Son Haberler
Anasayfa » Genel » N. KEMÂL’İN ELİFBÂ/ALFABEYE DÂİR FİKİRLERİ

N. KEMÂL’İN ELİFBÂ/ALFABEYE DÂİR FİKİRLERİ

N. KEMÂL'İN ELİFBÂ/ALFABEYE DÂİR FİKİRLERİ1870’li senelerde Îran sefîri (elçisi) olarak İstanbul’da bulunan Ermeni asıllı Melkom Han’a göre İslâm memleketlerindeki geri kalmışlık, acziyet, tembellik; can, mal, ırz emniyetsizliği; zulüm ve merhametsizlik, adâletsizlik… nerdeyse bütün fenâlıkların sebebi, kullanılan elifbe(İslâmî harfler)dir.

Aşağıda, meşhur edîb ve şâir Nâmık Kemal’in Melkom Han’a verdiği cevabın bir kısmı vardır. Harflerimizi değiştirmenin çok büyük mahzurlar doğuracağını, eski eserlerimizden istifâde edilemeyeceğini ifâde eden Nâmık Kemâl şöyle der:

“Memleketimizde türlü belâların menşei (kaynağı) bilgi noksanlığıdır; fakat bunu harflerimizin kifâyetsizliğine haml(isnâd) edemeyiz; çünkü okumayı kolaylaştıran, harfler ve harekeler değildir; ancak ma’nâsı bilinen kelimelerin yazılış şekillerine alışmak sâyesinde okumak mümkündür. Esas müddeâmızı müeyyed (iddiâmızı teyid eden), elimizde bir delîl-i alenî (açık delil) duruyor: İngiliz lisânının her harekesi dört-beş türlü kırâate (okumaya) kaabil olduğu gibi, birçok kelimelerinde, nice okunmaz veyâ mevzûuna mugaayir sadâ verir (yazılışı ile okunuşu farklı) harfler mevcûd olarak, bu cihetle (bakımdan) kırâati âdetâ elsine-i İslâmiyye (İslâmî lisanlar) kadar es’ab (zor) iken, gerek İngiltere ve gerek İngilizce söyleyen Amerika cumhûru ahâlisinde kaç kişi bulunur ki okuyup yazmak bilmesin ve lisanlarında mevcûd bulunan kelimâtın aynen tasvîrine (yazılmasına) muktedir olan İspanyollar, kaabil midir ki maârifçe (ilim irfan cihetinden) İngilizlere, Amerikalılara kıyas kabûl etsin?.. Arablar vaktiyle bulundukları yerleri dârü’l fünûn-ı âlem (dünyânın üniversitesi) ettiler; kullandıkları hurûf (harfler) yine bu idi.”

“Şu tebdîl-i hurûf dâiyesi (harf değiştirme iddiâsı) daha yakın vakitte İngiltere’de ve Fransa’da dahi zuhûr ettiği halde, biraz müddet mecâlis-i bahs ü münâzarada (tartışma ve münâzara meclislerinde) devâm etdikden sonra, lüzumsuzluğu ve mahzûriyetinin fâidesine galebesi sâbit (mahzûrunun, faydasından çok olduğu isbatlanmış) olarak unutulup gitmiştir.”

“Hâsılı, demek isteriz ki biz eşkâl-i hurûfumuzun (harflerimizin şekillerinin) esâsen tağyiri efkârında (değiştirilmesi fikrinde) değiliz.”

“Bizim efkârımıza (fikirlerimize) gelince, mâdemki elifbâyı Arabcadan almışız ve mâdemki lisânımızda bu kadar Arabî (Arabca) kelimât (kelimeler) mevcuttur, anın hâliyle ibkaa(şu andaki hâli üzere bırakılma)sından başka çâre olmadığını i’tirâf ile, andan sonra Türkî(Türkçe)’de zâid (fazla) olan harfleri aramak lâzım gelir. Arabî’(Arab dili)nin elifbâsında Fârisî’den (Farsçadan) “p” ve “ç” ve “j” ve “k” harfleri yok imiş, fakat sonradan noktalar ilâve ve ihtirâ’(îcâd) ı ile alınmış. Türkî’(Türkçe)nin ise üç türlü “kâf”i daha var ki biri “yâ” ve biri “nûn” gibi okunur ve biri de kendine mahsus ayrıca bir sadâ verir: “Beğ” ve “gönül” ve “Tanrı” kelimelerinde olduğu gibi… İşte “yâ” sadâsı veren “kâf”in “yâ” gibi altına iki, ve “nûn” sadâsı veren “kâf”in “nûn” gibi üstüne bir nokta konulsa, ve “Tanrı”da olan ve lisânımızda pek nâdir bulunan “kâf” b’azı matbû’âtta (basılı eserlerde) görüldüğü veçhile (şekilde) “iki kollu kâf” şekli ile yazılsa, elifbâmızın hurûfca (harfler bakımından) bir noksânı kalmaz.”

Yazar: NÂMIK KEMÂL 11-08-09

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*