Son Haberler
Anasayfa » Mustafa Kemal ve Din » Kazım Karabekir’in aktardığı gibi, M.kemal dini kullandı.

Kazım Karabekir’in aktardığı gibi, M.kemal dini kullandı.

Mustafa Kemal, İstiklal Harbi’nin ilk yıllarında benimsediği Peygamber Efendimiz’li konuşmalarına (gücü -iktidarı ele geçirdikten)son vermiş, Kazım Karabekir’in aktardığı gibi, “Arap oğlu uydurmaları” moduna geçmişti.

MUSTAFA KEMAL DİNİ KULLANDI!

Kazım Karabekir ‘n meclis konuşması;  Dini alet ederek milli mevcudiyeti tehlikeye sokanlar lanete şayandır. Bu hareket, vatana ihanettir. Bunların en şiddetli şekilde tedibi için hükümetin yapacağı her hareketi partimiz bütün kuvvetiyle destekleyecektir Kaynak; Yasakçılar, Toker Matbaası, Istanbul 1965, sayfa 18.

Birgün minberlere kadar çıkıp Hilafet makamının kutsallığından ve Halifenin gerekli olduğundan bahset,herkes boyun eğip dinlesin.Ertesü gün de ani bir karar ver,”Hilafet kaldırılmıştır,Halife sınırdışı edilecektir”de,yine herkez boyun eğsin,dinlesin!

Aynı şekilde birgün İslam Dinini ve Kuran-ı Kerim’i göklere çıkar,ertesi gün de onları kaldırmaya kalk!
Bütün dünyaya ve tarihe,hele hele kendi halkımıza karşı çok çirkin ve çok saygısızca yapılan bu hareketlerin bizim gibi Ordu Müfettişliği ve aynı zamanda milletvekili olanlara bile haber verilmemesi,bu makamları da hiçe saycak kadar artan küçümseme tavrının korkunç bir görünüşüydü.Saygıyı,samimiyeti kaldırıyor,dalkavukluğu,hafiyeliği genişletiyordu.

Hanedanın birdenbire sınır dışı edilmesinin yanında,onun tasarrufunda bulunan tarihi ve değerli birçok eşyanın yok pahasına toptan Yahudilerin eline geçmesi,herkesin haklı olarak umutsuzluk ve tasasını artırıyordu.

Kaynak: :Kazım Karabekir -Kızıl Pençe

Mustafa kemal aklınca Kur’ân’ı da İslâmlığı da kaldıracaktır.

M. Kemal Paşa’ya şöyle cevap verdim:“Devlet reisi sıfatıyla din işlerini kurcalamaklığınız içerde ve dışarıdaki tesirleri çok zararımıza olur. İşi alâkadar (din alimlerine) makamlara bırakmalı.Devlet otoritesini bu yolda yıpratmaktansa millî kalkınmaya hasr (can vermek) etmek daha hayırlı olur. Kazım Karabekir

Uğur Mumcu, Kâzım Karabekir Anlatıyor, 5. b, İstanbul: Tekin Y., 1993, s. 92-94.

Mustafa Kemal, İstiklal Harbi’nin ilk yıllarında benimsediği Peygamber Efendimiz’li (islam) konuşmalarına (gücü -iktidarı ele geçirdikten sonra )son vermiş, Kazım Karabekir’in aktardığı gibi, “Arap oğlu uydurmaları” moduna geçmişti. Mustafa kemal Kur’an-ı Kerim‘i bazı İslâmlık aleyhtarı züppelere tercüme ettirmek arzusundadır.

Mustafa kemal  (1923 öncesi) din  lehinde (öven) türlü sözler söyleyen ve hatta hutbe okuyan,Sayfa 83, 84

1923 sonrası;  Mustafa kemal aklınca (inkilapları) Kur’ân‘ı da İslâmlığı da kaldıracaktır.(Uğur Mumcu, Kâzım Karabekir Anlatıyor, 5. b, İstanbul: Tekin Y., 1993, s. 92-94.)

Şüphe yok ki, yakın günlere (1924 öncesi)kadar Kur’anı ve Peygamberi her yerde medh ve sena eden ve hatta hutbe okuyan bir insandan bu sözleri beklemek herkese eza (acı) veriyordu.

1 ) İslamlık (kuran ve sünnet) terakkiye (ilermeye) manidir
2 ) Arapoğlunun (hz.muhammed) yavelerini (saçmalıklarını) Türklere öğretmeli
3 ) Hocaları toptan kaldırmalı (istiklal mahkemlerinden asılan binlerce alim vs)

( Bkz. Kazım Karabekir ,Paşaların kavgası : Atatürk Karabekir , Yayına hazırlayan : İsmet bozbağ , Emre yayınları aralık 1991 syf 165 )

Mustafa Kemal’deki büyük dönüşümü, Uğur Mumcu’nun aktarımıyla, Karabekir Paşa şöyle anlatmaktadır:

“Evet Karabekir, Arapoğlunun yavelerini (uydurmalarını) Türk oğullarına öğretmek için Kuranı Türkçeye tercüme ettireceğim ve böylece de okutturacağım, ta ki budalalık edip de aldanmakta devam etmesinler.”

Kaynak; Kazım Karabekir, Paşaların Kavgası;

Karabekir, M. Kemal Paşa’nın İkinci Meclis’i açarken yaptığı konuşmada edinilen başarıların «medeniyete doğru bir yol açtığını» söylediğini anlattıktan sonra «yeni yolun açılış merasimi ne zaman ve ne tarzda olacağını merakla» beklediklerini yazarak anılarını şöyle sürdürüyor:
«18 Temmuz’da İslâmlığın terakkiye mani olduğunu haykıran Fethi Bey ve arkadaşları bu maniayı nasıl ve ne zaman kaldıracaklardı? Hükümet programı ile mi, yoksa Gazi’nin herhangi bir hamlesiyle mi?.
Bu bekleyiş uzun sürmedi. Hemen bu akşam (14 Ağustos) heyet-i ilmiye şerefine Türk Ocağı’nda verilen çay ziyafetinde ilk tehlikeli hamle göründü.
Şöyle ki:
Ziyafete M. Kemal Paşa da, ben de davet edilmiştik. Vekillerden kimse yoktu. Hayli geç gelen M. Kemal Paşa Heyet-i İlmiye’nin şimdiye kadarki mesaisi ile ilgili görünmeyeni «Kur’ân’ı Türkçeye aynen tercüme ettirmek» arzusunu ortaya attı.
Bu arzusunu ve hatta mücbir olan sebebini başka muhitlerde de söylemiş olacaklar ki, o günlerde bana Şeriye Vekili Konya Mebusu Hoca Vehbi Efendi vesair sözüne inandığım bazı zatlar şu malûmatı vermişlerdi:
(Gazi,mustafa kemal Kur’an-ı Kerim‘i bazı İslâmlık aleyhtarı züppelere tercüme ettirmek arzusundadır. Sonra da Kur’an‘ın Arapça okunmasını namazda dahi men ederek bu tercümeyi okutacak .O züppelerle de işi alaya boğarak aklınca Kur’ân‘ı da İslâmlığı da kaldıracaktır. Etrafında böyle bir muhit kendisini bu tehlikeli yola sürüklüyor.)
Bazı yeni simalardan da bahs ettikleri gibi bu akşam da bu fikre mumaşaat eden (beraber olan) bazı kimseler görünce bu tehlikeli yolu önlemek için M. Kemal Paşa’ya şöyle cevap verdim:
– “Devlet reisi sıfatıyla din işlerini kurcalamaklığınız içerde ve dışarıdaki tesirleri çok zararımıza olur. İşi alâkadar makamlara bırakmalı. Fakat, rastgele, şunun bunun içinden çıkabileceği basit bir iş olmadığı gibi kötü politika zihniyetinin de işe karışabileceği göz önünde tutularak içlerinde Arapça’ya ve dinî bilgilere de hakkıyla vakıf değerli şahsiyetlerin de bulunacağı yüksek ilim adamlarımızdan mürekkep bir heyet toplanmalı ve bunların kararına göre tefsir mi? Tercüme mi yapmak muvafıktır? Ona göre bunları harekete geçirmelidir.”
– “Din adamlarına ne lüzum var? Dinlerin tarihi malûmdur. Doğrudan doğruya tercüme ettirmeli… gibi bazı hoşa giden bir fikir ortaya atılınca buna karşı şöyle konuştum:
“Müstemlekeleri İslâm halkıyla dolu olan bu milletler kendi siyasî çıkarlarına göre Kur’ân‘ı dillerine tercüme ettirmişlerdir. İslam dinine ve Arap diline hakkıyla vakıf kimselerin bulunamayacağı herhangi bir heyet bu tercümeyi, meselâ Fransızcadan da yapabilir. Fakat bence burada Maarif programımızı tesbit etmek için toplanmış bulunan bu yüksek heyetten vicdanî olan din bahsinden değil ilim cephesinden istifade hayırlı olur. Kur’an‘ın yapılmış tefsirleri var, lazımsa yenisini de yaparlar. Devlet otoritesini bu yolda yıpratmaktansa millî kalkınmaya hasr etmek daha hayırlı olur.
M. Kemal Paşa, beyanatıma karşı hiddetle bütün zamirlerini (içyüzünü) ortaya attı:
– “Evet Karabekir, Arap oğlunun yavelerini Türk oğullarına öğretmek için  Kur’ân‘ı Türkçeye tercüme ettireceğim. Ve böylece de okutacağım. Ta ki budalalık edip de aldanmakta devam etsinler…
İşin bir Heyet-i İlmiye huzurunda berbat bir şekle döndüğünü gören Hamdullah Suphi ve Ruşen Eşref:
– “Paşam, çay hazır, herkes sofrada sizi bekliyor..” diyerek bahsi kapattılar.
Bizler de hususi masadan kalkarak sofraya oturduk ve yedik içtik. Fakat Heyet-i İlmiye’nin bütün azaları müteessir görünüyordu.
Şüphe yok ki, yakın günlere kadar Kur’ân‘ı ve Peygamber’i her yerde medh-ü sena eden ve hatta hutbe okuyan bir insandan bu sözleri beklemek herkese eza (incinme duygusu) veriyordu.
(Uğur Mumcu, Kâzım Karabekir Anlatıyor, 5. b, İstanbul: Tekin Y., 1993, s. 92-94.)

(Uğur Mumcu, Kâzım Karabekir Anlatıyor, 5. b, İstanbul: Tekin Y., 1993, s. 92-94.)

Evet, Mustafa Kemal, “Arap oğlu” diye adlandırdığı Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem.

Mustafa kemal paşa Dini ve an’anevi (kültürel) varlıkları kanla yıktı.

Atatürk’ün büyük bir taassubla (yobazlıkla) Hilafet ve saltanatı şahsına almak istediği görülür.

Mustafa kemal paşa bir zaman (1924 öncesi) hocalardan mutaassıp bir halde hutbe ve nutuklarla hilafet ve saltanatı almaya uğraştı. Muvaffak(başarılı) olamayınca müthiş sola kaydı. Dini ve an’anevi (kültürel) varlıkları kanla yıktı. Terakki (ilerici) ve tekamül (gelişimci,çağdaş) taraftarı olan arkadaşları bu sağa sola hareketlerde artık birlikte yürümediler. Hatta muhalefete geçtiler. Bunları kaybetmekle sukut ta (sessizlik) başladı ve devam ediyor.Uğur Mumcu, Kâzım Karabekir Anlatıyor, 5. b, İstanbul: Tekin Y., 1993, s. 92-94.

Paşa ( M.kemal) Siz ki ; Millet Meclisini tekbirler, salatlar arasında açtınız, İslamlığın en yüksek bir din olduğunu hutbelerle ilan ettiniz.(1924) Hepimiz aynı iman ve kanaatle aynı yolda yürüdük. Şimde ne yüzle ve ne hakla bir kanlı maceraya atılacağız…” dedim. M.kemal paşa ; yakın zaman kadar  her yerde islam dinini, kuran-ı ,hilafeti övdüğü ve hatta çok fazla olarak hutbe dahi okuduğu (1924’kadar) halde peygamberimiz ve kuranımız hakkında akla hayale gelmeyecek bicimde konuştu.
Şüphe yok ki, yakın günlere (1924 öncesi)kadar Kur’anı ve Peygamberi her yerde medh ve sena eden ve hatta hutbe okuyan bir insandan bu ( kuran’a uydurma, safsata , hz peygambere donsuz bedevi vb. gibi) sözleri beklemek herkese eza (acı) veriyordu.
1:Kazım karabekir paşaların kavgası istanbul s. 142 vd.2;Ahmed Kabaklı -Temellerin Duruşması 3;Uğur Mumcu, Kâzım Karabekir Anlatıyor, 5. b, İstanbul: Tekin Y., 1993, s. 92-94.3; Kaynak; Kazım Karabekir, “istiklal harbimiz

Mustafa Kemal Türk (ve müslüman) Degil ki Atatürk Olsun-Tüm Linkler ;Atatürk’ün din hakkındaki sözleri Bu sözler tartışmaya mahal bırakmaycak kadar net küfür sözlerdir. Ve maalesef bu sözler M.kemal’e aittir.İnat edip ayak sürtenler, ezberini bozamayanlar, hatadan dönemeyenler Yalancıların (üçkağıtcı vs) ta kendileridir.İşte o MK.sözleri;

Google Aramaları

  • kazım karabekir atatürk kavgası
  • atatürkün Kuranı tercüme ettirdiği zaman karabekire sözü
  • kazım karabekir ve atatürk kavgası
  • atatürk peygambere arap uşağı
  • arapoglunun uydurmalari
  • kazım karabekir atatürk konuşması
  • kazım karabekir anıları
  • kazım karabekir kuranın türkçeleşmesi
  • kazım karabekir meclis konuşması
  • kazım karabekir paşanın sözü

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*