Son Haberler
Anasayfa » Belgeler » Paşaların Kavgası-Kazım Karabekir;

Paşaların Kavgası-Kazım Karabekir;

10641164_684991518253153_8629604111275056293_nPaşaların Kavgası-Kazım Karabekir;
Mustafa kemal paşa hakikatleri gizledi istiklal harbinin , hatıralarını, vesikalarını,neşrine (yayın) de müsade etmedi.29 Ekim 1923 günü, 334 vekilin çoğunluğunun haberi dahi olmadan 158 oyla Mustafa Kemal, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk cumhurbaşkanı oldu. Bu meclis darbesi 100 yıl sürecek olan darbeler tarihimizin temelini oluşturdu. İngilizlerden Bize Açıkça …Cumhuriyet Teklif Geliyor;İngiliz hükümeti, Ankara hükümetine ”Cumhuriyet rejimine geçin,Başkenti Anadolu’ya taşıyın ve Padişahı siyaset dışı bırakın” teklifi;Bayburt civarındaki Mehdi’yi tenkil ettiğimizin ertesi günü İngiliz kaymakamı Rawlineson İstanbul’dan Erzurum’a geldi ve hemen de beni makamımda ziyaret etti.(27.11.1335/1919). Tam iki saat konuştuk. Lord GÜRZON diyor ki: (anlattıklarının hülâsası şunlardır): a- Şimdiye kadar sulh yapmadığımızın sebebi, Türkiye’de şimdiye kadar kuvvetli bir hükümet görmediğimizdendir. Hakiki İngiliz dostu olacak simalarla anlaşmak istiyoruz. Mustafa Kemal Paşa sulh konferansında bulunsun veyahut sulh mükarreratına mutabık kalsın.b- Endişemiz Türkiye’nin yine bir gün İngiltere’nin düşmanları tarafına geçivermesidir. Padişah hükümeti bunu yapabilir. Artık krallık ve imparatorluk modası geçmiştir. Birçok debdebe ve masraf yerine millet kendi işini kendi gören cumhuriyete kendisi taraftardır. Bizim de padişahı, hükümet ve siyasete kanştırmayıp halife olarak istediği yerde orturmasına taraftar olmakığımız…c- Gerçi İstanbul bir Türk şehri olarak kabul olunmuştur. Ancak Çanakkale itilaf devletleri tarafından işgal olunacak, ihtimâl İstanbul etrafında da itilaf askeri bulunur. Zaten Türkiye bir Asya devleti demektir. İstanbul bir köşedir. Anadolu’nun idaresi ve terakkiye şevki İstanbul’dan gayri mümkündür. Bu hususta ne düşünüyorsunuz: Meselâ Bursa’da olacak bir hükümet serbesttir.İstanbul’da, Türk Milleti’nin yeni seçtiği mebuslar meclisi açılacağı bir sırada, onun itimat ettiği bir hükümeti bırakarak biz askerlerle ve daha mühimmi Sivas Kongresi kararlarına taban tabana zıt olan ve bu aralık ortaya çıkması millî birliğimizi alt üst edecek olan bu mühim tekliflere cevaplarımın hulasası da şöyledir:a- “Türk Milleti Sivas Kongresi’nde kararını vermiştir. Hiçbir kimsenin bunu değiştirmeye selâhiyeti yoktur! Yakında milletin itimadını kazanan mebuslar meclisi İstanbul’da toplanacaktır. Sulbümüzü milletimizin itimadına mazhar olan bir hükümetle, bu hükümetin tayin edeceği bir heyet yapabilir.”b- “Türk dostluğu İngilizler için çok faydalı, düşmanlığı da o derece zararlıdır. Bugün milletimizin her ferdi İngiliz dostluğu taraftandır. Avrupa’da cumhuriyet olmayan pek az millet kaldı. Fakat henüz on yıllık bir meşrutiyet idareye malikiz. Bunun için Avrupalılar gibi pek ileri düşünemeyiz.”c- “Hükümet merkezini değiştirmek de dahi şahsî düşüncem hiç kalır. Yalnız memleketin idaresi bakımından bile Bursa’dan İstanbul her halde her tarafa ulaşılması daha kolay bir yerdir. Siyasî bakımdan ise İstanbul’da hükümetimizi serbest bulundurmayacak olanlar, Bursa’yıda uzak göremezler.Ravvlineson, harbe iştirak eden devletlerin hallerinin kötülüğünü ve bu arada İtalyanlarla Yunanlılann anlaştığını fakat İtalyanların parasızlığını, Yunanlılann şarlatanlıklarını, Bolşeviklerin on yıldan önce kendilerine gelemiyeceklerini, Amerikalıların, Vilson’un ortaya attığı “cemiyet-i akvam” ve milliyet prensiplerini beğenmediklerini anlattı. Bende O’na:“Ya İzmir, Antalya, Adana ne olacak? Ermeni hükümeti teşekkül edecek mi? dedim.Şu cevabı verdi: “İzmir için ısrar edenler çıksa da Yunanlıların ne parası, ne adamı var. Biz de bütün kuvvetlerimizi çektik, Đngiliz efkârı, Yunanlıların aleyhine dönmüştür. Nasıl olsa Đzmir’den çıkartılacaktır. İzmir’in tahliyesiyle beraber Antalya ve Adana da kolaylıkla tahliye olunur. Ermenilerin kendi taraflarında dahi hükümet teşkil etmeleri zordur. Ben hududun Araş nehrinden geçmesini teklif ettim. Pontus falan da yoktur. Bunların ne şarlatan millet olduklannı bilirsiniz. Başvekilimizin bir mülakatta söylediği “Türkiye’de zayıf hükümetin nihayet bulmasını görmek isteriz.” sözünü bazı gazetelerinizde “Zayıf Türkiye’nin nihayet bulması gibi” yazdılar. Başvekil, maksadının bu olmadığını hasseten söyledi. İngilizler, iktisaden de size büyük yardımlar yapacaklardır.,,RAWLINESON’UN TEKLİFİ ANKARA’YA BİLDİRİYO;Uzun görüşmemizi aynen 29.12.1335′de Mustafa Kemal Paşa’ya bildirdim, ve Rawlineson’un kendileriyle de görüşmek arzusunda olduğunu, hilâfet, cumhuriyet hükümet merkezleri meselelerindeki cevaplarımı diğer görüşmelerinde dahi kendisine iyice anlatacağımı, Ravviingson’un son emre kadar Erzurum’da beklemek emrini aldığını ve cevap beklediğini de ilâve ettim.Amerika mandası hakkında îzzet Paşa’nın lâyiha sureti ne oldu diye îsmet Bey’le Mustafa Kemal Paşa arasındaki muhabere ve cevabım bu sıralarda olmuştu. Şifre pek uzun olduğundan I Ocak’da sonunu almışlar, 8 Ocak’ta da cevap geldi:Onbeşinci Kolordu Komutanı Kazım Karabekir Paşa hazretlerine,1 Ocak 1920 tarihli mülkatı bildirir şifreleriniz görüldü:İstanbul hakkındaki düşünceleri Lord George’un teklifleri ile tamamen uyuşmaktadır. Tarafınızdan verilen cevaplar, milli prensiplerimizin ruhunu kapsadığından, teşekkür lâyıktır. Ravlinson Hükümeti tarafından ‘Heyeti Temsiliye’ ile temas ve görüşmeğe memur ve yetkili ise, bir an önce Ankara’ya  gelmesi faydalı görülmektedir. Elbette, bizimle yapacağı görüşmeler, Sivas Kongresinin genel sınırları içinde olacaktır. Yetkisi yoksa, buraya kadar gelmesine gerek yoktur. Buna göre, durumun kendisinden öğrenilerek bildirilmesini istirham ederiz., ‘Heyeti Temsiliye’ namına Mustafa Kemal,9/1/1920′de şu tamîmi aldım: İngiltere hükümeti başvekili Lord George’un tstanbul ve boğazların beynelmilel bir hâle ifrağına, Türk hükümetinin yeni merkezinin Anadolu’da olacağına veİstanbul’un yalnız makarr ı hilâfet olarak bir paytaht-ı dinî olarak kalacağına dâir sulh konferansına teklîfâtta bulunacağı gazetelerde görüldü. Ananat-ı milliyye ve diniyyemize aykırı olan böyle bir kararın milletimizce asla geçerli olamayacağı tabiîdir. Mümessillere bu yolda şiddetli protestolarda bulunulması ve bir suretinin de Bera-ı malûmat Heyet-î Temsîliyye’ye çekilmesi rica olunur. Heyet-i Temsîliyye nâmına Mustafa Kemal.Her tarafta mitinglerle protestolar yapıldı. Ravvlingson’la tekrar görüştüm. 14 Ocak’ta hasta idi. Ve 17 Ocak’taki görüşmemizde Ankara’ya gitmek arzusunu görmedim. istanbul’da Meclis-i Mebûsân’ın açılmasını ve yeni hükümeti bekliyor:“Sulh murahhası olarak Mustafa Kemal Paşa ve Rauf Bey’in tayinleri iyi olur” diyor; “acaba kabul ederler mi?” dedi. Malûmatım olmadığını söyledim. Mustafa Kemal Paşa’ya da bildirdim.Birkaç görüşmemizin neticesindeki kanaatimi Mustafa Kemal Paşa’ya ve Harbiye Nezareti’ne şöylece bildirdim: RAWLINESON ANKARA’YA GETMİYOR Erzurum’da İngiliz kontrol memuru Kaymakam Ravvline-son’la birkaç mülakatımda anlayabildiğim hususâtı bervech-i âtî arz eylerim:İngilizler Boğazlara yerleşmek istiyor. Bunu temin için Hilâfetin hükümetten ayrılması, hükümetin Đstanbul’dan çıkması gibi meseleleri kendileri icat ediyorlar. Hattâ İstanbul’da zabıtanın resm-i selâm hususunda tazyiki de akıllarınca herkesi İstanbul’dan nefret ettirmektir. Boğazlan beynelmilel şekilde tutmak istiyorlarsa da muarızları kuvvetlidir. Türk Milleti’nin mitingleri meşru hakkı olduğundan, Đstanbul’dan çıkmamayı ve Hilâfetle hükümetin ayrılmamasını temin edecektir. Hilâfet ve hükümet ayrılığı diye padişahla millet arasına tefrika sokmaya çalışıyorlar. Binâenaleyh milletin padişaha olan merbutiyet ve muhabbeti huzur-ı hümâyûna arz ile vatan ve milletin saadetine müştereken ve kemâl-i şecaatle çalışmanın temin buyurulmast pek faydalı olur. Ravvlineson, Boğazların daima serbest kalması için istanbul şehrinin behemehal değil, fakat Boğazların tutulması ve Marmara’da bir ufak donanma bulunması hususunu “zarurî” diyor.Sebebi; Rusya günün birinde belki Yunanla ittifak eder ve Boğazlan işgal ve kaparmış; dedim. Millet bu düşünceyi haksız buluyor ve protesto ediyor. Boğazlarda oturulacağına Karadeniz’de donanma yaptırılması işi daha kolay olur. Her halde anladığım şey milletin ve hükümetin mukavemeti az olursa Boğazların birine veya ikisine yerleşmek isteyeceklerdir. Bilâkis padişahın, hükümetin ve milletin yekvücud olarak izhara sebat ve metaneti, her hususu arzumuza göre hal edeceğimi arz eylerim. Kâzım Karabekir.İngiliz siyasetçilerinin millî hükümetimize ve nihayet 16 Mart’ta Meclis-i Mebusan’a karşı yaptıkları tecavüzler ve padişahı da bizi “Cumhuriyet kuracaklar” diye inandırarak Damat Ferit hükümetini iş başına getirip işi Sevr (Sevres) muahedesine götürdükleri görüldü. Asıl mühim olan bir meşelede. istiklâl Harbi’nin temelinin atıldığı Erzurum’da ve bu işteki rehberliğini ve Mustafa Kemal Paşa’ya yapabileceğim tesiri bilerek kongrelerin kararlarına  aykırı olarak beni, vakitsiz bir cumhuriyet ilânına teşvik ederlerken  istanbul’da gizlice Damat Ferid’in padişah hükümetini aleyhimize hazırladıkları gibi Konya’da da bir Selçuk devleti kurulmasına çalışıyorlardı. Eğer “Parçala, hâkim ol” manevrasına kapılsaydık, vaziyete hâkim olacak ortada bir kuvvet  kalmayacağından, fikir ayrılığı ve fikir perişanlığı ile istenilen tuzağa düşmüş olacaktık. Kaynak:Paşaların Kavgası – K. Karabekir
PAŞA, POLİTİKAYI ASKERLİĞE TERCİH EDİYOR;Mustafa Kemal Paşa’nın askerî mukavemetten vazgeçtiği manzarasını gösteren, Başkumandanlığı almayarak Büyük Millet Meclisi Reisliği’ne geçmesi ve vakitsiz, yani en zayıf vaziyetimizde ve İtilaf propagandaları ve bundan haber alan padişah hükümetinin fetvaları, emirleri, teşvikleriyle Anadolu birbirine girdi. Eğer kalpleri Milletimizin hürriyet ve istiklâl aşkıyle çırpınan arkadaşlannın feragati, ve kazanmış oldukları millî itimâd ve candan sevgi ve saygı kudreti olmasaydı; Mustafa Kemal Paşa’nın attığı vakitsiz adım, Sivas’a kadar yayılan isyanları olduğuna kadar yayacak ve önüne geçilmez darbeleri altında herşey daha başlangıçta yok olacaktı.Batıdaki isyanların önüne durulmaz bir hâl aldığını ve kendilerine yardım için doğunun tahliyesi kararına kadar gidilmesi üzerine 16 Mayıs 1336 (1920)’de bildirdiğim Onbir maddelik teklifimin 4 üncü maddesinde apaçık şöyle dedim:“Dinî ve anânevi Anadolu’nun ayranını kabartmamak lâzımdır.”(Nutuk, sahife: 276, 277 de diyor ki:“Efendiler, Meclis’e teklif ettiğim mühim bir husus da, hükümet teşkili meselesiydi. Bu meselenin ve buna dair teklifte bulunmanın, O devir için ne kadar nazik olduğunu taktir buyurursunuz. Hakikat, Osmanlı saltanatının ve hilâfetin münkariz ve mülga olduğunu düşünerek yeni esâslara müstenit yeni bir devlet kurmaktan ibaret idi. Fakat vaziyeti olduğu gibi telâffuz etmek, maksadın büsbütün ziyâını mucip olabilirdi.. Böyle bir hükümet, hâkimiyeti milliyye esasına müstenit halk hükümetidir. Cumhuriyettir.” 402′nci sahifenin son satırlarında da şöyle söylüyorlar: “Selâhiyetî fevkalâdeye malik bir meclisin teşekkülüne ve bu meclisin, memleketin mukadderatına el koymasına çalışan; bunda muvaffak olmak için en yakın arkadaşlarımla fikir mücadelesi yaptım. Bütün hayatımı, mevcudiyetimi bütün şeref ve haysiyetimi tehlikeye attım. Binaenaleyh bu,benim eserimdir.Mustafa Kemal Paşa yalnız kendi hayatını, mevcudiyetini şeref ve haysiyetini değil, hepimizinkini ve bütün milletin mukadderatını tehlikeye koymuştu. Eğer Doğu hareketi yapılmayıp, kıtalarımız batıya alınsa idi; veyahut da Doğu hareketi muvaffak olmasaydı; Kürdlük de dahil olduğu halde -bütün doğunun bana olan itimât ve bağlılığı da gevşeyerek, her şey alt-üst oluverecek idi. Nitekim Doğu hareketi muvaffakiyetle bittikten sonra dahi, 20 Ocak 1921′de “Teşkilât-ı Esâsiye” kanunu Meclis’ten çıkar çıkmaz, bana dahi haber vermeye lüzum görmeden Erzurum’daki “Müdafaa-i Hukuk” cemiyeti merkezi unvanını değiştirerek ”Muhafaza-i Mukaddesat” adım almış ve cemiyetin nizâmnâmesi başına da, hilâfet ve saltanat makamının ve devlet şeklinin korunmasına dair ilâveler de koymuştur,İşin daha vahim ciheti de bu teşebbüslerini yalnız doğu vilâyetlerine değil; diğer bütün vilâyetlerin “Müdafaa-i Hukuk” merkezlerine de bildirmişlerdir. Mustafa Kemal Paşa, “Londra Konferansı”na cumhuriyet tipiyle çıkılırsa tehlikeli askerî mücadeleler yerine-siyâsî yollardan millî muvaffakiyet kazanacağı ümidini halâ besliyordu. Fakat 1337 (1921) yılı, 27 Şubat’tan 12 Mart’a kadar devam eden Londra Konferansı’nûa. bize aşağı yukarı- yine “Sevr Muahedesi”^ çerçevesi içinde yaptıkları teklifleri ve bunun cevabını bile beklemiyerek -daha murahhaslarımız yolda iken- Yunan Ordusunu bütün cephelerde taarruza geçirmeleri; İtilâf devletlerinin, zaferini, millî kudretle temin etmeyen bir Türk devletiyle, -şekli ne olursa olsun-şerefli bir sulha yanaşmayacağını ve istiklâlimize asla hürmet etmeyeceğini göstermişti. Ben, ”Londra Konferansı” hakkında Mustafa Kemal Paşa’ya bildirdiğim kanaatlerimi I. bölümde yazmıştım. Kaynak:Paşaların Kavgası – Kazım Karabekir Paşaların Manda ve Bolşevizm Hatıraları. Milli Mücadele yada Kurtuluş Savaşı denildiği vakit , resmi bütün eserler bir tek ismin etrafında pervane olsa bile resmi tarihi düstur edinmemiş benim gibi bir çok insanda bilir ki bir tek isim yoktur bu mücadelede. Lise veya evrenkent(üniversite) talebelerinin birini çevirseniz Milli Mücadele Komutanlarından bir kaçının ismini rica etseniz kaç kişiyi sayar merak ediyorum ! Ülkemizin şu anki durumunu ele almak için bir ip ucudur tarihi öğrenmek… İşte bu ip ucunu çeke çeke 1918-1950 yılları arasında olan olayların hiç birisi olduğu gibi günümüze aktartılmadığını görürüz..Bu gizlenen ,örtülen olaylardan biri de 1919 yılının 6. aylarında başlayan Sivas Kongresi’nde tartışılan ve kararlarından da 7.sini taşıyan “Manda Meselesidir” . Tabii sadece Sivas Kongresi’nde mevzu bahsi geçmedi . 1919 öncelerine de dayanan bir altyapısı var. İstanbul’daki öne çıkan zengin-sanatçı-yönetici gayri müslim ve gayri türk unsurların, zamanın Osmanlı ordusuna ve Müslüman halka güvenemediği için , İngiltere’den kurtulma düşüncesini iki ülkeye bağlanmakta buluyordu biri ABD Mandasıdır diğeri de Rus Bolşevizmidir…Manda ; o günkü şartlar içinde , kendi gücümüzle derlenip toparlanamayacağımızın mülâhazasıyla , İngiltere ve Amerika gibi bir büyük devletten gecici bir zaman için himaye şeklinde yardımını isteyip kabul etmek.Mustafa Kemal Paşa’nın diğer Milli Mücadele Önderleri ile yaptığı telgraf haberleşmesinde de manda meselesini ciddi ciddi düşünüyor bir yandan da , İstanbul’daki manda ve bolşevizm taraftarları ile rabıta halinde. ABD Manda’sı ve Rus Bolşevizm harcinde düşman işgâlinden kurtuluşu ; Kazım Karabekir Paşa akıl etmiş sadece. Mili Mücadelenin liderliğine de Trablusgarb ve Çanakkale mücadeleleri ile itibarlı olan genç yaşlardaki Mustafa Kemal’i liderliğe de getirmeyi düşünerek..!Milli Mücadeleyi Anadoludan başlatma fikri ilk olarak Kâzım Karabekir’den ifade olunur. Sultan Vahdettin’le anlaşır kendisini Erzurum’daki 15.Kolordu Komutanı olarak tayin ettirir, M.Kemal Paşa’yı da İstanbul Şişli’deki evinde İstiklal Harbi luzumunu görülerek Anadoluya çağırır… Mustafa Kemal Paşa’yı ilk olarak Ankara’daki Kolordu Kumandanı Ali Fuat Cebesoy çağırır Anadoluya bir Milli Mücadele yapmak için…Mustafa Kemal Paşa’da Ahmet Rıza Bey riyasetinde bir kabineye girme ve Harbiye Nazırı olma mesaisindedir… Enver Paşa gibi bir Osmanlı Saltanatından bir bayanla evlenerek daha da yükselmeyi düşünmüştür….Manzarayı Damat Ferid ihtimal ki anlamıştır , Samsun-Trabzon hattında da Müslüman halkın, Rum ve Ermenilere eziyet ettiği haberleri de , boğaza demir atan İngilizleri rahatsız edince, o bölgeye bu sıkıntıları bitirmek ve Erzurum’daki Milli Mücadeleyi başlatılacağı haberleri de İngilizlere ulaşınca 15. Kolordunun tehrisi için bir askerin gönderilmesi için saraya baskı yapılır.Kazım Karabekir’in , Sultan Vahdettin’le milli mücadele için görüşüp genc subayları Anadoluya istemesi, Damat Ferid’in , Mustafa Kemal rahatsızlığı , Samsun’a gönderilecek kişi ve kişiler hakkında fikirler ortaklaşır bu kişi Mustafa Kemal Paşa’dır. Daha önce Milli Mücadele için Konya Ordu Müfettişliği görevini red etmiştir ama Samsun’a gönderilmesi mevzusunda da gönlü olmasa da razı olmuş , bir cuma selâmlığı sonrasında Sultan Vahdettin ile görüşmüş “Muvaffak ol” dileğini işitmiş, “Muvaffak olacağım” diyerek , Samsun için Bandırma Vapuruna binmiştir. Mustafa Kemal Paşa’ın Muvaffak olmak için hangi yollara başvuracağını irdeleyeceğiz.Mustafa Kemal Paşa ile Kâzım Karabekir Paşa’nın mutabık kaldığı Milli ve Askeri alandaki fikirleri ilk olarak Samsun-Havza’dan Kâzım.Karabekir’e gönderdiği telgraflarla ihtilafa uğradı. M.Kemal Paşa , yurdun bir çok yönden işgâle uğramasından dolayı , “Milli Mücadelenin düzenli ordu ile değil , kontgerilla usûlü bir mücadele yapılmasını” tavsiye eder.
AMASYA KONGRESİNDE MANDA ve BOLŞEVİZM MÜTAREKELERİ;
Mustafa Kemal Paşa’ya İngilizlerle Samsun’da görüşmüş ; “kurtuluşun Rus Bolşevizm’i ile mümkün olmayacağını” kendisine belirtmişlerdir. Havza’da , Amerikalı Solier ile yaptığı mülâkat ertesi gün gazetelere düşünce , İngilizlerin amaçlaştırdığı , Rus Bolşevizmi yerine ABD Mandacılığına dönülmesi neticesinde de , Mustafa Kemal Paşa’yı , İstanbula geri istemişlerdir…Amasya Kongresinden (21-22 haziran 1919) bir gün evvel de , Konya’da ki Cemal Paşa ile muharebesini bildirerek , iki şifreli telgraf ile bir hareket yapacağını anlatıyor. Kâzım Karabekir bu durumu : ” Bu iki şifreden çıkardığım mana, Mustafa Kemal Paşa’nın ‘Bolşeviklik ilânının bizi kurtaracak biricik çare olduğu’ propagandasına kapıldığı” kanaatine vararak değerlendiriyor. Kâzım Karabekir buna karşı çıkıyor itirazlarını bildiriyor. Lakin M. Kemal Paşa 20 Haziran’da Amasya’da Bolşeviklik İlânını ve olmazsa Amerikan Mandasını kabulunü tasarlıyor ve sonra da Sivas Kongresini yapmaya karar veriyor.Kazım Karabekir’e göre de , M.Kemal’in bu tehlikeli yolları düşünmesi ; Erzurum’dan başlayacak olan silahlı Milli Mücadelenin memlekete hem İtilaf Devletlerinin hem de ABD’nin hucumunu başlatacak ve Milli Mevcudiyetin ortadan kalkacağı hakkındaki mutalaları kabul edişidir.Bu tehlikeli yolun nedenlerini de Kazım Karabekir’e yine telgraf aracılığı ile maddeler halinde göndermişlerdir(23 Haziran 1919) ” Bolşevizmin , Dinle , diyanetle , alakardar olmayacağı için, memleket için bir mahsuru bulunmadığını böylelikle de Bolşevizm İstilası teklikesinden de mahrum olacaklarını” iddia etmişlerdir.7 Haziran 1919′da Havza’da, İstihbarat Şubesi müdürü Erkânı Harp Binbaşısı Hüsrev Bey tarafından yazılan ve 27 Haziran 1919′da Karabekir’in eline geçen mektupta da :“Kendi kıvvetlerimizle işe kalkışmak bir kahramanlıktır diyeceksiniz ; fakat millî mevcudiyetimizi dahi tehlikeye koyar. Bunun için Bolşevikliği kabul ve ilân etmek… Amerikan Mandası da en son bir çarei hâl olabilir.”Kâzım Karabekir bu tekliflere hatıralarında yazdığı gibi hep karşı çıkar. ERZURUM KONGRESİNDE MANDA MÜTAREKELERİ;SİVAS KONGRESİNDE MANDA MÜTAREKELERİ ve ABD’ye GÖNDERİLEN MANDA TEKLİF MEKTUBU Mustafa Kemal Paşa , bu arada İstanbul’dan ingilizlerin isteği ile geri istenir yukarıda bahsetmiştim) , aykırı fikirleri ve halkın kendisini siyânet edemeyeceğini anladığından dolayı , K.Karabekir Paşa’dan ne yapcağını sorar, K. Karabekir’de Erzurum’a yanına çağırır ve ikna edeceğini ve koruyacağı kanaati taşır. M.Kemal Paşa 3 Temmuz’da Erzurum’a varır yine “manda” meselesi eksik olmaz. Mustafa Kemal Paşa, Erzıurum’da 8 Temmuz 1919′da telgraf başında İstanbul hükümeti ile görüşerek istifa etti. O sıra da telgraf işlerinde katiplik görevini yapan Milli Mücadele için namusu ve şerefi üzerine yemin eden Refet Paşa (Bele) : Paşam siz askerlikten istifa etiniz,…… Müsadenizle Kolordu Komutanı Kâzım Karabekir Paşa’dan askeri bir vazife isteyeceğim …..”diyerek oradan ayrılır.
Mustafa Kemal bu olay karşısında adete yığılır kalır uzun bir yakınmadan sonra Rauf Orbay araya girer : Kolordu Kumandanı Kâzım Karabekir bana bir kaç gün evvel sizin Askeri galibiyetlerle memleketi kurtaracağınıza inandığını söylediğini ifade eder. Bunları işiten Mustafa Kemal : İnşaallah öyledir, Allah belâsını versin şu Amerikalılar manda mıdır ? Nedir ? Bir ân evvel kabul etseler de memleket de , millet de bu herc ü mercden kurtulsa , sözlerini fart-ı yeis ve heyacanla kendi kendine konuşur gibi tekrar eder.Bu olayı Rauf Orbay 4 Temmuz 1941 yılında Kazım Karabekir’e yazdığı tarihi mektupta anlatır. Kâzım Karabekir bu mektubu “Paşaların Hesaplaşması” isimli hatıratının son sayfasında yer verir.Erzurum’da Kongre mesailerinde Mustafa Kemal Paşa 15. Kolordunun Kumandanı olduktan sonra, Kazım Karabekir ile her gece yaptığı mütarekelerde hâlâ kendi kuvvetlerimizle İstiklal Harbine atılmanın daha büyük belalar getireceği kanaatinde idi ve yine ABD’den medet umduğunu belirtir.Yine , Erzurum Kongresi’nde Manda ve nazikane tabiriyle muzaheretten bahsetmemelerini rica ediyor ediyor Karabekir.Buna rağmen Kongre Kararlarından 7. maddesinde bir ülkenin muzaharetninden bahsettikleri zaman sert bir tepki görüyorlar azalardan.Bu durumu Mustafa Kemal Paşa , Ankara’da ki Ali Fuat Cebesoy’a gönderdiği telgrafta yine manda taraftarlığı havası içinde :“Erzurum Kongresi’nin Amerikan mandaterliği hakkında yazılabilecek şey ancak kongre beyannamesinin 7inci maddesinin ihtiva eylediği ima ve sarahattan ibarettir. Daha fazlası kabil olmadı……. Ahiren buraya gelen ve pek memnunuyetle Trabzon’a geçen Amerikan heyeti her suretle izahat verilmiştir , Amerikaya şimdiden bu maksatla bir heyetin gönderilmesine bu kongre taraftar olmadı ”Ortalıkta bir Amerikan heyeti geziyor , manda teklifi bekleyen bir heyet. M.Kemal Paşa , Bolşevizmden vazgeçmiştir. Erzurum Kongresin’den sonra 28-29 Temmuz 1919′da Mustafa Kemal Paşa , Ali Fuat Cebesoy’a çektiği telgrafta , 2. madde de şunları yazar :“Bolşeviklik meselesine gelince memleketimiz henüz bununla temasta değildir. Milletimiz bunu manen ve mahiyetini idrak etmemiş , bu rivayetler ancak hikaye mahiyetindedir. Hakikat budur…….Üç gün sonra Beyazıt tarikiyle Erzurum’a bir Amerikan heyeti gelecektir burada kendileri bilvücuh ve tenvir olacaklardır.”Mustafa Kemal Paşa, Erzurum’da iken , Ali Fuat Cebesoy’la birbirlerine terlgraf göndermeye devam ediyorlardı. Bu haberleşme içinde Afyon Karahisar’dan 12.Ordu Kumandanı Selahaddin Bey’de , İstanbul’dan ileri uçtaki manda taraftarı Vasıf Bey , Bekir Sami Bey, Hamit Bey’de Manda mevzusu hakkında görüşlerini bildiriyor idi.
SİVAS KONGRESİNDE MANDA MÜTAREKELERİ ve ABD’ye GÖNDERİLEN MANDA TEKLİF MEKTUBU Erzurum Kongresi tamamlanır, maddeler belirlenir , lâkin Sivas Kongresi’ne , Sivas Askeri , mülki makamları ve Erzurum Azaları hoş bakmazlar. Karar K.Karabekir’e kalmıştır, daha önce karar verdiklerinden ve Mustafa Kemal Paşa’nın da “Erzurum Kongresi Kararlarına” tabii kalacağını sözünü de verince Sivas Kongresi muhafazası da düşünülerek, K.Karabekir’in oluru ile hazılıklar başlamıştır.Sivas Kongresi’nin başladığı 4 Eylül 1919 tarihinde, Binbaşı Saffer Bey (Arıkan) Erzurum’a varır. Kazım Karabekir’e İsmet Bey’in de (İnönü) onayladığı Müşir İzzet Paşa’nın :“Amerikan Mandasını kabul etmekliğimizin bâisi selamet” olacağı hakkında bir kurtuluş tasarısı verir. M.Kemal Paşa’ya da yazılmalarını rica eder, fakat K.Karabekir , Sivas Kongresi kararlarına tesir yapar diye göndermez.Rauf Orbay, hatıralarında ise Manda Meselesini savunan kişilere şöyle diyor :Yürekleri İstiklâl ateşiyle yandığından ve vatanseverliklerinden zerrece şüphe etmediğimiz bu arkadaşların , bu düşüncelerinde samimi oldukları şüphesizdi.Rauf Orbay , Erzurum Kongresi’nde , manda meselelerinden de habersizdi, ABD Mandasını sadece Sivas Kongresi’nde mütareke edilceğini zannetti.Sivas Kongresi öncesi Halide Edip Adıvar ; Rauf Orbay ve Mustafa Kemal Paşa’yı etkilemek için bir mektup gönderir.Mektup da :Fransa, İtalya, İngiltere, Türkiye’nin mandaterlik meselesini Amerikan Senatosu’na resmen teklif etmiş olmakla birlikte, Senato’nun bu teklifi kabul etmemesi için bütün güçlerini kullanıyorlar. Taksimden pay kaçırmak elbette işlerine gelmiyor.Sivas Kongresi toplanıncaya kadar, Amerikan komisyonunu alıkoymaya çalışıyoruz. Hattâ, kongreye Amerikalı bir gazeteci göndermeyi de belki başarabileceğiz ” diyor ve sebeblerini uzun uzun anlatıp , İngiltere’yi sert bil dille eleştiriyor , ABD’nin en uygun devlet olduğunu bir çok sebebi de maddeleştirerek izah ediyor.İngiltere, İtalya ve Fransa bizim manda meselesini ABD’ye resmi teklifle bildirmişler ve kabul etmemeleri için de sarfediyorlar. Neden acaba !..Mustafa Kemal Paşa, 23 Ağustos 1919 , 1819 şifreli telgrafta :” Amerikan Muzaharatı hakkında Sivas’ta icabına tevessül olunacaktır.” diye , Ali Fuat Cebesoy’a telgraf gönderir, yani Amerikan Mandasının icabı Sivas’ta ABD heyeti ile halledilecektir. İlginç ki , Mustafa Kemal Paşa, söz vermişti Erzurum Kongresi kararlarına uyacağına…Sivas Kongresi başlar ( 4 Eylül 1919), Kara Vasıf (Çınar) kongreye katılanlardan, manda taraftarlığızı izah eder. Ehveni şer olarak , ABD Mandasına girmek isterler. Eğer ki Milli Mücadeleye başlamak , vatanı mahvedeceği kanaatin olduğunu , ABD ile manda ilişkisi kurarak daha da güçleneceğimizi de ima ettiler. Hatta ileri de fırsat bulunca hemen mandadan dönerek fayda sağlayacağımız dahi söyleniverdi…ABD Mandasına taraftarlar olduğu gibi muhalifler de vardı. Kongre başkanı Mustafa Kemal hiç bir tarafta görükmüyordu. Bu tartışmalar sırasında Rauf Orbay , kürsüye çıkar ve bir “Manda teklifi gönderilmesi” söyler ve kabul olur. Rauf Orbay’ı böyle bir konuşmaya sevk eden olay sanırım ABD’ye de yapılan Manda teklifine imza atan Memleket Gazetesi sahibi İsmail Hâmi Bey (Danişmend) tarafından Rauf Bey’e gelmiş olan 13 ağustos 1919 tarihli telgraftır :“Dün İzzet Paşa çağrıldığı Amerikan Heyetini kendisini ziyaret edip Anadoludaki Kuvâ-yı Milliye Amerikan Mandasını talep ederse kabul edeceğini söylemiş”Sivas Kongresi Başkanı sıfatıyla Mustafa Kemal Paşa, vekili Rauf Orbay , İsmail Fazıl Paşa, İsmail Hâmi Bey , M. Şükrü isimli azalarında imzaları ile Manda Teklifi, Amerikan Kongresine gönderilir(9 Eylül 1919). Bu esnada , Halide Edip’in de yukarudaki mektup da yazdığı gibi Amerikanlı bir gazeteciyi Sivas Kongresi’ne gönderme icraatı yerini bulmuş gazeteci kılığındaki İstihbaratçı Louis Edgar Brownie , bu mektup da kuryelik yapmıştır.,Rauf Orbay’ın “Cehennem Değirmeni” isimli hatıratındaki ABD’ye Manda teklifinin diplomatik diliyle tercümesi :İşte o Mektup :Rumeli ve Anadolunun bütün Müslüman halkını temsil eden , Osmanlı İmparatorluğunun Anadolu ve Rumeli’deki bütün vikayetlerinin temsilcilerinden mürekkep olan Sivas Milli Kongresi 4 Eylül 1919 günü bir araya gelmiştir. Gayeleri şunlardır. Memleket halkının çoğunluğunun isteklerini yerine getirmek, bütün azınlıkları himaye altında bulundurmak ve bütün vatandaşların can, mal ve adalet yolundaki haklarını teminata bağlamak.Sivas Kongresi, Osmanlı İmparatorlupu halkı içindeki çoğunluğun , isteklerini ifade eden karar suretini 9 Eylül 1919′da oybirliği ile kabul etmiştir. Bu kararı ihtiva eden prensipler Sivas Kongresinin , dağılmazdan evvel azası arasından seçeceği Merkez Komitesi ve İmparatorluk hudutları içindeki diğer bütn tali taşkilatın gelecekteki hareketlerine rehber olacaktır.,Takip edilecek siyasetle ilgili olan bu karar gereğince Sivas Milli Kongresi , Birleşik Amerikan Devletleri Aya Meclisine şu ricada bulumayı bu gün oy birliği ile kararlaştırmıştır. Azalarınızdan mürekkep bir komiteyi, Osmanlı İmparatorluğunun her köşesine göndermenizi diliyoruz. Bu komite , husui menfaat ve alakaları olmayanlar ve millete has olan berrak görüşle , Osmanlı İmparatorluğunda fiilî surette hüküm süren hal ve şartlar tetkikten geçirmelidirler. Böyle bir tetkik , Osmanlı İmparatorluğuna ait nüfusun ve arzinin mukadderatı hakkında , bir sulh maddesi gereğince, keyfi kararlar verilmesine maydan bırakılmazdan evvel yapılmalıdır. İmza Mustafa Kemal Paşa Rauf Orbay İsmail Fazıl Paşa İsmail Hâmi Bey M.Şükrü Bey M.Kemal Paşa , ilginçtir ki , 1927 yılında basılan Osmanlı harfleri ile yazılan Nutuk’unda ; Efendiler, pek uzun münaşakalı devam eden bu manda müzakeresi, taraftarlarınını isât edecek(susturacak) mutavasıt(orta yolcu) bir çare ile hitam buldu(sona erdi) ; hem de bu çareyi teklif eden Rauf Bey oldu. Bu teklif ittifâk-ı ârâ (oybirliği) ile kabul olundu. Kongre divan riyasetinin imzalarıyla bu yolda bir mektup tesvid olunduğunu(müsveddesinin hazırlandığını) hatırlıyorsam da bu mektubun, gönderilip , gönderilmediğini pey iyi hatırlamıyorum. Esasen bu mektuba suret-i mahsusada (özel olarak) ehemniyet atf etmiş değildim (s.68)Kazım Karabekir’in “Paşaların Hesaplaşması” isimli hatıratında da bahsettiği olayı Tarihçi yazar Mustafa Armağan , Küller Altında Yakın Tarih 2″kitabında bu olaya değinmiş. Nutuk’tan o alıntıyı yaptıktan sonra ;Kongre başkanı ve başkan vekillerinin imzaladıkları ve bir yabancı devletin senatosuna çekilen telgrafın gönderip-gönderilmediğini pey iyi hatırlamayan Gazi’nin , aynı Nutuk’un 92-94. sayfalarına aldığı Kâzım Karabekir’e yazdığı bir cevapta bu mektubun yazıldığını ve kendisinin imzaladığını gayet güzel hatırladığını görmekteyiz. Karabekir Paşa’ya gönderdiği mektupta geçen ifadeleri şöyledir Mustafa Kemal’in :“Yalnız Amerikan senatosuna yazılan ve malumunuz olan bir mektubun kongre kararıyla 5 kişi imza vaz’ı etmiştir ki bu meyanda bendenizinde imzam vardır” (s.92)Devam edelim. ABD’ye Manda Teklifi mektubundan sonra General Harburd önderliğinde Sivas’a ve Erzurum’a bir heyet gelir. Mustafa Kemal Paşa mektuptan 10 gün sonra gelen bu heyetle Rauf Orbay’ın tercümanlığı vasıtasıyla görüşürler. Mustafa Armağan’ın da gözünden kaçmayan bir gariplik daha var.Zamanın Matbuar Cemiyeti Başkanı Velid Ebüzziya , Mustafe Kemal’le bir söyleşi yapmak için 21 tane soru sorar. Mustafa Kemal 12. soru hariç diğer bütün sorulara cevap verir. Bu söyleşi 1927 yılında basılan Nutuk’un II.c. 145. ve 146. sayfalarında vardır. Mustafa Kemal’in cevaplamadığı 12. soru mu ne ?“General Harburd ile ne mülâkat ettiniz ?”General Harburd yanında 2 general daha, ve emrindeki subaylarla Sivas’ta bir gün kaldıktan sonra Erzurum’a varıldığı vasıl olundu. ( İrade-i Millî , 28 Eylül 1919 s.2) Amerikalı heyet , Erzurum’a 25 Eylül 1919 varmıştır. Kâzım Karabekir’de bu heyeti davul zurnayla karşılamıştır , bazı askerlerin elinde de fransızca bir şekilde : “Yaşasın Wilson İlkelerinin 12. Maddesi” .K.Karabekir’in derdi de , Wilson ilkelerinin 12. maddesi olan “Türklerin yaşadığı yerler Türklere bırakılacaktır” ifadeleridir. Uluslararsı nizamda bu maddeye dayanarak sınırları belirlemekti. Erzurum’a giden bu heyet General Harburd ,Vali Reşit ve Kazım Dirik muvacedesinde( yüz yüze) K.Karabekir’e :Amerikalıların bize sermayesiyle yardım edeceğini, ve bu sermayeyi himaye için de bir miktar asker getireceğini yâni bizi mandalarına alacakalarını ve ricalimizin ve liderimizi M.Kemal’in bunu kabul ettiğini söyledi.Manda meselesine hep karşı olan K. Karabekir’de : Kat’i olarak red ettim. Ve Türk milletinin bu fikirde olmadığını izah ettim..Kâzım Karebekir , General Harburt’un Sivas’ta Mustafa Kemal Paşa ile görüşmelerinden sonra ABD’ye bir rapor göndermiş ,bunu hatıralarında belirtmiş tercümesi :“Milliyetperverlerin yahut mensuplarının tarzı ifadesi mucibince , Milli Müdafa fırkasının maksadı , Reisleri M.Kemal Paşa’nın beyanatına nazaran , menfaattar olmayan bir tek devletin , tercihen ABD Mandası altına İmparatorluğunun tamamiyeti mülkiyesini muhafaza etmektir. Sivas da Amerikan heyetine az askerle bezı işgallere de rıza gösterildiği ve mandanın Amerikan tarafından teklifi halinde , bunun halkımıza kabul ettirileceği , fakat tarafımızdan istenilmesinin sui tesir edeceği de söylenmiş ve yazılmıştır. Ayan vesikalarında vardır”…Sonra bir İngiliz Mandası daha gündeme gelir. 13 Aralık 1920′da Damat Ferit’in yedi maddelik bir İngiliz Mandasını kabul eden sulh şartları teklif ettiğini Heyeti Temsiliye’ye bildirmiş. Kazım Karabekir’de ; lazımı gereği kesin bir şekilde red ettik diyor.Kazım Karabekir’in girişimleri ile Heyet-i Temsiliyye de Manda meselesinden vazgeçer, Sivas Kongresi , Erzurum Kongresi kararlarına müşterek olur.Ve Ocak 1924 vaktinde Amerika Mümessli Mister Bornes , ülkesine Manda teklifinde bulunulan Yeni Türkiye Cumhuriyetinin ne yapacağı konusunda ziyaret eder. M.Kemal Paşa’nın kimlerle çalışacağını neler yapacağını merak ediyordu. Kazım Karabekir’e de sorar bunu, Karabekir : Neler yapacağını bende bilmiyorum der , ama kimlerle ne kadar çalışacağını tahmin ediyordu. Kazım Karabekir’le neden görüştü peki ? 9 Eylül 1919 yılında yapılan Manda teklifi üzerine gelen ABD’li heyetin manda sulhunu red ettiği için bu şahsı görmek ve tanışmak istemiş.Kâzım Karabekir , Manda teklifi sözü açılınca : Bir yanlış anlaşılma var, çünkü kendi kuvvetimizle istiklalimizi kurtarmış olduğumuzu belirtir. M. Borner ise , “Hayır bir yanlış anlaşılma yok , Harburd’un raporunda apaçık beyan olmuştur. Erzurum’a geldikleri vakit sizin bunu şiddetle red etmeniz ve halkında sizin ile birlikte olması üzerine işi durdurmuştur.” der…Kazım Karabekir Din tartışması;19 Ağustos Pazar akşamı Mustafa Kemal ve İsmet Paşalar -Lâtife Hanım ile birlikte bana akşam yemeğine geldiler. Keçiören’e giderken sağ tarafta kubbeli köşk denen mevkide, bol suyu ve büyücek havuzu olan bir köşkte kira ile oturuyordum. İsmet Paşa, Lozan’da iken Mustafa Kemal Paşa, Lâtife Hanımla birlikte, bir kere daha bana akşam yemeğine gelmişlerdi.Münakaşayı, İsmet Paşa ile ben yaptım. Mustafa Kemal Paşa sükûnetle bizi dinledi.Mustafa Kemal Paşa, Lozan’dan da aldığı hızla, ne İktisat Kongresi’nin ve ne de heyet-i ilmiyenin hazırladığı programlara ilgi göstermeyerek müthiş bir inkılâp hamlesi teklif etti:-”Hocaları toptan kaldırmadıkça hiç bir iş yapamayız. Bugünkü kudret ve prestijimizle bugün bu inkılâbı yapmazsak, başka hiç bir zaman yapamayız.” İlk Fethi Bey Grubu’ndan sonra da Mustafa Kemal Paşa’dan işittiğim bu yeni inkılâp zihniyetini İsmet Paşa bir çırpıda tamamlıyordu. Aradaki zaman fasılaları kendiliğinden ortadan kalkarak, bu üç şahsiyetin üç maddelik programlan kulaklarımda tekrarlandı:I- İslâmlık terakkiye manidir; 2- Arapoğlunun yavelerini Türklere öğretmeli. 3-Hocaları toptan kaldırmalı! NE OLMAK İSTİYORSUNUZ: HRİSTİYAN MI, DİNSİZ Mİ;“Peki amma ne olmak istiyorsunuz?” dedim. Hristiyan mı, dinsiz mi? Hiç birine imkân olmamakla beraber her iki yol da, hem tehlikeli hem de geridir! Münevver Hristiyanlık âlemi ilim zihniyetine daha uygun yeni bir din esasları araştırırken bizim, onların köhne müessesesini benimsemekliğimiz müthiş tehlikesiyle beraber, geri bir hareket olur! Dini kaldırmak ise yeni müthiş tehlikesiyle beraber medeniyet âleminin nefret ettiği geri bir yol olduğundan maksatsız bir hareket olur. Bir millet de duygu birliği, itikat birliği ve menfaat birliği olmazsa, idare edenlerle edilenler arasında bir uçurum açılır ve bu uçurum, günün birinde millete mezar da olabilir! Ben her fırsatta söylediğim gibi, dinle uğraşmanın bizi daha ziyade terakkiden alıkoyacağı ve daha ziyade geri götürebileceği kanaatındayım. Dini olduğu gibi bırakmalı ve hükümet, ne buna tesir yapmalı ve ne de tesiri altında kalmalıdır! Biz millî istiklâlimiz gibi, millî hürriyetimizi de en mukaddes gaye tanımalıyız ve bunun zevkini bütün millete tattırmalıyız.Bunun için medenî hedeflerimizde sür’at, fakat içtimai gayelerimizde tekamül yolunu tutmalıyız. Ben taassuptan uzak ve terakki sever bir insan olduğumu eserlerimle degösterdim! Zaten yakından biliyorsunuz. Din hakkındaki düşüncemi doğuda iken çocuklar için yazdığım “Öğütlerim” başlıklı eserimde de üç yıl önce neşretmiş bulunuyorum. Müsaadenizle okuyayım.“Din ve Mezhep” öğüdünü okudum.(x) Sükûnetle dinle-(x) “Din ve Mezhep” öğüdünün hülâsası şudur: Dinin kısaca tarihi, dinsizlik ve din değiştirmenin bir milleti harap edeceği, müstemlekecilerin İslâm aleyhtarı olmalarının sebebi, halkın en büyük teselli ve inzibat kuvvetinin din olduğu, din ve mezhebin ancak mabetlere bırakılarak hayata karıştırılmaması lâzım.Şu satırları aynen alıyorum: “Bazı ecnabî diliyle İslâmlık aleyhinde yazılan kitaplar, bilhassa müstemlekelerden yetişebilecek İslâm gençlerinin ahlâkını bozarak ortaya tefrike düşürmek maksadıyla kaleme alınmıştır. Bu kitapları okuyup da şuna-buna telkinat yapmak, budalacasına bir cinayettir. Bir çocuğa veya bir adama din aleyhinde telkinde bulunmak, biçarenin dimağını neşterle kazımak demektir ki, hemen kangren yapar! Halbuki din, bir millet fertlerinin perçinidir. Dinin gevşediği yerlerde, birlik perçini de gevşemiş demektir.”diler. Hiç cevap vermediler. Bahis de kapandı.Mustafa Kemal Paşa’nın büyük bir dikkat ve sükûnetle beni dinleyişinden ve ara-sıra İsmet Paşa’yı süzmesinden ve ayrılırken de bana karşı gösterdiği samimiyetten çıkardığım mana, beni haklı bulduğu idi. Fakat mütâlaarıma hak vermekle, tekrar,”mefkure hatırasına” döneceğini, hiç de aklıma getirmemiş idim! ,Kaynak: Paşaların Kavgası – Kazım Karabekir   Mustafa kemal Paşa; Hakikatleri gizledi ve bu suretle şahısların tarihi haklarını vermedi. Tabi onların kıymetleri örtbas edildiği gibi, şuna buna servet ve makam dağıtılır gibi istiklâl harbinin hizmetleri de serpiştirildi ve bu suretle her şeyi kendi düşündü ne yaptı gibi görünmek sevdasına düştü. Bunu böyle belletmek için hatıraların vesikaların neşrine de müsaade etmedi. İstiklâlimizi kurtardıktan sonra, Hakikat Yolu şu idi: Mustafa Kemal Paşa, İstiklâl Harbinin Hakiki seyrini ve bu arada arkadaşlarının hizmetve fedakârlıklarını millet huzurunda beliıtirek Türk Tarihine, Hakkı olan Malûmatı tam ve kâmil olarak vermekti. Siyasî ve Askerî Yüksek Vazifeler başaran arkadaşlarının bu hatıralanı millete ve tarihe arz etmelerini teşvik etmeli idi.Fakat Mustafa kemal Paşa; bu yolu değil bunun aksi olan bir yolu tutturdu:Hakikatleri gizledi ve bu suretle şahısların tarihi haklarını vermedi. Tabi onların kıymetleri örtbas edildiği gibi, şuna buna servet ve makam dağıtılır gibi istiklâl harbinin hizmetleri de serpiştirildi ve bu suretle her şeyi kendi düşündü ne yaptı gibi görünmek sevdasına düştü. Bunu böyle belletmek için hatıraların vesikaların neşrine de müsaade etmedi. Hükümet kudretini ve gizli kuvvetlerini bu uğurda israf ettiBundan sonra, mütehassısların fikirlerine lüzum görmeyerek “Milleti ben kurtardım bundan sonrasını da ben yapacağım.” diyerek tam bir Başına Buyruk oldu. Bütün kendisini seven fedakâr ve vefakâr arkadaşlarını kötüledi; onları kırdı döktü;kendinden uzaklaştırdı. Bunlardan biri de Benim!Onu kudretsiz bir zamanda koruyan, tutan ve fikirlerini bir düzüye sağlamlayarak ve destekleyerek milletin başında en şerefli işler görmeyi de müyesser kılan bir insan olan Kâzım Karabekir ve arkadaşları, bir gün istiklâl mahkemesine bile verildi, hayatımla oynanmak iştendi. Tevkif olundum, sorguya da çekildim. Fakat istenilen yapılamadı.Bir takım dalkavuklara İstiklâl harbinde benim değersiz işler gördüğümü bir düzüye anlatmaya ve bu suretle genç nesil huzurunda beni manen öldürmeğe çalıştı. Bu yetmiyormuş gibi, iş matbuat neşriyatına döküldü ve benim İstiklal Harbinde tek cepheye sadakat etmediğim gibi şeyler söylenmeğe başlandı. 1933 yılı ilk aylarında artık benim de sabrım tükendiğinden, basın yoluyla acı bir cevap verdim. Ve bütün hakikatleri canlı şahitleri ve kıymetli vesikalariyle ortaya atmaya başladım.Gazetelerin neşrine başladığı mektup tarzındaki makalelerim ortalığı sarsmaya başladığı bir sırada yasaklandığı ve zaten devam edegelen tarasutlan, köşkümde göz-altı şekline getirildi.Bu vaziyette hakikatleri kitap halinde neşrettirmek imkânım aradım ve buldum. Fakat son formaların basılması sırasında, haber alınarak ikisi mebus ve biri de gizli adamlarından olan kimselerle matbaa basılarak, üç bin nüsha kitap alındı ve Bakırköy kireç ocaklarında yaktırıldı. Sonrada köşküm üçüncü defa, yetmiş kadar sivil memur, polis vesaire ile bastırılarak pek yakışıksız hareketlerle bir çok evrakım müsadere ve dört çuval içinde Mustafa Kemal paşaya teslim olundu.“Mektuplarım ve yakılan kitabım bu yeni eserde daha iyi görülecektir.”Tarihi bir hatıra olmak üzere yakılan eserimin başlığını ve esas hatlarını bu eserime başlangıç yaptım. Mustafa Kemal paşa (Gazi, Atatürk) Reisicumhur ve İsmet (İnönü) de Başvekil iken, bu kötü işler, “Türk tarihine kaydettirilmiş oldu: Hakikati yazmak yasak. Fakat “tarih” “ansiklopedi” namları verilerek yalan yanlış yazmak yasak değil…Bu hâl, İsmet İnönü’nün Reisi Cumhurlüğu zamanında da sürüp gitti. Bu hususta bir gazeteye beyanatım bir nevi modern yobazların yaygaralarına boğduruldu. Başta İnönü olduğu halde, mesul zatları bir düzüye uyarısında da boşa gitti. Ben de işi en son ve en büyük mahkeme olan zamana bıraktım. Elbette hüküm, pek yaman olacaktır ,Kaynak: Paşaların Kavgası – Kazım Karabekir 1922 ASKERİ VE SİYASİ DURUM;Mart ayı sonlarına doğru Yunanlıların ümitsizliğe kapılarak günden güne iflasa yaklaştıklaannı İtilâf rical ve gazeteleri apaçık yazmaya başladılar. Yunan Ordusunun yorgun düştüğü ve artık bir iş başaramayacağını da itiraf ediyorlardı. Atinada halk dükkanları kapıyarak “kahr olsun harp” diye gösteriler yapıyorlardı.İtilâf devletleri neticeyi vahim görerek bize ve Yunanlılara mütareke teklifinde bulundular. Ben bunu Yunan halkının sarsılan manaviyatlannı düzeltmek ve bizi de oyalamak için bir oyun olduğu kanaatında idim ve Büyük Millet Meclisi Reisliğine ve Başkumandanlığına 26 ve 27 Nisan 1922′de şu mütalâalarımı yazdım: “Bizim kavi,yunlılann zayif oldulan bir zamanda, mütarekenin siyasi bir manevra olduğundan, vatanımız derhal tahliye edilmiyecek-se> hiç bir şart kabul olunmiyarak Yunan ordusuna katî bir darbe vurulmalıdır.” 5 Haziran ajansları şunu bildirdi: “Yunan ordusu Başku-madanlığına Hacı Anesti tayin olunmuştur; bu zatın İzmir’in tahliyesi fikrinde olduğu’ ve bu tayinin Anadoluyu tahliye mukaddemesi sayıldığım İngiliz gazeteleri yazıyor.9 Temmuz’da Dahiliye Vekili Fethi Bey (Okyar) tebdil-hava için diye Avrupaye gittiğini, aynı zamanda sulh hakkında Avrupa ricalile görüşmeğe de mezun olduğu Ankara’dan bildirildi. Yunan ordusuna tam taaruz edilecek bir sırada, bizim sulh peşinde koşmaklığımız hiçte hoşuma gitmedi. Biz bütün kuvvetlerimizi Garp cephesinde toplamış. Her hazırlığımızı da yapmış olduğumuz halde, Yunan ordusu, aksine bütün mefkuresini kayıp etmiş, madden ve manen sarılmış bir halde İzmir’idahi tahliyeyi düşünerek yapılacak iş, 27 Nisandaki teklifim veçhile derhal tahliyeyi istemek suretiyle İtilâf Devletine karşı da kan dökmek istemediğimizi göstermek ve sonra da Yunan ordusunun sağ yan gerilerine büyük bir taaruzla hak ettilekleri son darbeyi vurmaktı.Garp ordusunun yapması lâzım gelen bu taaruzu 18 Mart 1922′den beri Erkânî Harbiye Riyasetinin emriyle Sankanıışta Karargâhımda açmış olduğum Erkani Harbiye kursuna devam eden on Kurmay harbiye sitajiyerine de so günlerde mesele olarak hâl ettirmiştim. Afyonkarahisar garbından şimale doğru Yunan ordusunun yan ve gerilerine yapılacak bir taaruzun parlak neticelerini, nazara alarak Karargâhımda bu geç Kurmaylarla büyük neşe ile seyretmiştik. 4 Temmuz’da kurslarımızın bittiğini de tedris listesiyle birlikte Erkânî Harbiye Umumiye Riyasetine bildirmiştim. (Bu geçlerin çoğu garp cehpesine alınmıştır.) Böyle bir darbeyi yemeden. Yunan orducunun çekilip gideceğinden hepimiz endişeleniyorduk. Bunun için bir Garp seyahati yaparak Mustafa Kemal, Fevzi, İsmet Paşalarla görüşmeye karar verdim.Gerçi 10 Ocak 1922ıde beni Müdafaaî Milliye Vekâletine almak isteyen Mustafa Kemal Paşa’ya ve 5 Mart 1922′de de Fevzi Paşa’ya Şarktan ayrılmaklığımın mahzurlarını yazmıştım. Fakat artık bir müddet şarktan ayrılmaklığımda bir mahzur olmayacak kadar işlerimi bitirmiştim: Bolşeviklik tehlikesini tamamiyle önlemiştim. Bolşeviklerin teşkilâta sokmaya çalıştıkları Malakan köylerini hudud harici ederek,yerlerine Türk köylüleri getirmeyi temin etmiştim. Kürdlük meselesi sükûnette idi.Yeniden bir piyade fırkası teşkil ve survari livasını da fırka haline koyarak şarkta bir ihtiyat halinde iki piyade ve bir süvari fırkası (tümeni) hazır bulunuyordu. Şu halde cephemin Ardahan ve Artvin mıntıkalarını dolaşarak sahile inmek ve teftişlerimi Trabzona kadar uzatmak ve orada Mustafa Kemâl Paşaya yazıp müsade alarak bir müddet için Ankaraya gitmeyi kararlaştırdım. Fakat tam bu günlerde, yani 10 Temuz 1922′de Mustafa Kemal Paşa’dan vaziyetimizin pek nazik bir safhada olduğunu bildiren ve benim bu vaziyette Şarktan aynlmaklığıma imkan bırakmayan şu şifreyi aldım:   paşaların hesaplaşması -kazım karabekir

Google Aramaları

  • paşaların kavgası
  • kazım karabekir paşaların kavgası
  • pasalarin kavgasi kitap ozeti
  • paşaların kavgası özeti
  • atatürk kazım karabekir paşaların kavgası
  • kazım karabekir paşaların kavgası özet
  • paşaların kavgası kazım karabekir
  • kazım karabekir padişahların kavgası özet
  • paşaların kavgası pdf
  • kazım karabekir paşaların kavgası kitabı

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*