Son Haberler
Anasayfa » Mustafa Kemal ve Din » Mustafa kemal’in ‘Tarih Tezleri’ne veya Sözlerine Cevap veriyoruz.

Mustafa kemal’in ‘Tarih Tezleri’ne veya Sözlerine Cevap veriyoruz.

Mustafa Kemal Diyor Ki ; Türkler , Arapların dinini kabul etmeden evvel büyük bir milletti.Arap dinini kabul ettikten sonra Türk milletinin milli rabıtaları gevşedi ; milli hisleri ve heyecanı uyuştu . Bu pek tabii idi . Çünkü Muhammedin kurduğu dinin gayesi bütün milliyetlerin fevkinde bir Arap milleti siyasetine müncer oluyordu.Mustafa Kemal Diyor Ki ; Vahiy yoktur, Kur’an Muhammed’in düşüncelerinin ürünüdür.” bütün dinlerin denizin dibine batsın istiyorum Kaynak;  Medeni Bilgiler ve Atatürkün el yazıları Prof Dr Afet İnan –Türk Tarih kurumu basımevi –Ankara 1969 sayfa 364-365)

Mustafa Kemal Türk (ve müslüman) Degil ki Atatürk Olsun-Tüm Linkler ;

Daha fazla bilgi için şu linklere bakabilirsiniz;http://yakintarihimiz.org/mustafa-kemal-turk-ve-musluman-degil-ki-ataturk-olsun-tum-linkler.html

Cevap;   Kur’an, Hazreti Muhammed’in mi eseridir? Siz (kemalistler veya atatürkçüler) de Allah’ı, Cebrail’i, vahyi (kuran’ı kerim-i) inkâr mı ediyorsunuz? Sözkonusu “Türkler İslam’dan once çok medeniydi” (M.kemal) argümanına “masal” demek bile belki hafif kaçıyor; doğrudan “uydurma” demek daha isabetli olabilir. Çünkü, apaçık tarihsel bir gerçektir ki, Türklerin İslam öncesinde kayda değer bir medeniyeti yoktur. İslam öncesi dönemde bir “Türk sanatı”, “Türk mimarisi”, “Türk bilimi”nden söz edilemez. Orhun Anıtları haricinde, kayda değer bir “Türk ebediyatı” da yoktur. Olamaz da zaten. Çünkü İslam öncesi Türkler göçebe bir kavimdir ve göçebelerin “medeni” (yani şehirli) bir kültürü olmaz. Türklerin medenileşmesi, büyük ölçüde Arap-İslam medeniyetinin sayesinde olmuştur. Liselerde okuduğumuz “Kitabu Dîvânü Lûgati’t-Türk”ün yazarı Kaşgarlı Mahmud, düşünür ve bilim adamı İbn-i Sina gibi önemli Türk alimler, hep İslam sonrası döneme aittir ve Arap-İslam etkisiyle yetişmiştir. İslam öncesi dönemde dünyanın bilimine, kültürüne, sanatına katkıda bulunmuş tek bir ünlü Türk yoktur. Bu da hiç şaşırtıcı değildir; Türkler’in İslam’la tanıştığı 8, 9 ve 10. yüzyıllarda zaten dünyadaki yükselen medeniyet İslam’dı. Avrupalılar “karanlık” içinde iken, İslam medeniyeti bilim, felsefe, tıp, sanat, mimari, şehir düzenlemesi gibi alanlarda göz kamaştırıcı başarılar elde etmişti. Tarihçi (hem de Siyonist tarihçi) Martin Kramer’in ifadesiyle “eğer 1000’li yıllarda Nobel ödülleri dağıtılıyor olsaydı, neredeyse tümünü Müslümanlar alırdı.” Avrupa’da bilim ve felsefeyle uğraşmak için önce Arapça öğrenmek gerekiyordu.Türkler, işte bu yüksek İslam medeniyeti ile tanışıp onunla aydınladıkları için ilerlediler. Daha sonra da Selçuklu ve özellikle de Osmanlı tecrübesiyle Araplar’ı geride bıraktılar. Bugün Türkiye Arap ülkelerinin tümünden daha gelişmiş durumda. Ama bu, “İslam’a rağmen” değil, büyük ölçüde “İslam sayesinde” varılmış bir nokta. Eğer İslam’la tanışmasalar, Türkler bugün büyük olasılıkla Moğollar’dan pek farklı olmayacaklardı. Moğollar’ın bugün ne durumda olduğunu görmek isteyenler, dünyanın en geri ülkelerinden biri olan Moğolistan’a gidip biraz fikir alabilirler. “Türk’ün unutulmuş medeni vasfı” işte ordadır. İyi ki de unutulmuştur…Mustafa akyol – Gayri Resmi Yakın Tarih Siz de böyle mi düşünüyorsunuz? Türk milletinin millî hisleri, millî heyecanları İslâmiyet yüzünden gevşediği ve uyuştuğu için mi soyumuz dünyanın en muhteşem devletlerinden birini kurdu. Onu 23 milyon 337 bin 600 km2 üzerine yaydı. 624 yıl yaşattı ve tam 322 yıl, dünyada lider devlet olarak hükümran oldu? Dünyanın neresinde, millî hisleri uyuşan bir millet böyle zaferler kazandı?1936 yılında, İstanbul’da KAMALİZM isimli bir kitap bastırdı. Bu kitabın daha ilk sayfasında KAMALİZM’in yeni bir din olduğunu ileri sürdü: ”Siz de Kamalizmi veya Kemalizmi yeni bir din olarak mı kabul ediyorsunuz. Cevabınız evet ise alın ve hayrını görün. “Sizin dininiz size, bizimki bize. Bu millet sizin taptıklarınıza tapmaz. Siz de bu milletin taptığına tapmazsınız.SORUYORUM: Siz de böyle mi düşünüyorsunuz? Kur’an, Hazreti Muhammed’in mi eseridir? Siz de Allah’ı, Cebrail’i, vahyi inkâr mı ediyorsunuz? Etmiyorsanız öfkeniz neden? Kaynak; Türk yazar,gazeteci,avukat; Yavuz Bülent Bâkiler (türkiye gazetesi) Bütün dinleri iyi incelemiş olan, İngiliz ilim adamlarından Lord Davenport, Londrada bastırdığı (Hz. Muhammed ve Kur’an-ı kerim) adındaki İngilizce kitabında diyor ki: Bugünkü fen (bilim) ve medeniyetin, eski ve yeni eserlerin ve edebiyatın koruyucuları, Emevîler, Abbasiler, Gaz neliler ve Osmanlılar zamanındaki müslümanlar olmuştur.Kaynak; Lord Davenport, Hz. Muhammed ve Kur’an-ı kerim

Mustafa Kemal Diyor Ki ;

Kaza ve kader talih ve tesadüf tabirleri Arapçadır. Türkleri alakadar etmez ( Prof.İlhan Arsel Teokratik Devlet Anlayışından Laik Devlet Anlayışına)

Cevap;

Kuran’a göre islâm “bütün insanlara” gönderilmiş bir dindir. Atatürk’ün islâm’ı “Araplar’ın dini” olarak tanımlaması, İslâm hakkındaki fikrini özetlemektedir. Mealen; Bu bilen toplum için ayetleri Arapça bir Kur’an olmak üzere ayrıntılı olarak açıklanmış bir kitaptır. (fussilet 41/3) Allah herşeyi kader ile yarattı. (Kamer 49) Eğer kendilerine sorarsan ”Biz sırf lafa dalmış şakalaşıyorduk”derler Deki; Allah ile ayetleri ile ve peygamberi ile mi alay ediyorsunuz. (Tevbe 65)

Ne demiş;Türkçenin bir İslâm dili olduğu şeklindeki iddiamızda gözüpeklik gösteriyoruz. Türkçe, bir kavmin dili değildir; Türkçe İslâm’ın bir dilidir. Ve Allah bize, biz Türklere, İslâm’ın kılıcı olmamızın mükâfatı olarak bu lisanı vermiştir. şu mânâda: diyorum ki: Allah her millete layık olduğu bir dil vermiştir. Her millet hangi lisana layıksa o lisanla tekellüm eder. Dolayısıyla Türkler tarih sahnesine İslam’ın kılıcı olarak çıktıkları için Allah da onlara bir itikad dili verdi. Buna verdiğimiz ilk örnek şudur: Biz Türkler “kaza”ya uğrarız. Yani otomobil kazası geçiririz ya da bir yerden düştüğümüzde, “Başımıza bir kaza geldi.” deriz, değil mi? Kaza Arapça bir kelime ve kaderle birlikte kullanılıyor çoğu zaman. Ama Araplar başlarına böyle bir şey geldiğinde böyle söylemiyorlar. Yani biz Türkler hayrın ve şerrin Allah’tan geldiğine inanan bir kahraman ırktan geldiğimiz için Allah bize kazaya uğramamızın kader olduğunu öğretmiştir. Biz Türkler “kaza oldu” deriz. Yani Almanlar bunun için “unfall” derler, istenmeyen vaka anlamında. İngilizler buna “accident” der. Yani aslî olmayan bir şey oldu, arızî bir şey oldu, arıza oldu der ama biz, “kaza oldu” deriz. Bu sadece burada olup biten bir şey değil; bizim Türkçe konuştuğumuz her şey itikadımızla alâkalıdır. Biz Arapça olmayan, Farsça olmayan şeyleri de dinimize uygun olarak telaffuz ederiz. Yani biz din düşüncesi olmadan hiçbir şey söylemeyiz. Biz, kötü söze “küfür” deriz, “O bana küfretti.” Yani bana sövmekle –kendisini imandan uzak bir duruma soktuğu gibi-beni de imandan uzak bir pozisyonla itham etmiş ve itikadıma zarar vermek suretiyle küfretmiştir.

Kaynak; İsmet Özel, Türk, şair, yazar ve düşünür- İstiklal Marşı Derneği’nin kurucusu ve hâlen genel başkanıdır.

Mustafa Kemal Diyor Ki ;

Medineniler ile Mekkeliler arasında derin bir düşmanlık ta vardı. Muhammet te Mekke’den kalkıp Medine’ye kaçtı. Buna Hicret denildi.”

Kaynak: ATATÜRK, 1931, Lise için yazdığı Tarih kitabı

MUSTAFA KEMAL’E CEVAP VERİYORUZ;

İslam’a inanan hiçbir müslüman, Hicret hakkında “Mekke’den kalkıp Medine’ye kaçtı” demez.

Hâlbuki islâm âlimleri “rahmetullahi teâlâ aleyhim ecma’în”,(ve tarih kitapları) hicretin korku, sıkıntı ve mecbûriyyetle değil, Allahü teâlânın takdîri ve izn vermesi ile yapıldığını bildiriyorlar. (Mevâhib-i ledünniyye) de diyor ki, (Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” Eshâbına Mekkeden Medîneye gitmelerini emr buyurdu. Kendisi Mekkede kalıp Allahü teâlâdan izn gelmesini bekledi. Birgün Cebrâîl “aleyhisselâm” gelip, Kureyş kâfirleri seni öldürecek. Bu gece yatağında yatma dedi. Ertesi gün hicret etmesine izn verilen âyet-i kerîmeyi getirdi). İslâm âlimleri, Resûlullah için, böyle edebli söyler ve yazarlardı.(Malumati Nafia)

Mustafa Kemal Diyor Ki ;

“Ben size manevi miras olarak hiçbir ayet, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Zaman süratle ilerliyor, milletlerin, cemiyetlerin, fertlerin saadet ve bedbahtlık telakkileri bile değişiyor. Böyle bir dünyada, asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek, aklın ve ilmin gelişimini inkâr etmek olur.

Kaynak: ATATÜRK, 1933, Milli Eğitim Bakanı Dr.Reşit Galip’e hitaben, İsmet Giritli, Kemalist Devrim ve İdeolojisi

Cevap; İlim ve akıl Atatürk’ün ilkesi olabilir mi? (tabiki) Olamaz Yaptıklarının birçoğunun ilim ve akılla izahı mümkün değil. Evrensel Osmanlı Devletini yıktı, bir ulus devlet, kavim (küçük) cumhuriyeti kurdu.Türkleri laikleştirip  yozlaştırmanın, Kürtleri asimile etmenin, Hilafeti (islam birliği-islam hukukunu)kaldırmanın, Kuran alfabesini yasaklayıp Latin (ingilizyunan)alfabesini almanın, fötr şapka için (binlerce) insanları asmanın, milletimizin gönlünde yüz yıllarca kapanmayacak derin yaralar açtığını ve açacağını düşünmedi. Zorunlu kültür değişiminin doğuracağı psiko-sosyal sakınca, sorun ve sonuçları göremedi. Göremezdi çünkü sofrasında bir tek bilim adamı, sosyolog yoktu.Fabrika kurmak inanç ister, ilim ister. Bu insanlarda ne inanç vardı nede ilim. Bol bol heykel diktiler. Dikilen her heykel M.Kemal’i itibardan düşürdü.Müslüman bir toplumda bir liderin heykelini dikmek ona itibar kazandırmaz, kaybettirir. Dikilen her heykel Atatürk’e itibar kaybettirdi.[Metin Köse – Aynadaki Kemalizm]

Solcu batılaşmacıların (kemalistlerin) solculuğu,Ancak hain değilse kendini aldatıyor demektir. Halk Atatürk ilkelerini ciddiye almadı, bu ilkeler halka karşı oldu, bu ilkelerin arkasına saklanarak namussuz dolaplar çevrildi.Ağız dolusu İnkılâp dedikleri soytarılık daha taze olduğu için mi bu masalları okuyorlar bize dersin?”Kaynak; Kemal Tahir, Notlar – Batılaşma , Bağlam Yay., İstanbul 1992, s. 13., s. 221.Kemal Tahir -Çöküntü – Notlar s.36

Dine (islam dinine) inanan bir insan, ayetleri “dogma” olarak nitelendiremez. Kuran’daki “Allah’ın hükümlerinin ( haram -helal ) asla değiştirilemeyeceğini” “ (Ahzab, 33/62) belirten ayete atfen “asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek, aklın ve ilmin gelişimini inkâr etmek olur” diyerek Kuran’ın akla (kendi aklına) aykırı olduğunu söyleyebilen birinin Kuran’a inandığı düşünülemez. Ne demiş;İlim demek, fen demek, herşeyin doğrusunu anlamak demekdir. İslâmiyyeti bozan, islâm bilgilerinin değerlerini ölçemiyen sözlere ilim ve fen denilemez. Peygamberleri “aleyhimüssalevâtü vetteslîmât” inkâra yol açan şey, (b)ilim olamaz. Câhiller ve menfeatcılar ve şehvet, zevk budalaları, islâmiyyete saldırırken, (b)ilmi ve fenni (ve aklı) kendilerine maske yapıyorlar. Müslimânlar, ilmi, fenni iyi öğrenip, bu yalancılara, alçak fen yobazlarına aldanmamalıdır.

Kaynak; Malumati nafia İmam -Rabbani

Mustafa Kemal Diyor Ki ;

Türk milleti ”Fatih’lerin arkasında serserilik etmiştir.”Bulgarlar, Sırplar, Macarlar, Romenler sabanlarına yapışmışlar, varlıklarını korumuşlar, kuvvetlenmişler; Türk milleti de böyle ”Fatih’lerin arkasında serserilik etmiş”ve kendi ana yurdunda çalışmamış olmasından dolayı bir gün onlara yenilmiştir. Kaynak: 1;Türkiye İktisat Kongresi’ni Açış Söylevi İzmir 2; Kaynak:Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri I-III (İzmir Yollarında; s.103-126)

Cevap;Mustafa Kemal Türk (ve müslüman) Degil ki Atatürk Olsun-Tüm Linkler ;Daha fazla bilgi için şu linklere bakabilirsiniz;http://yakintarihimiz.org/mustafa-kemal-turk-ve-musluman-degil-ki-ataturk-olsun-tum-linkler.html

Fethi müjdeleyen hadis-i şerif ;Kostantiniye, (istanbul) bir gün fetholunacaktır. Onu fetheden asker ne güzel asker…” Hz. Muyhammed (s.a.s) Kaynak; Kütüb-i Sitte

İzmir İktisat Kongresi’nde yaşanan olay.;Kongre Başkanı Kazım Karabekir’in… Açılış konuşmasını Mustafa Kemal’in yapmasına… “Yahu, 2 kere 2’yi toplayamayan adamın burada ne işi var” diye tepki göstermesi…Bu tepki niye, derseniz… Mustafa Kemal, bir poker oyuncusuydu. Ancak ekonomiden anlamazdı. Ticari girişimleri hep hüsranla sonuçlanmıştır. Kaynak; 1 ; Kemal tahir kurt kanunu- 2; Emre Aköz -Sabah Gazetesi Ne demiş; 1929 ekonomik bunalımında dış borç bulamayıp yabancı yatırımcıları ülkeye çekemeyince mecburen “devletçi” olmuştuk. 1927’de Türkiye’de çalışan yabancı şirket sayısı kaçtı biliyor musunuz? Tam 113. Bu sayı, bunalımdan sonra 71’e inmişti (biz kovmadık, kendileri gitti). Kaynak; Tarihçi,Türkolog ,Mustafa Armağan 02.09.2012 Ne demiş; Atatürk’ün gösterdiği yol bilim yolu değildir.Atatürkçü düşünce sistemi diye bir şey yoktur Atatürkçülük, “gevşek çizgili” bir dünya görüşüdür. Bu ülkede en hayvan faşist (ırkçı) de sorarsan Atatürkçü’dür, en kabız (yetersiz-cahil-fen yobazı) sosyalist de.Hatta, bağımsızlık isteyen (komünist) Kürt bile! Bilen bilmeyen, Atatürkçü “düşünce sistemi” diye ileri geri sallamasın. Bir ideoloji değildir. Bir felsefe, hiç değildir. Onu, otuzlu yılların faşistleri (ırkçıları) bir ideoloji haline getirmek istemişler (Kemalizm), beyinleri de bununla yıkamışlardır.Öte yandan Rus, Japon ve son olarak da Çin kalkınması, (harf inkılabının) alfabenin bu (bilim’le) işle uzaktan yakından hiçbir ilgisinin olmadığını gösterdi (hepten ahmak olmayana tabii.)Kemalizm’in hiçbir zaman bir “kalkınma programı” olmamıştır. Kemalistler yalnızca “kültür devrimi” peşinde koşmuşlar, bunun demokrasiyle yürümeyeceğini bildikleri için de memleketi hep “zart zurtla” yönetebilmişlerdir. “Aman ne çok kalkındırdık” diye pazarladıkları, yaptıkları iki üç şeker fabrikasıyla çimento fabrikasıdır. (Bunlar o kadar azdı ki, coğrafya kitabımızda yarım sayfada anlatılıp biterlerdi.)Kaynak; Araştırmacı, Tarihçi, Gazeteci ,Engin Ardıç Ne demiş; Cumhuriyet’in kurulmasından Atatürk’ün (1923-1950) ölümüne kadar geçen süre.Bu süreç içinde yeni Cumhuriyet neler yaptı?Cumhuriyet, Osmanlı döneminin eğitim seviyesine ancak 1950′lerde(‘n sonra) ulaşabilmiştir!1914′e gelindiğinde tek üniversitemiz, 7 fakültesi ve 4.600 öğrencisi ile İstanbul Üniversitesi idi. 1938′de de yine tek üniversitemiz vardır, fakülte sayısı 8 olup, öğrenci sayısı 5.700 civarındadır.Türkiye ekonomisi, 1927′de % 12,8 1932′de %10,6 1935′te %3 1940′ta %5 1941′de %10,31943′te %9,81944′te %5,11945′te %15,31949′da %5,5 küçülmüştür.1895 yılında Türkiye sınırları içinde yaklaşık rakamlarla 25.800 ilkokul, 2 milyon ilkokul yaşında çocuk ve 1 milyon 200 bin öğrenci vardır, okuma oranı, %60′tır.1938′de ise 6.700 ilkokul, 2.335.000 ilkokul çağında çocuk ve 765.000 öğrenci vardır, okuma oranı %33′tür. 1925-38 arasında Türkiye’de sadece 173 yeni ilkokul açılmıştır.1895′te Türkiye toprakları içinde ortaokul ve lise sayısı 830, ortaöğretim çağındaki nüfus 2 milyon 550 bin, öğrenci sayısı 98.000, okuma oranı %3,8′dir.1938′de ise 208 ortaokul ve lise, 3 milyon küsur ortaöğretim çağında nüfus, 95 bin küsur öğrenci vardır ve okuma oranı %3,2′dir.Cumhuriyet, Abdülhamid döneminin eğitim seviyesine ancak 1950′lerde ulaşabilmiştir!Tam da Necip Fazıl Kısakürek’in dediğine tekabül eden bir durum söz konusu:Ah, küçük hokkabazlık, sefil aynalı dolap;Bir şapka, bir eldiven, bir maymun ve inkılâp.Her şey çok açık, demek bu millet CHP’yi (Atatürkçüleri)bu yüzden iktidara getirmiyor. Çünkü Türkiye ilerlemeye ve büyümeye ancak 1950′den sonra, CHP(Atatürkçü) iktidarı bittikten sonra geçiyor! Kaynak; Türk yazar ve gazeteci Nuh Gönültaş

Güneş dil teorisi, 1930’lu yıllarda Mustafa Kemal Atatürk tarafından desteklenen ve bizzat geliştirilen dil teorisidir. Atatürk ve kayıp kıta (güneş dil teroisi) Kaynak;  Sinan Meydan, Truva Yayınları, 2005, 256 sayfa.

 Cevap;

Bilim nedir? Bilim bir metottur ve sadece hayatın belirli sahalarında geçerlidir. Hayatın diğer alanlarında sanat, estetik, din, edebiyat vb. geçerlidir. Atatürk, “hayatta en hakiki mürşit bilimdir” diyen bir kişi. ama dil ve tarih görüşlerinin yanlış (hurafe) olduğu da bir gerçek. [Taha Akyol, Türk Gazeteci ve yazar. Taraf-2009 ]

M.kemal paşa tarih tezinde (güneş dil teorisi) öyle hatalar yapmışdır ki, onun emri olduğu için kitaplara geçen, üniversitelerde okutulmuş olan bu teori, bugün bir ilk ögretim talebesi söylerse, sınıfda bırakılır. M.kemal paşa hurafelere inanıyordu.

Atatürk’ün sahiplendiği Güneş-Dil Teorisi hakkında akıl dışı rivayetler uydurulduğu ve Atatürk’ün, “safsatalara inanan biri” olarak gösterilmek istendiği yazılmıştır.

Kaynak; Türk tarih tezi ve Mu kıtası, Kemal Şenoğlu, ISBN 975-343-473-1

Yıllar öncesinde savunulup, daha sonra terkedilen, “Güneş – dil teorisi” saçmalığı Bu uydurma teori, biliniyor. Bilmeyenler için yazıyorum:Türk Dil Kurumu, yıllar yıllar öncesinde, bu “uydurma teoriyle” Türkçe’nin bir yere varamayacağını fark etti. Terketti. Hatta son derece ve haklı olarak ta, “bu uydurma görüşlerle” Türkçe dilini geliştiremeyiz” diye açıklamada bulunmuştu.

Kaynak; Faiz Cebiroğlu: Pedagoji Yazıları(1), Eylemsel Yetke, Sayfa: 105, Eylül 2007, Alter Yayıncılık

1932′de resmen ilan edilen Dil ve Tarih Tezleri karşısında üniversitenin gösterdiği kuşkucu tutum, Darülfünun’un sonunu getiren başlıca etken olmuştur.

Prof. İlhan Başgöz’ün deyimiyle, “I. Türk Tarih Kongresi’nde İstanbul Darülfünunundan bazı öğretmenler resmi dil ve tarih görüşlerini eleştirmek cesaretini gösterirler. Mustafa Kemal’in öz ilgi ve desteği ile yürütülen ve hükümetin kültür politikası halini alan bu iki görüşün Üniversitede destek bulamaması bir yana, bir de eleştirilmesi Ankara’da şiddetli tepki yaratır.” Kongreden iki ay sonra, eski İstiklal Mahkemesi hakimi Dr. Reşit Galip maarif vekili tayin edilerek, üniversiteye çeki düzen vermekle görevlendirildi. Daha önce İsviçreli eğitimci Albert Malche ülkeye çağrılarak, Darülfünun’un aksayan yönlerini eleştiren bir rapor yazması sağlanmıştı. 1933 Temmuzunda çıkarılan bir kanunla Darülfünun lağvedildi ve yerine aynı gün İstanbul Üniversitesi kuruldu. Darülfünun’un toplam 114 müderris (ordinaryus profesör) ve muallimine (profesör) karşılık, yeni üniversite öğretim hayatına 78 profesör ve ordinaryus profesörle başladı.

İlhan Başgöz & Howard E. Wilson, Türkiye Cumhuriyetinde Eğitim ve Atatürk, Ankara 1968, sf. 179-180.

1932 Türk Tarih Kongresinde, Çoğulcu  profesörlerin (Mehmet Ali Ayni ve Zeki Velidi Togan gibi) açıkça, bazılarının tevil ve yumuşatma yoluyla m.kemal atatürk’e karşı çıkmaları, (2ay sonra) Darülfünun’un üniversitesi ve rektörlerinin sonunu getirdi.

Tarık Zafer Tunaya, Devrim Hareketleri İçinde Atatürk ve Atatürkçülük, İstanbul 1994, sf. 163.

12.9.1933 tarihli Milliyet’te yer alan habere göre atamalarda “ilimden ziyade ideoloji ön planda tutulmuş”tu.

Mustafa kemal  Atatürk’ün Darülfünun’un  ismine son vereceği 31 Temmuz 1933 tarihinden 28 gün önce, 2 Temmuz 1933’te gerçekleştirmişti. Darülfün üniversitesi verilmiş olan Beyazıt’taki eski Harbiye Nezareti Binası’nın büyük giriş kapısı üzerine İstanbul Üniversitesi yazılarak darulfunun Üniversitesi Giriş Kapısı Üzerindeki Tabela Değiştirilmiştir.

Necdet Sakaoğlu, “İstanbul Üniversitesi,” Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, c. IV, Kültür Bakanlığı-Tarih Vakfı, İstanbul, 2003, s. 24

Daha fazla bilgi için şu linklere bakabilirsiniz;

1944 yılında Alparslan Türkeş, Nihâl Atsız ve Remzi Oğuz Arik üçlü beyanname diye bir kitapçık yayınlamışlar. Bu beyannamede Türklerin anayurtlarının Anadolu olmayıp Orta Asya olduğunu, Sümerler’in (güneş dil teorisi) de Türk devleti değil, bir Yahudi devleti olduğunu beyan ettikleri için tutuklanıp tırnakları sökülmüştür. Kendilerini “Beyaz Türkler” olarak lanse eden Sabetayların(yahudilerin) Türklükle hiçbir alâkaları olmadığı hâlde Türkçülüklerinin aslı Yahudiliktir.

http://yakintarihimiz.org/1944-yilinda-alparslan-turkes-nihal-atsiz-ve-remzi-oguz-arik-uclu-beyanname-diye-bir-kitapcik-yayinlamislar-bu-beyannamede-turklerin-anayurtlarinin-anadolu-olmayip-orta-asya-oldugunu-sumerlerin-d.html

Atatürk’ün ‘Türkçü’ fikirlerinin temelini nelerin oluşturduğu ve bu fikirlerin ‘kimlerin’ isteklerine göre şekillendiği. 1923’e kadar Mustafa Kemal’in –Atatürk’ü bilerek kullanmıyorum- Türkçü söylemleri hiç yok. Aksine tüm coğrafyayı kapsayıcı bir söylem içinde. 1923’ten sonra Atatürk ise aksine tektipleştirici ve Türkçü bir görünüm izledi. Ancak ben gerçek anlamda Türkçü olduğunu sanmıyorum. Bir bilim adamı edasıyla inceleme ve zamanın şartları söz konusu. Mu kıtası, Güneş Dil Teorisi gibi aslında kendisinin inanmadığı ama etraftan destek görmek adına geliştirdiği söylemleri mevcut. Türkçü subayları yanına çekmek için başka yol düşünülemezdi.Türkçü söylemden uzak durdu.Mustafa Kemal Türk Degil ki Atatürk Olsun! Acaba bu, bir şuur altı boşalması mıdır?!Örnekle anlatmak isteriz;http://yakintarihimiz.org/mustafa-kemal-turk-degil-ki-ataturk-olsun-acaba-bu-bir-suur-alti-bosalmasi-midirornekle-anlatmak-isteriz.html

Güneş dil ve tarih teorisi denilen görüşlerin kanıtlanması için Türk Tarih ve Dil kurumları kuruldu. Bu hayali düşünceler Atatürk’ü derinden etkiledi.http://yakintarihimiz.org/gunes-dil-ve-tarih-teorisi-denilen-goruslerin-kanitlanmasi-icin-turk-tarih-ve-dil-kurumlari-kuruldu-bu-hayali-dusunceler-ataturku-derinden-etkiledi.html

M.kemal paşa tarih tezinde (güneş dil teorisi) öyle hatalar yapmışdır ki, onun emri olduğu için kitaplara geçen, üniversitelerde okutulmuş olan bu teori, bugün bir ilk ögretim talebesi söylerse, sınıfda bırakılır. M.kemal paşa hurafelere inanıyordu.http://yakintarihimiz.org/m-kemal-pasa-tarih-tezinde-gunes-dil-teorisi-oyle-hatalar-yapmisdir-ki-onun-emri-oldugu-icin-kitaplara-gecen-universitelerde-okutulmus-olan-bu-teori-bugun-bir-ilk-ogretim-talebesi-soylerse-sinif.html

Mustafa Kemal Diyor Ki “Muhammet uzun bir devirdeki tefekkürlerin mahsulü olan ayetleri luzum ve ihtiyaçlara göre takrir ediyordu.”

– Kaynak: ATATÜRK, 1931, Lise için yazdığı Tarih kitabı

Cevap;

İslâm’a göre Kuran ayetleri Allah tarafından insanlığa gönderilir, Atatürk’e göre ise Muhammed tarafından tefekkür edilerek(üzerinde düşünülerek) toplumun ihtiyaçlarına göre takrir edilir(yerleştirilir).Ayetlerin Allah tarafından Cebrail aracılığıyla vahyedildiği kesin bir dille Kuran’da belirtilirken, “İslam ananesinde böyle kabul olunur” diyerek, bunun bir done değil bir varsayım olduğunu vurgulamıştır.İslâm’a göre Kuran ayetleri Allah tarafından insanlığa gönderilir, Atatürk’e göre ise Muhammed tarafından tefekkür edilerek(üzerinde düşünülerek) toplumun ihtiyaçlarına göre takrir edilir(yerleştirilir).

“Elmalılı Hamdi Yazır’ Kuran tefsiri  Mealen; O hevadan (arzu,duygu düşünce) söylemiyor .O (”kuran ve rasullahın söylemesi” )sadece vahiydir. sadece vahyolunur. (necm 3-4) Eğer Peygamber bize (Allah ve cebrail as. )atfen, Kur’ana bazı sözler katsaydı, biz onu kuvvetle yakalayıp şah damarını koparır, helak ederdik, hiçbiriniz de buna engel olamazdınız. [Hakka 44-47]O ümmî (okul okumadı ,yazmadı,) Peygamber, temiz şeyleri helal, pis, çirkin şeyleri haram kılar. [Araf 157]

Kur’ân-ı kerîmdeki arabî kelimeler, Allahü teâlâ tarafından dizilmiş âyetler hâlinde, harf ve kelime olarak gelmişdir. Bu harf ve kelimelerin ma’nâsı kelâm-ı ilâhîyi taşımakdadır..

Kur’ân-ı kerîm Allah kelâmıdır. Allahü teâlâ, Cebrâîl aleyhisselâm ismindeki melek ile, Kur’ân-ı kerîmi Muhammed aleyhisselâma göndermişdir. Kur’ân-ı kerîmin kelimeleri arabîdir. Fekat, bu kelimeleri yan yana dizen Allahü teâlâdır. Kur’ân-ı kerîmdeki arabî kelimeler, Allahü teâlâ tarafından dizilmiş âyetler hâlinde, harf ve kelime olarak gelmişdir. Bu harf ve kelimelerin ma’nâsı kelâm-ı ilâhîyi taşımakdadır. Bu harflere, kelimelere (Kur’ân) denir. Kelâm-ı ilâhîyi gösteren ma’nâlar da Kur’ândır. Bu kelâm-ı ilâhî olan Kur’ân mahlûk değildir. Allahü teâlânın başka sıfatları gibi ezelî ve ebedîdir. Cebrâîl aleyhisselâm her sene bir kerre gelip, o âna kadar inmiş olan Kur’ân-ı kerîmi, Levh-il mahfûzdaki sırasına göre okur, Peygamberimiz de tekrâr ederdi.Peygamberimiz ve Eshâbın çoğu, Kur’ân-ı kerîmin temâmını ezberlemişlerdi. Âhırete teşrîf etdikleri sene halîfe Ebû Bekr-i Sıddîk, ezber bilenleri toplayıp, yazılı olanları getirtip, bir hey’ete bütün Kur’ân-ı kerîmi yazdırdı. Böylece (Mushaf) denilen bir kitâb meydâna geldi. Otuzüçbin sahâbî, bu mushafın her harfinin tam yerinde olduğuna sözbirliği ile karar verdi.

Kur’ân-ı kerîm, Allah kelâmıdır. Muhammed aleyhisselâmın kendi düsünceleri (tefekkür) ve felsefecilerin, târîhcilerin sözleri degildir.

Hz.Muhammed (s.a.s),Allahın Peygamberidir. Allahü teâlâ, Cebrâîl ismindeki melek ile, kendisine (Kur’ân-ı kerîm)i göndermisdir. Bu Kur’ân-ı kerîm, Allah kelâmıdır. Muhammed aleyhisselâmın kendi düsünceleri ve felsefecilerin, târîhcilerin sözleri degildir. Muhammed aleyhisselâm, Kur’ân-ı kerîmi tefsîr etmisdir. Ya’nî açıklamısdır. Bu açıklamalara, (Hadîs-i serîf -sünnet-i seniyye) denir. Islâmiyyet, (Kur’ân-ı kerîm) ile (Hadîs- i serîf -sünnet-i seniyye)lerdir. Dünyânın her yerindeki, milyonlarca islâm kitâbı, (Kur’ân-ı kerîm) ile (Hadîs-i serîf – sünnet-i seniyye)lerin açıklamalarıdır. Muhammed aleyhisselâmdan gelmiyen bir söz, islâm kitâbı olamaz. Îmânve islâm demek, (Kur’ân-ı kerîm) ve (Hadîs-i serîf – sünnet-i seniyye)lere inanmak demekdir. Onun bildirdiklerine inanmıyan, Allah kelâmına inanmamıs olur. Muhammed aleyhisselâm Allahü teâlânın bildirdiklerini Eshâbına bildirdi. Onlar da, talebelerine bildirdi. Bunlar da, kitâblarına yazdılar. Bu kitâbları yazan âlimlere (Ehl-i sünnet âlimi) denir. Ehl-i sünnet kitâblarına inanan, Allah kelâmına inanmıs olur. Müslimân olur. Elhamdülillah, biz dînimizi Ehl-i sünnet âlimlerinin kitâblarından ögreniyoruz. Dinde reformcuların, masonların uydurma kitâblarından ögrenmiyoruz.

Îman edilmesi lâzım olan altı şeyden üçüncüsü: (Allahü teâlânın indirdiği kitaplarına inanmaktır). Allahü teâlâ, bu kitapları, melek ile, bazı Peygamberlerin mübârek kulaklarına söyliyerek, bazılarına ise, levha üzerinde yazılı olarak, bazılarına da, meleksiz işittirerek indirdi. Bu kitapların hepsi Allahü teâlânın kelâmıdır. Ebedî ve ezelîdirler. Mahlûk değildirler. Bunlar, meleklerin veya Peygamberlerin kendi sözleri değildir. Allahü teâlânın kelâmı, bizim yazdığımız ve zihinlerimizde tuttuğumuz ve söylediğimiz kelâm gibi değildir. Yazıda, sözde ve zihinde bulunmak gibi değildir. Harfli ve sesli değildir. Allahü teâlânın ve sıfatlarının nasıl olduğunu, insan anlıyamaz. Fakat, o kelâmı, insanlar okur. Zihinlerde saklanır ve yazılır. Bizimle berâber olunca, hâdis olur. Allahü teâlânın kelâmı, insanlarla berâber olunca, mahlûk ve hâdistir. Allahü teâlânın kelâmı olduğu düşünülünce, kadîmdir.

Kaynak; İman ve islam- Mevlana Halit- Bağdadi

Mustafa Kemal Diyor Ki ;

Arabistan’ın muhtelif yerlerinde insan heykellerinden ve nebat resim ve suretlerinden ibaret ağaçtan ve taştan putların muhafazasına mahsup yerler vardı. Muhammed’in neş’et etmiş olduğu Mekke’de ki Kabe denilen mabet bu yerlerin en büyüklerinden idi. İbrahim oğlu İsmail ile birlikte Kabe’yi bina etmişlerdi. Cebrail kendilerine o zaman beyaz ve mücella olan Haceriesvedi getirmişti, bu taş sonradan günahkarların ellerini sürmelerinden dolayı kararmıştı. Bunların hepsi, bittabi sonradan uydurulmuş masallardır.”

Kaynak: ATATÜRK, 1931, Lise için yazdığı Tarih kitabı

Kuran’da Kabe’nin kuruluşu ve yapılışı ile ilgili bilgilere M.kemal yorumu; Uydurulmuş masallar.

Kâbe insanlara toplantı ve güven yeri. (Bakara 125)Allah, Kâbe’yi, o Beyti haram’ı, haram ayı, kurbanı ve (kurbanlardaki) gerdanlıkları insanlar için bir nizam kıldı. Bu, Allah’ın göklerde ve yerde olan herşeyi bildiğini ve Allah’ın herşeyi hakkıyle bilici olduğunu sizin de bilmeniz içindir.(Maide 97) Kabe’nin yerini İbrahim’e şu şekilde hazırlamıştık: «Sakın bana hiçbir şeyi ortak koşma; tavaf edenler, (kıyama) duranlar, rüku ve secdeye (namaz) varanlar için Evim’i tertemiz et! (Hac 26)

 Mustafa Kemal Diyor Ki ;Hz. İsa Bir peygamber değil din kılığında ortaya çıkmış birisidir. 


Kaynak; Zabit Kumandanla Hasbihal .s.17 r.eşref ünaydın

Cevap;

“Hatırla ki, Meryem oğlu (Hz.) İsa: ‘Ey İsrailoğulları!(yahudiler) Ben size Allah’ın peygamberiyim, benden önce gelen Tevrat’ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek Ahmed [muhammed,mehmet aynı anlamda] adında bir peygamberi de müjdeleyici olarak geldim’, demişti.  (Saff Suresi, 6)

Mustafa Kemal Diyor Ki;”Hayat her hangi bir doğa dışı (Biz ona Allah diyoruz) etkenin müdahalesi olmaksızın dünya üzerinde doğal ve zorunlu bir kimyasal ve fiziksel olaylar dizisi sonucudur. Hayat sıcak, güneşli ve sığ bir bataklıkta başladı. Oradan sahillere ve denizlere yayıldı. Denizlerden tekrar karalara geçti. İlk hayvan denizlerde balık ve karalarda muhtelif kemikli yaratıklar oldu. Bunlar devirlerde şekilden şekile tekamül ettiler. İnsanlar sularda kaynaşıp çırpınan bir varlıktan bu günkü şekline geldi…“İnsanlar, sürfeler gibi sulardan çıktılar ilk önce… İlk ceddimiz(atamız) balıktır. İşler daha ilerledikçe o insanlar, primat (goril,maymun) zümresinden türediler. Biz maymunlarız; düşüncelerimiz insandır.

Kaynak; Afet İnan, Atatürk hakkında Hatıralar va Belgeler, 1968

Cevap;

Osmanlı devletinin son şeyhülislamı (diyanet işleri başkanı) Mustafa Sabri’ efendi;

Bilimsel olarak insan hangi maddelerden oluşur.

Su ; H20

Toprak (karbon ); C,

Meni ;DNA

Allah sizi (ilk insanı-hz adem) bir topraktan, sonra nutfeden (bir zigottan -Hz. Adem’in/insan nesli-) yaratmış, sonra da sizi çiftler (insan) halinde var etmiştir” [Fatır/1]

Biyologlar, hayatın başlangıcını şöyle anlatıyorlar:

Kuran:a göre tüm canlılar sudan yaratılmıştır araçtırmacılar bugun canlılar 0/0 80 ile 60 oranıyla su oranıyla oluşur 0 sitoplazma (o hücreyi içren ) canlıların tüm biyoloji kitaplarında su olarak tanımlanır 0/0 80 ile 90 arası canlıların agırlıgı sudur.

İnkâr edenler, bütün canlıları sudan yarattığımızı bilmezler mi:) [Enbiya 30]

“Maddecilerin bilgiyi gözlem ve deneye münhasır(mahsus) kılıp akli istidlali (düşünce veya anlayışı) reddetmeleri doğrulanabilir temelden yoksundur; aksi takdirde mantık, felsefe ve matematik gibi rasyonel bilgiye dayanan disiplinleri de reddetmek gerekir. Maddecilerin, inkar düşüncesini Allah’ı duyularla algılamanın imkânsızlığına dayandırmaları da mantıkî bir temele oturmaz. Çünkü duyularla algılanmamak, var olmama sonucunu gerektirmez. Allah’ın varlığı(yokluğu) aleyhinde delil diye ileri sürülen evrim teorisi zan ve tahminlere dayanır.”

Kaynak; Mevkıfü’l-Akl ve’l-İlm ve’l-Âlem (İlim ve Akıl)  s. 343–386.

On beş yıl evrim üzerinde çalışmış olan Amerikalı biyo­kimya profesörü T. D. Gish, evrimle ilgili görüşünü şöyle di­le getiriyor:”Hiçbir kimse ne hayatın başlangıcını gözlemiş ve ne de bir balığın kurbağaya veya bir maymunun insana dönüş­tüğüne şahit olmuştur. Dolayısıyla evrim, bir hipotez ola­rak ileriye sürülmüş, fakat asla ispatlanamamış bir düşün­ce tarzıdır.”Kaynak; Gish, D. T.; Evolution: The Fossiles Say No! Fosiller ve evrim,Evrimci olan Macbeth şöyle der:  “Evrim Teorisi pozitif bilimlerin dışındadır. Kaynak; Macbeth, N.; American Biology Teacher, s. 496, Prof. H. F. Osborn’un Evrimi değer­lendirişi oldukça dikkat çekicidir. Şöyle der: “Evrimin sebeplerini anlamakta her zamankinden daha çok tereddüt içindeyiz. Buffon, Lamarck, Darwin, Weissman ve De Vries’ın teorileri birbiri ardınca çürümüştür. Bi­zim şu anda söyleyebileceğimiz tek şey, tabiatın, İhtimal­ler ve deneylerle vakit kaybetmeyip, hayat mekanizması­nı yaratıcı gücü vasıtasıyla çalıştırmaya devam ettiğidir.” Kaynak; Field, A.N.; The Evolution Hoax exposed. 1 Ben kendim, evrim teorisinin, özellikle uygulandığı alanlarda, geleceğin tarih kitaplarındaki en büyük espri malzemelerinden biri olacağına ikna oldum. Gelecek kuşak, bu kadar çürük ve belirsiz bir hipotezin inanılmaz bir saflıkla kabul edilmesini hayretle karşılayacaktır. (Malcolm Muggeridge, The End of Christendom, Grand Rapids: Eerdmans, 1980, s. 43)

İslam düşmanları, müslümanların çocuklarını aldatmak için, İnsanlar maymundan yaratıldı di­yorlar İnsan, maymun­dan oldu sözü, ilmî bir söz değildir. bilimsel bir söz de hiç değildir. İlimden, fenden haberi olmıyan cahil islam düşmanlarının yalanlarıdır. İlim adamı, fen adamı, böyle cahilce, saçma söz söyleyemez. Yalanla­rını, iftiralarını, ilm ve fen olarak saçan fen taklidcilerine, (Fen yobazı) denir. Bu fen yobazlarına aldanmamalıdır.

(Bütün canlıların yapı taşı olan hücre, milyonlarca sene evvel, denizlerde, tesadüfen kendi kendine meydana gelip, zamanla küçük deniz bitkileri  ve hayvanları ve sonra karadakiler meydana gelmiş, en son insan haline dönmüşdür) gibi şeyler söylüyorlar. Böylece, Adem aleyhisselâmın toprakdan yaratılmadığını, Kur’ân-ı kerîmin ve mukaddes kitâbların, haşa, hikâye olduklarını, ilk canlı maddeyi vucude getiren büyük bir kudretin (Allah’ın) varlığına inanmanın fenne uymıyacağını anlatıyorlar. Böyle kafirlere (ateist-mason) denir. Bunlardan müslüman görünenlere (Zındık) ve (Fen yobazı) denir.Günümüzde evrim teorisinin değişik kültür seviyesindeki insanlara anlatılmak istenmesinin sebebi ideolojiktir. İlmi ve bilimsel değildir. Bu teori materyalist felsefe için bir araç olarak kullanılmaktadır. fizyolojist Haldene, (Bundan milyonlarca sene önce, sıcak denizlerde, güneşden gelen ültra viole ışınlar etkisi ile, inorganik gazlardan, uzvi(organik) bileşikler meydana gelmiş ve ekviproduktif meydana gelmiş ilk molekülün, yani aldığı gıda maddelerini, kendi gibi canlı şekle çeviren hücre molekülünün de, bu arada, bir tesâdüf eseri teşekkül etmiş) olmak ihtimalini söylemişdir. Fakat, bu bir hipotez olup, bir tecrübe ve hatta bir teori bile değildir. Ekviproduktif özelliği olan bir molekülün nasıl meydana geldiğini gösteren bir bilgi, hatta bir teori bugün mevcut değildir. Fen bilgileri, inceleme ve tetkik bilimleridir. Fen olayları, önce his organları ile veya bunları takviye eden cihazlar ile gözlemlenir ve olayın sebebleri tahmin olunur. Sonra, bu olay, tecrübe ve tekrar edilerek, bu sebeblerin tesirleri, rolleri tespit edilir. Bir olayın sebebi ve oluş tarzı biliniyorsa, buna inanırız. Fakat tecrübe edildiği halde, sebebleri anlaşılamıyan konular da vardır. Bunlara sebeb olarak, birçok fikirler ileri sürülür. Bu fikirler mutlak değildir. Bir olayı, çeşitli bilim adamların başka başka anlatıkları olur.Aynı sebeblerle açıklanan çeşitli incelemelerin hepsini birden izah edebilecek genel bir fikre, hipotez diyoruz. Bir veya birkaç hipotez ile, birçok olayı izah (açıklamak) etmek ve bunlardan yeni olaylara varmak ve bu incelemeleri tecrübe ile araştırmak , hipotezlerin doğru görülenlerine teori denir. Bir teori, az hipoteze dayanır ve ne kadar çok izah ederse, o derece mükemmeldir.

İnsanlar, bugünkü derecede kalmayıp, ilk canlıların ne suretle yaratıldığı hakkında doğru bilgi edinilirse, İslamiyete zararlı değil, faydalı olur. Çünkü, canlı ve cansız, herşey yok idi. Hepsi, sonradan yaratıldı.

Evet, din düşmanları, ilk canlı, kendi kendine meydana gelmiş dedikleri gibi, güneş sisteminin, yıldızların, çeşitli fizik, kimya ve biyoloji hdiselerinin de, hep kendiliklerinden olduğunu söylüyor. Ehl-i sünnet âlimleri,veya islam alimleri  binlerle kitaplarında, bunlara, gerekli cevapları verip, hepsini susdurmuşdur. Aldandıklarını vesikalarla ispat etmişlerdir. Dnimiz, Adem aleyhisselâmın balçıkdan (toprak maddeleri-karbon) yaratıldığını bildiriyor. Haldene (evrim teorisi,) dine zararı dokunsun. İster o söylesin, isterse Darwin veya başkası söylesin, herşeyi hareket etdiren, yapan, yaratan Allahü teâlâdır. Bütün enerji şekilleri, hep Allah’ın yaratılışı’dır. İmanı gideren; herhangi bir hadisenin kendi kendine olduğuna inanmak ve hayvanların, tek hücrelilerden, yüksek yapılılara doğru, birbirlerine ve nihayet insana döndüğünü söylemekdir ki, fen/bilim bunu göstermiyor ve fen/bilim adamları böyle söylemiyor.Herşeyin yokdan yaratılmış olduğu, adem aleyhisselamın çamurdan yapılan bedeninin, et ve kemiğe dönüp canlanması, Allahü teâlânın var olduğu ve sıfatları ve kıyâmetde olacak şeyler, tekrâr dirilmek, îmânın esâslarındandır. Bunlara uymayan, bunlara olan imanı bozacak sözlere inanılmaz. Fen/bilim adamı, bunlara uymıyan söz söylemez. Çünkü bunlar, fenne/bilime uymıyan şeyler değildir. Herkesi bunlara inandırmak ve aksini söyliyenleri red etmek lazımdır.

Âdem aleyhisselâmın nesli çoğalarak Arabistân, Mısır, Anadolu ve Hindistâna yayılmışdı. Nûh “aleyhisselâm” zemânında tûfanda, hepsi boğularak, yalnız gemidekiler kurtuldu. İnsanlar bunlardan türedi. Zemânla çoğalarak, Asya, Afrika, Avrupa, Amerika ve Okyanusyaya, ya’nî bütün yeryüzüne yayıldı. Bu yayılma, hem karadan, hem büyük gemilerle, denizden olmuşdu. O zemânlarda Asyadan Amerikaya ve Okyanus adalarına,  kara yolları vardı.Meselâ, bugün Avrupa ve Amerikada, okullarda, şöyle okutuluyor: (Eski jeolojik devirlerde, güney kıtaları arasında kara yollarının bulunduğu kabûl edilmişdir. Meşhûr Meteoroloji âlimi Alfred Wegener, Kontinentverschiebung [karaların kayması] teorisini kurmuş ve altı kıtanın evvelce birbirine bağlı olup, sonra yavaş yavaş ayrıldıklarını söylemişdir. Başka bir profesör, kıtalar arasında köprü gibi kara parçaları olduğunu, Zoocoğrafik tecrübelere dayanarak, iddia etmişdir. Wegenere göre, Paleozoikum ve Mezozoikum devirlerinde, kıtalar birbirlerine yapışık idi. Paleozoikum sonuna kadar, hayvanlar, Cenubi Amerika ile Afrika, Asya [doğruca Hindistândan] ve Avustralya arasında kara yolculuğu yapmışlar, Eosenden i’tibâren Afrikada yaşayan hayvanlar, karadan, Cenûbî Amerikaya geçmişlerdir) teorileri öğretilmekdedir.Görülüyor ki, Âdem aleyhisselâmın toprakdan yaratıldığı ve insanların, yeryüzüne, Sûriye, Irâk ve orta Asyadan yayıldıkları, bilim/fen bilgileri ile de, anlaşılmaktadır.

Darwinin Evrim teorisine göre, ilk insan olarak kabul edilen Neandertaların, yavaş yavaş bugünkü insan haline geldiğini kabul etmek mümkün değildir. Hele bazılarının iddia ettiği gibi, insanın önce dört ayağı üzerinde yürüdüğünü ve birçok asırlar sonra ayağa kalktığını ileri sürmek, hiçbir zaman bilime ve mantığa uymaz. Çünkü, bu kadar ilkel olan bir varlığa bugünkü mükemmelliğe ulaşması mümkün değildir. O halde, dört ayak üzerinde yürüyen türün, insan olmadığını, başka bir yaratık olması gerektiğini ve diğer birçok eski canlılarla birlikte yok olduğunu kabul etmemiz gerekir. Bütün din kitapları, ilk insanın (homo sapien), yâni iki ayak üzerinde yürüyen ve düşünebilen bir canlı olduğunu bildirmektedirler ve hakikaten yukarıda söylediğimiz gibi, dört ayak üzerinde yürüyen ve bir hayvandan farkı olmayan bir varlığın bugünkü insana dönüşebileceğini Darwin (ve evrimci  yobazlar)bile ispat edememiştir.Bütün din kitapları, ilk insan olarak Adem aleyhisselamı bildirmişlerdir. Hz. Âdem için, (çiftçilik yaptığını, buğday ektiği, kendine ev yaptığı, kendisine on suhuf [forma, kitap] verildiği) ni bildirmektedirler. Hz.Âdem “aleyhisselâm” ve ona îmân edenler şehirlerde yaşardı. Okumak, yazmak bilirdi. Demircilik, iplik yapmak, kumaş dokumak, çiftçilik, ekmek yapmak gibi san’atları vardı. gusl abdesti (duş,banyo,temizlik) almak, oruç tutmak, leş, kan, domuz yememek, birçok san’atlar, tıp, ilaçlar, hesap,(matemetik) hendese [geometri] gibi şeyler bildirilmişdi. Altın üzerine para dahi basmış, ma’den ocakları işletilip aletler(teknik) yapılmışdır. Nûh aleyhisselâmın gemisinin, ateş yanarak, kazanı kaynayarak hareket etdiğini, Kur’ân-ı kerîm açıkça bildiriyor. ve (vahiy almak) meziyyeti olan ilk insanın, dünyanın oldukça gelişmiş  bir zamanda yaratılmış olduğu, dört ayağı üzerinde yürüyenlerinde yaşıyan canlılarla hiç bir alakasının olmadığı anlaşılmaktadır.Îmanımıza saldıranlara aldanmamak için, lise ve üniversitedeki fen bilgilerini (ve dinbilgilerini) iyi öğrenmek ve anlamak lazımdır. Hakiki fen adamları, din düşmanlarının sözlerinin ne kadar çocukca ve cahilce olduğunu hep görmekdedir.

Kaynak; (1911 -2001) Hüseyin Hilmi Işık Kimyadaki Buluşu ve Yazdığı Kitaplarla Tanınan Yirminci Yüzyıla damgasını Vurmuş Olan Bir Bilim Adamı ve İslam Alimidir. Eczacı, Matematik, ve Kimya,Ögretmeni ve Türkiyenin İlk Yüksek (profesyonel ) Kimya Mühendisi. Hakikat Kitapevi

 Mustafa Kemal Diyor Ki ;

– Vatandaşlarım… Buna rakı derler. Vaktiyle padişahlar gizli içerdi. Ben açık içiyorum.(M.kemal)”

Kaynak; Atatürk’ün uşağının gizli defteri, Turhan Gürkan, Istanbul 1971, Fer Yayınları, sayfa 186.

Cevap;

İslâm düşmanları, Osmanlı halîfelerine çirkin iftirâlar yaptıkları gibi, bu mübârek zatlara da, leke sürmeye çalışıyorlar. İçki içerdi diyorlar .Hiçbir vesikaya dayanmıyan bu sözlere sâf müslümanlar da inanıyor. Yeni tarih kitaplarına bile yazıyorlar. Hâlbuki Osmanlı pâdişahlarının hepsi, her işlerinde islâmiyete (kuran ve sünnet) uyar, yüksek âlimlerin fetvâları (kuran ve sünnet)) ile hareket ederlerdi. Hepsi sâlih,(iyi) dindâr, mübârek insanlardı. Herbiri islâmiyete çok hizmet etti.Din düşmanları, iyileri kötülemekte, kötüleri, dinsizleri övmektedir.Osmânlı halîfelerinin hepsi, îmânlı, ahlâklı, âdil, mubârek insanlardı. Evet, içlerinde tektük nefslerine mağlûb olanlar, günahkar olanlar çıkdı. fakat, bunların da, islâmiyete aslâ zararları olmadı. Nefslerine (kendilerine)zulm etdiler. Evet, bir kimse, Avrupa târîhlerindeki ve papasların, masonların kitâblarındaki yalanları, iftirâları okuyarak, bunlara aldanmış olabilir. Bunlara biraz da, islâm târîhlerini, Ehl-i sünnet (kuran ve sünnet) âlimlerinin kitâblarını okumalarını tavsiye ederiz. Böylece, işin doğrusu öğrenilmiş olur. Zâten, bir yazının, hiçbir hâdise ve hiçbir vesîka göstermeden, mücerred hükümler hâlinde olması, din ve islâm ve îmân bilgilerinde salâhiyyetli (yetkili) olmıyan kalemden çıkdığını gösterir.

Kaynak; Hüseyin Hilmi Işık kimyadaki buluşu ve yazdığı kitaplarla tanınan yirminci yüzyıla damgasını vurmuş olan bir Bilim adamı ve İslâm âlimidir..Eczacı, Matematik, ve Kimya,Ögretmeni ve Türkiyenin İlk Yüksek (profesyonel ) Kimya Mühendisi.

Osmanoğulları, zorla Türk milletinin egemenliğini ele geçirmişlerdi..[Mustafa Kemal, Nutuk, Sayfa 644-645]

M.Kemal Diyor Ki; Türk milleti ”Fatih’lerin arkasında serserilik etmiştir.” Kaynak:Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri I-III (İzmir Yollarında; s.103-126)

Cevap;

M.kemal zorla Türk milletinin egemenliğini ele geçirmişdi..

“Osmanlı Hükümetine, Osmanlı padişahına ve müslümanların halifesine isyan etmek ve bütün milleti ve orduyu isyan ettirmek lâzım geliyordu. Burada içtima edenler, meclis ve herkes meseleyi tabi görürse fikrimce muvafık olur.Aksi takdirde yine hakikat usûlü dairesinde ifade olunacaktır fakat ihtimal bazı
KAFALAR KESİLECEKTİR!.[Mustafa Kemal, Nutuk,]

Kemalist Kaynaklı Bu konuda detaylı bilgi için Bakınız;

50 kat fazlası;

Bu millet Çanakkale’de 400bin, Yunan harbinde ise 10bin şehid vermiştir! Ama inkılâplar için tamı tamına 500.000! iNSAN! KATLEDİLDİ; (Kaynak; irfan orga, atatürk s,265) 2;Falih Rıfkı Atay Eski Saat, S. 330)

Padişahları itibarsızlaştırmak bir düşman stratejisidir…

Prof. Dr. Ahmed Şimşirgil

Rasullah s.a.s efendimizin meth ettiği Osmanliya söven dinsizdir.  dinsizdir.  dinsizdir. 

İlim Adamı , Bayram Ali Öztürk

M.Kemal Diyor Ki;

Din dediği şey bilinmeyen inanç dizgelerine ve gizle karışık emellere kör bağlılıktan başka bir şey değildir.Kaynak;  Medeni Bilgiler ve  Atatürkün el yazıları Prof Dr Afet İnan –Türk Tarih kurumu basımevi –Ankara  M.Kemal Diyor Ki;“Dini ve namusu olanlar kazanamazlar, fakir kalmaya mahkûmdurlar. 1923’den 1938’e kadar icratlarına baktığınızda bu sözünü tuttuğunu görüyoruz… Kaynak; Kazım Karabekir Anlatıyor, (yayına hazırlayan Uğur Mumcu), İstanbul: Tekin Yayınevi. 1990. sayfa, 83-84]

Cevap;

Din Nedir;

Carlyle’in (Kahramanlar ve Kahramanlara Tapınanlar) eserinden:

(Bir insanın dîni, onun kalbinin îman ettiği bir husûs, onun en bâriz bir sıfatıdır. Din öyle bir şeydir ki, insanın doğrudan doğruya kalbine gider. Onun dünyadaki faaliyetlerini ayarlar. Ona görevlerini bildirir. Gideceği yolu gösterir ve onun sonunu tâyîn eder).

Chesterton’un, (Düşünülecek Olursa) kitabından:

(Din, bir insanın, kendinin veya başkalarının varlığında neler bulunduğu hakkında elde ettiği en yüce gerçeği ifâde eder).

Ambroce Bierce’nin (Şeytanın Sözlüğü) eserinden:

(Din, insanlara, bilmedikleri birçok şeyleri öğreten, onlara hem korku, hem Ümit aşılayan bir kaynaktır).

Edmude Burke’un, (Fransa İhtilâli) ismindeki kitabından:

(Bütün hakîkî dinlerin emrettiği husûs, Allahü teâlânın emirlerine itaat, Onun şeriatine (anayasal düzeni) hurmet ve îtibar ve böylece mümkün olduğu kadar Onun rızasına yaklaşmaktır)

Swedenborg’un (Hayat Doktrini) eserinden:

(Din demek, iyilik yapmak demektir. Dînin varlığı iyiliktir. )

James Harrigton’un (Okyanus) kitabından:

(İster ondan korksun, isterse ondan tesellî bulsun, dünyada herkesin az veya çok, dinle irtibâtı vardır.)

Ünlü Rus yazarı Solzhenitsyn, Amerikaya yerleştiği zaman, üniversitede Amerikan gençlerini başına toplıyarak onlara; Artık (İnsanlık) maddenin esîri olmuşsunuz. Evet, (yeni dünya düzeni) hürriyet var, herkes istediğini yapıyor. Fakat, ancak maddeye önem veriyor. Ruhları bomboş. Hâlbuki, insanı hakîkî insan yapan, onun gelişmiş, temizlenmiş ruhudur. Size tavsiyem şudur:Ruhunuzu geliştirmeye, güzelleştirmeye bakın! Ancak o zaman, memleketinizde bulunan ve sizi de üzen çirkinlikler(hertürlü suç ) yok olmaya başlar. Dîne önem verin! Din, insan ruhunun gıdâsıdır. Dînine bağlı insanlar, her işte sizin en büyük yardımcınız olacaktır. Çünkü, onları Allah korkusu doğru yoldan ayırmaz. Sizin en büyük polis kuvvetiniz bile, herkesi gece gündüz gözetleyemez . İnsanları kötülükten alıkoyan polis değil, onların duyduğu Allah korkusudur. Rostov Üniversitesi Ünlü Rus yazarı Solzhenitsyn

Din Kavramlarının Sözlüklerdeki Anlamları Şöyle;

Din; Tanrı’ya doğa üstü güçlere ,çeşitli kutsal varlıklara ve tapınmayı sistemleştiren toplumsal bir kurum.Bu nitelikteki inançları kurallar, töreler,ve semboller biçiminde toplayan ,sağlayan, düzen. Kaynak;  Türk dil kurumu , türkçe sözlük cilt 1 sayfa,592 9 baskı ankara

Din ; Allah tarafından konulan ve Allah’ın vazifelendirdiği peygamber vasıtasıyla akıl sahibi insanlara tebliğ edilen dünya ve ahiret sadet yollarını gösteren yol,şeriat. Kaynak; Büyük türkçe sözlük sayfa 283 D. mehmet Doğan

İlk mekteb (ögretim) yaşındaki çocuklar, bahçede, umûmî (halka açık) yerlerde oynarlar. Hoşlarına giden ve arkadaşlarından gördükleri şeylerle vakit geçirirler. Anneleri, babaları zararlı şeylerle oynamalarına mâni’ olur. Söz dinlemezlerse, döverek vaya öğüt vererek zararlı oyunlara mâni’ olurlar. Annenin, babanın eğitimi ile yetişen çocuklar, büyüyünce kendilerine ve topluma faydalı olurlar. Bunun gibi, insanlar, nefslerinin ve kötü kimselerin isteklerine uyarak zararlı işler yapıyor. Allahü teala  faydalı ve zararlı şeyleri bildirmiş, faydalı olanları yapmayı, zararlı olanlardan sakınmağı emr etmişdir. Bu emr ve yasaklara (Din) denir. İslam ahlakı-Muhammed İznik Rahmetullahialeyh

Din …..inimiz….ırkçılığı şiddeti kesinlikle reddetmiştir. İslâm dini bir kafire bile gerektiğinde düştüğünde yardım etmeyi emretmiştir. İnsanlar başka bir dine inanıyor diye onlara zarar vermeyi kesinlikle yasaklamıştır. Çünkü islâmı iyi bilen bir müslüman bilirki; Kafirin hakkını ödemek müslüman birinin hakkını ödemekten daha güçtür, Yani hayvan hakkından sonra kafir hakkı gelir, kafirin bir kul hakkına girmek müslümanın ödemesi en zor olan borcudur. Bu yüzden din değil inanmayanlara zarar vermeyi, onların arkasından dedikodu yapmayı hatta yan gözle bakmayı bile yasaklamıştır. Üstte dedik ya; İslamı bilmeyen birinin islam hakkındaki yorumları bir körün fili tarif etmesine benzer. Körün biri filin karnına dokunur fil davul gibi der, biri hortumuna dokunur fil boru gibi der, biride dişlerine dokunur fil taş gibi der. İşte din düşmanlarının içinde bulunduğu durum bir teşbihle gerçekte budur. İslam dininin emirlerinde asla devlete topluma uymayan bir asi kural emir yoktur. Aksine tam tersidir, İslam toplumda uyumlu olmayı, kimseyi küçük görmemeyi, ihtiyaç halinde inançlı inançsız ayrımı yapmadan yardım etmeyi, insanlara insanlığa yararlı hizmetler yapmayı, devletin koyduğu emir ve çizgilere uymayı devlete karşı gelmemeyi emreder. İslamda anarşicilik bozgunculuk ayrımcılık ırkçılık kesinlikle yoktur şiddetle kınanmıştır ve yasaklanmştır, bunları yapan varsa eğer islam adına o onun suçudur islamı ve Allah’ın dinini kendi çıkarına kullanması demektir, Allah böylelerine lanet eder. Allah’ın adını dinini, kullanarak toplumda anarşi çıkaranı bozgunculuk çıkaranı islamı yanlış tanıtanaı Allah bizzat böylelerine “Allah diyerek cehenneme gideceklerdir” diye buyurmaktadır…

Eğer bir yerde Allah adına islam adına, islamı Allah’ın adını kullanarak terör ve anarşi yapılıyorsa Allah’ın dinine değil, dini kullanan sahte müslümanlara sitem edin! Ap Açık Ortadadır; ki! Bizim islam dinimizde böyle şeyler kesinlikle yasaklanmıştır. (Üstad-ı Tarih)

M.Kemal Diyor Ki;Biz sadece din işlerini, millet ve devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyor.Laik hükümet kavramından dinsizlik manası çıkarmaya çalışanlara fırsat vermeyiniz.Kaynak; M.Kemal , Nutuk, 1927

Mustafa Kemal’in Şeriat’e Çağ dışı demesi; Allah’ın kanunlarına (şeriat’a) çağ dışı dediği ve laikliği getiriyoruz dediği sayfa;


 M.Kemal Diyor Ki”Şeriat demek kanun demektir. Şeriat hükümleri demek kanun hükümleri demekten başka bir şey değildir ve olamaz. Başka türlüsü ÇAĞDAŞ HUKUK ANLAYIŞI İLE BAĞDAŞTIRILAMAZ. Bu böyle olunca, şeriat hükümleri deyimiyle anlam ve kavramın büsbütün başka bir şey olması gerekir.”ilk Teşkilât-ı Esasiye Kanunu’nu hazırlayanlara (islam hukuku’nun kaldırması için) bizzat başkanlık ediyorum.

Kaynak; M.Kemal , Nutuk, 1927-Teşkilat-ı Esasiye Kanunu

Cevap; Ateizmi (dinsizliği) Laiklik diye yutturmaya çalışıyorlar..Prof.Dr. Mehmet Çelik

Halide Edip Adıvar . Türkiye’de  Şark ,Garp ve Amerika Tesisleri adlı eserinde; Laikliği bizdeki tatbikatını şikayetle der ki;

Sizdeki (Türkiye’deki) Laiklik nihayet islam dinini kaldıracak ve hepiniz hrıstiyan olacakasınız der.

Kaynak; Türkiye’de  Şark ,Garp ve Amerika Tesisleri

Din ve Devletin ayrılması Müslümanlıkta imkansızdır. Çünkü din, insanların 24 saatini ayarlar. Sadece devletle olan ilişkilerini değil, özel hayatlarını, nasıl yiyip içeceklerini, karı koca arasındaki ilişkileri ve devletle (ceza hukukunu vs) olan ilişkiyi ayarlar. Devlet ile din iç içe geçmiştir. Devletin görevi insanların dini ibadetini hazırlayabilmektir. “Müslümanlıkta vahiy (kuran-ı kerim) kamusal ve özel hayatı düzenler; bu nedenle devletle dinin ayrılışının teorik reçeteleri yoktur.”  Kaynak; Prof. Dr. İlber Ortaylı,- Tarihin İzinde

Elbette ingiliz, (yahud,hırıstyan vs,) şeriata karşı olacak,Elbette rum şeriata karşı olacak, elbette sırp şeriata,Kurana,islama karşı olacak, elbette rus şeriata karşı olacak bazıları gene aklı başında olanlar imana gelebiliyor.Peki sen müslüman oğlu müslüman kızımüslüman sana ne oluyor sen onlara ne uyuyorsun sen kafirmisin,Müşrikmisin, sırpmısın, rusmusun,ingilizmisin, amerikalımısın sen kurana nasıl düşman olursun , sen ALLAH’a nasıl düşman olursun. Kaynak; Prof. Dr. Mahmud Esad Cosan
Siyaset ile din ikiz kardeş gibidir. ne siyasetsiz din olur .ne dinsiz siyaset olur. “Bir kimse Din ile Devlet islerinin ayri olduguna inanirsa ve bu inanc icinde Allah icin Kabeye gidip Hac farizasini yerine getirirken Kabenin duvarinin dibinde ölse bile, o bu inancı sebebiyle KAFİR olarak ölür.( İslam hukukuna karşı,) Müslümanları aldatan böyle iki yüzlüler Müslüman olduğunu söyler, namaz kılar, hacca gitse (ve benzeri buna,) (Zındık) denir.

Kaynak; İmam gazali -İhyâ-ül’ ulûm Cilt 1

Şeria’tı kabul etmeyen müslüman değildir.;Bir kimse: “Gel beraber gidip Şeriat’a danışalım” derse öteki kişi de “Gitmem,” derse kâfir olur. Çünkü Şeriat’ı reddetmiş oluyor. Yine bir kimse: “Şeriat ve benzeri müesseselerin bana bir faydası yoktur, bana şeriatın hükmü geçmez,” derse kâfir olur.bir kimsenin yanında Şeriat’tan bahsedilse ve bilerek bu söze karşı gelirse, yahut bu Şeriat kötüdür, derse kâfir olur.” [İmam azam -Fıkh-ı Ekber Şerhi]

Biri diğerine, gel şeriat’a gidelim dese, o dahî, ben ne yapayım dese, kâfir olur. şeriat’ı beğenmeyen, kötüleyen kimse kâfir olur. [Cennet Yolu – Muhammed İznik Rahmetullahi aley]

Hz.muhammed (s.a.s) kanun koyma konusunda ilk kaynağın Allah’ın Kitabı Kuran daha sonra Allah’ın Peygamberinin sünneti olduğu bildirmiştir ….bu ikisine karşı veya bunlara ilgisiz bir karar kanun geçerli meşru değildir ….Kuran kerimde devlet nasıl kurulacağına dair ayet kerime var. hükümet hanği kanunları uygulacağına dair hükümler var. Allah tealanın hükümleri esas madddeleri ,ceza kanunları dururken başka (roma hukuku ) ülkelerden kanun alanlar ( örnek türkiye anayasası ) yani din ve devlet işleri ayrı diyenler kafirlerin ta kendileridir. ben söylemiyorum kuranı kerim söylüyor. Adam dünya işlerini bize bırak ALLAH ahiret işlerine baksın deyip şirk (kuranı kerime göre müşrik oluyor) koşuyor. Buna dinle devlet işlerinin birbirinden ayrılması diyoruz Ben Hem Elhamdülillah Müslümanım , Hem Laik’im Diyen İnsan Vallahi KAFİR Olur Billahi KAFİR OLur…|| Allah c.c. der ki: “Kim benim indirdiğim hükümler ile hükmetmezse işte onlar kâfirlerin ta kendileridir.” (maide ayeti kerimesi ) || Laiklik der ki: “Din ve devlet işleri ayrı tutulur” Bu yolda ölürsek bir görevi başarmak için öleceğiz. Ölsek de, Hakkı söyleyeceğiz ama mutlaka Hakkı söyleteceğiz.. .(“Timurtaş Uçar Diyanet -Din görevlisi)

Laik: Fr. Din işlerini devlet işlerine karıştırmayan. Devlet işlerini dinden ayrı tutan. (Kaynak: Türk dil kurumu Türkçe sözlük cilt 2. Sayfa 1449)Laik: (Lat. Fr.s.fel.) Dünya işlerini dinişlerinden ayıran, lâdinî. Seküler. 2.Dini olmayan, dinsiz. 3.Dine karşı olan, din karşıtı. 4.(i.) Lâik görüşe sahip kimse.

Laikleşmek: 1. Laik hâle gelmek. 2. Dinsizleşmek.

Laikleştirilmek: 1.Laik hâle getirilmek. 2. Dinsizleştirilmek. (Büyük Türkçe Sözlük Sayfa 709 D. Mehmet DOĞAN Bahar yayınları 11. Baskı Ekim 1996 (İz)

Türk dil kurumu sözlüğünde Şeriat’ın anlamı: Kur’an da ki ayetlerden, peygamberin sözlerinden çıkarılan, dini temellere dayanan Müslümanlık kanunları, İslâm hukuku’dur. TDK : http://tdkterim.gov.tr/bts/

Din hususunda apaçık bir Şeriat sahibi kıldık. Sen ona uy, bilmeyenlerin hevâ ve heveslerine (duygu,düşünce) uyma. (Kur-an’ı Kerim Casiye suresi 18.ayet)

Şeriatçı: Dinin esaslarını sadece dini hayata değil, hukuki, iktisadi ve siyasi düzenlemede geçerli kılmak isteyen kimsedir. (kaynak: Türk dil kurumu Türkçe sözlük cilt 2. sayfa 2087 9. Baskı Ankara1998)

Büyük Türkçe sözlükte Şeriat: 1.Yol, geniş yol, doğru yol. 2. Kaynak. 3. Yüce Allah’ın, kulları için koyduğu din. 4. İlâhi kanun (yüce Allah’ın, kanunu ile ilgili, hükümlerinin bütünü (Büyük Türkçe sözlük, sayfa 1023 D. Mehmet DOGAN bahar yayınları 11. baskı)

İlköğretim Türkçe sözlükte Şeriat: 1.Allah’ın buyruklarının tümü. İslâm hukuku, bu buyrukları esas alan yönetim biçimi. (İlköğretim Türkçe sözlük sayfa 421 Şerif Benekçi- Damla yayınları)

Tc .Diyanet Kur’an meallerinde Şeriat’ın Anlamı:

http://www.diyanet.gov.tr/turkish/dy/DiniBilgilerDetay.aspx?ID=1244

http://www.diyanet.gov.tr/turkish/dy/DiniBilgilerDetay.aspx?ID=126

İnsanlara kitap ve terâzî gönderdik ki, bunlarla adaleti yerine getirsinler .(hadid 25) buyuruldu.

KAFİR KİMDİR; Kim Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmetmezse, işte onlar kafirlerin ta  kendileridir (maide 44)Hâkim, vâlî, kumandan ve herhangi bir âmir Allah’ın indirdiği hükümler ile hareket etmeli,yaptırmalı ve yapmalıdır. Böyle olan kimse, bu dünyada, Allahü teâlânın halîfesi olmuştur.  (İslam Ahlakı-Muhammed Hadimi Rahmetullahi aleyh)

Laiklik Yalanı; Cumhuriyet ilan ediyorsun ve diyorsun ki ;’Ben laik bir devlet kuruyorum’ deselerdi acaba kaç tanesi sağ kalırdı o gün?Gel ulan, derlerdi o zaman sana, gel sana göstereyim o devleti!…”

Türkiye Cumhuriyeti’ bir İslâm Cumhuriyeti (devleti) olarak teşekkül etti, Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’na 1923’te “Devletin dini Din-i İslâm’dır” ibaresinin ilave edilmesinden de bunu görelebilirsiniz. “Yeni kurulan devlet neyin nesiydi? Bunu izah etmek lazımdı. ‘Ben laik bir devlet kuruyorum’ deselerdi acaba kaç tanesi sağ kalırdı o gün? (yani hepsi idam edilirdi) İstiklâl Harbi’nin ertesinde Cumhuriyet ilan ediyorsun ve diyorsun ki ‘Ben laik (dinsiz,dini referans almayan) demokratik insan haklarına saygılı bir devlet kurdum!’ ‘Gel ulan, derlerdi o zaman sana, gel sana göstereyim o devleti!…” Bu manada laiklik prensibinin resmiyet kazanmasının ancak 1937’de (kademe ,kademe aldatttılar bizi -buna ilmi siyaset derler) Altıok’un Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’na sokulmasıyla birlikte vuku buldu. 1918 -1923 yılında kâfirliği belli olan kâfirlerin bize yapmak istediği şeyi bugün Müslümanmış gibi görünen kâfirler yapmak istiyor.

– “Türkiye Cumhuriyeti’nin şu anda İslam cumhuriyeti olması gerekiyordu, 86 yılımızı feda ettik. 1928 yılında İslam harflerinin değiştiği sene ‘devletin dini İslamdır’ hükmü anayasadan çıkarıldı. ‘Türkiye Cumhuriyeti’nin dini İslamdır’ yazacak olduğu halde ‘Neden İslam harflerini kaldırdınız?’ sorusuna cevap verilemezdi.

Müşrik inancının modern zamanlarda yaygınlaşmasında laiklik özel bir görev üstlenmiş durumdadır.Laik Değilim Çünkü Müşrik Değilim

[ İsmet Özel, Türk, şair, yazar ve düşünür- İstiklal Marşı Derneği’nin kurucusu ve hâlen genel başkanıdır.]

İslam dinini bilmiyenlerin bazısı ise, milletin sağlam imanını, ilme ve akla dayanarak bozamayacaklarını, islama hucum ettikçe, kendi yüz karalarının meydana çıkdığını görerek, hile, yalan yoluna sapıyor. Müslüman görünüp ve müslümanlığı beğenici ve meth edici yaldızlı(demogojji) yazılar yazıp, fakat, bu yazıları ve sözleri arasında müslümanlığın esas ve temel meselelerini, sanki müslümânlık değilmiş gibi ele alıp kötülüyorlar. Okuyucuları ve dinleyicileri bunlardan soğutmaya ve ayırmaya çalışıyorlar. Allahü tealânın emr etdiği ibâdetlerin(şeriat) şekillerini uygunsuz görerek, böyle olacağına, şöyle olsaydı, dahâ iyi olurdu diyorlar. Birşeyi bilmemek, insanlar için kusûr ise de, anlamadığına karışmak, ayrıca pek gülünç ve acınacak bir hâl oluyor. Böyle câhilleri, akllı sanarak, sözlerini dinleyen ve inanan müslümânlar ise, bunlardan dahâ zavallı ve dahâ ahmakdır.Böyle kafirlere (ateist-mason-yahudi) denir. Bunlardan müslüman görünenlere (Zındık) ve (Fen yobazı) denir.Bu fen yobazlarına aldanmamalıdır.

Kaynak; (1911 -2001) Hüseyin Hilmi Işık Kimyadaki Buluşu ve Yazdığı Kitaplarla Tanınan Yirminci Yüzyıla damgasını Vurmuş Olan Bir Bilim Adamı ve İslam Alimidir. Eczacı, Matematik, ve Kimya,Ögretmeni ve Türkiyenin İlk Yüksek (profesyonel ) Kimya Mühendisi. Hakikat Kitapevi

Google Aramaları

  • nutuk 644-645
  • mustafa kemalin tarih tezlerine
  • ilhan arsel en onemli tezi
  • harf devrimi tez ahmet şimşirgil
  • ekviproduktif ne demek
  • bu millete gideceği yolu gösterirken dünyanın her türlü ilminden habgi ilke
  • bayram ali öztürk osmanlıya söven dinsizdir yazili
  • Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri I-III (İzmir Yollarında; s 103-126)
  • şeriatı kabul etmeyen kabe duvarın dibinde ölse bile kafir olarak ölür imam Gazali
  • atatürk insanların balıktan yaratıldığını söylüyo ozaman balığı kim yaratı?

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*