Son Haberler
Anasayfa » Genel » MUTLAKIYET, CUMHURİYET VE SANSÜR

MUTLAKIYET, CUMHURİYET VE SANSÜR

MUTLAKIYET, CUMHURİYET VE SANSÜR Gazetecilikte pirimiz, Ziyad Ebüzziya’dan okumuştum: “Mutlakiyet [padişahlık] devrinde bir gazeteye kapatma cezası verilince, bunun gerekçesi önce o gazetede ilân edilir, sonra diğer gazetelere yazdırılırdı. Benim gazetecilik ettiğim yıllarda ve daha sonraları ise gazeteler, ‘görülen lüzum üzerine’ kapatılırdı ve gerçek sebep, ekseriya gazetenin kendisine dahi bildirilmezdi…””1943-44 yıllarında bir gazetenin kapatıldığını öbür gazetelerin yazması dahi yasaklanmıştı.

Gazete yeniden yayınlanmaya başladığında, ‘Biz kapatılmıştık.’diyemezdi. Okuyucu ancak tefrika (yazı dizisi) numaralarından bunu anlayabilirdi…””Mevhibe İnönü’nün (İsmet Paşa’nın eşi) fotoğrafı birinci değil, 3. sayfada yayınlanması hakaret kabul edilerek Tasvir-i Efkâr gazetesi kapatıldı.””Almanlara karşı tavır alınmamasını (İkinci Dünya Savaşı esnasında) tavsiye ederdik. Günün birinde Almanlar sınırlarımıza dayandılar. Almanlarla bir saldırmazlık paktı imzaladık. İmza gecesi Ankara’da, Dışişleri Bakanı SelimSarper, ‘Tasvir-i Efkâr şimdi, ‘Biz demedik mi diye yazar, hükümeti küçük düşürür.’ dedi. (Bu ihtimal ile) altı hafta süreyle kapatıldık.””Antep’ten gelen bir mektup koyduk gazeteye, ‘Petrol yok, çocuklar çıra ışığında ders görüyor.’ diye yazdık. 10 gün kapatıldık…” (Tercüman, 23 Ocak 1986)”

Galiba Cumhuriyet’in otuz ikinci yıl dönümüydü. Başöğretmenim Hikmet Bey, bir gün hışımla sınıfa girdi ve âdeta bağırdı:”Çocuklar, İsmet Paşa’nın diktatör olduğunu söyleyenlere sakın inanmayın, ne Atatürk diktatördü ne de onun şanlı arkadaşı İsmet İnönü. Zaten diktatörlüğü kaldırıp Cumhuriyet ilan ettik.”Başöğretmenim Hikmet Bey iflah olmaz bir İnönücüydü, Adnan Menderes’e ve Demokrat Parti’ye de çok kızıyordu…Hışımla sınıfa girer girmez o devrin ana muhalefet partisi lideri İsmet İnönü’yü savunmasından anladım ki dışarıda birileriyle bu konuyu tartışmış, iyice damarına basmışlar.Hem sınıfa çöreklenen ağır havayı dağıtmak hem de sınıfın “çok bilmiş “lerinden olduğumu göstermek açısından hemen sormuştum:

– Diktatör ne demek öğretmenim?Hızla bana dönüp, “Yine mi sen?” der gibi yüzüme baktıktan sonra,- Sınırsız yetki sahibi yönetici demektir çocuklar, diye izah etti. Sadece padişahlar sınırsız yetkilere sahipti. Dedikleri dedik, çaldıkları düdüktü…Başöğretmenim böyle diyordu, ama benim o yaşta okuduğum bir kitapta, Fransız tarihçi A. Ubicini farklı şeyler söylüyordu: (Ubicini Tanzimat dönemindeTürkiye’ ye gelip uzun süre kalmış, Osmanlılar hakkında yazdığı eserler, Batı’da çok büyük ilgiyle karşılanmıştı.)”Osmanlı hükümeti şeklen bir istibdat (diktatörlük diyelim) görüntüsü vermekle birlikte, dikkatle incelendiği zaman, dünyanın hiçbir yerinde misli görülmemiş derecede yumuşak bir idare olduğu anlaşılır.”Başka bir Fransız ise, “Padişahın iradesi, Kur’an hükümlerinden, şeriat ulemasının içtihadlarmdan (yorumlarından), yahut şeyhülislâmın fetvalarından üstün değildir…

Örf veâdetlere dayanan halkın gücü padişahların iradesinden çok daha üstündür.” (A. L.Castellan) diyerek soydaşını doğruluyordu.İngiliz sefiri Th. Thornton ise padişahların sınırlı yetki sahibi olduklarını kesin bir dille açıklıyor, sonra da şu hükme varıyordu:”Böyle kâhüriî sınırlamalar olan bir ülkede (Osmanlılarda) elbette istibdat olamaz.”Şimdi, başöğretmenimin “sınırsız yetki” izafe ettiği padişahlardan birkaçının durumuna bakalım isterseniz…Bursa Kadısı Emir Sultan, devrin öfkesi burnunda padişahı Yıldırım Bayezid’ın şahitliğini “Terk-i cemaat bais-i cerh idüğün şuyû bulmağılen şehâdetün caiz değildür.”, yani “Namazlarını cemaatle kılmadığın duyulduğundan şahitliğini kabul etmiyorum.” diyerek şahitliğini reddediyor. Fatih Sultan Mehmed, Molla Gürani tarafından bir yemek esnasında fırçalanıyor, padişahlığı bırakıp dervişliğe dönmek istediği günlerin birinde “Senin rahmetin zahmettedir.”denilerek Ak Şemsüddin Hoca’sının huzurundan kovuluyor. Yavuz Sultan Selim,Zembilli Ali Cemali Efendi’nin tehdidi karşısında fermanını geri almak zorunda kalıyor.

Sultan Avcı Mehmed, cuma namazı esnasında bir kürsü vaizi tarafından”Nedir bu av merakı, nedir bu nefsi emmareye uymalar, Allah’dan korkmaz mısın?Devlet sahipsiz kaldı… Şimdi avlanma zamanı değil ağlama zamanıdır.” denilere kazarlanıyordu. Bu padişahlar diktatör müydüler yani?Diktatör olsalardı, kendilerini herkesin huzurunda azarlayan insanlarıyaşatırlar mıydı?Kişisel, yahut zümre diktatörlüğü olabildiği gibi, pekâlâ zihniyet diktatörlüğüde olabilir…Ve muhabbetimizin ölçüsüne göre, diktatörlüğün bazı türleri, bazılarımıza “şık”gelebilir. Aslolan hangi türden olursa olsun diktatörlüğü tüm olarak reddedip halk (cumhur) iradesinin belirleyiciliğini savunmaktır

kaynak:yavuz bahadıroğlu – osmanlı demokrasisinden türkiye cumhuriyetine

Google Aramaları

  • mutlakiyet-cumhuriyet-ve-sansur html
  • mevhide inönü tasviri efkar

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*