Son Haberler
Anasayfa » Genel » Lozan Muahedesinden Sonra Kıbrıs

Lozan Muahedesinden Sonra Kıbrıs

Lozan Muahedesinden Sonra KıbrısLozan’da Yunanistan’a, karşı takip ettiğimiz siyâsetin binbir zaaf ifâde eden hataları saymakla bitmez. Şu kadarını söyleyelim ki, Millî Mücâdele esnasında Bursa’ya giren Yunan kuvvetlerinin kumandanı Venizelos’un oğlu Sofokles’ti. Bu zat OsmanGazi’nin sandukasını tekmeleyip küfrederek «Kalk da milletini kurtar!» diye hakaret savurmuş ve bu hâdise Türk matbuatında çıkan resim ve haberlerle dahi tevsik edilmiş bulunduğu halde, 1930 anlaşmasından sonra hiçbir resmî sıfatı haiz olmamasına rağmen Ankarada hususi bir merasimle istikbal edilmişti.

Türkiye’nin Yunanistan’a karşı binbir zaaf ifâde eden tutumunun sayısız misâllerini sayıp dökmekten sarfı nazar ile bu zaafı terennüm eden rahmetli Peyami Safa’nın şu satırlarını dikkatlerinize takdim ediyoruz:

«Uçyüz seneden beri veriyoruz. Kara, deniz, gök, ada veriyoruz! Yetişmiş evlât veriyoruz.Galip gelsek de mağlûp olsak da veriyoruz. Vatan veriyoruz!Bütün ömrüm ciğerim parça parça kopariliyormuş gibi hâlis Türk ülkelerinin Anavatan’dan ayrılışını görmekle geçti, öyle ki, gittikçe daralan Anavatan sınırlarının nerede karar kılacağını bilmemenin huzursuzluğu içinde günün birinde vatansız kalmağa mahkûmmuşum gibi göz karartıcı bir’ endişenin pençesinden kurtulmak için hâlâ çırpmıyorum.

Dokuz yaşında idim. Bosna – Hersek gitti, peşinden Trablusgarp gitti. İki sene geçti geçmedi içinde dört Balkan devletini barındıran koskoca Rumelimiz gitti,Girid’imiz gitti, Cezâyir-i Bahr-i Sefid (Akdeniz Adaları) gitti Birkaç sene sonra Irak gitti, Batı Trakya gitti. Yarım asır içinde Türk topraklarının yarıdan fazlası gitti. Kayıplarımızın çoğu millî aczimizin değil, resmîi ihmallerimizin neticesidir.

Balkan Harbi’nden pek’az evvel Osmanlı Hariciye Nazırı Asım Bey, Meb’usan Meclisimizde «Balkanlardan namusum kadar eminim»demişti. Birkaç sene evvel Kıbrıs mes’elesi patlak verdiği sırada o zamanki Hariciye Vekilimiz de «Bir Kıbrıs mes’elesi yoktur»dedi.

Biz yukarıda anlatıldığı şekilde Kıbrıs üzerindeki taleplerimize esas teşkil edecek olan nüfus unsurunu kendi aleyhimize olarak azaltırken, Yunanlılar müstakbel hesaplar peşinde koşuyor ve Kıbrıs’taki Rum nüfusunu çoğaltmak için hududsuz bir gayret sarfediyorlardı. Şurası son denece acı bir gaflet olarak ifâde edilmelidir ki, Türkiye Yunanistan’ın bu gayretine mâni olacak yerde, ona yardımcı olmuştur!

Şöyle ki, Yunanlılar’ın Kıbrıs’taki. Rum nüfusunu çoğaltmak gayretleri, İkinci Cihan Harbi’nde biraz da hâdiselerin şevkiyle had bir safhaya varmıştır. Zira açlıktan, harpten kaçanlar soluğu sakin bir bölge olan Kıbrıs’ta alıyorlardı.

Gerçekten Kıbrıs’taki Rum nüfusunun miktarı 1938 – 1946yılları arasında elli-binden ziyâde artmıştır (“). Fakat bu artış nasıl olmuş biliyor musunuz?! Yunanistan’dan ve hassaten Yunan Adaları’ndan harbinbinbir musibetinden kaçarak Ege sahillerimize sığman Rumlar’ı uzun müddet izaz ve ikram eyledikten sonra Türk deniz vasıtalarıyla Kıbrıs’a bizzat nakletmemiz suretiyle!..

1930 Türk – Yunan Andlaşmasının akabinde «dostluğu ihlâl ettiği» esbab-ımûcibesiyle «Yunan Mezâlimi »nin resmî raporlarını ihtiva eden eserler millî kütüphanelerimizden çıkarılırken, Yunanistan daha önce «Girit Mes’elesi »nde tâkib ettiği taktiklere devamla, Kıbrıs’ın ilhakını temin zımnında Türkdüşmanlığını en körpe dimağlara bile zerketmekten geri kalmıyordu. Bunun sayısız misalinden bir – ikisini dercedelim:

«…Bizans İmparatorluğu zamanında din düşmanı barbar akıncılar Küçük Asyadan gelip buralara akın ettikleri zaman biz, panayiamıza (Atina İlahesi)sığınmıştık. Kostantinapolia’deki Ayasofya Kilisesi’nde âyini bırakıp çanlarımızı susturdukları zaman da yine panayiamıza sığınmıştık. Yunan Milleti Türk esareti altında geçirdiği yıllar boyunca da panayiadan imdat bekledi.* Budualar boşa gitmedi. Birgün elbette panayiamizm yardımıyla Ayasofya’daçanlarımız çalacaktır!» (Makarios’un 8. Eylül. 1954 tarihli konuşmasından).

«…Yunan İstiklâl Bayramı olan 25 Mart tarihinde Yunan okullarında bu arada meselâ Gümülcine Rum Lisesinde oynanan bir piyese göz atalım:

Sahnede birkraliçe ve onun karşısında da birkaç* genç kız vardı. Elleri ve kolları kalınzincirlerle bağlı olan bu kızların herbiri bir Yunan eyaletini temsil etmekte,herbir kızın üzerinde «Rodos», «Girit», «Oniki Ada», «Trakya» «Makedonya»,«Espir» gibi bölgelerin isimleri yazılı bulunmaktadır. Bu esir eyâletler hep birağızdan

— Kraliçemiz bizi kurtar! diye bağırmaktadırlar.Bu sırada sahneye yakışıklı bir yunan askeri girer ve bütün kızlarınzincirlerini çözer. Genç kızlar sevinç içindedirler. Fakat ikinci plândanyürekler paralayıcı iki feryat yükselir:

— Kraliçemiz bizleri kurtarmıyacak mısın?…. Bu şekilde bağıran ve elleri diğer kızlar gibi zincirli olan dilberlerden birisinin üstünde «KIBRIS»,diğerinin üzerinde ise «İSTANBUL» kelimeleri «yazılı bulunmaktadır.»(Aşırı sağcı ve aşırı milliyetçi Ethnikos Kirikis isimli Yunan gazetesinin 9Ağustos 1593 tarihli nüshasından)

(“)Bütün bu iddialar muvacehesinde Kıbrıs’ın Lozan’da kaybedilmekle kalınmayıp istikbalde kurtarılmasını da bugün karşı karşıya bulunduğumuz güçlükleri ihdas suretiyle addtâ imkansızlaştıran lnönü’nün Koalisyon devrinde Kıbrıs’taki Rum tedhiş ve katliâmlarına karşı niçin mütereddit davrandığı ve Kıbrıs’ın Lozan’da kaybedildiği hususundaki iddiaları cevaplandırmak mahiyetinde hiçbir beyanda bulunamadığı kolayca anlaşılsa gerektir. Kendisi Kıbrıs’ı «Misak-ı Millî»ye dâhil olmadığı için talep etmediği iddiasında dahi bulunmadığı halde, kraldankralcı bazı müelliflerin bu iddiayı ileri attıklarına evvelce temas etmiştik.

Halbuki Misak- Millî tanzim edildiği zaman îngilizlerle muharip olmamamıza rağmen onların Yunanistan’ı desteklediklerini ve bu sebeple büyük bir devleti aleyhimize tahrik etmemek endişesinden dolayı bu tasrihatm yapılmamış bulunduğunu evvelce zikretmiş ve Adakale gibi Misak-ı Millî’ye dâhil olmadığı halde, bazı arazilerin talep edildiğinden bahsetmiştik.

Buna şunu da ilâve edelimki, İnönü ve Lozan meddahlarının her vesileyle hücum ettikleri ve Lozan’ı üstün göstermek için mukayesesine başvurdukları «Sevr Sulh Projesi »nde yer alan 115.’inci madde, Kıbrıs’ın kaderini tayin eden Lozan Sulh Muâhedesi’nin 20 inci maddesinin kelime be kelime tıpkısıdır (“)

.Lozan için alınacak tedbirlerden biri de « Düyun-u Umumiye-i Osmaniye »nin Türkiye’den ayrılan arazilere taksimi mes’elesinde Kıbrıs’a da bir hisse tahmiletmek ve bu suretle Türkiye’nin, yükünü nisbeten hafifletmekti. Lozan’da bu da yapılamamıştır. Ancak Kıbrıs’tan tahsil edilip Türkiye’nin 1885 tarihli istikrazına mahsup edilmekte bulunan meblâğ, Ada’nın ingiltere’ye ilhakından sonra da alınmış, fakat bu meblağ, Türkiye’ye verilecek veya onun borçlarınamahsup edilecek yerde İngilizlerin cebine girmiştir!

Kaynak:Lozann Zafer Mi Hezimet Mi? Cilt 2 – Kadir Mısıroğlu

Google Aramaları

  • lozan sonrası kıbrıs
  • lozandan kıbrısa
  • kıbrısı lozanda kaybettik
  • lozan dan günümüze kıbrıs tarihi
  • lozanda kıbrıs

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*