Son Haberler
Anasayfa » Yakın Tarih Yazı Dizileri » MAZİMİZE HAKARET EDEN 1057 SAYILI KANUN

MAZİMİZE HAKARET EDEN 1057 SAYILI KANUN

Yazar Osman Öndeş, halen yürürlükte olan 1057 Sayılı Kanunun ne olduğunu açıklarken, “Bu kanuna göre, Osmanlı devrinde inşa edilmiş ne kadar millî ve resmî bina varsa, bu binalardaki tuğraları, kitabeleri ve Osmanlı devlet armalarını kazıyabilir, örtebilir, sökebilir veya yok edebilirsiniz. Kısaca, mazini sil kaldır diyor… Dünyanın başka hiçbir devletinde böyle bir rezalet görülmemiştir” ifadelerini kullandı.
MAZİMİZE HAKARET EDEN 1057 SAYILI KANUN HÂLÂ YÜRÜRLÜKTE
Türkiye’de günlük politikalar tartışmaların başını çekerken günlük hayatımıza, kültürümüze dair konular hep gerilerden müzakere ediliyor. Biz de bu hafta tarihî araştırmalarıyla önemli eserlere imza atan Osman Öndeş’le birkaç ay önce Timaş Yayınları’ndan çıkan “Vurun Osmanlıya” kitabını konuştuk. Öndeş tarihî bir cinayeti kitabında gözler önüne sererken, buna sebep olan 1057 Sayılı kanununun hâlâ yürürlükte olduğunu söylüyor. Osman Öndeş’in diğer okunası ve resmî tarihe darbe vuran eseri de “Vahdettin’in Sırdaşı Avni Paşa Anlatıyor” kitabı…
Vurun Osmanlı’ya başlıklı bir eserle, Osmanlı Devrinden medeniyet izlerinin yok edilmesini emreden 1057 Sayılı kanunu gözler önüne serdiniz. Bugüne kadar izlenimleriniz ne oldu?

Önce bu kanun neye müsaade ediyor veya neyi emrediyor buna bakalım; 1057 Sayılı Kanun bu ulusun kendi haysiyetine, onuruna, mazisine hakaret ediyor. Mazini sil kaldır diyor… Dünyanın başka hiçbir devletinde böyle bir rezalet görülmemiştir.
Bu kanun halen geçerli. Bu kanuna göre, Osmanlı İmparatorluğu devrinde inşa edilmiş ne kadar millî ve resmî bina varsa, bu binalardaki tuğraları, kitabeleri ve Osmanlı Devlet armalarını kazıyabilir, örtebilir, sökebilir veya yok edebilirsiniz.

Tarihi tahrip etmek suç değil mi?

1057 Sayılı Kanun el’an meridir.. Bu kanunu kaldırın, örtün, yok edin diyor… Bu kanun haysiyetimize, millet ve devlet oluşumuza hakaret ediyor. Senelerdir birkaç makale dışında başka bir teşebbüste bulunulmamış veya yayınlanan makaleler nedeniyle devlet yetkilileri “Şu kanunu inceleyelim” filan da dememişler anlaşılan.
Bakıyorum; tahrip edilmiş eserleri onaralım, sökülmüş olan kitabeleri yerlerine koyalım, kırılmış, yerlerde sürünen kitabeleri, tuğraları süründükleri yerlerden onurları nerede ise oraya iade edelim diyen yok!

Osmanlı İmparatorluğu’nun son iki yüzyılına baktığımızda başta İngiltere, Fransa, İtalya’nın, onların peşlerine takılmış bir Yunanistan ve ardından Rusya olmak üzere, bu koskoca imparatorluğu yıkmak için çeşitli desiseler çevirdiklerini görüyoruz. Buradan bakarak, 1057 sayılı kanunla emperyalist devletlerin emellerine katkıda bulunduğunu söyleyebilir misiniz?

İki asır amansız bir hırsla ittifak içinde olmuştur. Bir röportaj sırasında değinmiştim; gerek İstanbul’da kırk yıldan fazla yaşamış olan İngiliz hukukçu Sir Edwin Pears ve gerekse ABD Büyükelçisi Henry Morgenthau 1912-1916 yılları arasındaki anılarında Avrupalıların Türkler için tamamiyle “Barbarlar” dediğini ifade ediyor ve bunu kendileri de kullanıyor. Morgenthau, açıkca Osmanlı hudutları içindeki Hıristiyan unsurları eğitmek adına Mission dedikleri Misyoner okulları açıldığını, (yani, İtalyan, İngiliz, Fransız, Amerikan) bu okullara Müslüman çocukları alınmadığını, tercihen Hıristiyan olan her ulustan ve Ermeni, Rum, Bulgar çocuklarının alındığını yazıyor. Ben “Mission” denilen okulları da incelemişimdir. “Asıl Efendiler” başlıklı eserimde bu konuda belgelere dayalı geniş bölümler yeralır.
Yakın yıllarda birçok ülkede Türkçe eğitim veren okullar açıldı diye bir sürü lâf ettiler. İyi de bizim topraklarımızda Hıristiyanlığı yaymak amacıyla başkaları okullar kurdu, o zaman neredeydiniz! Aklı başında olan her Türk, eminim Osmanlı İmparatorluğu’nu bitirmek için nasıl amansız ve sinsi saldırıların asırlarca sürdüğünü ve bu saldırganlığın özellikle 20. yüzyılda azgınlaştığını görmektedirler. Değil ki, birtaraftan da Osmanlı İmparatorluğu’nu parçalamak isteyenler kadar kapitülasyonlar bizi için için kemirerek batmamıza sebep olmuştur. Osmanlı İmparatorluğu bizim ulusca mazimizdir, nesebimizin belgesidir, onurudur. Biz ancak yüz yıl önce dünyaya gelen bir ulus değiliz. Şanlı, onurlu mazimiz bunca asırların berisine gitmektedir. İnkâra kalkışanlar varsa, neseplerini inkâr ediyorlar demektir ki, ne anlama geldiğini kendileri bilsinler derim. “Vurun Osmanlıya” başlıklı eseri, idrak, vicdan ve mazi bilincinde olan herkesin okumasını, önermesini ve ibret almasını dilerim.

Bu kanun teklifini tek başına ve hem de devletin en zor günlerinde durmadan gündeme getiren dönemin mebuslarından Ekrem Rize’nin “Türkiye Cumhuriyeti dahilinde bulunan bilumum mebani-i resmiye ve milliye üzerindeki tuğra ve medhiyelerin kaldırılması” şeklinde kabul gören kanun teklifinin asıl amacı neydi?

“Vurun Osmanlıya” başlıklı eserimde Ekrem Rize’nin BMM Zabıtlarındaki ifadelerinden aynen naklettiğim üzere “Osmanlı İmparatorluğunu aşağılayarak inkâra kalkışıyordu” ki, onun sözleri mecliste çıktığı kürsüde dinleniyor ve itiraz edilmediği gibi, onaylanıyordu.
Ekrem Rize’nin söylediklerini aynen, tek kelime bile değiştirmeden, Meclis Zabıtlarından alarak naklettim. Akıl sağlığı yerinde olan herkimse, böyle bir teklif karşısında utançtan yerin dibine girmelidir.
Vurun Osmanlı’ya başlıklı eserimi birileri çıkar da yabancı dile çevirirse, atalarına ait millî ve resmî binalardaki mermer kitabeleri, tuğraları kıran, parçalayan, devlet armasını söküp yerlere atan, parçalayan bir ulus olarak her halde bize alkış tutmayacaklardır! Bu dehşet verici utançtır.

1927’den beri hâlâ yürürlükte olan bu kanun sizce kimsenin dikkatini çekmedi mi?

Akıl, görgü, şuur sahibi muhtelif yazarlar geçtiğimiz yıllarda bu konuda makaleler yazmışlar. Bunların sayıları her halde beşi geçmez! Yüksek Lisans Tezleri’nde ise çok sıradan geçiştirilerek; “1057 Sayılı Yasa nedeniyle..” gibi dipnotlarıyla yapılan tahribatlara gerekçeler konulmuş.
Bu soruya; bu memleketin efendileri olan en azından münevverlerine, sanatçılarına, yazar çizerlerine, devlet adamları cevap versinler.. Tuğralar, kitabeler ve devlet armaları Osmanlının mermer üzerindeki izleridir, tarihidir, sanatıdır, edebiyatıdır ve hat sanatıdır. Zaten sadece tuğralar padişahları imzalarıdır. Bunları mermer üzerine işlemek için hattatlar ve hakkaklar çalışmıştır.
Kitabeler o eserin taş üzerine hakkedilmiş tarihidir. Burada devrin ünlü bir şairinin nazımla anlattığı tarih hikâyesi, sonra bir hattatın çoğunluklu celî sülüs stildeki yazıları ve nihayet bir anlamda muhteşem bir heykeltıraş diyeceğimiz taş ustalarının şahaserleri yaşamaktadır. Bu kanunla binlerce eser, akılalmayacak saldırılara maruz bırakıldılar!

Vurun Osmanlı’ya başlıklı eserinizde anlattığınız üzere; 1057 Sayılı kanunun sorumlusu olan Ekrem Rize bir dönem mebus olmuş. Kendisini mebus yaptıran da Mustafa Kemal. Halbuki kitabında hem İsmet İnönü’ye ve hem de dolaylı olarak Mustafa Kemal’e karşı çıkan ifadeleri var. Bu şahıs Osmanlı İmparatorluğu ile mazimizi aşağılarken, ötetaraftan kendine birtakım paylar çıkartıyor. Çok şaşırtıcı ve dalgalanmalar içinde oluşu 1057 Sayılı kanunu nasıl kabul ettirdi gibi, bir hayrete sebep oluyor. ..

Seneler öncesinde vefat etmiş gitmiş. Benim görüşüm şudur; yine de davranışları kendi yazdığı makalelerde ve kitabında mevcut. Kitabında sayfalar dolusu kendini anlatıyor. Ben adını koymak istemem.. İşin bir acı tarafı da buradadır. Suskun kalan ve o kocaman köşe yazarları; Ekrem Rize’nin son yıllarda yazdığı kitabını alarak okusalar, sonra da dünya tarihinde kendi özünü kazıyan bir başka ulus olmuş mudur diye araştırsalar.. Hatta hiçbir yazı yazmadan bu söylediklerimi yapabilseler…Etrafta derin bir suskunluk sürüp gidiyor..

Ekrem Rize çok sonraları 1945’te MTTB ile irtibat kuruyor. Şef rejiminin unutulmuş olduğunu anlatıyor. Kendi kitabında Rize DP örgütünün çekirdeğini kurduğunu yazıyor. Hayatında müthiş dalgalanmalar var!

“Vurun Osmanlı’ya” başlıklı eserim neşredildikten sonra artık ben bu şahıs ile ilgili değilim. Kitabın okunmasını bekliyorum. Eğer ülkemizde ençok aşk kitapları satılıyorsa ve biz Osmanlı medeniyetinin mermerlerden kazıyan saldırıları okumuyorsak, o zaman başımızı iki elimizin arasına alıp kara kara düşünelim.

Zaten bu kadar yıl sonrasında, mesele bu şahıs değildir diyorum. Kalkın, uyanın, bu devlet ve medeniyet ayıbını düzeltin demeye getiriyorum. Tarihte birçok imparatorluk sonra erdi, yerine yeni yönetimler kuruldu. Peki bizde hâlâ yürürlükte olan bu 1057 sayılı kanunun benzerine rastlanıldı mı?

Kendi harsını imhaya kalkan hiçbir devlet olmamıştır. Bu bakımdan 1057 Sayılı Kanun, ait olduğu devlet ve millet için kara bir lekedir. Üzerinden bukadar yıl geçmiş olmasına rağmen hâlâ da pek önemsendiği kanısında değilim! Onun içindir ki, “Makaleler anlaşılan yetmiyor” deyip bu büyük araştırmayı kitap haline getirdim. Lûtfedip okuyuversinler..
Kitap yayınlanalı bir ayı geçti. Acaba okunma şansını arttırmak için adını “Çılgın Osmanlılar” filan mı yapsaydık..
BMM’de söylediği sözlere bakınız. Osmanlı’nın Türklüğü yok ettiğini ifade ediyor. Bunun asıl suçluları olarak padişahları görüyor.. Fatih’ten başlayarak devam eden aşağılamaları BMM Zabıt Ceridelerinde kendi ifadeleriyle mevcut. Fakat artık, aradan bunca yıl geçtikten sonra, mesele böyle bir şahıs olmamalıdır.
Mesele, günümüzde dahi tahrip edilmiş ata yadigârı eserlere aldırış edilmemesidir, onarıma gidilmemesidir, böyle bir saldırının mantık hatasının genç kuşaklara anlatılmamasıdır.
Tuğra ve kitabelerin kazındığı, söküldüğü bu eserlerimiz için ne yapılmalıdır?

Birtaraftan bir milletvekili veya doğrudan Turizm ve Kültür Bakanı BMM’ne önerge vererek bu kanunun kaldırılmasını istemelidir. Bu kanunun hâlâ mer’i oluşu bir devlet ve medeniyet ayıbıdır.
Aynı süreçlerde hasar görmüş, tahrip edilmiş veya kaldırılıp biryerlere atılmış tuğra ve kitabeler yerlerine iade edilmelidir. Bu hareketin Cumhuriyetimizle hiçbir ilgisi yok. Devrinde böyle bir feci hata yapmışlar. Ne yapalım.. Yapmışlar.. Bizler, tarihimiz, kültürümüz adına bu feci hatayı düzelteceğiz.
Hepsine üzülmeliyiz, utanmalıyız! Yok edilmeye cüret edilmiş Osmanlı medeniyetine ait eserlerin Devlet Armaları, tuğraları ve kitabeleri eğer yerlerde sürünüyorlarsa, yerlerine koymalı, kırılmışsa onarmalı ve onurla, saygıyla daha da sür′atle, asıl oldukları yerlerine iade etmeliyiz.

Bu kanuna muhatap olmuş tarihî mekânlardan örnek verebilir misiniz?

Bu görev kimlere düşer; Osmanlı devrinden kalmış birçok okulun kitabeleri veya tuğraları kazınmış veya örtülmüş durumda. Millî Eğitim Bakanı kendi bakanlığı için harekete geçebilir.
Özellikle Sultan Abdülaziz devri saltanatında inşa edilmiş birçok Askerî Rüşdiye var. Bu okullar günümüzde çok başka amaçlarla kullanılıyor. Bunlarda da aynı rezalet mevcut.
Yine karakollar var; birbirine tezat olacak iki örnek vereyim; Sarıyer’de Osmanlı devri karakolların en güzel mimarî örneği olan bir karakol var. Bu karakol halen ve senelerdir bahriyeye ait bir gazino olarak kullanılmakta ve iki karşı yan duvarında Osmanlı Devlet armaları aynen korunmakla kalmamış, mükemmel şekilde korunmuş. Altın yaldızlar içinde parıldıyorlar. 1057 Sayılı kanuna göre burasının derhal kapatılması gerek!
İstanbul Üniversitesi’nin girişteki kitabe mermerinin üzerinde yeralan padişah tuğrası olan mermer madalyon kapatılmış ve üzerine T. C. harfleri çakılmış. Üniversitenin eğitime devam etmesi 1057 Sayılı kanuna göre şaibelidir. Eğer bu kanunu kaldırmadan onarım yaparlarsa, suç işlemiş olurlar.
Bence her saldırı dehşet verici bir kini ve cehaleti ifade etmektedir; Şişhane’den Unkapanı Köprüsü’ne inen yokuşun sağında Haliç Tersanesi’nin kapılarından biri var. Kitabeyi de, tuğrayı da dümdüz etmişler.
Pekâlâ bu tersane Fatih Sultan Mehmed’in inşa ettirdiği ilk Haliç Tersanesi’nin devamı. Taşkızak Tersanesi’nin kitabesi Deniz Müzesi’nde bulunuyor; o asırlardan buyana gelen kitabeyi olduğu gibi tuğrasıyla birlikte kazımışlar ve üzerine yeni harflerle, bir de “İlk kuruluş tarihi 1455” diye başlayarak marifetlerini pislik döker gibi yazmışlar.
Önceki röportajlardan birinde de örnek olarak verdim: Bu veya diğerlerini ilgili olan amir memur hiç mi kimse görmüyor? Fındıklı’da Zevki Kadın Sıbyan Okulu’nun tuğra kitabesinin kazınmış olduğunu, yıllardır önünden geçen bunca bilim adamı, sanat, mimarlık öğrencisi görmüyor mu?
Darülaceze’nin kitabesini bile kazımışlar.. Yok mu insaf sahibi.. Hangisini sayayım..
Demektir ki her bakanlık kendi yetki alanındaki eserler konusunda harekete geçebilir. Fakat asıl hareket noktası bu kanunun kaldırılmasıdır. Sonrası zaten peşinden gelecektir!
Ben “Vurun Osmanlı’ya” kitabım ile bu rezaleti ilkkez belgeleriyle kitap halinde hazırladım ve Timaş Yayınevi neşretti. Okuyacak idrak ve izan sahibi kimlerdir sabırla seyrediyorum.

OSMAN ÖNDEŞ KİMDİR?

1931 yılında baba tarafından dedesi Üsküplü ve Selânik’den muhacir Kolağası Osman Sancakdar Efendi ve Hâfıze Fahriye Hanım’ın İstanbul, Üsküdar İmrahor’daki evinde doğdu. Ankara-SBF’den ayrılarak Deniz Harp Okulu’na girdi. Bu okuldan dede ve baba mesleği olan bahriye zabiti olarak birincilikle mezun oldu. Meslek yıllarında bir yıla yakın ABD Maryland, İngiltere’de South Shields, Newcastle, Glasgow, 1968-70 yıllarında Malta Adası’nda yaşadı. 1972’de gemi komutanı iken isteğe tâbi olarak istifaen emekli oldu.
Öğrencilik yıllarından beri yazarlık yanı hep ağır bastığından Son Saat, Milliyet, Hürriyet, Günaydın, Dünya, Referans, Hayat Tarih Dergisi, Hayat Mecmuası ve Belgelerle Türk Tarihi, Atlas Tarih gibi yayınlar başta omak üzere muhtelif gazetelerde ve dergilerde yüzlerce makalesi, araştırmaları ve Günaydın gazetesinde Cemal Dündar’ın resmettiği çizgi romanları yayınlandı.

H.Hüseyin Kemal

Google Aramaları

  • tugra kazıma kanunu
  • 1057 sayılı kanun
  • fatihin tuğrasının kazındığı okul
  • osmanlı tugralarını yok etme kanunu

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*