Son Haberler
Anasayfa » Kitaplardan Alıntılar » Kur’an-ı Kerim’e inanmadığını söyleyerek yemin etmeyen İttihatçı

Kur’an-ı Kerim’e inanmadığını söyleyerek yemin etmeyen İttihatçı

II. Abdülhamit yönetimine karşı oluşan muhalefetin bir parçası olan gizli örgütlenmelerin ilki İstanbul’da Gülhane parkındaki Askeri Tıbbiye’de oluşmuştur. 4 Haziran 1889′ de “İttihad-ı Osmanî” adıyla bu cemiyeti kuranlar: Konyalı Hikmet Emin, Arapkirli Abdullah Cevdet, Diyarbakırlı İshak Sükuti, Ohrili İbrahim Ethem(Temo), Kafkasyalı Mehmet Reşit adlı beş talebedir.

İttihad-ı Osmanî, İtalyan devrimci Carbonari örgütü örnek alınarak hücreler halinde kurulmuştur. Cemiyetin maksadı, Devletin gittiği yolun çöküş olduğunu ve bunun baş sorumlusunun padişah olduğunu, etrafındakilerin de onun cinayetlerine vasıta olduğunu halka anlatmak, vatan ve milleti içinde bulunduğu tehlikeli durumdan kurtarmak için gereken her türlü fedakârlığı yapmaktı.

Cemiyete üye olmak yeminle olurdu

Bunun için önce kendileri birbirine yemin vermişler ve gizli olarak yemin etmek şartıyla üye kaydına karar vermişlerdi. Cemiyetin ilk çalışmaları daha çok yeni üyeler kazanmak, gizli toplantılar yapmak ve özgürlükçü yayınları okumaktan ibaret kaldı. Sivil ve askeri okullara, orduya, devlet dairelerine, serbest mesleklere sızmaya çalışan cemiyetin üye sayısı 1893 yılına gelindiğinde 900’e varmış bulunuyordu. Jön Türkler olarak da adlandırılan bu muhaliflerin düşüncesinin temeli bir “Osmanlı Vatanı” ve “Osmanlı Milleti” meydana getirerek farklı etnik grupları barındıran imparatorluğu parçalanma ve çöküşten kurtarmaktı. Fransız İhtilalı ile başlayan milliyetçilik akımı Yunan, Sırp, Romen, Bulgar, Ermeni, Arap ve Kürtleri etkisi altına aldı. Bu akımdan en geç etkilenen unsur ise Türkler oldu. Sonraki dönemde “İttihat ve Terakki Cemiyeti” adını alacak bu örgütü kuran Jön Türkler de milliyetçi akımın etkisiyle yayınlarında Türkçülük ve ulusal kültürün korunması gibi konulara yer vermekle birlikte çok uluslu imparatorluğu kurtarma amacında olduklarından ilk başlarda Osmanlıcılık ideolojisi ve siyaseti güttüler.

Mutlakıyet ve Abdülhamit idaresine karşı çıkmak, Kanun-u Esasi’nin yürürlüğe konmasını sağlamak ve Meşrutiyet’in ilanı gibi konulara öncelik veren bu cemiyete üye olabilmek için bir başkan ve iki üyeden oluşan tahlif heyeti(yemin heyeti) huzurunda merasimle yemin etmek gerekiyordu.

İşte bu noktada dönemin etkili şahıslarını bünyesinde toplamaya çalışan İttihatçılar, Osmanlıcılığı 1913’e kadar savunan ve çok uluslu yapının korunmasından yana olan Ziya Gökalp vasıtasıyla İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne üye olması için gönderilen Türkçülüğün önemli ismi Yusuf Akçura’nın yemin etmeme kriziyle karşı karşıya kaldılar.

En başından beri Türkçülük söylemini savunan Yusuf Akçura, cemiyet merkezine geldiğinde kendisi için tahlif (yemin) malzemesi olarak bir masa, bir revolver, bir kama, bir Kur’an, üç kırmızı önlük, üç siyah peçe ve en önemlisi üç kişilik tahlif heyeti hazırlanmış, “dâhili cemiyet olmak için usulen yemin etmekliğiniz icab eder. Söylediklerimizi harfiyen ve kaimen tekrar ediniz” denilmiştir. “Dinim, vicdanım, namusum üzerine yemin ederim ki esas maksadı, İslamiyet’in tealisine ve Osmanlıların ittihat ve terakkisine çalışmaktan ibaret olan bu cemiyetin dâhili olduğum şu geceden itibaren her türlü usul ve kavaidine tatbik-i hareketle beraber hiçbir sırrını hariçten hiçbir kimseye hatta efrad-ı cemiyetten mezun olduklarımdan gayrısına katiyen faş etmeyeceğim. Yemin ederim ki millete hukuk-u hürriyetini bahşeden Kanun-u Esasi’nin tamamı tatbik ve dam-ı mer’iyetini maksat bilen cemiyetin kararlarını ve uhdeme tevdi edilecek olan vezaifini tamamen ifada tereddüt eylemeyeceğim. Hükümet-i hazıranın pençe-i zulmüne düşerek taht-ı tevkife alındığım halde dahi yine namusum üzerine yemin erdim ki etlerimi kemiklerimden ayıracak bir işkenceye çarpılacak olsam bile cemiyetin esrarını ve efraddan hiçbirinin ismini haber vermeyeceğim. Cemiyet efradından biri duçar-ı felaket olduğu takdirde kendisine ve ailesine vusum yettiği kadar nakden ve bedenen muavenette kusur etmeyeceğim. Şayet bunca taahhüdat-ı namuskaraneye rağmen hıyanet edecek olursam alçaklık edenlere nerede bulunursa bulunsun takibe memur edilen zabıta-i cemiyetin icra edeceği idam cezasına karşı şimdiden kanımı helal ederim. Vallahi ve Billahi”

Şeklindeki yemin metininde “Osmanlı” ve “İslam” gibi kelimelere tesadüf eden Yusuf Akçura, Osmanlılığa ve Kur’an’a inanmadığını, böyle bayat ve halk ağzına yakışan ifadeler uğruna canını feda edemeyeceğini beyan etmiş bu sözler üzerine cemiyet merkezinden kapı dışarı edilmişti. Olaydan sonra cemiyetin hışmına ve takibine uğrayan Yusuf Akçura, yaşananları bilen İttihatçılar tarafından Osmanlılığa ve İslamlığa muhalif olduğu için değil, canını feda etmekten korktuğu için yemin etmemekle suçlanmıştı.

Kaynaklar

Bülent Tanör, Osmanlı-Türk Anayasal Gelişmeleri, İstanbul, 1996.

Kazım Karabekir, İttihat ve Terakki Cemiyeti, İstanbul, 1945.

Yahya Kemal Beyatlı, Siyasi ve Edebi Portreler, 1986

Google Aramaları

  • ittihat ve terakki yemini
  • ittihatçı yemini
  • ittihat ve terakki carbonari
  • ittihat ve terakki cemiyetinin yeminleri
  • ittihat terakki yemini
  • ittihat ve terakki yemin metni
  • mehmet reşit ittihat ve terakki
  • mehmet resit ittihatci
  • fransız devrimi Kurani Kerim
  • ittihat ve terakki fotoğraf arşivi

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*