Son Haberler
Anasayfa » Belgeler » Kemal Tahir’in Gözüyle Yakın Tarihimiz ;

Kemal Tahir’in Gözüyle Yakın Tarihimiz ;

10593209_688860731199565_5526130641917899841_n10653819_774964215893478_2473200998345541278_n

Kemal Tahir(1910 – 1973), Türk romancı.Sol dünya görüşüne sahip olan yazar.

Bize okullarda Birinci Dünya Savaşı da öğretildi öğretilmesine ama, yalnızca Çanakkale… Türkiye’de iyi kötü mürekkep yalamış hemen hiçkimsenin ne Süveyş Kanalı seferlerimizden haberi vardı, ne Mezopotamya cephemizden, ne Galiçya cephesinden ne de Baku’ya girmemizden…ne de milli mücaleden … Kemal Tahir yazmasaydı yanmıştık vallahi.

“Kurtuluş savaşı Anti emperyalist bir savaş değildir, Türk-Yunan savaşıdır”“Anti kapitalist olmayan bir hareket Anti Emperyalist de olamaz”Nitekim Kemalizm hiçbir zaman antikapitalist olmamış, olmayı düşünmemiş” tir.

Şeyh Sait olayı da Cumhuriyet’in bir dolabıdır.

İttihat ve Terakki hareketi Osmanlı imparatorluğunu batırmıştır.

“Osmanlı bozgunu (çöküşü) bitmedi, içimizde yaşıyor.”

Cumhuriyet devrimleri“milletin vicdanında” yer edememişdir.

Tarihten kaçmak, namustan, doğruluktan, bilgiden kaçmaktır.

Ağız dolusu (Atataürk inkilaplarını eleştiriyor) İnkılâp dedikleri soytarılık daha taze olduğu için mi bu masalları okuyorlar bize dersin?”

Bugün içinde debelendiğimiz ekonomik-sosyal zorluklarımızın kaynağı, Ondokuzuncu yüzyıl başından bu yana batılı sömürücü (emperyalist) güçlerin, kendi çıkarlarına göre bizi batılılaşmaya zorlamalarından ve bizim bu zorlamaya bilir bilmez koşulmuş olmamızdandır.

Biz bu İngiliz gâvuruyla savaşmadık, Yunanlılarla savaştık.İngilizler’e bir tek bile kurşun atmadık… Peki bu İngiliz gâvuru İstanbul’dan niye çekip gitti?..”.

Dipnot ;T.C. kurulmadan önce itilaf (ingiliz siyonizm mason projesi) devletleri ile anlaşma yapıldı. gizli antlaşmalar yapıldı. anlaşmada; …-ülkenin yeraltı zenginliklerine ,100 yıl boyunca değerli yeraltı maden ve kaynaklarını kullanamayacağına ilişkin bir maddenin lozanda imzalandı.. -Petrol alımı ve kullanımı avrupa petrol şirketleri ile tüketilecek, araplardan direk alınmayacak (halen daha bu geçerlidir)-İslami görünüm ve yaşam tarzı derhal terkedilecek,-Gayri müslimler (yahudi ve ermeni kökenliler, , hırıstyan,mason,) devletin önemli (üst kademe) noktalarına görevlendirilecekler, köklü müslümanlar olanlar yönetime katiyen katılmayacak..Kaynak;Yakın tarih ansiklopedisi 3.cild (sahife ;62)

Milli Mücadele (Kurtuluş Savaşı) tasvirini bana kalırsa en güzel Kemal Tahir yapıyor;

“Anadolu (türk)-Yunan savaşı belletilmek istendiği gibi bin yıllık tarihimizden ayrı bir Milli Kurtuluş Savaşı değildir. Bin yıldır süren Doğu-Batı boğuşmasının yüzlerce savaşlarından biri hem de küçüklerinden biridir.”.Böyle bir savaşı kazanmak bin yıllık tarihin biriktirdiği hesabı kapatmaya yetmez ki iktidarı gerçek iktidar olsun.Bu savaşa İstiklal savaşı da haşa denemez!Çünkü biz hiçbir zaman milli devletimizi yitirmedik. Siz Cumhuriyet çocukları `gözümüzü zaferde açtık` avuntusundasınız.

“Halifeyi İngilizler alıp gittiler de halifeliğini neden sürdürmediler? Bu halifeliğin kaldırılması işi, görünürde, bizden çok Müslüman sömürgeleri olan büyük devletlerin işine gelse gerek. Halifelik sürüp çıkarılırken, Fener Patrikhanesinin İstanbul’da bırakılmasına akıl erdirmek zordur.”

Kemal Tahir, Kurt Kanunu, s. 333, 334

“Böylece Anadolu (istiklal savaşı) zaferinin temelinde:

1- Anadolunun  (istiklal savaşı) Kapitalist Batı ile Sosyalist Doğu arasında tampon devlet olması,

2- Halifeliğin kesinlikle ortadan kaldırılması,

3- İttihatçıların -tıpkı Menderes gibi- parçaladığı Osmanlı idareci kadrolarının yeniden iktidarı ele almasının biricik çaresi olması zorunluluğunun etkileri açıkça görülür.

Bu açıdan bakılırsa Mustafa Kemal, Anadolu zaferi sonunda kurulan yeni idarede, yalnız, tabu olarak kullanılabilirdi. Nitekim halk, Mustafa Kemal’in kişiliğini kabul etmiş, kurduğu idareyi kesinlikle kabul etmemiştir.Kemal Tahir, Notlar/Roman Notları 3, Bağlam Yayınları, 1991, sf; 206

Dipnot; TC’Bir İngiliz Siyonizm Mason Projesi’dir! Türkiye devletinin kabul edilmesinin en önemli nedeni; Rusların sıçak denizlere inmesini önleyecek bir devlettir.yani; Kemal Tahir İngilizlerin, Kurtuluş Savaşı sonuna doğru, Kuzeyde Sovyetlere karşı bir blok ve güç dengesi olması için Türkiye ile anlaştığını, Türk yönetiminin varlığına izin verdiğini de iddia etmektedir.T.c ruslara tampon bölge olarak rusları (sıcak denizlere inmesini engelemektir) engeleyecekti.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması, tıpkı Osmanlı’da daha önceki isyanlarda olduğu gibi, “kapıdan uzak düşenlerin” kişisel heveslerinin bir sonucudur ve bu nedenle başarısızlığa yazgılıdır.Türkiye SSCB’ye karşı Batı için tampon görevi görmesi amacıyla kurdurulmuştur:“Türkiye’nin bu tampon ödevini gerek emperyalistlere, gerek Bolşeviklere ilerde zarar vermeyecek bir hale getirilmesi için Osmanlı İmparatorluğu ile İslam Halifeliği’nin ortadan kaldırılması da şarttı. Bunu, emperyalistler, kendileri Hıristiyan güçlerle yapmayı, İslam sömürgelerine karşı uygun bulmadılar. İçerden bu işi kıvıracak adam aradılar. Mustafa Kemal ve arkadaşları buna hemen talip oldular. Bu talip oluş aslında –hele ilk zamanlar– bu Mustafa Kemal ve arkadaşları çetesi için hiçbir şeyi garanti etmiyordu. Çünkü emperyalistlerle yapılan bütün anlaşmalar gibi, bu anlaşma da, şeytanla çuvala girmekti. Kahbelik emperyalizmin ahlak kurallarının ana temeli olduğu için kendi memleketine ne kadar gaddarca ihanet ederse etsin, kiralık hainler için kesin garanti hiçbir zaman söz konusu olamazdı.

Kaynak; Kemal Tahir -Çöküntü – Notlar s. 263.

İstiklal Mahkemeleri de Osmanlı’nın mirasının yok sayılmasına karşı çıkanların yok edilmesi operasyonunun bir parçasıdır:

“Emperyalistler, Anadolu Savaşı boyu Kuvayı Milliyeciler’e, doğrudan doğruya hiçbir zorluk çıkarmamışlar, hatta bu takımı para bakımından, silah bakımından desteklemişlerdir. Fransızlar, Fransızlara söğmemek şartiyle Sivas Kongresi’nin kurulup başarıya ulaştırılmasından yana idiler. İtalyanlar, Anadolu çetecilerini Yunanlılara karşı açıktan desteklemişler, İngilizler İstanbul’u sıkboğaz ederek –hele Millet Meclisi’ni basmak suretiyle– Padişah-Halifeyi soluk alamaz hale getirmek ve Ankara’ya bir de Millet Meclisi ikram ederek durumu meşrulaştırmanın yolunu bulmuşlardır. Bu arada, Federasyon teklif eden Suriye’yi, Mustafa Kemal-Faysal anlaşması Misak-ı Milli dışarsında bırakıyor, Fransızlara bir sömürge hediye etmiş oluyor, bu arada Sivas Kongresi’nde sadece Padişahın lafını edip Halifeden hiç söz açmıyordu. İngiliz-Kuvayı Milliye anlaşmasının iki temel dayanağı ve şartı vardı: Birisi Osmanlılıktan-Osmanlı mirasından vazgeçmek, öteki Halifeliği tamamıyle bırakmak… […] Bütün bu işlerin gürültüsüz patırtısız çevrilmesi için ilk iş olarak, İhaneti Vataniye Kanunu çıkarılmış, İstiklal Mahkemeleri kurulmuştur.”

Kemal Tahir, Notlar 12: Çöküntü, s. 282-283

 

“Mustafa Kemal döneminde muhaliflere siyasi tuzaklar kurulmuş, Şeyh Sait isyanından yola çıkılarak kurulan İstiklal mahkemeleri ve çıkarılan Takrir-i sükun yasası, aralarında din alimlerinin de olduğu pek çok insanı tarih önünde suçlu ilan eden bir kıyım makinasına dönüşmüştür. Mustafa Kemal dönemi, kemalistlerin iddia ettiği gibi sütten çıkmış ak kaşık bir dönem olmayıp kıyımlar yapılmış, cinayetler işlenmiştir. (Kurt kanunu,tek parti diktatörlüğünün resmi tarih dışında anlatan kemal tahir romanı.)

“Hilafet kaldırılıyorken Fener Patrikhanesi neden ayakta tutuldu?

Milli Mücadele’ye silah, cephane ve subay yapılanmasıyla önemli rol oynayan Kara Kemal ;

“Koca imparatorluk bizim elimizde öldü. Suç ne kadar büyükse çekilecek cezanın da o kadar büyük olması gerekir. Şu anda yüzüme vuran daraağacı gölgesi, suikast suçlusu olduğumdan değildir…Büyük suçun gölgesidir bu…Tarihin örneğini yazmadığı kurtlar boğuşmasına girip yenik düştük. Kurtlukta düşeni yemek kanundur.”(Kemal Tahir, Kurt kanunu,)

Milletin mukaddeslerini ayaklarnın altına almaya kalkan inkılaplar (atatürk inkılapları ) dünyanın Hiç bir yerinde başarılı oLaMAzlar bizde hiç olAmazlar ..Gün gelir devran döner hesaplarını sorarlar adama.(kara kemal )

İzmir İktisat Kongresi’nde yaşanan olay.;

Kongre Başkanı Kazım Karabekir’in… Açılış konuşmasını Mustafa Kemal’in yapmasına… “Yahu, 2 kere 2’yi toplayamayan adamın burada ne işi var” diye tepki göstermesi…Bu tepki niye, derseniz… Mustafa Kemal, bir poker oyuncusuydu. Ancak ekonomiden anlamazdı. Ticari girişimleri hep hüsranla sonuçlanmıştır.

(Kemal Tahir, Kurt kanunu,)

Dilde inkılap olmaz.

Bir gece sofrada otururken ‘hadi biraz da dil devrimi yapalım’ diyerek dil devrimine başlanamaz. “Türk dilini sadeleştirme hareketi de, aslında bir cehalet hamlesinden başka bir şey değildi ve “Osmanlılar bizim kadar ahmak olsalardı, sadeleştirecek Türkçe” bile zor bulunurdu .(1) Osmanlıcanın temelinde, Arapça ve Farsça kelimelere nasıl tasarruf edildiği üstünde hiç durulmadan, dil bilimi bir kenara itilerek, görmezden gelinerek bu yol tutulmuştur .(2)Umumi konuşma ve yazı dilinde inkılap olmaz. Milyonların kullandığı kelimeler ve deyişler attırılıp yerine başka kelimeler kullandırılamaz.”(3)çünkü bir toplum oluşurken şu veya bu dili alması, gönül isterlerinden gelmez, tarihsel zorunluluklarından gelir. (4)

Kaynak; Kemal Tahir, 1; Notlar 3: Sanat Edebiyat 3, Dil Dosyası, İstanbul, Bağlam y., 1989, s. 298. 2; Kemal Tahir, Notlar 11: Batılaşma, s. 135 3;Kemal Tahir, Notlar 3: Sanat Edebiyat 3, Dil Dosyası, s. 45 4;Kemal Tahir, Notlar 10: Osmanlılık/Bizans, s. 455.

İngilizler Vahdetdin’e karşı Mustafa Kemal’i tuttu, Mustafa Kemal’ise İngiliz çıkarlarına hizmet etti.

İngilizler kendileri Mustafa Kemal’i destekledikleri gibi, Fransızları öne sürerek kurtuluş hareketinin İstanbula karşı meşruluğunu kabul ettirmişlerdir.

İngilizlerin halifelikten yana olduğu yaladır.

Devrimler “şef ve takımının oyuncak reformları” Padişah ve halifelik dış(ingiliz) anlaşmalara uyularak kaldırıldı.”Kemalistlik apaçık gericiliktir”

M. Kemal Paşa Kurtuluş Savaşından sonra kadeh arkadaşları ile gündüzleri uyuyup geceleri yaşadı.

Halk Atatürk ilkelerini ciddiye almadı, bu ilkeler halka karşı oldu, bu ilkelerin arkasına saklanarak namussuz dolaplar çevrildi.

İngilizler Mustafa Kemal hareketini tuttu, geliştirdi ve zafere ulaştırdı. Mustafa Kemal’ İngiliz Entelicans servisine hizmet(vali) teklif etti, Anadolu’ya geçtikten sonra İngilizlerle halifeliği kaldırmak şartıyla anlaştı.

Abdülhamid büyük devlet adamı’dır.

Kurtuluş Savaşı zaferi bir oyun , Yunan’a karşı kazanılmış küçük zafere karşılık büyük Osmanlı Devletinden vazgeçilmesini sağlandı.

 

Emperyalistler ve bilhassa Ingilizler için hilafetin kaldırılması zorunluluk oldu, bunu hıristiyan güçlerle yapılmasının, İslam dünyasında uyandıracağı tepkiden ötürü, uygun bulunmadı, “işi içeriden kıvıracak adam arandı” buna da “Mustafa Kemal ve arkadaşları talip oldu.

Misak-ı Milli’yi İngilizler hazırladı, İngilizlerin biricik şartının laik bir devlet kurulması oldu.

Kurtuluş Savaşında işgalci Fransızlar, İtalyanlar Mustafa Kemal’i destekledi, İngilizler de Osmanlı mirasından ve halifelikten vazgeçmek şartıyla aynı şeyi yaptı.

Kaynak; Kemal Tahir -Çöküntü – Notlar

“Batı emperyalistlerinin 200 yıldan beri aradıkları, sermayelerini işletmeye uygun ortamı onlara en güvenilir biçimde Cumhuriyet çağı hazırlamıştır.(Bilhassa Türkiye’yi ilgilendirmeyen batılı kanunlar aktarmak başta olmak üzere) (Kemal Tahir,Notlar Çöküntü. Bağlam yayınları. 1992. Sf:179)“1923’ten 1962’ye kadar Kemalizm Türkiye’de, burjuva yetiştirme çabalamasının devamı olarak, kapitalizmin doğup kökleşmesini temine çabalamıştır” Kemal Tahir,Notlar Çöküntü. Bağlam yayınları. 1992Sf:74Kemalist (Atatürk) Devrimler (i) üstyapı bile sayılmayacak oyuncak reformlardır. Kemal Tahir,Notlar Çöküntü. Bağlam yayınları. 1992Sf:119Önce harf,(inkılabı) sonra kılık, daha sonra tarih, daha sonra hafta tatili, daha sonra dil ve tarih reformları” sığ sularda debelenme (sf:120).“Kemalistlik apaçık gericiliktir” (.sf:276) devrim ya da değişikliklerin bünyemizdeki özellikler dolayısıyla kurtarıcı değil, batırıcı olduklarından, daha açıkçası batırmak için düşmanca ve düşmanlar (ingilizler) tarafından öğütlenmiş, kimi zamanlarda da zorla dayatılmış olmalarındandı” Kemal Tahir,Notlar Çöküntü. Bağlam yayınları. Sf:276“Bizde uygulanan ve bugünde bazı aydın ve idareci çevrelerce uygulanmak istenen batılaşma, bilinsin bilinmesin apaçık bir emperyalizm ajanlığıdır” (Kemal Tahir,Notlar Batılaşma. 1992. Sf:212)“Ne kadar inkâr etmeye yeltenirsek yeltenelim, eğer biz bu memleketin yakın istilacıları ya da onların torunları değilsek, yüzde yüz Osmanlı idik, Osmanlıyız, daha uzun yıllar, hatta belki asırlarca da Osmanlı kalacağız.” (Kemal Tahir,Notlar Batılaşma. 1992.Sf:135)

İngiltere ileride doğacak bir İslam Birliğini kendisi için tehlike görmektedir . Kemal Tahir,Notlar Çöküntü. Bağlam yayınları.Sf:177

“Kemalistlerin İngilizlerle hatta Ruslarla anlaşma şartlarının onlar tarafından tutulup tanıtma pazarlığının başında, Osmanlılıktan ve Halifelikten vazgeçmek bedeli vardır. Kemalistler bu bedeli karşılıksız hatta üste vererek ödemişlerdir. Kemal Tahir,Notlar Çöküntü. Bağlam yayınları. Sf:194
İngilizler; “Mustafa Kemal’i tutmayı uygun bulmuşlardır. Bu dönüş İngiliz siyasetine, bir yeni Yunan Zaferi karşılığında Musul’u ,(petrol bölgelerini) ve diğer İngiliz çıkarlarını kazandırdığı gibi, Nitekim Anadolu savaşının belli başlı dönemeçlerinde ve dayanaklarında çok önemli İngiliz ajanının bulunması da rastlantılarla açıklanamaz.İngilizler bilhassa askeri olaylarda, kurtuluş savaşçılarına hiçbir yerde esaslı bir zorluk çıkarmamışlar, her yerde silah atmadan geri çekilmişler…Kemal Tahir,Notlar Çöküntü. Bağlam yayınları.Sf:91-92

İngilizlerin mütarekede Halife’den yana olmaları da bir yalandır. İstanbul’un sonuna kadar askeri baskı altında tutulurken, Ankara’ya karşı hiçbir baskı gösterilmedi.

Kemal Tahir,Notlar Çöküntü. Bağlam yayınları. Sf:93

“İngilizlerde bundan sonra Kuvayı Milliye ile anlaşamaya kalkan İstanbul hükümetlerine zorluk çıkarırlar. Buna karşı Padişahlık- Halifelik müessesesini tutacak güçleri de çökertirler(Millet Meclisini basıp Anadolu’ya kaçırmak)Savaş sonrası bütün anlaşmalar Osmanlılık ve Halifelikten vazgeçme esasına göre hazırlanıp bağlanır. Çekişme bu iş için verilecek garantilere göre yapılır.(Lozan-Musul meseleleri-Osmanlı borçları v.b.)

Kemal Tahir,Notlar Çöküntü. Bağlam yayınları. Sf: 197

“İngilizlerle fikir ve amaç birliği yapanlar Padişahı İngilizcilikle suçlamışlar-tıpkı 31 Martı kendileri hazırlayıp Abdülhamit’e maledenler gibi- Ali Kemal’i linç ettirerek ve el altından Vahdettin’e hayatınız tehlikede, aynı sonuca uğrayacaksınız diyerek Padişahı İngilizlere sığınmaya zorlamışlardır. Bu zorlayış İngiliz işbirlikçilerinin iz örtmesidir”Kemal Tahir,Notlar/Çöküntü Sf:198

“Batılılardan daha laik olamayacağımıza ve tarihteki serüveni Halife’likten daha parlak sayılamayacağına göre, heriflerin Papalığı ortadan kaldırmayı akıllarından geçirmedikleri halde, hele de Fener Patrikliğini yerinde bırakarak Halife’liği ortadan kaldırmaya çabalayışımız, akıl alır aptallıklardan –hatta ihanetlerden– değildir. Tarih içinde uzun gayretlerle kurulup geliştirilmiş hiçbir müessese, kendisi kendiliğinden ortadan kalkmadıkça, sahipleri olduklarını iddia edenler tarafından, düşmanlarının işlerini kolaylaştırmak için ortadan kaldırılmazlar. Eğer böyle bir durum karşısında bulunursak, bir ihanet karşısındayız demektir.”

Kemal Tahir, Notlar 12: Çöküntü, s. 272.
Nasıl ki Osmanlı İmparatorluğu zamanında Batı’dan devşirdiği insanları kendisine kattıysa, Batı da benzer bir süreci Türk aydınlarına uygulamaktadır.

Cumhuriyet devrimlerinin çoğu ise Osmanlı zamanında başlatılan yenileşme hareketlerinin bir devamıdır.1918/23 arasındaki Türklere bir çeşit sömürge vermek nasıl bir oyundu, biz milli kurtuluş savaşımızın nasıl sonuçlanacağını bilemediğimiz bir durumda  Kürdistan’ı Misak-ı Milli sınırları içine almayı nasıl düşünebildik?

“Misak-ı Milli salt Türklerin oturduğu bir vatanı kapsasaydı, Yunanla yapılan savaşa neden Milli Kurtuluş Savaşı denilecekti. Bu savaş herhangi bir savaştan başka bir nitelik taşımıyordu. Bütün öteki savaşlar gibi, bir milletin toptan ortadan kalkması sonucu da elbette veremezdi. Yenilir, biraz toprak kaybeder, tazminat öder, sonra da öç almağa hazırlanırdık. (Söz gelimi Almanya’da olduğu gibi. Nitekim Almanya’da Kayser müessesi yıkılmış, yerine Cumhuriyet gelmişti. Fakat hiç kimse Hitler hareketine milli kurtuluş hareketi demedi.) Eğer söz konusu olan durum salt Türkle meskun olan toprakları değil, başka milletlerin de (söz gelimi Kürtlerin) oturduğu toprakları da kapsıyorduysa, 1918/23 arasındaki Türklere bir çeşit sömürge vermek nasıl bir oyundu, biz milli kurtuluş savaşımızın nasıl sonuçlanacağını bilemediğimiz bir durumda Kürdistan’ı Misak-ı Milli sınırları içine almayı nasıl düşünebildik? Dış sömürücülerle, büyük emperyalistlerle iyice anlaşmadan, onların hizmetine girmeden İmparatorluğu yıkılmış Türklerin ayrıca sömürge sahibi olabilmeleri elbette söz konusu olamazdı. Hem büyük emperyalistlere sımsıkı bağlanıp onların hizmetlerine girmek, hem de antiemperyalist olabilmek olur canbazlık değildir.”

Kemal Tahir, Notlar 12: Çöküntü, s. 194-195.

 

“Dünyayı derinden kavramış bir ekonomik, politik, dinsel organ olarak, (…) Hali­felik üzerine verilmiş kararın iyice düşünülüp düşünülmediği, uzak hesaplar yapılarak mı alındığı iyice araştırılmalı, böyle bir kararın ekonomik, sosyal politik bakımdan bugün bulunduğu­muz yere bakarak en çok kimlerin işine yaradığı derin derin incelenmelidir.” (Kemal Tahir, Notlar/Batılaşma, S. 56; Bağlam yayınları, İstanbul 1992)

“Batılılaşma tarihi” diyorlar. Peki, nedir Batılılaşmak? Romancı Kemal Tahir’e sorarsanız; “Batılaşma kelimesinde Batılı olmayan bir toplumun, kendi benliğinden vazgeçerek, ondan büsbütün sıyrılarak bir başka “şey” olmaya çabalaması, imkansızı zorlama çabası vardır.”

– “Batılaşmanın tek amacı, yüzde yüz Batılı olup Batılı sömürgecilerin ileri karakolu ödeviyle, sömürülen Doğuya yönelmek, ona saldırmak, onu sömürülme kaderine zorlamak olabilir. Böyle bir amaç, Batılı toplumlar için ne kadar yararlı ise Doğulu bir toplum için o derece zararlı, o derece onur düşürücüdür. Batı güçsüzse bu davranış delilik olur. Batı güçlüyse bu davranış üste vererek uşaklık olur.”

Ağız dolusu (Atataürk inkilaplarını eleştiriyor) İnkılâp dedikleri soytarılık daha taze olduğu için mi bu masalları okuyorlar bize dersin?”

Kaynak; Kemal Tahir, NOTLAR – BATILAŞMA, Bağlam Yay., İstanbul 1992, s. 13.

Solcu batılaşmacıların (kemalistlerin) solculuğu,Ancak hain değilse kendini aldatıyor demektir.

Kemal Tahir, bu ülkenin son devirde gördüğü en namuslu, en dürüst (solcu) aydınlardandır. O, sol bir ideolojiden gelmesine rağmen en fazla solu sorgulamış, Batılılaşma karşısında olabildiğince dik durmuştur. Onun şahsımız adına en çok hoşumuza giden ve Türk solunun da üzerinde çok düşünmesi gerektiğine inandığımız mühim bir tesbiti vardır:

– “Batılaşmacılık sağdan da olsa, soldan da olsa hiç fark etmez. Batılaşmacılık bir tren kazasıdır, tren kazalarında, vagonların sağa, ya da sola devrilmelerinin, raydan çıkma bakımından hiçbir önemi olmaz.

Solcu batılaşmacıların solculuğu, sağcı batılaşmacıların sağcılığı kadar uydurmadır, yutturmacadır. Gerçek sağcı gibi, gerçek solcu da, bizim batılaşmacılık tarihi karşısında en önce batılaşmacılıktan yakasını kurtarmadıkça sağcı, solcu olamaz. Ancak hain değilse kendini aldatıyor demektir.

Hem bizde uygulandığı biçimde batılaşmacı olmak, hem de sol olduğunu sanmak eğer şuurlu hainlikten gelmiyorsa, kendini aldatmaktan gelir. Kendilerini gerçeklere karşı uzun boylu aldatanlarsa, ancak ruh hastaları, sinir hastalarıdır. Türk solunun çoğunlukla sarsaklar, yarı deliler, erken bunamışlar, çeşitli manyaklar, zaman zaman homoseksüellere uğrak olması büsbütün rastlantı değildir. Batılaşma ortamımızda sola ayrılan yerin özelliklerindendir.”Kemal Tahir, NOTLAR – BATILAŞMA, s. 221.

“Bizim iktidarlar zora gelince suikastlerden kolaylık umarlar.Büyük politikanın adam kafası kesmek olduğunu sanırlar. Dengesizler, serseriler hiç bir şeyi uzun boylu saklayamazlar. İktidarlar da yatkınlıkları sebebiyle zaten kuşkudadır, böyle bir şey yokken bile varmış evhamında içindedir. Sezinledi mi, durumu uygun buldu mu, önleyeceğine el altından suikast delillerini kışkırtrır. Nerden mi biliyorum? Mahmut Şevket Paşa’nın öldürülmesi işinde biz de öyle yaptık. Şimdi karşımızdakilerin bize o planı tıpa tıp uyguladıklarına yüzde yüz eminim. Bu kadar aptal olduğumuzu anlamak için deha istemez. ‘Bunu bilirler’ bir başka oyun bulmalı’ demek zorunluluğunu bile duyuramadık.”(Kemal Tahir, Kurt kanunu,)

Düşündün mü hiç bir dünya imparatorluğu nasıl tasfiye edilir?

Bir dünya imparatorluğu yüzyıllar boyu yüzlerce nesillerin birleşik gayretiyle kanları canları malları pahasına doğmuş kökleşmiş gelişmiş yaşatılmıştır. Tarihin bir döneminde herhangi bir nesil tek başına bu tasfiyeye karar verebilir mi? `Veririm` derse bu kararın meşruluğu hangi vesikalarla ispatlanır?

1908`in padişahçı ittihatçıları imparatorluğu yıktılar; 1923`ün Kuvay-ı Milliyecileri bir dünya imparatorluğunun miras hesaplarını tasfiyeye oturdular. Peki neydi tasfiye edilecek miras? 700 yıllık bir imparatorluk… 1908`de ittihatçıların ele geçirip on yılda yıktığı imparatorluk tam dört milyon üçyüz seksen üç bin kilometre kare toprağa sahipti.

Nüfusumuz kırk üç milyonu aşkındı. Bu toprak üzerinde malımız olan yedi bin kilometre demiryolu döşeliydi. Buna dört yüz yıllık hilafetin bütün dünya İslamları üzerindeki manevi haklarını katmıyorum. Tasfiye edilen miras Osmanlı`nın sırf kılıç gücüyle aldığı tarih boyu vuruşarak savunduğu mirastı.

Evet oturuldu masaya… Karşımızda yirmi iki devlet… Tasfiye beş buçuk ayda tamamlandı.

Mahzenler dolusu arşivleri düşün… Delegelerimiz incelediler mi bunları?

Kılı kırk yardılar mı? Hayır! Çünkü İstanbul hükümeti delegeleri yani asıl uzmanlar bizim isteğimizle sokulmadı bu konuşmalara…Bu iyiliğimize karşı İngiliz generali Harrington`un teşekkürünü hatırlarım.
Demek dört milyon küsur kilometre karelik bir imparatorluğun yedi yüz yıllık hesapları tasfiye edildi beş ay içinde.Buna tasfiye denmez mirası reddettik.

Kurtuluş iki türlü olur:Ya bütün haklarını en son zerresine kadar koruyarak kurtulursun ki gerçek kurtuluş budur;Ya da haklarından birçoklarını vererek kurtulursun! Bu da kurtuluştur ama öyle pek öğünülecek kasınılacak çeşitten sayılmaz.

Hele rejim değişmelerinin tarihsel haklardan vazgeçmekle hiçbir ilintisi olamaz.Sözgelimi Bolşevikler Çarlık İmparatorluğu`na pekala sahip çıktılar. Nitekim Fransa cumhuriyetçileri de kendilerinden önce çeşitli krallarının kurmuş oldukları imparatorluğu rejim değiştirdik bahanesiyle hiç kimseye bağışlamadılar.

Dünyada çok az milletin eline geçmiştir bizimki kadar büyük tarih birikimi… Eğer her millet ilk zorlukta yüzyıllar boyu biriktirdiği haklarını kaldırıp atarsa dünyada tarih diye bir şey kalmaz.Neden sana yenik düşmüş gibi geldi bir tek adam karşısında koca bir iktidar?…Hem de askeri bir zafer kazanarak gelmiş bir iktidar?Çünkü Anadolu-Yunan savaşı belletilmek istendiği gibi bin yıllık tarihimizden ayrı bir Milli Kurtuluş Savaşı değildir. Bin yıldır süren Doğu-Batı boğuşmasının yüzlerce savaşlarından biri hem de küçüklerinden biridir.Böyle bir savaşı kazanmak bin yıllık tarihin biriktirdiği hesabı kapatmaya yetmez ki iktidarı gerçek iktidar olsun.Bu savaşa İstiklal savaşı da haşa denemez!

Çünkü biz hiçbir zaman milli devletimizi yitirmedik. Siz Cumhuriyet çocukları `gözümüzü zaferde açtık` avuntusundasınız. Şimdi umulmaz yerlerde, beklenmez yenilgilerle karşılaşınca apışmayın!..Biz er geç Batıyla ister istemez hesaplaşmak zorundayız.Bunu gerçekten yapmadıkça batıya hizmet teklif etmekle belayı başımızdan defleyemeyiz…

Kaynak; Kemal Tahir, “Yol Ayrımı”

Osmanlı’nın sonunun nasıl geldiğine dair yorumu da ilgi çekici Kemal Tahir’in:

“Batılı dediğimiz kravatlı yamyam, insan eti yemekten başını aldığı bir sıra, her nasılsa nasıl, Hıristiyan kilisesinin nas’larını rafa kaldırmış ve onun yerine akıl bayrağını göndere çekmiştir. Burjuva marifeti olan bu iş, kısa bir zamanda Batı’ya bir üstünlük sağladı. Hıristiyanlığa dayanan altrüist ahlâk yerine, aklın piçi olan egoist ahlâk geldi oturdu. Osmanlı devlet adamları bu olup biteni görüyorlardı. İflas etmek üzere olan namuslu mahalle bakkalına: ‘iflastan kurtulmak istiyorsan, kerhane aç!’ diyen namussuz gibiydi Batı, Osmanlı’nın karşısında!.. Onurlu Osmanlı, insan eti yiyen yamyam olmayı onuruna yediremediği için, benimseyemedi ‘egoist ahlâk’ düzenini. Ve sonunda Osmanlı, bu amansız açmazda başına gelenin sebebini düşündükçe, ‘Allah’a karşı bir kusuru olduğu’ inancına vardı!..”Osmanlı için Batılı’ya benzemek, cezanın en büyüğü idi! Kendisine zina önerilen namuslu bir kadının kendini kaldırıp uçuruma atması gibi.

“Biliyorsunuz, okuyanlarınız görmüştür, Kur’an’da, birçok yerlerde, bazı toplumların Allah buyruklarına karşı geldikleri için cezalandırıldıkları yazılıdır. Osmanlı için Batılı’ya benzemek, cezanın en büyüğü idi! Kendisine zina önerilen namuslu bir kadının kendini kaldırıp uçuruma atması gibi, Osmanlı da kendisini tespihe, ibadete verdi ve Tanrı’nın günahlarını bağışlayıp canını ‘Batılı’ rezilinden kurtarmasını beyhude bekledi. Yani, bizim anlayacağımız, bir kristalle bir taş çarpışmış, taş kristali kırmış! Taş mı değerli, kristal mi, diyorum size… Hadi, cevap isterim!..” ( İsmet Bozdağ, Kemal Tahir’in Sohbetleri; S. 59 vd. Emre Yayınları; İstanbul, 2006)

(Kemal Tahir’in Sohbetleri; S. 59 vd. Emre Yayınları; İstanbul, 2006)

Google Aramaları

  • yunanlilarin gozunde kuvayi milliye
  • kemal tahir lozan
  • Kemal Tahir :bir bakkal dükanı bile 5 ayda tasviye edilemezken biz koca imparatorluğu
  • kemal tahir istiklal harbi
  • kemal tahirin mustafa kemale bakışış
  • kurtuluş savaşı sonrası gözden düşenler
  • TIHIR GIGBI TKRIR

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*