Son Haberler
Anasayfa » Belgeler » MUSTAFA KEMAL BİZİ KURTARDI” ÜZERİNE ANALİZ;

MUSTAFA KEMAL BİZİ KURTARDI” ÜZERİNE ANALİZ;

zzzzzzzzzzzzzzzzzzzz

MUSTAFA KEMAL BİZİ KURTARDI” ÜZERİNE ANALİZ;

Anadolu’yu Anadolu kurtaracak. Mustafa Kemal nerede o zaman dersiniz? Meclise girip mebus olmak için gün sayıyor. Oysa Çerkez Ethem Yunan kesiyor.Bizim Karabekir nerdeydi dersiniz? Ermeni kovalıyor. Yani M.Kemal ben mebus mu olsam düşüncesindeyken Şahin paşalar, Karabekirler, Çerkez Ethemler silah sallıyor. İsmet Paşa nerdeydi derseniz? Ankara’da tellalla aranıyor.

Kurtuluş konusu çok önemli ve hassas bir konudur. Onun için şu yazdıklarımı önemle okuyunuz. Atatürk; pek çok önemli karede, pek çok önemli olayda, çocukken dudaklarımızda, annelerimizin vicdanında, babalarımızın civanmertliğinde, dedelerimizin “hey gidi günler hey” inde, sigarasını yudumlayıp uzaklara bakan akademisyenlerin gözünün ucunda, bazen televizyonlarda sevimli hallerde … “Anadolu’yu o kurtardı” Ne bir insanın salt gücüyle ne de bir insan tek başına koca bir vatanı kurtarabilir. İnsanları kurtaran insanların içindeki duygular ve bu duyguları harekete geçiren düşüncelerdir. “O olmasaydı” Bu laf, kolaya kaçanların ağzında nerdeyse 1 yüzyıl boyunca tekrarlana gelmiştir. M.Kemal hakkında konuşup susturulan insanlar, bir şey söyleyeceğim deyip “pardon” deyip korkanlar, torunlarımın başı belaya girer diye susan dedeler, şu dediklerimi iyi dinlesinler. 1876-1908 ve 1922-1938 şu dönemleri çözen bir vatandaş, Türkiye tarihini başlı başına söker. 1908 Abdülhamid’in tahttan indirilmesi ile devletin temel ideolojisi çözülmüş, devlet meseleleri bilgisiz çocukların eline kalmıştı. 1 gecede general yapılan askerler, ortalığı boş bulup, bol sıkan çakma siyasetçiler, vatan millet deyip, Anadolu dışında savaşmayı yeğleyen budalalar… bir derya gibi akmıştır Anadolu’da Gelelim asıl meseleye. “Osmanlı devleti yıkılmış bir devlet değil, durdurulmuş bir medeniyettir.” Asırlarca onlarca düşmanla, tek başına, ve çok uluslu olmasına rağmen 600 sene ayakta kalan Osmanlı artık yorulmuştu. 1.Dünya savaşı ile o kahraman denilen “İttihat ve Terakki” ileri gelenleri yurt dışına “KAÇMIŞTI”. Ne yüzle geri gelsinler, o yüz mü vardı onlarda? Komutansız bir ordu, silahsız ve aç bir millet. Ucu saraya çevrilmiş toplar, daha sonra komut bekleyen bir halk… İşte böyle bir manzarada Vahdettin padişah oldu. Bu sırada değil Vahdettin, Fatih Sultan Mehmed olsa ne yapabilir? Vahdettin padişah olur olmaz divanını topladı ve bir karar aldı. Anadolu’yu Anadolu kurtaracak. Mustafa Kemal nerede o zaman dersiniz? Meclise girip mebus olmak için gün sayıyor. Oysa Çerkez Ethem Yunan kesiyor. Herkes şurayı çok yanlış bilir. Vahdettin Atatürk’ü en yüce gördü diye onu Anadolu’ya yolladı. Hayır, bu yanlıştır. Kazım Karabekir dahil tüm kuvvet komutanları ondan üst rütbedeydiler. Atatürk konumu gereği Samsun’a gönderildi. Bizim Karabekir nerdeydi dersiniz? Ermeni kovalıyor. Yani Atatürk ben mebus mu olsam düşüncesindeyken Şahin paşalar, Karabekirler, Çerkez Ethemler silah sallıyor. İsmet Paşa nerdeydi derseniz? Ankara’da tellalla aranıyor. Atatürk’ün ona ihtiyaç duymasının nedeni İsmet paşanın aklından değil rütbesindendir. Atatürk’ü Anadolu’ya Vahdettin göndermiştir. Bu da mektubu ile gayet açıktır. Atatürk de zaten diyor “emrinizdeyim sultanım” Bir diğer kanıt; Atatürk, Bandırma vapuru ile giderken, iskelede İngilizler ona dokunmamıştır bile. Bu da Atatürk’ün Anadolu’ya kendi başına gittiğini çürütür. Bir diğeri Vahdettin’in verdiği altınlardır. Bir diğeri Bandırma vapurunun çürük değil son derece kullanışlı bir vapur olduğudur ki Samsun’a sadece 13 günde gitmiştir. Atatürk nasıl tek adam oldu? Atatürk başta Karabekir, Fevzi Çakmak, Rauf Orbay gibi gözünü hırs bürümemiş adamların yanında devamlı birlikten yana olmuştur. Ne zamanki ipleri eline almış o zaman: “bazı kafaları keseceğim” demiştir, hem de meclisin orta yerinde. Hem de ünlü 5li grubun “sadece sözcüsü” olma vasfını yırtarak. Artık “padişahın durumu savaştan sonra belirlenecektir” hükmü “ben padişahı sürdüm kararım da budur”a getirmiştir. Karabekir ona “bunu konuşmamıştık” demesi, başından beri birlikte hareket ettiklerinin ta kendisidir. Ne zamanki Atatürk Karabekir’i kendine tehlike görmüş işte o an, Atatürk’ten olmayan herkes “hain” diye damgalanmıştır. İnsaf diyorum sadece. Karabekir o an anlamıştır işin işten geçtiğini. Bu yapılanların hepsinin saltanat için olduğunu anlayan Karabekir ne yapabilsin bu durumda? Onun kalbi o kadar katı değildi ki Anadolu’dan gençleri toplasın kardeşi kardeşe kırdırsın. Çok defa rejimi devirmek için insanlar yanına gelmiştir. O olsun, diğerleri olsun asla müslümanı öldürmeyi kafasından geçirmemişlerdir. İttihat kadrosu derken sakın yanlış anlamayınız. İttihat kadrosunun ileri gelenleri hem masondur hem de vatanı kurtaracak ne yüreğe ne de güce sahiptir. Böyledir çünkü yurtta duracak cesareti gösterememişlerdir. Burada İttihat bürokratına lafım yoktur. Adam yazı işlerinde müdür, gizli polis veya herhangi bir meslekte, milleti için çalıştığını ifade ediyor ve samimi. Ne suçu var, Enver’in çocukluklarında. Kars’ta ileri harekat yapmak isteyen Enver gece bir köye gelmiş ve oturmuş yaşlı heyeti ile. Yaşlılardan biri demiş ki “Enver evladım önümüz kıştır bu ne akıldır harp edersin, askerlerin üzerinde giyecek yokken.” Hemen köpürmüş: “Dede sen ne anlarsın devlet işlerinden” Burada Enver, hırsı yüzünden 100 bin müslümanı boşu boşuna öldürtmüştür. Sakın bana öldürmek istememiştir demeyin. Enver’in amacı şudur: Yakup Cemil’in Talat Paşa’nın karizmasını ancak “Ben Rusları yenersem alt edebilirim.” İşte bu hırs uğruna 100 bin müslüman tek kurşun atmadan şehit olmuştur. Ruhları şad olsun. Ben de diyorum ki Atatürk’ün içindeki yönetme hırsı tüm vicdanını alt üst etmiştir. Kolay mıdır sanki? Onca harbe gir, sınav kazan sonunda sessizce öl. 1923 öncesi Atatürk’e bakılınca gayet samimi şeyhülislam nispetinde Müslüman, yöneticilerine itaatkar, vatan millet lafını asla ağzından düşürmeyen yakışıklı bir komutan. Olabilir sabetayist veya Türk. Ama aziz kardeşler bu değildir, insanı suçlu kılan. İnsanı suçlu kılan; içindeki nefsi dışındaki amelidir. 1923’ten sonra ipleri eline alınca o Atatürk, ne seçim yaptırır, ne insanların istediği gibi giyinmesine tahammül eder ne de … Uzar ve gider bu sebepler. İşin aslında Atatürk, asla ve asla tek lider değildir. Sahip olduğu gücü padişahın şahsı manevisinden ve himmetinden, askerlerden, ittihatçı kadrolardan ve cefakar halktan vb. almış; ipleri ele alınca maalesef bu güveni boşa çıkarmıştır. Öyle ki hala bazı insanlar yanlışlarına “olabilir, paşadır ya, atamdır yapar” diye geçiştiriyorlar. Bu bizim milletimizin kanaatkarlığından, saflığından, tahammülkarlığından, tutuculuğundan kaynaklanır. Alman halkına gel sen; dil, din, kültür dayatması yap, bak bakalım seni ne yapıyorlar. Ki Hitler’in şu anda Almanya’da ne bir heykeli vardır ne de bir hatırası. “Ruslar Hitler’in cesedini saklıyor” diyorlar ya, bu külliyen yalandır. Onun cesedini yakıp ortadan kaldıranlar bizzat Almanlardır. Gelin “Atatürk olmasaydı” lafını bırakalım. “Allah bizi yaratmasaydı biz olmazdık” diyelim, İnsanın saltanatıyla, Allah’ın saltanatını asla kıyaslamayalım. Yoksa kaybedenlerden oluruz. Dünyada ne saltanatlar geldi geçti. Hepsi bir bir gitti. Baki olan Allah’ın saltanatıdır. Sadece önemli olan vatana millete hizmet değil; asıl önemli olan Allah’a hakkıyla kulluk edebilmektir.

ATATURK BİZİ KURTARDI 2 NCI KSIM

Evet kardeşler geçen yazımızda Mustafa Kemal’in bizi kurtarıp kurtarmadığını aktarmıştık. Bu yazımızda biraz daha konuyu açalım dedik. Şimdi küçük küçük düşündüğümüz şeyleri biraz daha büyütelim ve büyük düşünelim.

Mustafa Kemal Yıldırım ordularının dağılmasından sonra 7 ay 16 gün İstanbul’da mebus olmak için kalmış(1) İngiliz valisi olmak istiyorum(2) demiş, Anadolu’ya Vahidüddin tarafından yollanmış(3) ipleri ele alınca övdüğü o halifeyi yurttan kovmuştu. Osmanlı hanedanından o kadar ürkülmüştü ki hanedanın kadın üyeleri 1952’de erkek üyeleri 1974’te yurda girebilmişti. Gerek paşaların gerek vesikaların verdiği bilgiler ve Kemalistlerin yazdıklarına göre edindiğimiz bilgiler son derece önemlidir.

15 Mayıs 1919’la başlayan işgaller neden 1922’ye kadar durdurulamamış, oysa Fransız işgali (12 Kasım 1918-12 Şubat 1920), -1 sene 3 ay- sürmüş, İtalyanların işgali (29 Nisan 1919- 6 Haziran 1919) -2 ay- ile Afyonu bile görememiş, Ermeniler kendi halk desteklerinin olmasına rağmen Gümrük’te teslim olmuşlar, fakat Yunanlılar (15 Mayıs 1919-30 Ağustos 1922) –tam 3 sene 3 ay- yurttan atılamamıştı ? İngilizler İstanbul’u 20 mart 1920’de işgal etmiş, Yalnız Ankara’ya gelip 5 bin nüfuslu bir yeri ve meclisini dağıtmayı istememişlerdi. Güya bütün bir İngiliz ordusu Türk milletinden korkmuş –sanki 1.Dünya savaşında yenmemişler gibi- ve o yüzden Ankara’ya girmemişlerdi. Tabi bu sorular kitaplarda yaygınca açıklanmıyor. Resmi tarih bu konuda bize bilgi vermiyor. Arşivler açılmıyor. Batıdaki arşivlere baktığımız zaman bu arşivler sadece devlet mahremiyetini ilgilendiren vesikaları açmamıştır. Yani özetle şunu sormak lazım gelir. Acaba biz, arşivleri açacak yüzümüz olmadığımız için mi yoksa bir şeylerden korktuğumuz için mi açamıyoruz ? İsmet İnönü’nün Osmanlı arşivlerini hurda kağıt diye Bulgaristan’a sattığından haberdarız mutlaka.(4)

Bu konuda bizi ilk olarak aydınlatan şey paşaların hatıralarıdır. Paşaların hatıralarından yola çıkarak resmi tarih bilgilerimizi karşılaştırmaya gidiyoruz. Eklenen belgeler de olayları tam olarak gün yüzüne çıkarıyor. Aslında her şeyin anlaşılması için arşivlerin açılmasına gerek yoktur. Çünkü eldeki bilgilerle gerçeğe ulaşmak bizim için yeterli ama zordur.

Kurtuluş savaşında bahsettiğimiz gibi acaba bu savaş ne kadar büyüktü? Ya da kimi kimden kurtarıyordu ? Ona “Kurtuluş savaşı” mı demek lazımdır? İlk millet meclisimiz TBMM mi yoksa Kars’taki meclis midir? Balıkesir neden bağımsızlığını ilan etmiştir? Bu konuda bilgiler ise çok ilginçtir. Çerkes Ethem’in yazdığı anılarda şundan bahseder. “Ankara’ya geldiğimiz vakit Mustafa Kemal ve diğerlerine şu soruyu sordum “Bunca senedir ne yaptınız? Tartışmaktan ve ceplerinizi parayla doldurmaktan başka?”(5) Yani Çerkes diyor ki: bu savaş çok önceden bitirilebilirdi bu kadar uzamasının ne anlamı vardı?

İngilizler için sömürge demek adeta yaşam demekti. Bildiğiniz gibi İngilizler 1900’lerde dünyanın süper gücüydü. Ama savaştan yorgun çıkıp erimekte olan bir süper güç. Osmanlı ile bozuşmasının tek nedeni Hindistan’daki sömürge yollarının üstünde bir İslam devletinin olmasıydı. Elinden geldiğince Osmanlı’yı yıkmaya, daha doğrusu susturmaya çalıştı ve bunu İttihatçilerin sayesinde başardı. Ali Fuat’tan öğrendiğimiz bilgilere göre Rusya, Sakarya savaşı öncesi Mustafa Kemal’in yapamayacağını ve başka birinin desteklenmesi gerektiğinden bahseder.(6) Oysa Rusya gerçekte Türkiye’nin kazanmasından taraf değildir. Diyeceksiniz ki silah yardımı yapmıştır. Yardım yapmasının nedeni Türkiye’nin Osmanlı tipi bir devlet olmasını istemediğinden ve emperyalizme karşı komünist tarafında bir dost görmek istemesindendir. Daha sonra böyle de olmuştu. Yeni kurulan Türkiye Osmanlı tipi bir “devlet” olmadığını belirtmiş ve bu yolda bu savı desteklemek için inkılaplara girişmiştir. Mustafa Kemal “Sarık ve cübbe ile muvaffak olmanın imkanı yoktur. Artık medeni bir millet olduğumuzu cihana ispat ettik”(7) demesi Osmanlı’dan farklı olduğunu belirtmek istemesidir. Yoksa o da biliyor şapka giymekle medeni olunamayacağını. Daha sonra gerçi içeride de temizlik hareketlerine girişmiştir. Erik Jan Zürcher’in dediği gibi, Nutuk, aslında 1919-1927 yıllarını anlatan bir tarih metni olarak okunmamalı. Daha çok İzmir suikastı ve sonrasında İttihatçıların ve Milli Mücadele kadrolarının neden tasfiye edildiğinin bir muhasebesi, yani bir hesaplaşma metni olarak okunmalıdır.(8) Rusya bu aşamadan sonra –söylediğimin kanıtı- Türkiye’de komünizmin yayılması için mükemmel derecede uğraşmış ama başarılı olamamıştır. Peki İngiltere ne yapmıştır. Osmanlı’yı yıkması için Mustafa Kemal’le kağıt üzerinde anlaşmış mıdır? Bu belgeyi aramak gereksiz olur. Çünkü, Mustafa Kemal yeni kurulan devletin meşru olması ve devam edebilmesi için Batı, daha doğrusu İngiltere yanlı bir siyaset gütmesi gerektiğini, aksi halde yeni bir İngiliz çıkartmasına hedef olacağını çok iyi biliyordu. İngiliz kırması Amerikalılar’a hiç derin muhabbet yokken görüntülü konuşmasında “Türk milleti ABD milletine derin bir muhabbet hisseder” diyor. Acaba bu derin muhabbetimiz nereden geliyor? Doğrusu büyük bir soru.

İngilizler tabi ki uzun bir süre Anadolu’yu işgal altında tutamayacaklardı. Kavgalı bir Türk milleti, sömürge yollarında bulunan bir Türk milleti, uzun zamandır problemleri olan bir Türk milleti… İngilizleri tabi ki elinde sonunda Anadolu’dan atacaktı. Çünkü Anadolu, Türkler’in çıkamayacakları anavatanlarıydı. Acaba bu kadar uzun bir direniş için Mustafa Kemal’in ömrü “lider” olmaya yetecek miydi. Bunun da hesaplarını iyi yapan Mustafa Kemal çok uzun süre bir direnişten yana değildi. Nihayet İngilizleri karşısına almadı ve böyle bir devletin kurulması ile ayakta kalabileceğini ve “lider olabileceğini” kavradı. Mustafa Kemal’in şu sözü İngiliz çıkarları ile kavga edemeyeceğini gösteriyor. -dikkat ediniz, etmeyeceğini değil “edemeyeceğini” belirtiyor. “Hükümetin Musul konusunda İngilizlerle ikili görüşmeler yaparak anlaşmaya çalışmanın, anlaşamazsak olayı Milletler Cemiyeti’ne getirme kararını kabul ettiğini açıklar. Eğer Milletler Cemiyeti aleyhimize karar verirse, bu kararın kabul edilmeyeceğini de belirtir. Durumun o zaman verilecek kararla çözümleneceğini de ekler” Oysa meclis Musul’u alma taraftarıydı. “Fakat savaş uzun sürer” diyip, kestirip attı. (9) Yapmış olduğu inkılaplar da dediğimizin kanıtıdır. 1919 Türkiye’sinde nefret edilen o Batı milleti, acaba ne olmuştu ki, kültürlerini, inançlarını, medeniyetlerini, alıp bağrımıza bastığımız bir Batı milleti olmuştu ? Bunun tek açıklamasını yine kendisi veriyor. Ama ne diyoruz görecekler göz lazım. Mustafa Kemal Amerikalı gazeteci Dorothy Thompson’a “Evet ben diktatörüm ama Demokrasiyi dikte ediyorum” demedi mi ? Yani ipleri ele öyle bir almış ki her şeyi ifade etmekten çekinmiyor, sanıyor ki bütün bir Anadolu milleti beni takip edecek, bu hatıralar da ileri de hoş bir anı olarak kalacak. Yani Bir Napolyon, Kanuni, Fatih Sultan Mehmed, Herakles, Washington, Marx vb kadar ünlü olacak.

Mustafa Kemal’in kafasındaki olan en derin düşüncelerinden biri şudur. Avrupa, dinini kısarak ilerleme göstermiştir. Dolayısıyla din ilerlemenin önündeki engeldir. “Din yok millet var”(10) Yani ben de dine karşı olursam ben de bir ilerleme kaydederim. Laiklik meselesine girmek lazım. Laliklik denen kavram Hıristiyan dünyasında zaten doğuşuyla beraber vardır. Çünkü İslam’daki gibi Hz.İsa’nın ne elle yemek yediği, nasıl cihat ettiği, neye nasıl baktığı, yanındakilerin sözlerin doğruluğu, evlenme boşanma adabı, tuvalet adabı, temizlik adabı, ekonomi görüşü, devlet yönetme stili ayrıntılı değildir.. Dolayısıyla devletin dinden sıyrılması veya ayrılması denen kavram yoktur Hıristiyan devletlerde. Çünkü bunun ne İncil’de açıklaması vardır ne de Hz.İsa’nın bu konuda verdiği bilgi. Yani demek istiyorum ki herkes Hıristiyan şeriatın varlığını bilir. Oysa 30 bin fıkıh hükmü ile Hıristiyan şeriatını karşılaştırmak mümkün bile değildir. Dolayısıyla içlerinde geliştirdikleri laiklik sınıf anlamında laikus –dinde olmayan- anlamında kullanılırdı. Bizim ülkemize geçtikten sonra bu kelime süslendi hoşgörü ve din devlet ayrımı diye anlatıldı. Sanki bizde devlet ve din ayrımı ve dahi hoşgörü yok, biz asırlarca kimseye hoşgörü göstermemişiz gibi. Bizim ülkemizde anayasada belirlenen laiklik hükmü asla açık bir hüküm değildir. Devlet laiktir ama kime göre, neye göre, kimin laiklik anlayışına göre, hangi insan grubuna göre ? Hilafet dediğimiz olgu Müslümanların başı olmak demekti. Gayrımüslimlere de kendi liderlerini seçme hakkı verilmedi mi? Yani saltanat hilafete karışmamıştı. Hilafet hem Müslümanları korumak hem de saygınlığın bir sonucuydu. Şu an kimsenin “biz hilafeti sahipleniriz” diyecek gücü yok dünya İslam devletlerinde. Osmanlılar, Yavuz Selim Mısır seferini yapmadan önce de kendilerine halife diyorlardı. Kutsal emanetlerin gelmesi ile sanki halifelik Osmanlı’ya geçti zannediliyor. Oysa durum böyle değildir. Saltanat tüm milletlere karşı kullanılan bağlayıcı bir güçtür. Hilafet ise Müslümanları bağlayan bir güçtür. Yani hilafet hükümleri ile gayrimüslimlere bir hüküm, ceza, emir mi verilmiştir? Tabi ki “Hayır”. Bu yüzden Laikliği bize bırakan daha doğrusu hediye eden Mustafa Kemal’in ileri görüşlülüğüydü.(?)

İngiltere’nin Anadolu’daki gayesi sömürgeye giden yolları kollamaktır. Öyle bilindiği gibi Batı Anadolu’daki 3 5 kiliseyi kurtarmak, haçlı seferleri gibi seferler yapmak, kutsal kasenin peşine düşmek gibi taassup görüşlerle hareket edecek bir millet değildir İngiliz milleti. Bunlar işin süsüdür. “Sömürgeye giden yolda Anadolu sonsuza kadar elde tutulabilir mi? Hayır. Yani ne yapmak gerekiyor? Bizim çıkarlarımızı savunacak bir devlet var edersek bu devlet milletine söz geçirir.”(11) İşte aynen böyle olmuştur bu anlaşma. Yazı yok ama vücutlar, gözler eller ve diller birbirlerini anlıyor.

İngiltere’nin korktuğu devlet Türkiye değil Rusya’ydı. Olası bir İngiliz işgalinde Rusya ne yapacaktı ? Sömürge yollarına giden bir yolda İngilizler’in Rusya gibi bir düşmanla baş edecek bir gücü var mıydı? Rusya daha öncesinde Erzurum’a kadar gelmiş, devrim çıktığı için geri dönmek zorunda kalmıştı. “Bir hesap yarım kalmıştı” Yani İngiltere’nin küçük bir devletle savaşacak bir gücü var ama büyük bir devletle asla. Kendi gücünü toplaması 1940’a kadar sürmüştür.

Yazının devamı gelecektir.
Kaynaklar
1) 30 Ekim 1918’le beraber Samsun’a hareket etmeden 16 Mayıs 1919’a kadar

2) Price’ın Extra-Special Correspondent (Çok Özel Yazışmalar) adlı kitabından (1957, sayfa 104) aktaran Gotthard Jaeschke, Kurtuluş Savaşı ile İlgili İngiliz Belgeleri, Çeviren: Cemal Köprülü, Ankara 1991, Türk Tarih Kurumu Yayınları, s. 98.

3) Cemal Granda – Hatıra Defteri

4) Son Posta, 4 Haziran 1931

5) Çerkes Ethem’in Anıları – Dünya Yayınları

6) Milli Mücadele Hatıraları –Ali Fuat Cebesoy

7) Cumhuriyet Gazetesi – 28 Kasım 1925

8) Erik Jan Zürcher – Milli Mücadelede İttihatçılık

9) Mim Kemal Öke – Musul Kürdistan Sorunu

10) Ruşeni Barkın bu yazı dizisini M.Kemal’e sunup “aferin” almıştı.

11) İngiltere seslendirmesi

 

Google Aramaları

  • cemel paşa ismet paşa için ne için tellal gö dersi
  • atatürk gerçektrn bizi kurtardı mı
  • ataturk samsuna cikarken vapuru arandi nutuk
  • ingiltere ipleri ele alıyor
  • mustafa kemal ataturk devleti neden kurtardi
  • Mustafa Kemal Bize şu soruyu sordu

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*