Son Haberler
Anasayfa » Belgeler » Osmanlı Devletinde Padişahların İçki Yasağını Deldikleri Ve Gayr-i Meşru Eğlenceler Tertip Eyledikleri Hakkındaki Çarpıtmalar

Osmanlı Devletinde Padişahların İçki Yasağını Deldikleri Ve Gayr-i Meşru Eğlenceler Tertip Eyledikleri Hakkındaki Çarpıtmalar

Günümüzde, Osmanlı Devleti’ne cephe alan belli mihrâklar ve karanlık güçler, iki kol halinde, en uzun ömürlü İslâm Devleti olan Osmanlı Devleti’ne hücum etmektedirler:

Birinci kol, İslâm’a düşmanlıklarını açıktan ortaya koyamayan ve bunu Osmanlı düşlmanlığı adı altında yürüten din ve tarih düşmanlarıdır. Bunlar, kusurlarıyla birlikte, İslâm’ı hayatın bütün safhalarında yaşayan ve yaşatmaya çalışan Osmanlı Devleti’ni tenkid etmekle, açıktan yapamadıkları İslâm düşmanlığını da böylece yapmış oluyorlar.

İkinci kol ise, altı yüz sene, İslâm’ı neşretme hizmetindeki Osmanlı Devleti’ne ayak bağı olmuş, İslâm’ı kendi sâfiyetinden çıkarmaya çalışmış bir devletin fikir propagandalarına kanan ve tarihimizi tam bilmeyen saf Müslümanlardır. Her iki kolun da ellerinde koz olarak kullandıkları en önemli mevzûlardan biri, Osmanlı padişahlarının ve Osmanlı Devleti’nin, İslâm dininin, içki yasağı ile alâkalı hükümlerini hiçe saymaları ve aşırı bir içki mübtelâsı olmaları şeklindeki iddiadır. Harem mevzuu da bu tür iddialarla bezenerek ve süslenerek vatandaşların önüne çıkarılmak istenmektedir.

Burada şu gerçeklerin bilinmesinde fayda mülahaza ediyoruz:

A) Osmanlı Devleti’ni teşkil eden fertler masûm ve günahsız değillerdir. İçlerinde Fatih ve II. Abdülhamid gibi “veliyyullah” denilen fertler bulunduğu gibi, içki ve benzeri günahları irtikâb eden şahıslar da bulunabilir. Nazarî plânda İslâm’ın bütün düsturlarının kabul edilerek tatbik edildiği bir vâkı’adır. Ancak tatbikatta bu esaslara muhâlefet edenlerin bulundu¤ğ da bir vâkı’adır. Her ikisini de inkâr etmek mümkün değildir. Her şeyde olduğu gibi, Osmanlı Devleti’nin iyilikleri de vardır, hataları da vardır. Ancak altı yüz sene boyunca hasenâtnın seyyiâtına ağır bastığı içindir ki, kader-i ilâhi bu uzun süre içinde İslâm’ın bayraktarlığı unvanını onlara ihsân etmiştir. Seyyiâtı hasenâtına ağır basınca da, bu şerefli unvan yine kaderin hükmiyle ellerinden alınmıştır. En kötü zamanlarında bile, değil içki gibi İslâm’ın açık bir hükmüne muhâlefet, içtihadî meselelerde dahi şer’î hükümlere ri‘âyet etmek için elden gelen gayreti gösterdiklerini, sayıları milyonları bulan arşiv belgeleri isbat etmektedir.

B) Maalesef, Osmanlı tarihi ve edebiyatında geçen bazı tabirler, Osmanlı Devleti’nde içkinin tamamen serbest olduğu mâ’nâsına gelecek şekilde te’vil ve izah edilmek istenmektedir. Bu tâbirlerden bazılarına dikkat çekmek istiyoruz. “Îş ü işret”, bunların başında gelmekte ve tarihlerdeki “padişah, îş ü işreti severdi“ tarzında geçen ifadeler, içki ve sefahet hayatı yaşardı şeklinde yorumlanmaktadır. Halbuki bu ifadenin asıl mânâsı, îş/yaşama, işret/keyifli hayat ve eğlence demektir. Yaşamanın tadını çıkarma ve keyifli hayat, meşrû dairede olduğu gibi, gayr-i meşrû dairede de olabilir. O halde, bu tâbirleri, başka karîne olmadan gayr-i meşrû hayat diye izah etmek, peşin fikirlilik olur. Ancak Yıldırım Bâyezid gibi bazı devlet adamlarının içki içtiğine dair açık deliller varsa, bunu başka türlü yorumlamak da doğru olmaz.

“Sâkî” kelimesi de manası çarpıtılan kelimelerdendir. Kelime manası, keyif meclislerinde kadehle içilecek şeyleri takdim eden şahıs manasını ifade eder. Ancak mevlidde şerbet dağıtana sâkî dendiği gibi, meyhânede şarap dağıtana da aynı ad verilir. Sâkî kelimesini, her yerde içki kadehini dağıtan diye açıklamak, elbette ki peşin fikirliliktir. Osmanlı sarayında sâkîler elbette vardır. Ancak bunların, içki kadehlerini dağıtan ve dolduran kişiler olduklarını, serbestçe içki dağıttıklarını ve bunun açık bir şekilde yapıldığını söylemek insafsızlık olur.

“Şarap” kelimesi de öyledir. Aslında her çeşit içki demek olan bu kelime, günümüzde haram olan ve Arapça’da “hamr” kelimesiyle ifade edilen içki karşılığında kullanılmaktadır. Halbuki Osmanlı döneminde, şerbet ve su da dahil olmak üzere bütün içilecek şeylere yani bugünkü karşılığıyla meşrubâta da “şarap” dendiği bir vâkı’adır. İslâm hukukunun yasakladığı sarhoşluk verici içkileri içenlere, hadd-i iirb denilen şer‘î cezayı uygulayan devlet adamlarının kendilerinin, açıkça bu fiili işlemeleri mümkün değildir.

Bu arada, mezkûr kelimelerin tasavvuftaki manaları ile bir kısım metinlerde kullanıldığını da unutmamak icab etmektedir.

C) Türkler Müslüman olduktan hemen sonra, İslâm’a muhâlif olan bütün âdetlerini de kâideten ve nazarî olarak tamamen terk etmişlerdir. İslâm’ın tesiri altında ve ilk Müslüman Türk devleti olan Karahanlılar devrinde (X. yüzyıl) kaleme alınan Kutadgu Bilig’deki şu cümleler, bunun en bâriz misâlidir:

“Bey içki içmemeli ve fesatlık yapmamalıdır; bu iki hareket yüzünden, sonunda ikbâl elden gider. Dünya beyleri şarabın tadına ulaşırlarsa, memleketin ve halkın bundan çekeceği zahmet çok acı olur. Bey içki içer ve oyunla vakit geçirirse, memleket işini düşünmeğe ne zaman fırsat kalır?” Daha sonraki Müslüman Türk devletlerinin içki hakkındaki tutumlarını ise, kendilerine resmî kod olarak kabul ettikleri fıkıh kitaplarında ifadesini bulan şer‘î hükümler ortaya koymaktadır.

Osmanlı hukukçuları, içki hakkındaki hükümlerde İslâm hukukçularının kabul ettikleri esasları aynen benimsemişlerdir. Bütün İslâm hukukçuları ise, başta şarap (hamr) olmak üzere, sarhoşluk verici içkilerin azının ve çoğunun haram, yani kesin olarak dinen yasak olduğunu kabul etmişlerdir. Ancak İslâm’ın tesbit ettiği ve had denilen cezayı gerektirecek içki içme suçunun târifinde farklı görüşler ortaya çıkmıştır. İmam-ı A‘zam Ebu Hanife’ye göre, az veya çok şarap (hamr) içmek yahut sarhoş edecek kadar diğer içkileri kullanmak, had cezasını gerektiren bir suçtur. Diğer İslâm hukukçuları ise, her çeşit içkiyi, az veya çok içmenin had cezasını gerektiren bir suç olacağını açıklamışlardır. Ebu Hanife şarap demek olan hamr ile diğer içkileri ayırt ederken, diğer İslâm hukukçuları hepsini aynı hükme tâbi kılmaktadırlar.

Osmanlı Devleti’nde tercih edilen birinci görüşle göre had cezasını gerektiren içki içme suçunun (ki buna şirb denmektedir) iki unsuru vardır: Birincisi, az da olsa şarap içmek veya diğer içkileri içerek sarhoş olmaktır.Yani bütün içkilerin haram olduğunda ittifak etmekle beraber, had cezasını gerektirecek suçun teşekkülünde küçük bir görüş ayrılığı vardır. İkincisi, cezâî kasıd ve irâdedir. Zorla içirilen içkiler, had cezasını gerektirmez. Bu unsurlardan biri eksik olduğunda, had cezası tatbik edilmez; ancak devletin tesbit ettiği ta‘zir cezaları uygulanır. Had cezası ise, eksik ve fazla olmadan içki içene sopa ile seksen kırbaç vurmaktır.

Osmanlı Devleti’nin son on yılına kadar, bütün Müslüman Türk devletlerinde, İslâm’ın içki için tesbit ettiği ceza aynen tatbik edilmiştir. Bunu şer‘iye sicillerinde görmek mümkün olduğu gibi Osmanlı Kanunnâmelerinde de görmek mümkündür. Osmanlı Devleti’nde konuyla ilgili şer‘î hükümler, Avrupalı bir hukukçunun diliyle: “1810 tarihine gelinceye kadar, mer’î olmuştur. Gerçi bu hükümler, tatbikatta tam icra olunmadığı da söylenebilirse de, nazariyâtta kuvvetine riâyet olunmuştur” Araştırmalar, Osmanlı Devleti’nin son on yılına kadar bu tatbikatın devam ettiğini göstermektedir. Ancak Osmanlı Devleti’nin son yıllarında kabul edilen Men‘-i Müskirât Kanunu, içki içenlere verilen cezaları, alternatifli olarak düzenlemiş ve bunlardan birini de hadd-i şer’î olarak zikretmiştir. Bu kanun, devletin içinde ve dışında çok büyük tartışmalara yol açmıştır.

Osmanlı padişahları, çok az istisnalar dışında, hem fiilen ve hem de kavlen İslâm’ın getirdiği içki yasağına uymuşlar ve bu yasağa uyulması için gerekli hukukî tedbirleri almışlardır. Bunlardan II. Bayezid’e ait olan bir fermanın, sadeleştirilmiş metnini, sonra da orijinalini, sizlere takdim ederek, meseleyi bütün yönleriyle vuzûha kavuşturmak istiyoruz:

1. Dergâhıma arz olundu ki, sancağınıza bağlı şehir, kasaba ve köylerde, düğünlerde, toplantılarda ve benzeri yerlerde, açıkça şarap içildiği, çeşitli sarhoş edici içkiler kullanıldığı, her türlü rezalet ve sefahetin irtikâb edildiği görülmüştür. Ayrıca İslâm’ın şeâirine ri’âyet edilmeyerek fâsıkların bu gibi gayr-i meşrû fiillerinden, bütün Müslümanların ve özellikle de âlimler ve sâlihlerin rahatsız olduğu bildirilmiştir.

2. Durum böyle ise, emr-i bil-ma‘rûf nehy-i anil-münker vazifesi boynumuzun borcu olması hasebiyle, bu gayr-i meşrû ‘fiillerin yasaklanması için, görevli olarak Hamza’yı gönderdim ve aşağıdaki ta’limâtı verdim:

3. Emrim size ulaşınca, bu konuda tam ihtimam gösteresiniz. Sen ki, sancak beğisin, kâdîlarsınız. Bizzat bu işin üzerinde durub kazanızdaki halka, şehirlerde, köylerde ve kasabalarda tekrar te’yîd ve tehdît ile yasak edesiniz.

4. Bundan sonra hiç bir yerde, fâsıklar toplanıp açıkça günâh işlemeyeler ve ‹İslâm’ın şe‘airine gereği gibi ri’âyet edeler.

5. Sen ki, sancak beğisin, bu hususu görüp gözetip emrime aykırı hareket edenleri kadı kararıyla hakkından gelip, şer’î hükümlerive emirlerimi icrâ edesin.

6. Bu memleketlerin subaşıları (emniyet âmirleri) ve yardımcıları da, bu konuda, kadılara yardımcı olalar. Gayr-ı meşrû fiillerin kaldırılması hususunda kadıların yanında yer alalar ve kimseye düğünlerde ve toplantılarda, İslâm’ın emirlerine aykırı iş ettirmeyeler. Edenleri mahkemeye sevkedip, şer’î yargılama neticesinde haklarından geleler.

7. Siz ki, kadılarsınız, her biriniz, bu fermanımın bir örneğini şer‘iye sicillerine kaydedesiniz ve daima icrâ edesiniz. Bu konuda ihmal ve müsamaha göstermeyesiniz. İhmal ve müsamaha ettiğiniz duyulursa, sadece görevinizden azledilmekle kalmazsınız, büyük cezalara çarptırılırsınız. Bu yazılı emrimin, size ulaştğını, görevli memurum ile bana bildiresiniz.

Şöyle bilesiniz ve alâmet-i şerife itimat edesiniz”

Fermanın Orijinlai

Osmanlı Padiflahlarının bu yasaklarına ve şerî‘ate karşı bu hassâsiyetlerine rağmen, açıkça şer‘î hükümleri çiğnemeleri nasıl düşünülebilir? Bu misâlden de anlaşılmaktadır ki, Osmanlı Padişahları hakkında söylenen “sarhoş” ve “aile hayatı berbat” gibi ithâmlar, tamamen iftirâdır ve belli bir vesikaya dayanmamaktadır.

Prof. Dr. Ahmed Akgündüz, Tüm Yönleriyle Osmanlı’da Harem, 3.Baskı, s:17 vd.

Google Aramaları

  • osmanlı devleti
  • osmanlı devleti padişahları
  • osmanlı devletinin padişahları
  • osmanlı imparatorlugu padişahları
  • atatürk ün suud kralına mektubu
  • tüm padişahlar
  • osmanli donemi padisahlari
  • osmanlı devletinin resimleri
  • osmanlı padişahları isimleri
  • османская империя

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*