Son Haberler
Anasayfa » Genel » Mîllî Mücadelenin Ulusallığı Sorunu!

Mîllî Mücadelenin Ulusallığı Sorunu!

Eğer bir kişi kendi halkına lâyık gördüğünü başka halklara da lâyık görmüyorsa, kendisi için gerekli saydığı özgürlüğü başkaları için de gerekli saymıyorsa, böyle birinin gerçekten özgürlük diye bir sorunu olabilir mi?

Cumhuriyetin kuruluşundan beri Kürtlere yönelik inkârcı, ırkçı bir siyaset takip edilmesi, Türkiye´de faşist hareketin gelişmesinde önemli bir etken olmuştur. Çelişik olarak, Kürt Ulusu´nu yok sayma resmi ideolojinin önemli bir halkasını oluşturmakla birlikte, bu aynı zamanda söz konusu ideolojinin en zayıf halkasıdır. Var olan bir ulusu bilinçle yok etmek mümkün değildir. Kürt sorununu ne kadar yok saymaya, unutmaya ve unutturmaya çalışsalar da, baştan sona tahrif edilmiş bir tarih içinde bile apaçık bir biçimde kendini gösteriyor.

Afrika´nın, Latin Amerika´nın uzak yerlerindeki ırkçı-faşist baskılara tepki gösteren kimi Türk aydınlarının, burunlarının dibindeki bir ulusun yaşadığı trajediyi göz ardı etmeleri, Kürt sorunu karşısında bağnaz birer şoven kesilmeleri; diktatörlere karşı olmaları, ama kendi geçmişlerindeki diktatörleri bunun dışında tutmaları vb. çifte standardın ne kadar köklü olduğunu da göstermektedir.

Resmi tarih Kürdistan´ı dünya haritasından çıkarınca üzerinde yaşayan ulusu da yok etmesi gerekiyordu. Buna da bir çare bulundu. Kürtler, Dağlı Türkler ilan edildi. Dağlı Türkler soy olarak, öz olarak, kökenleri bakımından Türk olmakla birlikte, Gerçek Türklerden iki yerde ayrılıyorlardı: Bir kere dağda yaşıyorlardı! Üstelik dağda yaşarken Türkçeyi unutuyorlardı!

Yaklaşık yetmiş yıldır Kürt kimliği ve o kimliğin en temel öğesi olan Kürtçe diye bir dilin varlığı inkâr edildi. Kürtçe, Türkçenin bir lehçesi sayıldı. Oysa Kürtçe Hint-Avrupa dil grubundandır. Türkçe ise Ural-Altay dil grubundandır.

Sömürgeci siyasetin temelinde, sömürülen halkın gerçek tarihini yok etmek, onun tarihi geçmişini inkâr etmek ve sömürgeci ulusun istediği bir tarih versiyonunu ona empoze etmek yatar. Bu nedenle baskı altında tutulan ulusun kendi tarihini (geçmişini) hatırlatacak ne varsa imha edilir. Kemalistlerin de yaptığı buydu. Kütüphanelerde Kürtlerle ilgili, onların tarihiyle ilgili ne varsa yok edildi. Tüm yöre adları değiştirildi.

Nüfusunun %3 ila %4´ü dışında kalanının Kürtçeden başka bir dil bilmediği dönemde Kürtçenin kullanılması yasaklanmıştı. Resmi olmayan durumlarda da Kürtlerin yaşadığı kent merkezlerinde bu yasağa uyulmasını sağlamak amacıyla memurlar görevlendiriliyordu.

Kafa karışıklığı yaratan bir şey de, Türkiye´de Kürtlerin devlet aygıtı, siyasal partiler ve iş dünyasında en yüksek düzeylere kadar çıkabiliyor olmalarıdır. Gerçekten Kürtler Kürt Kimliklerini inkâr ettiklerinde kendilerine bütün kapılar açılmaktadır. Kimliklerini inkâr etmek pahasına kendilerine tüm kapıların açılıyor olması, önemli bir yanılsama yaratmaktan da geri kalmıyor. Bir Kürt, öz kimliğini inkâr ettiğinde, ekseri bir ırkçı ve Kürt düşmanı da olmaktadır.

Türk Devleti´nin başlangıçtan itibaren militarist, otoriter, baskıcı, antidemokratik bir nitelik kazanmasında Kürt sorunu önemli bir ağırlığa sahip olmuştur. Devletin militarist yönünün ağır basması, güçlü bir ordu besleme zorunluluğu sadece dış düşmanların sürekli ve yakın tehlike oluşturuyor olmalarıyla açıklanamaz.
(75-104)

Bir yorum

  1. Bu metin Türk Devletinin birlik ve bütünlüğüne terör penceresinden bakarak kaleme alınmıştır. Gerçeklerden uzak, asla samimi olmayan düşünceleri içerir. Kim ki Türk milleti Kürt kimliğini inkar etti derse, ve onlara hakkını vermedi diye ilave ederse o ya gerçelleri bilerek saptırmaktadır, yada Emperyalist düşünceye hizmet ediyor demektir.
    Neden mi?
    Türkiye Kürt kimliğini, Dili’ni yok etmek isteseydi: Cunhuriyet tarihinde bir arpa boyu yol alırdı. Halbu ki Doğu ve Güneydoğuda Türk kimliğini kaybetmiş, Türkçe’yi nerdeyse unutma noktasına gelmiş bir çok Türk ver. Ama bir tane Kürtçeyi unutmuş, Kürt’üm derken orgazma ulaşmayan Kürt yok!
    Tuncel’de yaşayanlar öz be öz Horasan Türkleri olduğu halde göbeğni kaşıya kaşıya ben Türk’üm diyemiyor.
    Diyarbakır’ın Karacadağ eteklerine yerleşik onca köy Türk aşireti olduğunu unutmuş.
    Kaldı ki Türkiye Cumhuriyeti bir mozaik! Hangi Ülke Tek bir ırktan oluşmuş? Her devletin içinde birden çok etnik nüfus var.
    Şu anda AKP iktadarı içinde sayısız Millet Vekili, Kabinede bir çok bakan var. Nerdeyse Türk kökenliler Türk’üm demeye korkarken onlar inadına Kürt olduğunu ifade ediyor.
    Üstelik de Milletin gözünün içine baka baka. Türkiye başbakanı bir gürcü. Türk Milleti öyle asil bir millet ki kimsenin etnik kimliğini konturol etmiyor.
    İşte asırlar boyu devlet olma bilincinin verdiği özgüven bu!
    Kürt- İsmi İle Türk ismine lütfen bir bakın! Hiç böyle tesadüf gördünüz mü? İçindeki harflerin hepsi aynı. Sadece (T) ile (K) harflerinin yer değiştirmesi ile iki farklı mana üreten bir kelime.
    Kuran ifadesi ile azıcık aklını çalıştıran bundan bir anlam çıkartır.
    Ben derim ki Anadolu üzerinede emelleri olan Emperyalistlerin çıkarına hizmet edenler, Ne Kürt’e ne de Türk’e hizmet etmiyor.
    Onlar için söylebecek çok daha açık ifadeler var ne yazık ki, yazsam onlar ondan da anlamaz. Mustafa Kemal’in Osmanlının küllerinden yaktı cunhuriyet ateşi hala şimdi bile ışık saçıyor. Hem de yalnız Türkiye’ye değil dünyaya.
    Ağzına Atatürk kelimesini almayanlar, onu aydınlattığı yolda yürüyor ve örnek devlet olma ünvanının meşalesinşi taşıyorlar.
    Azıcık beyni olan düşünen akıl bunları görür…

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*