Son Haberler
Anasayfa » Genel » NAMIK KEMAL KİMDİR?

NAMIK KEMAL KİMDİR?

NAMIK KEMAL KİMDİR?«İttihad ve Terakki»nin başındayken, devam eden mânası bakımından hemen arkasından sökün etmesi gereken bahis, Nâmık Kemal…
«İttihad ve Terakki»nin, bütün heyecanını dayadığı, «hürriyet fedaisi» diye yücelttiği ve mektep duvarına, resmini Midhat Paşa’yla yan yana astığı bu zat, eğer Midhat Paşa (1) numarayı kazanmaya lâyıksa, (2) numaralı sahte kahramandır.
Yüksek tahsil gençliğine hocalık ederken, hakkında Tanzimatın 100’üncü yıldönümü münasebetiyle ve Maarif Vekili’nin teklifiyle, «Nâmık Kemal – Şahsı, Eseri, Tesiri» isimli kocaman bir eser kalem aldığım bu tip, evvelâ, saf şiir, sanat bakımından bir cücedir.

İşi siyasî ve içtimâi şiire dökmeden evvel yıllarca Divan şairlerinden arta kalma birtakım posacılarla diz dize, tasavvuf şiirleri yazmış,bunlarda bir karalamadan ileriye gidememiş ve nihayet dâvayı millî meseleye değil de, politikaya dökünce, vezinli ve kafiyeli muhalefet
sayesinde birdenbire sivrilivermiştir.

Nâmık Kemal’in dünyası, sadece istibdada karşı durmak, Batı terakkileri önünde Doğu’yu gerici bulmak, hürriyeti putlaştırmak, vatanı azizleştirmek gibi birkaç kaba ve yalnız kelimelik unsurdan ibaret ve bir tavla zarı kadar küçük ve havasızdır. Nâmık Kemal, dünya, Batı, Doğu, bütün mesele ve dertleriyle eski ve yeni cemiyetler, derinliğine insan, tarih, devlet yükseliş ve alçalışımızın ince gerçekleri, hâsılı topyekûn kainat üzerinde hiçbir nefs muhasebe ve çilesine mâlik değildir. Bütün varlığı, eşya ve hâdiseleri deri üstü gören bir özenişten; ve olanca değeri, mustarip bir cemiyette, şifayı, sokak sokak leke sabunu satan işportacıların âdi belâgatiyle formülleştirmekten ibarettir.
Tatbiki de, en büyük derdi mütefekkir yetiştirememek olan bir cemiyette, bu hokkabazlıkların bir şey sanılmasından ve İslâm-Türk birliğine musallat gizli kuvvetlerce şişirilmesinden…
Nâmık Kemal sadece cüce şair ve taslak mütefekkir değil, aynı zamanda fikir ve dâva ahlâkından da tamamiyle yoksun bir insandır.
Bütün bu tepeden inme hissini veren hükümler, yüzlerce sahifelik bir eser çilesinden geldiğine ve isim ve cismiyle haber verdiğim kitap ortada olduğuna göre benim ucalarına tâbi, peşin hükümcü biri olduğum sanılmasın…

Abdülâziz devrinde, Gedikpaşa’daki mahut Ermeni tiyatrosunun başı Güllü Agop’la elele, hürriyet mücadelesine girişen Nâmık Kemal “vatan,vatan!” nâralariyle halk ayranını o türlü kabartmayı bildi ki, kendisine, pek az faniye gösterilen nümayişler yapıldı. Bu arada da, doğrudan doğruya Pâdişâhı kuşkulandıran telmihler ve lâf atmalar yüzünden yakalanıp Magosa’ya nefyedildi.

Bu hareket belki haksızlıktı; fakat Abdülâziz’den sonra ve Abdülhamîd devrinde Nâmık Kemal’in bütün yaptıkları bir haksızlık, gördüğü karşılık ise daima af ve lütuftur.
Abdülhamîd’in tahta çıktığı günlerde Midhat Paşa ve Ziya Paşa’yla beraber vagon diye bağlanarak onun diktasiyle Mâbeyn’e sokulmayı gaye edindi. Emeline dilediği şekilde eremeyince de, hemen, diline, Arapça bir döviz doladı:
-Bir şey üç olmayınca tamamlanmaz!
Yani, Abdülâziz devrildi, peşinden Murad gitti, şimdi de sıra Abdülhamîd’e geldi. Demek istediği bu…Bunu haber alan Abdülhamîd’in, şu sözü söylediği rivayet olunuyor.
-Beni, almaya alıştıkları bahşişlerden mi sanıyorlar ki, biri üçle tamamlamak istiyorlar?
Bahsimiz Nâmık Kemal’in hayat hikâyesine müsait olmadığı için, kısa çizgilerle ve yalnız kıymet hükümleriyle giderek görüşümüzü tamamlayalım:

İkide bir dalaştığı ve asla geçinemediği Ziya Paşa’yla Abdülâziz devrinde Avrupa’ya kaçtı, Londra’da “Hürriyet” gazetesini çıkardı. İstanbul’a dönüşünde de “İbret” gazetesinin başına geçti. Avrupa ve Türkiye’de bugün bile benzerlerine rastlanmaz şiddette muhalefet çığlikları
kopardı. Kafasına estiği gibi bağırdı, çağırdı, haykırdı. Bütün bunlara rağmen her defa af ve müsamahaya uğradı ve «İhsan-ı Şahane»lere mazhar oldu ve yüksek mülkî memuriyetlere tâyin edildi.En sonunda, bir taraftan resmî maaşını aldığı, öbür taraftan da yine her ay «Kîse-i Hümayûn»dan daha fazlasını cebine attığı ödenekler şiltesinde, «Zatürree»den, mutasanıfı bulunduğu Sakız Adası’nda öldü.

En hassas vasiyetlerinden biri, Osmanlı Devletinin kurucularından ve Türk sancağını Batı yakasına geçirenlerden Şehzade Süleyman Paşa’nın Bolayırdaki mezarı yanına gömülmekti. Ulu Hakan İkinci Abdülhamîd Han, bu vasiyeti de yerine getirdi; ve bütün ömrünce aleyhine çalışan bu sahte kahramana sülalesinin büyüklerinden biri yanında yer vermekte tereddüt göstermedi.

Bütün bu yalçın hakikatlerden sonra Masonluk listesinin başında, kozmopolitlik cerayanın önünde ve dâima nefsanî menfaatlerinin arkasında giden, ömrünce Abdülhamîd’in nimetleriyle beslenen ve onları minnetle kabul eden, beri tarafda «vatan!» ve «hürriyet!» naralarını nefsanî ticaret malzemesi gibi kullanan bu adamın sıfatı “Hürriyet Fedaisi” ve “Hürriyet Şehidi”dir.

«İttihad ve Terakki»nin şişirdiği pireden deveye çıkardığı ve dokunulmazlaştırdığı Nâmık Kemal, o sahte kahraman dır ki, onu gerçekten tanımakla, bir gün gelmesi muhtemel gerçek kahramanların hakkı korunmuş olur.
Bulgaristanlı Midhat Paşa ile Arnavut Nâmık Kemal’in remzlendirdiği yalancı kahramanlar hakikilerin hakkını yiyen ve hattâ gelmelerine engel olan, zira gerçek kahramanın sıfatlarını bulandıran ibretlik misâllerdir.
Aşağıda aynen fotokopisini gördüğünüz, Nâmık Kemal’in el yazısıyle Abdülhamîd’e gönderdiği mektup, onun «Hürriyet Kahramanı» maskesi altında ne korkunç bir dalkavuk ve bağlılık iddia ettiği ideâlin ne âdi bir masal olduğunu ispat eder.

Bundan evvel takdim ettiğim ârıza-i çâkerânemde (mektubumda) beyanına mütecasir olduğum mevad (ret ettiğim maddeler) filhakika âdap ve vezâif-i ubudiyete mugayir (kulluk edep ve görevlerine aykırı) idi. Fakat hasâil-i celile ve fezâil-i aliyye-i mülükanelerini (yüce haslet ve yüksek faziletlerinizi) öteden beri bildiğim ve tasavvurât-ı şairanenin bile fevkinde (şair hayâlinin bile üstünde) gördüğüm için huzur-u Hümâyun-u hilâfet penahilerinde mübarek hâkipay-i si-pihrasa-yi veliy-yi nimânelerine (dünyaya bedel nimet sahipliğinizin ayak toprağına) mazhariyet (ermek) şerefinden bile tavazuen (küçüklük dolayısiyle) mahrum edildiğim halde arzına cesaret ettiğim hakayike (gerçeklere) tevfik-i lisan (dilimi tatbik) ettim. Yoksa cesaretimin sebebi “Adi ve İhsan” âyeti kerimesi hükmünce adle ihsanı terdif eyleyen (ekleyen) zillullahlariyle (Allahın gölgesi olmaktan gelen yüce sıfatınızla) alenen izhara (açıkça göstermeye) masruf buyrulan (sarfedilen) ahlâk-ı fazıla ve işfak-ı kâmile-i padişahilerine (üstün ahlâk ve yetkin padişahlık şefkatinize) hasıl ettiğim itminandan (tatmin edilme hissinden) ibarettir.

Nail olduğum avâtıf-ı celile-i hazret-i şehriyâlerinden hiçbirini zerre-i şükranını (zerresine teşekkürümü) ifaya muktedir olamadığımı maruzatı müteaddide (birçok maruzat) ile inayet-i cihandâveranelerin ise nefsime masnıf olmayıp Hilâfet-i Seniye-i İslâmiyenin muhafaza-i kadr-ü haysiyetine ve hususîyle o Hilâfet-i saniyyeyi bihakkın ihraz etmiş olan veliy nimet, pâdişah-ı maâli menkıbet (yüksek işleri olan) efendimiz hazretlerinin şevket ve azametine delil-i bedihi (açık delil) hükmünde olduğu için nefs-i hakiranemce teşekküre ihtiyaç görmem.
Yalnız Sultan Süleyman zamanında bulunmuştan ziyade müftehirim. Bu iftiharımın hakiki olduğunu zaman ve mekana nispet, iktidar-ı zillullahilerinin asâr-ı bahiresiyle (Allah’ın gölgesi olmanızdan gelen iktidarınızın açık eserleriyle) ispata dahi muktedirim. İtikad-ıkemterâneme (kölece inanışıma) göre Sultan Süleyman bu zamanda gelmiş olsaydı Kemali İtalyanın elinden kurtaramazdı. Baki, feraz-i mesned-i hurşid olur (güneşin dayanağı tahta denk) kempâye-i câhın (aşağı dereceli makamın) o rütbesine nispet (nispetim) ednadan ednadır (aşağıdan aşağıdır) veliyyi nimetim, pâdişâhım, efendim.24 Cemaziyülâhır 98 (Saye-i iktidar-ı Hilâfetpenahilerinde İtalya memurlarına galebe ile pâdişâhımın kudretine misâl-i müşahhas olarak mutassarıflığa tâyin buyrulan çaker-i mahsusları…)
Nâmık Kemal

Abdülhamîd’i, Allah’ın gölgesi tabiriyle bu derece yücelten, onu ahlâkta, şefkatta, dirayette, misilsiz ve Kanuni Sultan Süleyman’dan daha güçlü kabul eden ve nefsini kölelerin en bağlısı diye gösteren Nâmık Kemal’in İttihatçılarca giydirilmiş kahramanlık postuna ne kadar uzak ve yabancı olduğunu ve samimiyet, halisiyet, feragat, fikir namusu adına hiçbir ulvî duyguya mâlik bulunmadığını ispatta mutlak vesika..

 —

Google Aramaları

  • NAMIK KEMAL ÖNDER KİMDİR
  • namık kemal kimdir

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*