Son Haberler
Anasayfa » Genel » Mustafa Kemal’in Bir Gazeteye Verdiği Demeç ve Bunun Tahlili

Mustafa Kemal’in Bir Gazeteye Verdiği Demeç ve Bunun Tahlili

Mustafa Kemal’in Bir Gazeteye Verdiği Demeç ve Bunun TahliliŞurada Mustafa Kemal’in Fransız yazar Maurice Bourneaux’ya verdiği bir demeç üzerinde durmak istiyorum. Bu demeç Vatan gazetesinin 302. sayısından alınmıştır.

“Türklerin en mutlu tarihî dönemleri, sultanların halife olmadıkları dönemlerdir. Daha sonra bu sultanlardan biri, servet ve nüfuzunu kullanarak hilafeti ele geçirdi. Oysa Peygamber, öğrencilerine, halkların yönetimini üstlenmelerini değil, onları İslamiyete davet etmelerini emretmiştir. Bunun tersi aklından bile geçmemiştir.

Hilafet, hükümet ve siyaset demektir. Halife bu görevini yerine getirmek isteyip, tüm Müslüman halkları yönetmeye kalksa bunu nasıl başaracak? Halifenin, tüm İslâm halkları üzerindeki velayetinin gereği dinî görevini yerine getirmesi, gerçeklerden değil, kitaplardan alınmış bir düşüncedir. Ne İranlılar, ne Afganlılar, ne de Afrika Müslümanları şimdiye kadar İstanbul halifelerinin hükmüne girmiş değillerdir.

Eski geleneklerimize saygı göstererek halifeye dokunmadık. (Kemalistler, Müslümanların tepkisinden çekinerek hilafeti ortadan kaldırmakta “tedriç” politikası izlemişlerdir.)

Onun ve ailesinin geçimlerini ve gereksinmelerini üstlendik. Türk halkı, İslâm âleminde halifenin nafakasını yüklenen tek halktır. Halifenin ilişkilerinin tüm Müslüman halkları kapsaması gerekliğini savunanlar, şimdiye kadar hilafetin yüklerine iştirak etmediler. Şimdi ne istiyorlar? Türk halkının tek başına hilafet yükünü taşıması, halifenin nüfuz ve yönetimini gözetmesi haksızlıktır.”

Hilafetin, Osmanlılara mutsuzluk getirdiğini söylemesi, vicdanındaki hilafet karşıtlığından kaynaklanmaktadır. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in ashabını, öğrencileri şeklinde ifade etmesi ise onun Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in bir zaviye şeyhi veya bir ekol öğreticisi olarak düşündüğünü ya da Hz. İsa’nın havarilerini onun öğrencileri olarak ifade eden Hıristiyan kültüründen ilhamla bu değimi aldığını gösterir.

(Burada müellifin, derin anlayışına ve kelime kullanımında gösterdiği hassasiyete tanık oluyoruz. Çağımızda İslâm’a yönelik ilk saldırılar, önce sahabeye sövmekle başlamış, sonra bu İslâm tarihi ve medeniyetine saldırıya dönüşmüştür.)

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem hakkındaki sözlerinden ise, itikadî bozukluk ve çelişki sezilmektedir. Bu adamın sözlerinden, şunlar anlaşılıyor:

Tüm Müslüman halkları kapsayan hilafet, mânâsız bir lâfızdan ibarettir. Çünkü hilafet hükümet demektir. Ancak halifenin yeryüzünün doğusuna, batısına yayılmış birçok Müslüman halklar üzerinde hiçbir hükümet yetkisi ve otoritesi yoktur. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem İslâm hükümetinin değil, İslâm davetinin neşredilmesini emretmiştir. Tüm Müslümanların velayetine bağlı oldukları İslâm hilafeti, anlamı gerçekleşmemiş bir lâfızdan ibarettir. Dolayısıyla biz de, eski geleneklerimize saygı göstererek, hilafet ismini koruduk, halifenin nafakasını üstlendik. Türk halkı, tek başına bu yükü üstlenmeye devam ediyor. Diğer Müslüman halkların ise bu yükün taşınmasında hiçbir katkıları olmamıştır. Onun için, hilafet bizim iç meselemizdir, diğer Müslümanların buna karışma veya bizim halifeyi yetkilerinden soyutlamamıza itiraz hakları yoktur. Türk milletinin tek başına halifenin nafaka ve giderlerini üstlenmesi, halifenin nüfuz ve otoritesine boyun eğmesi haksızlıktır.

Mustafa Kemal’in söz ve tevcihatının özeti bu. Sözlerinden başka türlü anlamlar çıkarılması ise mümkün değildir.

Görüldüğü gibi, o, hilafete İslâmî nazarla değil, Selanikli tüccar gözüyle bakıyor. Bir İslâm önderi (!) hilafete böyle mi bakar? Hilafete bu gözle baktığı içindir ki, halifenin nafakasıyla ilgili sözlerini sık sık tekrarlıyor. Daha dün, zaman dalgalarının suyun altındakileri üstüne vurması gibi, hilafetin yetiştirip yükselttiği bu adam bugün halifenin nafakasını, halifenin ve İslâm ümmetinin başına kakıyor. Ayrıca Türk milletinin tek başına halifenin nafakasını üstlenmesini, halifeye ait yetkilerin gasbedilmesine gerekçe olarak takdim etmek istiyor.

Şimdi ona sormak gerek:

Türk milleti, senin hükümetinin halifeden daha az olmayan nafakasını nasıl üstleniyor?

Kendisinin devlete hizmet ettiğini, birkaç vilayetini kurtardığını söyleyecek, bununla övünecek. Oysa vilayetlerin birkaç misli fazlasını Birinci Dünya Savaşında ordu komutanlığı yaptığı yerlerde kaybetmiştir.

(Gerçekten, İttihatçı ve Kemalistler sayesinde Osmanlı devleti parçalanmıştır. O zamana kadar Türkiye, büyük devletlerden sayılırken, daha sonra Üçüncü Dünya devletleri grubuna dahil edilmiştir.)

Osmanoğulları ise, onun ve diğerlerinin kaybedip kazandıklarının tümünü kazanmış ve asırlar boyunca bu devlete hizmet etmişlerdir.

Onun kurduğu yönetimin, Türk halkı üzerindeki yük ve ağırlığı, sultanların yük ve nafakalarından kat kat daha fazladır.

Mustafa Kemal hilafet hükümetinin tüm Müslüman toplulukları kapsamadığını, dolayısıyla halifenin hükmünü geçiremediği halklarla bir ilgisi olamayacağını söylemek isterken, hilafetin hükümetten ibaret olduğu gerçeğini itiraf etmektedir. Onun bu ifadesinden şöyle bir netice çıkmaktadır:

Halife, hükümet etme yetkisini yitirdikten sonra, Türk halkıyla da bir ilgisi kalmamıştır. Şöyle diyor:

“Gelenekler gereği halifeye dokunmadık.”

Yani halife ismen kalacaktır. Mustafa Kemal’in sözlerinden anlaşılan budur. Ayrıca kitabımızda açıklamak istediğimiz gerçeği itiraf etmektedir:

Hilafet hükümetten ayrılamaz. Bu itirafı, Mustafa Kemal’e kullukları gereği hakkı yerinden saptıran yazar ve âlimlere ithaf ediyorum. İşte, efendiniz bu itirafıyla, sizlerden biri olduğunu ilan etmekte!

“O zaman, kendilerine uyulup arkalarından gidilenler, kendilerine uyanlardan hızla uzaklaşırlar ve o anda her iki taraf da azabı görmüşler, nihayet aralarındaki bağlar kopup parçalanmıştır.” (Bakara, 166)

Doğrusu Mustafa Kemal’in yakın bir zamanda, kendisine tâbi olanlar ve yolunu destekleyenlerden hızla uzaklaşacağını tahmin etmemiştik.

Artık onlara bir ihtiyacı yoktur. Çünkü hilafetin hükümetten soyutlanması operasyonunu bunları kullanarak başarıyla tamamlamıştır.

Şu anda onun yapmak istediği ikinci bir operasyon var:

Diğer İslâm halklarının hilafet meselesine karışmalarını önlemek. Bu operasyon gereği, hilafet ve hükümetin birbirinden ayrılamayacağını, bilakis hilafetin hükümet demek olduğunu itiraf ederek, onca yaptıkları ve söyledikleriyle çelişkiye düşmektedir.

Hilafet onun elinde çocuk oyuncağına döndü. Onunla dilediği gibi oynuyor. Hilafetin Türk halkıyla ilişkilerinde onu hükümetinden dışlıyor; dışardaki İslâm halkıyla ilişkilerinde ise hilafetin hükümetsiz olamayacağını ilan ediyor.

Ayrıca onun sözlerinden, hükümet ve otoriteden yoksun bir hilafetin, hiçbir halkla ilişkisinin olamayacağı anlaşılıyor ki, bu çok doğrudur. Mustafa Kemal, böylece, kendini seven ve savunanların iddialarını bizzat çürütmüş oluyor. Özellikle de eski Lazkiye mutasarrıfı hilafetin nüfuzunun, hükûmetten ayrılmasından sonra, tüm İslâm âleminde daha çok artacağını iddia ediyordu.

Bu adam ben patlıcanın değil, efendimin kuluyum diyen kimse gibi, hiçbir dinî veya siyasî meselenin hizmetçisi değil, Mustafa Kemal’in Mısır için kiraladığı bir kölesidir. Efendisinin onu yalanlayıp utandırmasının bir önemi yok. Efendi ve kölesi, aralarında, İslâm ve Müslümanlarla diledikleri gibi oynamaktalar.

Fakat asıl üzücü olan, gaflet ve ahmaklıkları yüzünden Mustafa Kemal’in gönüllü savunuculuğunu yapan, din dışılığa yardım ettiği halde dini savunduğunu sanan kimselerin varlığı!

Kaynak:Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi – Hilafetin Ilgası

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*