Son Haberler
Anasayfa » Genel » M.Kemal Hilafet Düşmanlığı

M.Kemal Hilafet Düşmanlığı

M.Kemal Hilafet Düşmanlığı“Artık Türkiye’nin Hintliler’i ve Araplar’ı bir yana bırakıp kendine
bakmasının, onlarla ilişkiyi kesmesinin, İslam’ın önderliği rolünden kendini kurtarmasının zamanı gelmiştir. Türkiye, kendi kendine bakabilecek durumdadır. Hilafet yüzyıllardır kanımızı emmiştir.”

Bu propagandanın bütün ülke çapında yayılmasını sağladı. Söz konusu mektubu yayınlamış olan İstanbul gazetelerinin baş yazarları yargılandı. Dava hakkındaki yazılar, yerel Halk Fırkası şubelerince ve hükümet yayın organlarınca yayınlandı. Başyazarlarla birlikte

Abdülmecid de, kurnaz ve ahlaksız ulusal düşmanın, İngiltere’nin casusu olarak alçaklardan ve vatan hainlerinden biri olarak tanıtıldı.

Mustafa Kemal’e karşı başlatılan dinci propaganda ortadan silindi. Ülkede büyük bir öfke homurtusu yükselmişti: Mustafa Kemal ulusu kurtarmalıydı.

Mustafa Kemal güven içinde eyleme geçebileceğinden hala kuşkuluydu. Ordudan emin olmalıydı. Onsuz çaresizdi. İzmir yakınlarında yapılan yıllık tatbikatı izlemeye gitti. Günlerce İsmet ve Fevzi’yle sorunu tartıştı, ihtiyatlı soruşturmalar yaptı, alt rütbeli subaylarla erlerin duygularını öğrenmeye çalıştı. Halife’yi yurt dışına çıkardığı, dini Devlet’ten ayrıdığı ve Türkiye’yi laik bir Cumhuriyet’e dönüştürdüğü takdirde ordu ne yapacaktı? Askerler onu desteklemeyi reddedecekler miydi?

Karar veremiyordu. Bütün gece boyunca sel gibi akan sözcüklerle, bütün olasılıkları teker teker gözden geçirerek, ikircimli, kâh bir şeye karar vermişken, kâh ötekine yönelerek, fikir değiştirerek, duraksayarak konuştuğu geceler birbirini izliyordu. Bu sırada onu gören bir yabancı, onu rahatlıkla bir geveze ve cesaret ya da iradeden yoksun, dirayetsiz bir adam olarak değerlendirebilirdi.

Ansızın kararını verdi. Harekete geçecekti. Ordu onu destekleyecekti. Aynı hızla kelimelerden eylemlere geçiverdi. Daha önce ne kadar gevezeyse, artık o kadar suskundu; hedefi, karar veremediği zamanki kadar belirgindi; kendisi zayıf olduğu zamanki kadar zorlu ve güçlüydü. Düşmanlarını amansız bir şiddetle ezdi. Kararsızlık haftalarının onda yarattığı köşeye kıstırılmışlık duygusu, yıkıcı bir devrimci şiddette patlak vermişti. Öncelikle muhaliflerinin gözünü korkutacaktı. Karşıtı olan bir meb’us Meclis’te çok fazla konuştu; aynı gece evine dönerken yolda öldürüldü. Diyanet vekili Halife Jehine bir konuşma yaptı. Mustafa Kemal, bunu tekrarladığı takdirde onu asmakla tehdit etti.

Rauf’u Halk Fırkası genel kurulu önüne çıkması için İstanbul’dan çağırttı ve onu Cumhuriyet’e ve Cumhurbaşkanı’na bağlılık göstereceğine dair yemin etmeye zorladı; aksi takdirde partiden ihraç edilecekti. İstanbul valisine gönderdiği acil talimatla AbdüImecid’in bütün o yararsız debdebesine derhal bir son verilmesini emretti; Cuma namazına gitmek istiyorsa,.bunu normal bir arabaya binerek yapmalıydı, muhafız birliği dağıtılacak, saltanat kayığı bir kenara bırakılacak, Halife’nin aylığı minimuma indirilecek ve taraftarlarına şehirden ayrılmaları uyarısı yapılacaktı. İstanbul’da, Ankara’daki iktidara meydan okuyacak bir dinsel lider olmamalıydı.

Ilımlılardan bazıları, kendisinin Halife olmasını Mustafa Kemal’den rica ettiler; Hindistan ve Mısır’dan gelen heyetler de aynı sırada bu dileği tekrarlıyorlardı. Bu, büyük bir mevkiydi; arkasında gelenek, saygınlık ve uluslararası bir platform vardı. Mustafa Kemal gereken bütün özelliklere sahipti: Muzaffer bir kumandan, bağımsız bir Müslüman halkın lideri, Müslüman dünyasında en göze çarpıcı kişilikti. Bu ricaların onu baştan çıkarması olasılığı vardı.

Sabırsızlığını gösteren bir jestle bu öneriyi reddetti. Açık görüşlü, belirlenmiş -hedeflere sahip biri olarak büyüklüğü, kendisinin ve ülkesinin sınırlarını bilmesinde yatıyordu. . .

Heyetten birine soğuk bir ifadeyle, “Benden Halife olmamı istiyorsunuz; Halife olarak emirlerimin dinlenip dinlenmeyeceğini bilecek durumda mısınız? Çünkü eğer dinlenmezse, bir maskara durumuna düşeceğim” diyerek, onlara şiddetle arkasını döndü.

Hilafetin Türkiye’ye uluslararası bir güç verdiğine inanan meb’uslara yanıtını da İsmet aracıhğıyle verdi: “Eğer diğer Müslümanlar bize yardım ettiyse, veya hâlâ yardım etmek istiyorlarsa bu, hiçbir gücü olmayan çürümüş bir leşe, Hilafet makamına sahip ol- mamızdan kaynaklanmamaktadır. Bunun tek nedeni, bizim, Türkler’in güçlü olmamızdır.”

Başarısı bu açık görüşlülüğünde yatıyordu. Büyüklüğüyse, hedefinin sınırları üzerinde temellenmişti.

Sonunda hazırdı. Meclis öfkeliydi; halk ve ordu yabancı düşmanla onun müttefiki Halife’ye homurdanıyordu. Muhaliflerini şiddet yoluyla .yıldırmış, hıyanet-i vataniye kanunuyla ağızlarını bağlamıştı.

3 Mart 1924’de Meclis’e, Devlet’in laikleştirilmesi ve Hâlife’nin yurtdışına çıkarılmasına ilişkin bir yasa tasarısı sundu.

.Heyecan içindeki meb’uslara, “Ne pahasına olursa olsun” dedi,

“Cumhuriyet korunacaktır. Şu anda tehdid altındadır. Osmanlı İmparatorluğu çökmüş temeller üzerine kurulmuş, çatlak bir yapıdır. Yeni Cumhuriyet sağlam temeller ile sağlıklı, bilimsel bir yapıya sahip olmalıdır. Halife ve diğer Osmanoğulları gitmelidir. Modası geçmiş
dinsel mahkemeler ve kanunlar, çağdaş bilimsel kanun ve mahkemelerle değiştirilmelidir. Dinsel mektepler yerlerini laik resmi okullara bırakmalıdır. Devlet ve din ayrılmalıdır. Son olarak, Cumhuriyet laik bir devlet haline gelmelidir.”

Tasan hiç tartışılmadan kabul edildi. Bir saat içinde Mustafa Kemal, eski devletin üzerine kurulmuş olduğu temellerin tümünü söküp atmıştı.

Aynı geçe İstanbul valiliğine Abdülmecid’in şafak sökmeden önce Türkiye dışına çıkarılması gerektiği emri gönderildi.

Vali bir polis ve askeri birlik eşliğinde gece yansı, protokolü hiçe sayarak, Allah’ın Yeryüzündeki Gölgesi’ni, Halife’yi birkaç parça eşyasının bulunduğu valiziyle birlikte, yolculuğu için birkaç lira vere- rek alel acele bir arabaya bindirip İsviçre’ye geçmesi için sınıra
götürdü.

Türkiye’nin hiçbir yerinde ne bir gösteri, ne de bir protesto, ya da direniş oldu. Mustafa Kemal galip gelmişti.

Kaynak:Armstrong

Bir yorum

  1. bugun kötüleyenler o yazıyı yazanlar guya böyle olmuş şöyle olmuş diyenler istanbul fetiyle gurur duyorsak bir türkiye oluşana oluşturanlarda saygı duyulmayı hak edenlerdir bu yanıltıcı yazıyı bu siteyi hazırlayanlar gurulanmıyanlar atatürkü dinsizdiyenler kimbilir kac karıyla düşüp kalkarsınız icki icersiniz allah yollu der insanı 3 ayırdınız kürtler türkler dinliler dinsizler diye focede böyle yazılarla gecmişini kötüleyen sanmayınki cennete öyle girilcegini atatürk saygı duyulması gereken bir kumandandır kimseye cumaya gidene israil askeri gibi camimizi başınıza yıktı cumaya gidenleri dönündendi sanki ibadeditini yap vatanınınıda yalan dincilerin ve dış güclerin karıştırmasına izin vermeyin ben hiç bir dinin insana nefreti kini tasvik etcegine inanmam bu yazıları hazırlayanlarda cektirdi kravatlı takım elbiseli fotoları var bugun araplar gibi giyin deseler ben almim der 3 kagıda gerek yok ibaddetini de yap vatanınıda miletininde butunlugunu koru yoksa dagaldıgında cumanı filistinliler gibi kılma huzur mutlu en guzel namaz bu ülkede kılınıyor tüm yalancı dindarlar baskasına hizmetedir git bir hiristıyanı musluman yap atatürkle ugraşcana

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*