancılarla mücadele eder onların amaç ve tehlikelerine dikkat çekmeye çalışırlar.

Türk halkının geneli ve özellikle Anadolu halkının dindarlığından kuşku yoktur. Dinî anlayışlarında yapılmak istenen hiçbir değişikliği tasvip etmezler. Ancak halkın bu tutumu ne hükümet icraatlarına ve planlarına, ne de kanunlara yansımaktadır.”

Bu makaleye söyleyeceğim bir şey yok; Türkiye’de cereyan eden değişimler doğru ama eksik bir şekilde ifade edilmiş. Mısırlı yazarlar sanki olayın tüm gerçek boyutları hakkında konuşmamak üzere yemin etmiş gibidirler.

Yusuf Akçura Ağaoğlu Ahmed, Ziya Gökalp, Hamdullah Suphi, Celal Nuri ve emsali zâtların planları, Mustafa Kemal’in planlarının aynısıdır. Onların arkasındaki güç Mustafa Kemal’dir. Makalede, olayın bu boyutuna değinilmemesi büyük bir eksikliktir.

(Din düşmanı Turan ırkçılığının karşısında, Osmanlı-İslâm sentezi bulunuyordu ve ulemanın genel eğilimini temsil ediyordu. Bu görüşe mensup olanların bazıları Osmanlı Türkleri ile Moğollar arasında hiçbir bağ olmadığı tezini savunuyorlar. Cengiz Han ile Hülagu’yu diğer Arap, Fars ve Batı tarihçileri gibi değerlendiriyorlar. Onlardan biri olan Tahir’ül-Mevlevî şöyle

diyor:

Türkler, o bozguncu ve kan içicilerle hiçbir şekilde övünemezler. Doğunun Batı karşısında gerilemesinin başlıca sebebi onlardır. Onlar yeryüzünde vâki olmuş, insanlığın en büyük belasıdır. Müslüman Türkler tarihleriyle övünmek istiyorlarsa, Tolonlar, Selçuklular, Zengiler ve Osmanlı devleti onlara yeter.

Değişik sosyal çalışmaları, eserleri olan Celal Nuri de şöyle diyor:

Osmanlı Türkleri; önce Müslüman, sonra Tûrktürler. bkz. Şekib Arslan, Hadr el-Alem el-İslâmî)

Turancıları koruyan, teşvik eden, hatta parlamenter tayin eden de odur. Anadolu halkı ise, onları ne tanır, ne de ilkelerini destekler. Onların İslâm birliğini parçalama çağrılan Mustafa Kemal’in rızasına uygun olmasaydı, ordusuyla beraber hiç onları destekler miydi?

Türkiye’de Mustafa Kemal muhaliflerinin örgütlenmesi kesinlikle yasaktır. Dolayısıyla sözü edilen fikirleri taşıyan insanlar memlekette diledikleri gibi cirit atıyorlar.

Turancılık eğer yazarın ifade ettiği gibi sadece belli kimselerin düşüncelerinden ibaret olsaydı, bugün hükümet pullarında Bozkurt resimleri olmazdı.

(12 Kanunusani 1340 tarihli İleri gazetesi Bozkurt’un yeni Türk bayrağı olması gerektiğini savunuyor. Gazeteye göre Bozkurt, Alman kartalından daha iyidir.

Gazete, Türklerin asırlardır Timur, Cengiz, Alp, İlhan gibi kendi öz isimlerini terk ederek, Osman, Muhammed, Ömer, Fatma, Âişe gibi Arap isimleri kullanmalarından esef ve üzüntü duyduğunu ilan ediyor.

Muhammed’e, Ömer’e, Fâtıma’ya canlarını feda eden Müslüman Türk milleti nasıl oyuna getirilmek isteniyor? Görün de ibret alın!

Dinî Müceddidler isimli kitabımda ırkçılığı ve ırkçılığın değişik boyutlarını tafsilatlı, bir şekilde inceledim.

Müslüman Anadolu halkı, tüm bu bâtıl duygu ve düşünceleri İslâmî duygu ve kimliğinin potasında eritmiş bir halktır. Atalarından miras aldıkları bu inanç, onların milliyet ve kimliklerini oluşturmuş; kalp ve vicdanlarına hakim olmuştur.

Onların ilk kökenleri ile ilgili varsayımlar doğru dahi olsa, Türkler Müslüman olduktan sonra kazandı kan İslâm kimliği ve milliyeti ile, o varsayımları çoktan unutmuş ve tarihe gömmüştür.

Gerici ve bağnaz ırkçılar ise, Müslüman Türk halkına ve inançlarına rağmen, hâlâ ölüyü topraktan çıkarıp diriltme hevesindeler. (Mustafa Sabri)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*