Son Haberler
Anasayfa » Genel » NAZIM HİKMET VE RENGÂRENK AİLESİ

NAZIM HİKMET VE RENGÂRENK AİLESİ

NAZIM HİKMET VE RENGÂRENK AİLESİBu işin hızlanması, bu Komünist kampın kuvvetlenmesi için Nazım Hikmet (1902-1963) devreye sokuldu. Nazım Hikmet’in soyu ile alâkalı son zamanlarda pek çok bilgi ortaya çıkmaya başlamıştır. Onlardan bazıları şunlardır:

“Müşir Mehmed Ali (Karl Detrois) Paşa’nı Leyla adındaki kızı ise, Polonya’daki başarısız ihtilâl teşebbüsünden sonra 1849 yılında 23 yaşındayken Osmanlı Devletine sığınan Mustafa Celaleddin (Yüzbaşı Konstantin Polkozic Borzecki) Paşa’nın oğlu Hasan Enver Paşa ile evlendi. Bu evlilikten 5 çocuk oldu; Celile, Mehmed Ali, Mustafa Celaleddin, Sara ve Münevver. Şair Nazım Hikmet Celile’nin oğludur. Nazım Hikmet’in baba tarafından dedesi Mehmed Nazım Paşa da Selânik’in son valisidir.”

“İttihatçı doktor Nazım, ‘resmi sosyalist’ Dr. Tevfik Rüşdü, Kuvayı Milliyeci büyükelçi Ali Fuad Paşa ve komünist şair Nazım Hikmet yan yana gelip sohbet ediyorlardı. Hepsinin tanıdığı ve saygı duyduğu bir isim vardı: Selânik’in son valisi, Şair Nazım Hikmet’in dedesi Mehmed Nazım!Vali Mehmed Nazım o günlerde hâlâ Malta’da sürgündeydi.

İkisi de Selânik doğumlu olan iki Nazım: Doktor Nazım ve Nazım Hikmet arasında dostluk var mıydı?”

Mahmud Çetin de, kitabında, Nazım Hikmet’in şahsı ve soyuyla alâkalı çok enteresan bilgiler vermektedir. Bazılarını buraya alıyoruz:

“Konstanty’e (Nazım’ın büyük dedesi) (Resim-56) kadar bu Polkozic armasını (erkek keçinin yarısı anlamını taşır) kullanıyordu. Wawolnica kasabasında bulunan bir belgede 1334 tarihine kadar Konstanty’nin atalarının isimleri bulunmaktadır. Aile, bundan iki yüz yıl kadar sonra kendilerine ait olan Borzecin köyünden esinlenerek Borzecki soyadını taşırlar.”

“1848 yılının Nisan ayında Prusya’ya ait Wieloposka’da bağımsızlık yanlısı bir ihtilâl teşebbüsü oldu.

Konstanty de bu ihtilâl teşebbüsü içinde yer aldı. Ruslar isyanı bastırınca Konstanty göz altına alındı. Birkaç hafta hapisten sonra Prusya hükümeti ona Fransa’ya gitmek üzere pasaport verdi. Fransa’da subay olmak istediyse de bunu başaramadı.”

“Osmanlı Devleti, Polonyalı muhacirleri ülkesine kabul etti. Konstanty Borzecki 1949 yılında İstanbul’a geldiğinde 23 yaşındaydı.

İstanbul’da Müslüman olmakla bir takım sosyal ve ekonomik avantajlarının olduğunu gören Konstanty Müslüman oldu ve Mustafa Celalettin adını aldı. Rusya esirleri geri istiyordu. Mustafa Celalettin böylece iade edilmekten de kurtulmuş oluyordu.”

“Yeni ismi Mustafa Celalettin olan Konstanty Borcezki ile birlikte Osmanlı hizmetinde bazı yüksek rütbeli Polonyalı subaylar görev almıştır. Onlardan bazıları eski ve yeni isimleriyle şunlardır: Murat Paşa (Josef Beim), İskender Paşa (Antoni Ilinski), Muzaffer Paşa (Wlatyslaw), Şahin Paşa (Felis Breanski), Mehmet Sadık Paşa (Michal Czaykowski), Mahmut Hamdi Paşa (Sygmunt Fremt), Nihat Paşa (Seweryn Bielinski), Arslan Paşa (Lutrik Bystzowski), Sefer Paşa (Wlatyslaw Koschielsiki), Mehmet Ali Paşa (Karol Defroi) ve Ömer Paşa (Michal Latos).”

“M. Celalettn Paşa Eski ve Yeni Türkler (Les Turcs aciens of meternes) adlı eserinde ‘Türklerin Avrupalı milletlerin mensup olduğu Ari soyundan geldiği’ tezini ilk ortaya atandır. Ona göre Osmanlılar aslında ari ırktandır ve İslâmiyet dolayısıyla ariliklerini kaybetmişlerdir. M. Celalettin Fransızca yazdığı bu kitabını Abdülaziz’e ithaf etmiştir.

Kitapta ileri sürülen fikirler Jön Türkler tarafından kabul görmemiş, oğlu Hasan Enver Paşa ve Yusuf Ziya Bey tarafından savunulmuştur.”

“(Nazım) Kendi deyişiyle altmışına yakın sevdalandığı ‘saçları saman sarısı kirpikleri mavi’ Vera ile evlendi. 3 Haziran 1963 yılında öldü.”

“Zekeriya Sertel, Nazım’ın Polonya bağlantısına bir anekdot nakleder: Dedelerinin memleketi Polonya sınırına yaklaştıkça Nazım’ın sevinci ve heyecanı artıyordu. Kendi memleketine geliyormuş gibi seviniyordu. Dedeleri bu memleketten gelmişti. Uzaktan da olsa bir dereceye kadar Polonyalı sayılırdı. Bugün hâlâ Polonya’da yaşayan Borjenski ailesi Nazım’ın akrabalarındandı.”

“Nazım hapistedir. Kurtuluşu için annesi Ayşe Celile Hanım’ın teyzesi Zekiye Hanım’ın oğlu Ali Fuat Cebesoy çaba sarf etmektedir.”

Nazım’ın şu mektubu, bazı çevrelerce çok dikkatli bir şekilde incelenmelidir:

“Cumhur reisi Atatürk’ün yüksek katına,

Türk ordusunu isyana teşvik ettiğim iddiasıyla onbeş yıl ağır hapis cezası giydim.

Şimdi de Türk Donanmasını isyana teşvik etmekle töhmetlendiriliyorum.

Türk inkılâbına ve senin adına and içerim ki suçsuzum.

Askeri isyana teşvik etmedim.

Kör değil ve senin yaptığın her ileri dev hamleni anlayabilen bir kafam, yurdumu seven bir yüreğim var.

Askeri isyana teşvik etmedim.

Yurdumun ve inkılâpçı senin karşında alnım açıktır.

Yüksek askerî makamlar, devlet ve adalet, küçük, bürokrat gizli rejim düşmanlarınca aldatılıyorlar.

Askeri isyana teşvik etmedim.

Senin eserin ve sana aziz olan Türk dilini anmış bir şairiyim. Sırtıma yüklenen ve yükletilecek hapis yıllarını taşıyabilecek kadar sabırlı olabilirdim. Büyük işlerin arasında seni bir Türk şairinin felaketi ile alâkalandırmak istemedim.

Bağışla beni. Seni bir an kendimle meşgul ettimse, alnıma vurulmak istenen bu ‘inkılâp askerini isyana teşvik’ damgasının ancak senin ellerinle silinebileceğine inandığımdandır.

Başvurabileceğim en inkılâpçı baş sensin.

Kemalizmden ve senden adalet istiyorum.

Türk inkılâbına ve senin başına and içerim ki suçsuzum.

Nazım Hikmet Ran”

Nazım Hikmet’in Atatürk’e yazdığı bu mektup Yön dergisinin 3 Şubat 1967 tarihli sayısında yayınlanmıştır.

Mahmut Çetin’in kitabından aktarmaya devam ediyoruz:

“Nazım bir yandan da polisle pazarlığa girişmiştir. Tabi bütün bunlar diğer Komünist öncülerin gözünden kaçmaz…. Enternasyonal’in yayın organlarından Rundschau’da şu görüşler yer almıştır: ‘… Türk burjuvazisi, çeşitli küçük burjuva dönek gruplarını, özellikle Nazım Hikmet’in Trockist muhalefet grubunu, Komünist Partisine karşı kullanmasını biliyor. Bu grup sadece Komünist Partisine karşı karalama kampanyasına hizmet etmekle kalmamaktadır. Bu gurubun üyelerinin defalarca polis ajanı olarak kullanıldıkları da saptanmıştır.’ ”

“Nazım Hikmet ve Mehmet Ali Aybar Üsküdar Paşakapısı Cezaevinde karşılaşmıştır. Aybar: ‘Ne iyi ettin de sosyalist oldun.’ ”

Mustafa Celaleddin, Osmanlı Devleti zamanında ilk ırkçılık ve daha ziyade Türk ırkçılığı üzerine çalışma ve araştırma yapanların ilklerindendir. Bununla alâkalı önceki satırlarda bazı hususlar kaydedilmişti. Suriye ve Irak’ta da Arap ırkçılığını başlatanların başında Yahûdi soylu Mişel Eflak’ın geldiğine daha önceki satırlarda bahsedilmişti.. İttihatçıların Hahambaşılığa getirdiği Heim Naum’un Mısır’da Cemal Abdünnasır’ı Arap ırkçılığına yönlendirdiğine de daha önce temas edilmişti.

Ali Fuat Cebesoy (1882-1968) da, Nazım Hikmet’in dayısıdır. Ayrıca A. Fuat Cebesoy’un annesinin Ankara-Dil ve tarih coğrafya Fakültesinde yapılan bir teze göre bir Fransız Yahûdisi olduğu kaydedilmektedir.

Nazım Hikmet güya Komünist, dedesi Mustafa Celâleddin Paşa ırkçı, dayısı Ali Fuat Cebesoy Kemalist rejim taraftarı olmakla ayrı ayrı fikirlerin adamıdırlar. Bu durum bu aileyi rengârenk bir aile olarak göstermektedir. İster istemez üçünün de ayrı renklerde olması akla başka şeyler getiriyor.

Nazım Hikmet’e göre Türkiye’de tarihî maddeciliğin başlatıcısı Şeyh Bedrettin (1358-1420) ve arkadaşlarıdır. Nitekim bu hususa daha önce de temas edilmişti.

Eski CHP’nin sonuna doğru komünizm suçundan hapse düşen Nazım Hikmet, Demokrat Partinin çıkardığı aftan yararlanarak hapisten kurtulmuştur. Sütünün gereği olarak da hapisten kurtulur kurtulmaz Sovyetler Birliğine kaçmıştır. O meşhur hezeyanını da o sıralar yapmıştır:

“O kadar bahtiyarım ki! Ben bütün hayatımı bütün idealimi,aşkımı bu muazzam şehre borçluyum. Ben Sovyetler Birliğinin çocuğuyum…….Türk halkı Stalin’in kumandası altında kurtuluşu için ve sulh için dövüşmek istiyor.

Bana yapılan bu karşılamayı şahsıma almıyorum. Ben de sizlerden biriyim. Bu karşılamayı Türk halkına yapılmış sayıyorum.

Stalin benim için çok mühimdir. Gözümün ışığıdır. Fikirlerimin kaynağıdır. Beni o yarattı. Moskova’da onun büyük ismini taşıyan üniversitede okudum. Her şeyimi ona borçluyum. O yalnız bütün dünyanın en büyük adamı değil, şahsen bana aydınlık veren en büyük kaynaktır.”

Bu sözün analiziyle şunlar tesbit edilmektedir:

Bir defa bu söz kaçıp geldiği Türkiye’deki Komünistler için bir mesaj, bir yönlendirmedir. Türkiye’deki Komünistlere denilmek istenen şudur ki: “Komünizm rejimini tatbik eden Sovyetler Birliğine bağlı kalın.”

Bir diğer husus Nazım bu sözüyle kendisi gibi Yahûdi olan soydaşı Stalin’i komünistlerin gözünde biraz daha putlaştırmış oluyordu.

Nazım Hikmet daha sonraları Polonya’ya yani dedesinin memleketine yerleşmiş ve Borzecki soyadını almıştır.

Nazım’ın Yahûdiliğini bir başka Yahûdi Bernard Leweis şöyle ifade etmektedir:

“Nazım Yahûdi olan dedesinin memleketi olan Polonya tabiyetine girmiş ve Borzecki soyadını almıştır.” (Bernard Leweis, The Emergence of modern Turkey)

Sabetayistlere karşı çok hassas olan Y. Küçük Nazım hususunda toleranslıdır. Bu tutumu tenkid edilmektedir. Y. Küçük’le yapılan bir röportajdan okuyoruz:

“Soru: Nazım Hikmet’in Sabetayist olduğu yönünde iddialar var ne diyorsunuz?

…… (Nazım’ın dedesi Konstantin Borjenski) Polonya’dan gelmişti. Orada Yahûdiliğin çok köklü ve çıktığı ilk yıllarda Sabetayizmin çok güçlü olduğunu biliyoruz. Evliliklerine, isimlerine, aldığı ‘Ran’ soyadına bakmamız yeterlidir.”

Türkiye’de bazı politikacıların edebiyat malzemesi yaptıkları Nazım Hikmeti Komünistler de âdetâ İlâhlaştırmışlardır.

Onların İlâhlaştırdıkları Nazım Hikmet’in ‘Lehistan Mektubu’ şiiri şöyledir:

Sevgilim, dayı kızım, Memed’imin anası,

Dedelerimizden biri

1848 Polonya muhaciri.

Belki o Varşovalı güzel kadına, senin

ikizmişsiniz gibi benzeyişin bundandır.

Belki ben bu yüzden böyle sarı bıyıklı,

böyle uzun boyluyum,

Oğlumuzun gözleri böyle kuzey mavisi.

Belki de bu yüzden bu ova bana

bizim ovaları hatırlatıyor.

Yahut da bu yüzden bu Leh türküsü

içimde, derinde, yarı aydınlık

uyuyan bir suyu kımıldatıyor.

Lehistan’dan gelmiş dedelerimizden biri,

gözlerinde karanlığı yenilginin,

saçları al kana boyalı.

Uykusuz geceleri Borjenski’nin

benimkilerine benzer olmalı,

Tıpkı benim gibi o da

çok uzaklarda kalan bir ağacın altında

unutmuş olabilir uykusunu.

Onu da benim gibi deli etmiştir, deli,

her solukta alıp ta memleket kokusunu

memleketi bir daha görmemek ihtimali.

Avukatı ve hayranı Mehmed Ali Sebük’ün ‘Korkunç Adli Hatâ ve Nazım Hikmet’in Özgürlük Savaşı’ adlı eserinden şunları aktarıyoruz:

“Nazım’la görüşürken, Tevrat’la çok ilgilendiğini ve onu zevkle okuduğunu hayretle gördüm. Onun için ‘Tevrat’ ana bir kitaptı. Daima ondan yararlanıyordu. ‘Önce ‘Tevrat’, sonra tarih’ derdi. Şiirlerini dikkatle incelersek, onlarda az-çok Tevrat’ın izlerini görmek olanağı vardır sanıyorum. Nitekim, ‘Yusuf ile Menofis’ oyununu da ondan esinlenerek yazdığı açıktır.”

Ne yazık ki kendi dâvâsı için her kılığa girip insanlığın arasına her türlü kargaşayı sokan Yahûdi’yi, Yahûdi Nazım Hikmet gibileri insan esas hüviyetleriyle tanımakta zorluk çekiyor. Ki onun şiirlerinin çoğunda İslâm inancını açıktan inkâr görüyoruz. Meselâ şu mısralarında Kur’an’a açıktan hakaret vardır:

Yaldızlı meşin kabı

Parçalanmış kitabı

Varsın gömülsün diye bir ebedî uykuya

Attık bir kör kuyuya

Yazık yazık bize ki asırlarca aldandık

Karanlıkta çizilen yüzleri görmek için

Görüp yüz sürmek için

Yazık yazık bize ki bir çerağ gibi yandık

Ne gökten necat geldi ne bir parça merhamet

Çalışan esirlere İsa, Musa, Muhammed

Yalnız bir kuru dua, bir tütsü buhur verdi

Masal cennetlerinin yollarını gösterdi

Ne beş vakit ezanı, ne Angelos Çanları

Yokluktan kurtarmadı esir çalışanları

Türkiye’de Nazım Hikmet sempatizanı olup aynı zamanda Atatürkçülüğü elden bırakmayanlar vardır. Bu gibilerin çifte standart uygulama hususunu kendi vicdanlarına havale ederek Atatürkçü Nazım Hikmetçilere veya Nazım Hikmetçi Atatürkçülere Nazım Hikmet’in Atatürk hakkındaki şu şiirini hatırlatıyoruz. Ve diyoruz ki ‘Biraz samimî olun.’

Trabzon’dan bir motor açılıyor

Sahilde bir kalabalık

Motoru taşlıyorlar

Son perdeye başlıyorlar

Burjuva Kemal’in omuzuna binmiş

Kemal kumandanın kordonuna

Kumandan kahyanın cebine inmiş

Hav… hav… hak…tû

Yoldaş unutma bunu

Burjuvazi ne zaman aldatsa bizi

Böyle haykırır

Hav.. hav.. hak..tû.

Kaynak:Mustafa Akgün – Yahudinin Tahta Kılıcı

Google Aramaları

  • nazim hikmet ailesi
  • nazım hikmetin ailesi
  • nazım hikmetin dedesi
  • nazım hikmet soyu
  • nazım hikmet sabetayist
  • aile şiiri nazım hikmet
  • nazim hikmetin soyu
  • nazim hikmet yahudi mi
  • mehmet nazım paşa
  • nazım hikmet ran ailesi

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*