Son Haberler
Anasayfa » Belgeler » Kazım Karabekir’in Gözüyle Yakın Tarihimiz ;

Kazım Karabekir’in Gözüyle Yakın Tarihimiz ;

 

10636186_687067421378896_6079802479981220821_n

Kazım Karabekir’in Gözüyle Yakın Tarihimiz ;

Kâzım Karabekir, yakın tarihi deşifre ettiği kitaplarında bize Milli Mücadele’nin farklı bir anlatısını veriyor.

M.Kemali Anadolu’ya Ben Gönderdim

Özetle kendisine İstiklal Savaşı yapmanın gereği ve planımı bildirerek Anadolu’ya gelmesini teklif ettim.Mustafa Kemal bana şu cevabı verdi: ”Bu da bir fikirdir.Durum günden güne size hak verdiriyor.Size başarılar dilerim.” Ben bunun bir fikir değil,kesin bir karar olduğunu şu şekilde anlattım: ”Ordu ve halk bu fikir etrafında muhakkak toplanacaktır.Doğu’da milli hükümet esaslarını kurduktan sonra siz Batı’ya yönelirsiniz.Doğu komutanlığı görevinin de ben üslenirim.Eğer gelmeyecekseniz hareketimi ona göre planlıyayım Biraz düşündü ve ”İyi olayım,sizinle buluşmaya çalışırım” vaadinde bulundu.

Ben Doğu’da milli hükümet esasını kurarken M.Kemal’in İstanbul’da bir padişah hükümetinde herjhangi bir bakanlık görevi alarak en değerli arkadaşları da etrafında toplaması ihtimali beni pek düşündürmüştü.En önemlisi,buna engel olması için şahsımdan fedakarlık yaparak fikrimin gerçekleşmesi için kendisini Doğu’ya davetle milli hareketin başına geçmesini teklif ettim.İsmetten öğrendiğime göre kendisi de M.Kemal ile birlikte İstanbul’da kurulacak bir kabinede bakan olmak peşindeymiş.

Bunun hikayesi de şöyle: İsmet benim haberim olmadan M.Kemal ile bir toplantıda iken,Ahmet Rıza Bey veya İzzet Paşa bakanlığında bir kabine yapmak girşiminde bulunmuştu.Bunu haber aldığım zaman bana haber vermeden ve görüşümü sormadan böyle olumsuz işlerde bulunmasının faydasız olduğunu, dahası,şahsını yıpratacağını,bir daha İstanbul’da hiçbir girişimde bulunmamasını ve Anadolu’da milli oluşumun başaına geçmesini,benim ise tek başıma da kalsam uğraşacağımı;fakat halkın bizimle geleceğini,durumun içinden başka türlü çıkmak imkanı bulunmadığını açıkladım.

Rauf Bey kendisine nerede ne görev verilirse hazır olduğunu zaten her zaman söylerdi.Öte yandan İsmet Bey bana hala İaşe Bakanlığı’nı teklif ediyordu.Kendisine esasen hiçbir kuvvete dayanmayan bir kabineye girmenin şahsen hayal kırıklığı olacağını,İaşe Bakanlığı’nın ise açlıktan ölenlere ağıt yakmak anlamına geleceğini söyledim. İsmet diyordu ki: ‘’Açlık diyosun,acaba açlıktan koca İstanbul’da kim ölmüş? Kendisine dedim ki: Hangi evin kapısını çalıp da halini sorduk?Düşün:Benim evim bile aç! Sonradan uygulamada bu planlar tehlikeli görülmüş ve bazı değişikliklere uğramıştır. Büyük Zaferden sonra Saltanat kaldırılmış,Hilafet ise yine Osmanlı hanedanına bırakılmıştır.Bu fikir de bana ait olup 1922 Ekim’inde trenle Ankara’dan Bursa’ya seyehat ederken M.kemale bizzat ben teklif etmiştim.Hatta o sırada yanımızda Refet Bele de vardı.

ASKERİ PLAN;

M.kemal,9 Ocak 1920 tarihinde kolordulara yazdığı telgrafla askeri ve siyasi kararlarımızı bir kere daha vurgulamıştı.Aldığımız, karara göre İstanbul Hükümeti,bağımsızlığı ihlal eden bir barışı kabul eder ve ya işgale uğrarsa geçici bir hükümet kurulacak;M.Kemal başkomutanlığı alacakv e aynı zamanda Batı Cephesi Komutanlığını’da üslenecekti.Karagahı Afyon’da bulunacak,Ali Fuat Genelkurmay Başkanı olacak;ben de Doğu Bölgesini denizden,güneyden veya doğudan gelecek tehlikelere karşı koruyacak,yani Doğu Cephesi Komutanı olacaktım Plandan anlaışılcağı üzre mevcut kuvvetlerimiz iki eşit kısma ayrılcak,Batı’yı M.Kemal,Doğu’yu da ben yönetçektim.

İstiklal Savaşının kesin kararını tespit eden bu planın kolordulara açıklanışı ve onu takip eden haberler bizi çok sevindirdi.14 Ocak günü İstanbul’da Meclisi Mebusan açıldı.20 Ocak’ta da İsmet Bey’in Ankara’ya geldiğini,M.Kemal ile birlikte bana yazdıkları bir telgraftan öğrendim.Ben de bu haberlere sevindiğimi,Eğer İsmet Bey,Rauf Orbay Bey’de yerine geldyse daha fazla sevineceğimi bildirdim.M.Kemal bana İsmet Bey’in ‘en nazik ve önemli bir döneme girdiğimizi dikkate alarak bizi değerli mesasisinden den yararlandırmak ve bu dönemin inkişafına kadar Tmesili Heyetinde bulunmak üzre’’geldiğini haber verdi. – Ne var ki bu sevincim çok üzün sürmedi.İki gün sonra M.Kemal’den gelen şifreli telgraftan,İnigilizlerin hükümete bir nota vererek Savaş Bakanı ve Genelkurmay Başkanı’nı istifaya mecbur ettiklerini ve ,İsmet Bey’in İstanbul’a dönmesini istediklerini,bunun üzerine İsmet Bey’in de döndüğünü öğrenerek üzüldüm.Dahası,İngilizlerin Temsil Heyeti’ne kadar diş geçirebildiklerinden dolayı da kendilerine üzüntülerimi bildirdim.Temsil Heyeti,demek hala İngilizlerin sözünü dinliyodu.

M.Kemal ise 6 Şubat 1920’de başlayan ve devam eden telgraflarda durumu peş peşe şöyle açıklıyordu: 2 – ‘’Diğer cephelerde bir şey yapmak imkanı yok.Elverişli olmayan barış şartlarına karşı silahla direniş imkanını gösteren tek cephe,Kafkas Cephesidir.Türkiye Kafkasya’dan Bolşevik istilasını kolaylayıp onunla hereket birliği yapmakla Batı’dan Doğu’ya doğru Anadolu,Suriye,Irak,İran ve Hindistan kıyılarını müthiş bir surette açmış olacaktır.Bu açık kapıları kapamak için İtilaf Kuvvetleri’nin taarruzu harekat stratejisini yapacak kuvvetleri süratle tedarik edemezler’’ diyor ve İtilaf Devletleri bir Kafkas Seddi yapmaya çalıştıkları söyledikten sonra bu plan başarılı olursa Türkiye için direniş imkanı esasından yıkılmış olur diye asıl tehlikeyi gösteriyordu.Şöyle yazıyordu:

‘’Eğer bu direniş yıkılırsa,siyasi varlıklarını tamamen kaybedebilecek olan Anadolu Türkleri,İtilaf Devletlerinin subayları yönetimde sömürge askerleri olarak ordular kurcak ve bu defa Bolşevik istilasının durdurulmasını temin için ter dökecekleridr.Bu halde İtilaf Devletlerine tam itaat sağlamak Türkler için kendini feda etmekten kurtulmak olmayacaktır.Dolayısıtla Kafkasya Seddinin yapılmasını,Türkiye’nin hazin mahvoluş projesi sayıp bu seddi,İitlaf Devletleri yaptığı için en son vasıtalara başvurmak ve bu uğurda her türlü tehlikelere göze aldırmak mecburiyetindeyiz’’

– Daha da önemlisi,M.Kemal İstanbul’da tereddüt içindeki hükümetin İtilaf devletlerine vakit kazandırdığını söylüyor,bunun için Doğu cephesinde resmi ve gayri resmi seferberlik yaparak kafkas seddini arkadan yıkmak amacıyhla yığınağa başlamak,yani Kafkas Hükümetleriyle ve özellikle Azerbeycan,Dağıştan gibi Müslüman hükümetleriyle hemen temasa geçerek İtilaf planına karşı karakrarını,durumlarını analmak gerektiğini söylüyor;Kafkas Milletleri bize set olmaya karar verdikleri halde,taarruz hareketimizi birleştirmek için Bolşeviklerle anlaşmak gerektği üzerinde duruyordu.

SAKARYA SAVAŞI VE MUSTAFA KEMAL;

Ben Sakarya Savaşı’nı bir imha savaşı olarak yapabileceğimizi inanıyordum.Zafer haberleri gelince böyle mutlu bir sonuca varıldığını ‘yani Yunanlılarım imha edildiğini) sanarak 13 Eylül tarihinde yazdığım telgraftaki düşüncelerimi kaleme almıştım.

12 Eylül 1921 Perşembe günüydü.Sakarya’nın zafer müjdesini Sarıkamış’tayken aldım.Derhal bütün Doğu cephesinde şenlikler yapılması emrini verdim.M.Kemale,Fevzi ve İsmet Paşa’ya samimi tebriklerini bildirdim.13 Eylül Cuma günü ise M.Kemale maruzatta bulundum. Birinci olarak Allah’ın yardımı ve Batı ordumuzun kahramanlığı ve onu yöneten komutanlarımızın becerisiyle Yunan ordusu karşısında kazanılan galibiyeti İstanbul gazetelerinin de desteğini alarak zaten yıkılmış olan Yunanlıları her tarafta hezimete uğratmak gerektiğiydi.Bu bir propoganda savaşıydı be bizde elimizdeki imkanları kullanmalıydık İkincisi,Ankara ve İstanbul’da çıkan gazetelerimiz Batı’nın ”izzeti nefsi”ni yaralayacak yayınlardan kaçnarak artık batı milletlerinin Misakı Milli dahilindeki hakkımzı teslim etmek için kendi hükümetlerini sıkıştırmaları gereğini uygun bir dille nlatmalı ve sürekli olarak Yunan ordusu ile yerliRumların yaptıkları katliam ve tahribatı Avrupa’nın gözüne acıklı surette tasvir etmelidir. Özetle şunları dedim: Gazeteleimiz zafer sarhoşuyla gelişi güzel yazılar yayınlayarak cephede kazandığımız zaferi siyasi bir yenilgiye döndürmemeli;Avrupa’nın fikirlerini aleyhimize çevirerek 2. bir hükümeti Yunan ordusunu yeni bir orduyla takviye etmeye davet etmemelidir. Üçüncü olarak şunları söyledim: Batıyla barış yapma emareleri görüldükçe basınımzda Rusya’dan hiç bakhsedilmemesi de doğru değildir.(Zira Batı’yı gücendirmemek için Rusya’dan hiç bahsedilmiyordu).Ermeniler ve Gürcülerin büyük çoğunluğu hala itilaf devletlerinin elinde,İtilaf Devletleri de bizi Rusya ile karşı karşıya getirmek için var güçleriyle çalışıyolar.Özellikle İngiltere,barış antlaşması imzalansa dahi bu teşviklerden geri kalmayacaktır.Bu meseleleri,yanlız hükümetimizin ve gazetecilerimzin bilmesi gerekir. Fevzi Pşadan gelen cevapta ise 1.maddenin zaten yapılmakta olduğu,2.ve 3.maddelerle hemfikir olunduğu,basını takip hususunun ise bakanlığa hatırlatıldığı bildiriliyordu. Bu arada Sakarya Zaferinden dolayı M.Kemale mareşallık rütbesi yanındaa Gazi’lik ünvanı da verildi Ben de kendisini tebrik ettim.

Ancak Sakarya Zaferinden sonra birdenbire tuğgenerallikten orgeneralliğe terfi etmeden,doğrudan mareşalliğe ve ”Gazi” ünvanına yükselmesi,artık yüksenilecek bir makam kalmadından akla başka şeyler getiriyordu.Peki Yunanlılar Anadolu’dan kovulunca M.Kemale ne ödül verilecekti? Tabiatıyla bunun ödülünü isteyecekti.O istemese bile etrafındaki asalaklar kendi haytlarını ve geleceklerini garanti altına almak için ona en önemli ve en büyük ödülü vermek isteyeceklerdiOna yekten mareşallik ve Gazi ünvanını verilmesini Meclise teklif edenler de Fevzi ve İsmet Paşalardı.

Gazi’nin etrafında iki halka vardı.Birncisi,mutassıp,ikincisi sefahate düşkün kimseler.Bu iki grup,M.Kemali iki kutba doğru itip kakıyor,asalakların daonlara eklenmesiyle ülkemizi kurtarmaya çalıştığımız bağımsızlık ve özgürlüğümüzün despotik bir yönetimin berbat eline düşmesi tehlikesinden endişelenmemek mümkün olmuyordu. Ancak şimdi yapılacak fazla bir şey yoktu.Öncelikle ülkenin düşmandan temizlenmesi gerekiyordu.Bu gelişmenin zamanla nasıl bir dikdatörlüğe dönüştüğü daha sonra anlatacağım.Ancak şu kadarını söyleyeyim ki,Fevzi Paşa yıllar sonra bana,Sakarya’yı kendisi kazandığı halde herkesin M.Kmeal kazandırdı diye bildiğinden şikayet etti.Kendisi gerçeği neden söylemediği sordum”Şimdilik böylesi uygun” diye geçiştirdi.Halbuki onu Mareşal ve Gazi yapan teklifi verenlerden biri de kendisiydi. Burada düğümü şöyle çözdüm:O srarada Fevzi Paşa orgeneraldi,M.Kemal ise tuğgeneraldi.Normalde böyle bir terfide M.Kmeal’in orgeneralliğe terfi etmesi gerekiyordu. Ancak sanırım Fevzi Paşa korktu:İkisi de aynı rütbeye gelirse,kendisi Mareşal olamayacaktı.Bunun için M.Kemal’in Mareşalliğe yüksetilmesi ve Gazi ünvanıyla ödüllenidirlmesi onun da önünü açacaktı.Hem daha savaş bitmemişti.Yapılacak onca iş varken,rütbe ve ünvanları paylaşmak ne demekti?? Ben Sakarya Savaşı’nı bir imha savaşı olarak yapabileceğimizi inanıyordum.Zafer haberleri gelince böyle mutlu bir sonuca varıldığını ‘yani Yunanlılarım imha edildiğini) sanarak 13 Eylül tarihinde yazdığım telgraftaki düşüncelerimi kaleme almıştım. Yenilgiden sonra Yunanlıların pek de uzağa gitmeyerek Eskişehir-Afyon doğusunda yeni bir cephe kurabilmeleri de gösteriyorki,Sakarya SAVAŞI mutlak bir savunma zaferiydi,bir taarruz zaferi değil.Sonraları ayrıntılarını da öğrendim. Buna göre Batı ordumuz Sakarya Nehri gerisine çekildiği vakit düşmanın sağ yanımızdan taarruz edeceğini sanarak,ağırlık merkezini sağa almış.22 Ağustos’ta Fevzi Paşa bu yanlışı düzeltmiş,ağırlık merkezini sağa ve ortaya aldırmış. 26 Ağustos Cuma günü Yunan ordusunun sol yanımızı kuşatma tehlikeesi karşısında M.Kemal,geride daha müsait bir cephe tutmak üzere <<ricate>>,yani geri çekilmeye karar vermiş.Emrini de verdiği halde en sol cenahtaki tümen komutanı Halis Bıyıktay sonradan general oldu telefonla cephede bulunan Fevzi Paşa’ya yerinde durup ricat emrini kıtalara tebliği etmediğini Polatlı’daki Batı Cephesi karargahında bulunan M.Kemale’de bildirmiş. Bu ricat arzusunu bir kere de bazı komutanlar göstermişler.Nihayet 31 Ağsutos akşamı Başkomutanlık,savunmamızın başarılı olaacağına kanaat getiriyor. 1 Eylül için Fevzi Paşa ve M.Kemal,benim de teklif ettiğim gibi düşmanın sağ yanına bir başka taarruz tasarlıyorsa da,cephenin düşman taarruzuna karşı durabilmesi gibi bazı şartlar koştuğundan,bu taarruza cesaret edemiyolar.Nihayet 6-7 Eylül’de sol yaımızda elde bulunan 6-7 piyade tümeni bir ve süvari kolordusuyla teklif ettiğim darbe vurulup kesin sonuş alınacağına,Yunan ordusunun demiryolu boyunca sağ kanadımıza yeni bir taarruz için sol yanından kıtalar çektikleri sanlıyor ve bunu önlemek için bizimde 4 tümenimiz soldan alınıyor ve cephe gerisinden sağ yanımıza yürütülüyor. Bu hareketi kapatmak için de,sağ kanadımızdan beyhude zatihat verdirecek taarruzalarda bulunuyor.İşte bu yanlış manevramız,Yunan ordusunu serbestçe çekilmesine ve istediği hatta yeniden cephe kurmasına sebep oluyor.Ve savaş kabiliyeti,Türk ordusundan çok aşağı olan Yunan ordusuna geçiyor. Ne demeli!! Izdırabın bir yıl daha devam etmesi mukaddermiş.Yoksa eldeki kuvvetler müsait olduğu gibi,Doğudan zamanında daha fazla kuvvet çekmek imkanıda vardı. Düşünün,Başkomutanlık Yunan ordusun taarruza kuvvetlerinin kırlıdığını ancak 11 Eylül’de hissediyor ve M.Kemal ancak 12-13 Eylül gecesi verdiği emirde,”Yunanlıların bu gece ricat etmeleri ihtimaline özen gösterilmesi tebliğ ve tamim olunur Sakarya Meydan Savaşı mutlak bir savunma savaşı olmakla beraber İstikal Savaşımızın büyük bir zaferi olduğundan ve vatanımızın çok içlerine kadar girmiş bulunan düşman ordusuna yenilgiye uğrattığından uyandırdığı şevk ve heyecanı da tabiatıyla büyük olmuştur.Ve zayıf kimselere bile artık Türk ordusunun,milletin istiklalini kurtarabileceğini göstermiştir.

Karabekir, Milli Mücadele’nin farklı bir öyküsünü anlatmaya şöyle başlıyor: “19 Nisan 1919′da Trabzon’a çıktım. Doğu’daki askeri vaziyet şöyleydi…”

<İstanbul’a döndüğümde herkesi çok umutsuz gördüm. Arkadaşım İsmet (İnönü) “Bu iş bitti Kâzım, gidip çiftlik satın alalım, sen Kâzım Ağa ol, ben İsmet Ağa olayım.” diyordu. Mustafa Kemal’le Şişli’deki evinde görüştük. Hastaydı. İstanbul’da kalmanın tehlikeli olduğunu ve bir an önce Doğu’ya gidip oranın hırpalanmamış kolordusuyla ve mert halkıyla el ele verip istiklal mücadelesini başlatalım dedim. Fakat o sırada Paşa’nın aklı İstanbul’da kalıp kabineye bakan olarak girmekteydi. Bana “Bu da bir fikirdir” dedi. Ben de ona “Fikir değil, karardır” dedim. Ve en kısa zamanda bir yolunu bulup Doğu’ya gideceğimi, gelmesi halinde kendisini başkomutan olarak karşılayacağımı söyledim. Bana “İyi olayım, düşünürüz” diye cevap verdi. Ben de tayinimi Erzurum’a çıkartarak 12 Nisan 1919 günü “Gülcemal” vapuruyla İstanbul’dan vapurla yola çıktım. 17 Nisan’da Samsun’a, 19 Nisan’da da Trabzon’a çıktım. Oradaki Muhafaza-i Hukuk ve Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti üyeleriyle görüşerek Erzurum Kongresi’nin yapılmasına karar verdik ve Mustafa Kemal Paşa’yı davet ettik. Başlangıçta Erzurumlular Mustafa Kemal’e güvenmedikleri için onu kongreye almak istemediler ve benden güvence istediler. Ben de hem kendilerine güvence verdim hem de huzurumda Paşa’ya yemin ettirdim. M.Kemal Paşa’nın Erzurum Kongresi’ne katılmasının önünü açtım.>

KARS ZAFERİ;

Aldığımız haberler,Ermenilerin Kars’a birçok asker ve gönüllüyü gönderdiklerini gösteriyordu.Bilriliklerim e taarruza hazırlanmalarımı bildirdim.Nihayet 14 Ekim sabahı 7.30′da Ermeniler yoğun bir topçu ateşiyle 9.tümen cephesine taarruza kalktırlar.Bunun üzerine 12.Tümeni Berna üzerinden Ermeni kıtalarının yan gerilerine sürdüm. Ermeniler yenilerek bütün cepheden atıldılar.Biz de bundan istifadeyle Kars’ın dış mevzilerini kolayca işgal ettik.Şimdi sıra Kars’ı almak için yapılacak olan harekete gelmişti.Ancak 17 Ekim’de Gürcülerin Ardahan’a kuvvet sevk ettiklerini haber aldım.

Pek ihtimal vermiyordum ama tedbiri de elden bırakmadım.Kars’ın kuzeyini dürbünle gözetlettim.20 Ekim’de gereken emirleri verdim.Genelkurmaya’da bildirdim.Ertesi gübü uygun buldukları cevabı geldi. Karargahımı Bernaa’ya alıdrdım.Kars’ın ileri mevzilerindeki Ermeni kıtalarının tamamıyla Kars Kalesi’ne kadar sürdürdüm.Sonra iki tümeni gece yürüterek cüretli ve maharetli büyük kuşatma hareketleriyle Kars’ın etrafındaki tepeleri işgal ettirdim.30 Ekim’de ise Ermeni ordusunu 3 saat içinde perişan ettik.Sıkı bir takiple Doğu cephesindeki tabyaları işgal ettik. İki yıl yine Kars’ı kuşatıp kurtardığım için epeyce tecrübeliydim.

Saat 3.30′da Kars’taydım.İkindi vakti direnen son tabyayı da düşürdükten sonra Kars’ın ele geçirldiğini Ankara’ya müjdeledim. 30 Ekim 1920 Cumartesi günü not defterime şunları  yazdım: ”Saat 8′de Kars’ın doğusuna çıkan Ermeni dordusuna taarruz…11.30′da 9.Tümen kuzeydoğudaki tabyaya girdi.3saatlik bir çatışmada Ermeni ordusu perişan oldu.Uçlardaki gözetleme yerinden 14′te hareketle 15.30′da Kars’a geldik.Yanlız güney cephede Çimentabya’da hala direniş vardı.Bu da bitti.Ordu komutanı Primof’u,Genelkurmay Başkanını ve iki askeri de esir getirdiler.İstasyonda görüştük.Gümrü’de bir barış komisyonu üyesi olan Alexandr beni görünce sendeledi” Aldığımız esirler şunlardı: 3.geral,6 subay,12 yarbay,16 yüzbaşı,59 teğmen,15 sivil memur,12 subay vekili,4 subay adayı,1150 asker..Toplam 1100 ermeni asker öldürülmüştü.

Ganimet olarak çok önemli silahlar elimize geçmişti.Tam 337 adet sağlam top,339 adet de tamire muhtaç top ile yüklü miktarda silah,makineli tüfek,mermi ve mühimmat,savaş aletleri,projektör vs. Hatta aldığımız esirler arasında Ermenilerin Harbiye Nazırı Arartof ile Genelkurmay Başkanı Vekilof,Kars kale ve grup komutanı Primof,bir de sivil bakan vardı.Tes cepheyle yaptığım bu taarruarihetki emsalleri gibi bize büyük bir zafer kazandırmış,bir düşman ordusunun önemli bir kısmını ezmiş,modern bir kaleyi çok cüzi bir zayihat vererek almamızı sağlamıştı.Kayıplarımız sadece ve sadece 9 şehit ve 47 yaralıydı.

İsmet Bey’in en ufak bir başarısını yere göğe sığdıramayan M.kemal’in Nutkun’da Kars Hareketi hakkındaki satırları gerçekten üzüntü vericidir.Şunları yazmıştır: ”Efendiler,savaş meydanında emir bekleyen ordumuz 28 Ekim 1920 günü Kars üzerine harekete başladı.Düşman direnmeden Kars’ı teketti.30 Ekim’de tarafımızdan işgal olundu” M.Kemal ‘Düşman çekildi,biz de işgal ettik’ diyor.Halbuki düşman direnmeye ve birçok stratejik hareketler yapmaya uğraşmıştı.Kars’ı terk etmemek için epeyce ölü ve esirde vermişti.Fakat ”ters cephe”yle savaşmaya cüretimiz,kıtalarımın cesaret ve fedakarlığı ve stratejide olduğu gibi taktik hareketindeki üstünlüğümüzn sonucunda Kars’ı ele geçirmş bulunuyorduk.Bunlar nedense zikre değer bulunmamamıştı. Kars Zaferi,Türk ordusunun pek parlak bir eseridir.Ve Türk milletinin de daima övünülebileceği tarihidir.Nutuk’ta geçen yukardaki ifade,bana karşı yapılan haksızlıklardan sadece bir tanesiir.Fakat ordunun,Mehmetçiğin şahsına yapılmış bir haksızlıktır.Bu itibarla bana şahsi haksızlıktan daha ağır gelmiştir.

Karabekir Gözüyle Yakın Tarihimiz .

Daha fazla bilgi için şu linklere bakabilirsiniz;

Kazım Karabekir (M.kemal’i) Anlatıyor – Yayına Hazırlayan Uğur Mumcu ;
http://yakintarihimiz.org/kazim-karabekir-m-kemali-anlatiyor-yayina-hazirlayan-ugur-mumcu.html

 

Google Aramaları

  • kazim karabekirin gozuyle yakin tarihimiz kitap ozeti
  • kazım karabekirin gözüyle yakın tarihimiz kitabının 4 sayfalik ozeti
  • kazım karabekirin gözüyle yakın tarihimiz özeti
  • kazım karabekir gözüyle yakın tarihimiz özeti
  • kazım karabekirin gözüyle yakın tarihimiz kitabının özeti

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*