Son Haberler
Anasayfa » Kitaplardan Alıntılar » PAŞA, POLİTİKAYI ASKERLİĞE TERCİH EDİYOR

PAŞA, POLİTİKAYI ASKERLİĞE TERCİH EDİYOR

PAŞA, POLİTİKAYI ASKERLİĞE TERCİH EDİYORMustafa Kemal Paşa’nın askerî mukavemetten vazgeçtiği manzarasını gösteren, Başkumandanlığı almayarak Büyük Millet Meclisi Reisliği’ne geçmesi ve vakitsiz, yani en zayıf vaziyetimizde ve İtilaf propagandaları ve bundan haber alan padişah hükümetinin fetvaları, emirleri, teşvikleriyle Anadolu birbirine girdi. Eğer kalpleri Milletimizin hürriyet ve istiklâl aşkıyle çırpınan arkadaşlannın feragati, ve kazanmış oldukları millî itimâd ve candan sevgi ve saygı kudreti olmasaydı; Mustafa Kemal Paşa’nın attığı vakitsiz adım, Sivas’a kadar yayılan isyanları olduğuna kadar yayacak ve önüne geçilmez darbeleri altında herşey daha başlangıçta yok olacaktı.

Batıdaki isyanların önüne durulmaz bir hâl aldığını ve kendilerine yardım için doğunun tahliyesi kararına kadar gidilmesi üzerine 16 Mayıs 1336 (1920)’de bildirdiğim Onbir maddelik teklifimin 4 üncü maddesinde apaçık şöyle dedim:

“Dinî ve anânevi Anadolu’nun ayranını kabartmamak lâzımdır.”

(Nutuk, sahife: 276, 277 de diyor ki:

“Efendiler, Meclis’e teklif ettiğim mühim bir husus da, hükümet teşkili meselesiydi. Bu meselenin ve buna dair teklifte bulunmanın, O devir için ne kadar nazik olduğunu taktir buyurursunuz. Hakikat, Osmanlı saltanatının ve hilâfetin münkariz ve mülga olduğunu düşünerek yeni esâslara müstenit yeni bir devlet kurmaktan ibaret idi. Fakat vaziyeti olduğu gibi telâffuz etmek, maksadın büsbütün ziyâını mucip olabilirdi.. Böyle bir hükümet, hâkimiyeti milliyye esasına müstenit halk hükümetidir. Cumhuriyettir.” 402’nci sahifenin son satırlarında da şöyle söylüyorlar: “Selâhiyetî fevkalâdeye malik bir meclisin teşekkülüne ve bu meclisin, memleketin mukadderatına el koymasına çalışan; bunda muvaffak olmak için en yakın arkadaşlarımla fikir mücadelesi yaptım. Bütün hayatımı, mevcudiyetimi bütün şeref ve haysiyetimi tehlikeye attım. Binaenaleyh bu,benim eserimdir.

Mustafa Kemal Paşa yalnız kendi hayatını, mevcudiyetini şeref ve haysiyetini değil, hepimizinkini ve bütün milletin mukadderatını tehlikeye koymuştu. Eğer Doğu hareketi yapılmayıp, kıtalarımız batıya alınsa idi; veyahut da Doğu hareketi muvaffak olmasaydı; Kürdlük de dahil olduğu halde -bütün doğunun bana olan itimât ve bağlılığı da gevşeyerek, her şey alt-üst oluverecek idi. Nitekim  Doğu hareketi muvaffakiyetle bittikten sonra dahi, 20 Ocak 1921’de “Teşkilât-ı Esâsiye” kanunu Meclis’ten çıkar çıkmaz, bana dahi haber vermeye lüzum görmeden Erzurum’daki “Müdafaa-i Hukuk” cemiyeti merkezi unvanını değiştirerek “Muhafaza-i Mukaddesat” adım almış ve cemiyetin nizâmnâmesi başına da, hilâfet ve saltanat makamının ve devlet şeklinin korunmasına dair ilâveler de koymuştur,

İşin daha vahim ciheti de bu teşebbüslerini yalnız doğu vilâyetlerine değil; diğer bütün vilâyetlerin “Müdafaa-i Hukuk” merkezlerine de bildirmişlerdir.
Mustafa Kemal Paşa, “Londra Konferansı”na cumhuriyet tipiyle çıkılırsa tehlikeli askerî mücadeleler yerine-siyâsî yollardan millî muvaffakiyet kazanacağı ümidini halâ besliyordu. Fakat 1337 (1921) yılı, 27 Şubat’tan 12 Mart’a kadar devam eden Londra Konferansı’nûa. bize aşağı yukarı- yine “Sevr Muahedesi”^ çerçevesi içinde yaptıkları teklifleri ve bunun cevabını bile  beklemiyerek -daha murahhaslarımız yolda iken- Yunan Ordusunu bütün cephelerde taarruza geçirmeleri; İtilâf devletlerinin, zaferini, millî kudretle temin etmeyen bir Türk devletiyle, -şekli ne olursa olsun-şerefli bir sulha yanaşmayacağını ve istiklâlimize asla hürmet etmeyeceğini göstermişti. Ben,  “Londra Konferansı” hakkında Mustafa Kemal Paşa’ya bildirdiğim kanaatlerimi I. bölümde yazmıştım.

Kaynak:Paşaların Kavgası – Kazım Karabekir

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*