Son Haberler
Anasayfa » Atatürk milliyetçi miydi? » Musul ve Kerkük Türktür;

Musul ve Kerkük Türktür;

Musul ve Kerkük Türktür; Pkk’nın oluş sebeplerinden biride musul ve kerkük’ün M.kemal ve inönü tarafından ingilizlere verilmesidir, halbuki misak-ı milliye ye dahildi. Yabancıya arsa satıyor diye vatan satmakla suçlananlar hain;ama misak-i milli dahilinde ki toprakları satan vatansever ve kahraman oluyor. Ne çelişki ama. Bu çelişkiyi çoğu kişinin anlayamamasının nedeni de kemalist eğitim sistemidir.

Ne demiş; Cafer Tayyar Paşa’nın Mustafa Kemal Paşa’yla aralarında şiddetli tartışmalar geçmişti. Kendisi “Musul’un Türk olduğunda ısrar ediyor ve boşaltma yoluna gitmek istemiyordu. M.kemal ise yeni kurulan devletin İngiltere’yle arasının açılmaması ve yeni badirelere sürüklenmemesi için Paşa’yı tahliye hususunda sıkıştırıyordu.”Bu uzun ve çekişmeli geçen müzakereler sonucunda karar verilecek ve ancak geri çekilmeyi kabul etmeyen Cafer Tayyar Paşa görevinden alınarak Musul boşaltılabilecekti.


Musul ve Kerkük ; Irak hududu Musul işiydi. Bunu ilk günlerden beri hususî surette halle çalıştık.Gürzon ile İsmet görüştüğü gibi bir kaç defa da ben başbaşa Gürzon’un odasında kendisiyle görüştüm. Onlar Teril (Şimdi İngiltere’nin Paris Sefiri), Forps Adam, Nikolson, daha birkaç İngiliz ve İngiliz zabiti; biz İsmet, ben vekaymakam Tev-fik (Şimdi riyaset-i cumhur Başkâtibi) idik. Defalarca bizim otelde, onların otelinde toplanıp konuştuk. İngilizler Bağdat’tan bir Arap da getirmişlerdi. Biz onu müzakereye kabul etmek istemedik ve etmedik.Bu müzakereler bir müddet şifahen devam etti. Sonradan nota halinde tahriri halinde yaptık. İsmet mütemadiyen bana: «Gel, şu Musul’u verelim de kurtulalım»diyor. Ben de olamaz, Musul bizim en mühim yerimizdir. Orası böğrümüzdür. Böğrümüze hücum oradan olur. Hem de başımıza bir Kürdistan fikri çıkar. Çalışalım.Kurtulmak ihtimali vardır diyorum. O da:«Etme, sonra boca olur. Muahede, sulh kalır» diyor. Ben de bir düziye mâni oluyorum.İngilizler «Musul’u size vermek demek, sizin Bağdat’a inmeniz demektir»diyorlar. Anlaşılıyor ki, bundan korkuyorlar. İsmet benden aciz kalıp Ankara’ya yazdı. Hükümet Erkân-ı Harbiye’ye sormuş, Fevzi Paşa «Musul’u almalı» demiş. Bubana kuvvet oldu. İsmet şüphesiz Mustafa Kemâl’in bize Lozan’a giderken«Musul’dan vazgeçin» dediğini yapmak istiyor. Babasının çiftliği değil ya,efendisinin emrini yerine getirsin. Teveccüh kazansın ona kâfi.[Türkiye’nin İlk Milli Eğitim Bakanı Doktor Rıza Nur, Hayatım ve Hatıratım]

Musul sorunu; “Cafer Tayyar, hem komutan, hem de Edirne mebusu olarak Meclis’te görev aldı M. Kemal ile zıtlaştılar ve hiçbir şekilde (inkilaplarına karşıdır,)uyuşamadılar. ;Bu (Musul sorunu;) yüzden, başına gelmeyen kalmadı.Cafer Tayyar Paşa: Çanakkale Cephesi’nde 1. Tümen Komutanlığı yapan, Trakya Paşaeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’ne bağlanmasında önemli rol oynayan, Yunanlılarla savaşırken esir düşüp 32 ay esir kalan kahramanlarımızdan Cafer Tayyar Paşa da İstiklâl Mahkemesi’nde yargılanmış, o da zar-zor idamdan dönmüştür..[Türk tarihçi ve yazar.Yavuz Bahadıroğlu]

Cafer Tayyar Paşa’nın Raif Karadağ’a anlattığına göre, Mustafa Kemal Paşa’yla aralarında şiddetli tartışmalar geçmişti. Kendisi “Musul’un Türk olduğunda ısrar ediyor ve boşaltma yoluna gitmek istemiyordu. Gazi ise yeni kurulan devletin İngiltere’yle arasının açılmaması ve yeni badirelere sürüklenmemesi için Paşa’yı tahliye hususunda sıkıştırıyordu.

1924′de girecektik Kuzey Irak’a, Atatürk istemedi;

Kuzey Irak’a sınır ötesi operasyon meselesi adeta bir ateş topu gibi elden ele gezerken, tarih yine imdadımıza koşuyor ve bazı eskimez ipuçlarını fısıldıyor kulağımıza.

1927 yılında İngilizlerin Irak’taki Baba Gürgür petrol kuyularından gümbür gümbür petrol fışkırmaya başlayınca bizi bir yıl önce kandırdıkları ayan beyan hale gelmişti. Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras, kurt İngiliz diplomatların blöfünü yutmuş, Musul petrollerini onların tahmininden de ucuza kapatmıştı. Ancak anlaşmanın üzerinden kısa bir süre geçtikten sonra petrolden “hisse” değil de, gelirden “kâr payı” almanın korkunç tuzağına düştüğümüz görülünce içeride homurtular da yükselmeye başlayacak ve bugüne kadar devam edecektir.

İşte Lozan’ın eksik bıraktığı maddelerden birisi daha karşımızdaydı. İttihatçılardan başlayarak göz göre göre bir dizi hata işlemiş ve sonuçta Musul sözde Irak’a dahil edilmiş, böylece güney sınırlarımızı kesinleştirmiştik.

Sultan II. Abdülhamid’in petrol sahasını ailesinin şahsi mülkü haline getirmek suretiyle bir işgal durumunda kurtarma çarelerine başvurmasına karşılık İttihatçılar bu statüyü değiştirerek petrol sahasını hanedanın şahsî mülkü haline sokmuş, 1924′te ise hanedan yurtdışına çıkarılırken vatandaşlıktan da çıkartılınca Türkiye’nin elinde hiçbir kozu kalmamıştı. Öyle ya, kendi kanunumuzla vatandaşlıktan çıkardığımız hanedanın petrol sahalarındaki emlakinin hakkını nasıl savunacaktık?

En son olarak da uluslararası bir araştırma komisyonunun 1925 yılında Birleşmiş Milletler’e verdiği raporda “Türkiye Musul üzerindeki hukukî haklarından vazgeçmedikçe Musul’un bir başka devlete verilmesi imkânsızdır” demesine rağmen, yani Musul üzerindeki hakkımız tarafsız bir komisyonca da teslim edildiği halde elimizdeki kozları yeterince değerlendiremeden görüşmeleri sonuçlandırmıştık.

Artık Musul da, petroller de sözde Irak’ın, gerçekteyse İngiliz ve sonra da Amerikan petrol şirketlerinin kasalarını dolduran yağlı payı olmuş, kuyulardan gürül gürül çekilen petrolün kasalara akıttığı altınların şakırtısı ta Ankara’dan duyulur olmuştu. Türkiye’de meydana gelen her homurtuya içeride bir karışıklık çıkararak cevap veren emperyalizm, bu defa da Nasturi ayaklanmasına başvurmuş, güneydoğu sınırımızda yeni çıban başları icat etmeye koyulmuştu.

Henüz ikinci yaşına basmış bulunan Türkiye Cumhuriyeti, isyanı bastırmak için General Cevad Çobanlı’nın emrindeki Yedinci Kolordu’yu Diyarbakır’daki birliklerle de takviye ederek bölgeye sevk etmiş, hemen hemen tam mevcutlu bir ordu haline getirmişti. Operasyonun başına da Kurtuluş Savaşı’nın unutulmaz komutanlarından Cafer Tayyar Eğilmez getirilmişti.

Gören görüyordu. Bu tam tekmil ordu, herhalde sadece sınırlarımızın içinde bulunan bir avuç Nasturi isyancıyı bastırmak için düzenlenmiş değildi. Hedef daha büyüktü. İsyan bahane edilerek ve bir oldubittiye getirilerek Musul’a kadar sarkılacaktı. Fırsat bu fırsattı.

Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Paşa, Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa ve General Cafer Tayyar Paşa baş başa verip bu operasyonun nasıl gerçekleştirileceği üzerinde müzakerelerde bulundular. Müzakereler, yönetimin asker ve sivil kanatları arasında varılan tam bir mutabakatla sonuçlandı.

Böylesine güçlü bir desteği arkasına alan Yedinci Ordu da, Nasturi harekâtını büyük bir hızla tamamladı. Tamamlamakla kalmadı, sınırı geçerek Musul’a kadar sarktı.

Tabii harekâta şiddetli bir tepki veren İngiltere, Ankara’ya Musul’un derhal boşaltılması için sert bir nota verdi. Notalar birbirini kovalıyordu. İlkin bu tepkileri duymazdan gelen Ankara, işin ciddileşmekte olduğunu anlayınca Cafer Tayyar Paşa’ya Musul’u boşaltması emrini verdi. Cafer Tayyar Paşa, Raif Karadağ’a (Petrol Fırtınası, 1979, s. 209) bizzat anlattığı hatıralarında Ankara’dan gelen emirden şoke olduğunu belirtmiştir. Paşa, ‘bu fırsat bir daha ele geçmez’ deyip ısrarla Musul’da kalmak istiyor, Ankara’ya çektiği cevabî telgraflarında İngilizlerin başının belada olduğunu, bizimle uğraşamayacaklarını, notalarının da blöften ibaret olduğunu boşu boşuna haykırıyordu.

 

İngilizler gerçekten de blöf mü yapıyorlardı? Gerçekten de Irak’ta Araplara verdiği bağımsızlık sözünü tutmayan (ne ilginçtir ki, tutmayacağını bir tek Iraklılar bilmiyordu) İngiltere’ye karşı milliyetçi bir tepki dalgası yükselmekteydi. Kandırılmış Irak halkının İngiltere’ye güveni azalmıştı ve İngiltere, böyle sıkışık bir konumda Türkiye’ye açacağı savaşın nelere mal olacağını gayet iyi biliyordu.

 

Bu durumu içeriden teşhis eden Cafer Tayyar Paşa telgraflara direniyor, birliklerini inatla geri çekmek istemiyordu. Bunun üzerine Mustafa Kemal Paşa kendisini bizzat Ankara’ya çağırdı. Uzun müzakerelerden sonra birliklerin geri çekilmesine karar verilmişti. Cafer Tayyar Paşa’nın Raif Karadağ’a anlattığına göre, Mustafa Kemal Paşa’yla aralarında şiddetli tartışmalar geçmişti. Kendisi “Musul’un Türk olduğunda ısrar ediyor ve boşaltma yoluna gitmek istemiyordu. Gazi ise yeni kurulan devletin İngiltere’yle arasının açılmaması ve yeni badirelere sürüklenmemesi için Paşa’yı tahliye hususunda sıkıştırıyordu.”

Bu uzun ve çekişmeli geçen müzakereler sonucunda karar verilecek ve ancak geri çekilmeyi kabul etmeyen Cafer Tayyar Paşa görevinden alınarak Musul boşaltılabilecekti.

MUSUL VE KÜRDİSTAN SORUNU;

Bugünkü sınır ötesi operasyonu savunan ve karşı çıkanlara tarihten bir ayna tutmaya çalıştım. Bilmem daha fazla söze hacet kaldı mı? tarihçi;m.armagan 17 Haziran 2007, Pazar

1924’de girecektik Kuzey Irak’a, Atatürk istemedi

Cevad Paşa hareket sahasına kadar geldi ve olduğumuz yerde kalmamız için hükümetin çok kat’i ve mucip sebepli emrini tebliğ etti. (Cafer Tayyar Paşa)[Cemil Kutay – “Cafer Tayyar Paşa, Musul’u nasıl kurtaracaktı.”, Tarih konuşuyor sayı:11, Aralık 1964, s:857]

Kuzey Irak’a sınır ötesi operasyon meselesi adeta bir ateş topu gibi elden ele gezerken, tarih yine imdadımıza koşuyor ve bazı eskimez ipuçlarını fısıldıyor kulağımıza.

1927 yılında İngilizlerin Irak’taki Baba Gürgür petrol kuyularından gümbür gümbür petrol fışkırmaya başlayınca bizi bir yıl önce kandırdıkları ayan beyan hale gelmişti. Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras, kurt İngiliz diplomatların blöfünü yutmuş, Musul petrollerini onların tahmininden de ucuza kapatmıştı. Ancak anlaşmanın üzerinden kısa bir süre geçtikten sonra petrolden “hisse” değil de, gelirden “kâr payı” almanın korkunç tuzağına düştüğümüz görülünce içeride homurtular da yükselmeye başlayacak ve bugüne kadar devam edecektir.

İşte Lozan’ın eksik bıraktığı maddelerden birisi daha karşımızdaydı. İttihatçılardan başlayarak göz göre göre bir dizi hata işlemiş ve sonuçta Musul sözde Irak’a dâhil edilmiş, böylece güney sınırlarımızı kesinleştirmiştik.

Sultan II. Abdülhamid’in petrol sahasını ailesinin şahsi mülkü haline getirmek suretiyle bir işgal durumunda kurtarma çarelerine başvurmasına karşılık İttihatçılar bu statüyü değiştirerek petrol sahasını hanedanın şahsî mülkü haline sokmuş, 1924’te ise hanedan yurtdışına çıkarılırken vatandaşlıktan da çıkartılınca Türkiye’nin elinde hiçbir kozu kalmamıştı. Öyle ya, kendi kanunumuzla vatandaşlıktan çıkardığımız hanedanın petrol sahalarındaki emlakinin hakkını nasıl savunacaktık?

En son olarak da uluslararası bir araştırma komisyonunun 1925 yılında Birleşmiş Milletler’e verdiği raporda “Türkiye Musul üzerindeki hukukî haklarından vazgeçmedikçe Musul’un bir başka devlete verilmesi imkânsızdır” demesine rağmen, yani Musul üzerindeki hakkımız tarafsız bir komisyonca da teslim edildiği halde elimizdeki kozları yeterince değerlendiremeden görüşmeleri sonuçlandırmıştık.

Artık Musul da, petroller de sözde Irak’ın, gerçekteyse İngiliz ve sonra da Amerikan petrol şirketlerinin kasalarını dolduran yağlı payı olmuş, kuyulardan gürül gürül çekilen petrolün kasalara akıttığı altınların şakırtısı ta Ankara’dan duyulur olmuştu. Türkiye’de meydana gelen her homurtuya içeride bir karışıklık çıkararak cevap veren emperyalizm, bu defa da Nasturi ayaklanmasına başvurmuş, güneydoğu sınırımızda yeni çıban başları icat etmeye koyulmuştu.

Henüz ikinci yaşına basmış bulunan Türkiye Cumhuriyeti, isyanı bastırmak için General CevadÇobanlı’nın emrindeki Yedinci Kolordu’yu Diyarbakır’daki birliklerle de takviye ederek bölgeye sevk etmiş, hemen hemen tam mevcutlu bir ordu haline getirmişti. Operasyonun başına da Kurtuluş Savaşı’nın unutulmaz komutanlarından Cafer Tayyar Eğilmez getirilmişti.

Gören görüyordu. Bu tam tekmil ordu, herhalde sadece sınırlarımızın içinde bulunan bir avuç Nasturi isyancıyı bastırmak için düzenlenmiş değildi. Hedef daha büyüktü. İsyan bahane edilerek ve bir oldubittiye getirilerek Musul’a kadar sarkılacaktı. Fırsat bu fırsattı.

Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Paşa, Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa ve General Cafer Tayyar Paşa baş başa verip bu operasyonun nasıl gerçekleştirileceği üzerinde müzakerelerde bulundular. Müzakereler, yönetimin asker ve sivil kanatları arasında varılan tam bir mutabakatla sonuçlandı.

Böylesine güçlü bir desteği arkasına alan Yedinci Ordu da, Nasturi harekâtını büyük bir hızla tamamladı. Tamamlamakla kalmadı, sınırı geçerek Musul’a kadar sarktı.

Tabii harekâta şiddetli bir tepki veren İngiltere, Ankara’ya Musul’un derhal boşaltılması için sert bir nota verdi. Notalar birbirini kovalıyordu. İlkin bu tepkileri duymazdan gelen Ankara, işin ciddileşmekte olduğunu anlayınca Cafer Tayyar Paşa’ya Musul’u boşaltması emrini verdi. Cafer Tayyar Paşa, Raif Karadağ’a (Petrol Fırtınası, 1979, s. 209) bizzat anlattığı hatıralarında [*] Ankara’dan gelen emirden şoke olduğunu belirtmiştir. Paşa, ‘bu fırsat bir daha ele geçmez’ deyip ısrarla Musul’da kalmak istiyor, Ankara’ya çektiği cevabî telgraflarında İngilizlerin başının belada olduğunu, bizimle uğraşamayacaklarını, notalarının da blöften ibaret olduğunu boşu boşuna haykırıyordu.

İngilizler gerçekten de blöf mü yapıyorlardı? Gerçekten de Irak’ta Araplara verdiği bağımsızlık sözünü tutmayan (ne ilginçtir ki, tutmayacağını bir tek Iraklılar bilmiyordu) İngiltere’ye karşı milliyetçi bir tepki dalgası yükselmekteydi. Kandırılmış Irak halkının İngiltere’ye güveni azalmıştı ve İngiltere, böyle sıkışık bir konumda Türkiye’ye açacağı savaşın nelere mal olacağını gayet iyi biliyordu.

Bu durumu içeriden teşhis eden Cafer Tayyar Paşa telgraflara direniyor, birliklerini inatla geri çekmek istemiyordu. Bunun üzerine Mustafa Kemal Paşa kendisini bizzat Ankara’ya çağırdı. Uzun müzakerelerden sonra birliklerin geri çekilmesine karar verilmişti. Cafer Tayyar Paşa’nın Raif Karadağ’a anlattığına göre, Mustafa Kemal Paşa’yla aralarında şiddetli tartışmalar geçmişti. Kendisi “Musul’un Türk olduğunda ısrar ediyor ve boşaltma yoluna gitmek istemiyordu. Gazi ise yeni kurulan devletin İngiltere’yle arasının açılmaması ve yeni badirelere sürüklenmemesi için Paşa’yı tahliye hususunda sıkıştırıyordu.”

Bu uzun ve çekişmeli geçen müzakereler sonucunda karar verilecek ve ancak geri çekilmeyi kabul etmeyen Cafer Tayyar Paşa görevinden alınarak Musul boşaltılabilecekti.

Bugünkü sınır ötesi operasyonu savunan ve karşı çıkanlara tarihten bir ayna tutmaya çalıştım. Bilmem daha fazla söze hacet kaldı mı?

Kaynak; 1; Raif Karadağ, Petrol Fırtınası, 3.Baskı, İstanbul 1979, Adak Yayınları sayfa: 209. 2; Cemil Kutay – “Cafer Tayyar Paşa, Musul’u nasıl kurtaracaktı.”, Tarih konuşuyor sayı:11, Aralık 1964, s:857. 3)Yakın Tarihimiz, İstanbul 1962 – 1963 c.4 sayfa: 161 – 162
3;Ayrıca bakınız: Mustafa Armağan, Efsaneler ve Gerçekler, 5.Baskı, İstanbul 2011, Timaş Yayınları, 40 – 43.

İlk hedef Akdeniz? İkinci Hedef neydi?ikinci hedef Batı Trakyaydı? Mustafa Kemal batı trakya’yı yunanlilara peskes cekmistir. Oysa misak-i milli kararlarinda bati trakya da oylama yapilmasi öngörülüyordu. Cogunluk kimde ise o topraklar oraya ait olacakti. %80′i türk müslüman nüfusu oldugu halde ve bize gececegi garanti oldugu halde, M.kemal bati trakyayi yunanlilara “satmistir.

http://yakintarihimiz.org/mustafa-kemal-bati-trakyayi-yunanlilara-peskes-cekmistir-oysa-misak-i-milli-kararlarinda-bati-trakya-da-oylama-yapilmasi-ongoruluyordu-cogunluk-kimde-ise-o-topraklar-oraya-ait-olacakti-%80i-tur.html

M.Kemal Azerbaycan’ı(türkleri) Ruslara Para Karşılığında Sattı?

http://yakintarihimiz.org/m-kemal-azerbaycaniturkleri-ruslara-para-karsiliginda-satti.html

Musul ve Kerkük Türktür; Pkk’nın oluş sebeplerinden biride musul ve kerkük’ün M.kemal ve inönü tarafından ingilizlere verilmesidir, halbuki misak-ı milliye ye dahildi. Yabancıya arsa satıyor diye vatan satmakla suçlananlar hain;ama misak-i milli dahilinde ki toprakları satan vatansever ve kahraman oluyor. Ne çelişki ama. Bu çelişkiyi çoğu kişinin anlayamamasının nedeni de kemalist eğitim sistemidir.

http://yakintarihimiz.org/musul-ve-kerkuk-turktur.html

3 Ciltlik Lozan Zafer Mi, Hezimet Mi? Kitabının Özeti; Musul, Kerkük, Batum, Batı Trakya, Kıbrıs ve daha nice Misak-ı Milliye dahil vatan toprağı “zafer” olarak sunulan ihanet anlaşması Lozan’ın götürüleridir!..

http://yakintarihimiz.org/3-ciltlik-lozan-zafer-mi-hezimet-mi-kitabinin-ozeti.html

 İstanbul’dan dahi vazgeçmeyi düşünebilen bir (M.kemal)Paşa? Hani “Vatan toprağı kutsal” idi? Muzaffer bir devlet olarak oturduğumuz Lozan masasında bıraktığımız; Trablusgarp, Adalar, Musul, Kerkük, Batum, Batı Trakya vatan toprağına bakışlarını göstermiyor mu zaten?http://yakintarihimiz.org/istanbuldan-dahi-vazgecmeyi-dusunebilen-bir-m-kemalpasa-hani-vatan-topragi-kutsal-idi-muzaffer-bir-devlet-olarak-oturdugumuz-lozan-masasinda-biraktigimiz-trablusgarp-adalar-musul-kerkuk.html

Google Aramaları

  • musul kerkük kimin
  • turkiye musul ve kerkük petrolunden enson nezaman pay aldı
  • musul kerkük operasyonu
  • musul kerkük kaç paraya satıldı
  • musul kerkük ayan kimde
  • kerkuk yakin tarihi
  • inönü kerkük musul sattımı
  • cevad paşa kerkük
  • cafer tayyar eğilmez musul geri almıştı
  • Bediüzzaman musul ve kerkük

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*