Son Haberler
Anasayfa » Kitap Özetleri » Resmi tarih ne kadar doğru? Tarihçiler Ne Diyor?

Resmi tarih ne kadar doğru? Tarihçiler Ne Diyor?

 

 

aaaaaaaaaaaabbbbbbbbbbbbbbbbbb1146726_773644292692137_1869101146117217590_n1922148_773064466083453_9040112575179035908_n1960086_775850769138156_6457179657100005524_n10441099_773054962751070_1696215146991611930_n10441472_773429632713603_6747953898932826542_n10734175_773608336029066_2484879147334746147_n

10710839_778675998855633_8061840242296493382_n

Resmi tarih ne kadar doğru?  Tarihçiler Ne Diyor?

Türk tarihinin menkıbe (efsane, destan ,yalan) ve yalanlardan arındırılıp bilimsel bir temele dayandırılması gereklidir. tarihsel olayları yanlış öğretemezsin. Buna hakkınız yoktur. Bunun için gençlerimize objektif tarih kitapları okutmalıyız. Prof. Dr. İlber Ortaylı

Türkiye’de eskiden beri Avrupa(emperyalist) merkezli tarih okutuluyor. İlkokuldan üniversiteye kadar her eğitim kademsinde bu böyle. Bu bize öğretilen Avrupa merkezli, Avrupa perspektifli tarih sanki bir film senaryosu ve bu senaryodaki başrol tabi ki ve elbette sarışın mavi gözlü Avrupalı adamda… Bakın şimdi: 1; Lozan Antlaşması bir zaferdir. (Yalan) 2; Birinci İnönü Zaferi isminde bir galibiyet vardır. (Yalan) 3; Sultan Vahideddin Han Sevr’i imzalamıştır. (Yalan) 4; Kuva-i Milliye’yi Atatürk kurmuştur. (Yalan) 5;İsmet İnönü muzaffer bir kumandandır. (Yalan) 6;Menemen’de Kubilay’ı öldürenler molla idi ve din devleti istiyorlardı. (Kuyruklu Yalan) 7;Bandırma Vapuru pusulası bozuk ve köhne bir gemiydi. (Yalan) 8;Mustafa Kemal Paşa Millî Mücadeleyi başlatmak için Anadolu’ya çıkan ilk paşadır. (Yalan) 9;Sultan Abdülhamid Kızıldır. (Yalan) 10;Sultan Vahideddin Han, haindir. (Vallahi Yalan) Ve daha nice nice yalanlar… Nice yalanlar… Biz bu yalanlarla büyüdük. Ama herkes böyle değil yani Allah zalimler içinden adamlar da çıkartıyor. Yani her türlü olumsuzluğa rağmen batıda dürüst araştırmacılar da çıkıyor.Ahmet Anaplı Araştırmacı, Tarihçi, Yazar, Öğretim Görevlisi

“Bilen bilmeyeni yener.” Yenilmemek için öğreneceksin. 

Öteki tarih (gayri resmi tarih kitapları) ,okullarda öğretilmeyen tarihtir. “Gizli tarih” demeyelim de, bilinen gerçeklerin bilinmeyen yönleri, Okullarda okutulmaz bunlar. Bugün aydın geçinen birçok kişinin, örneğin Çanakkale muharebelerini “istiklal harbimizin bir parçası” sanması bundandır… Ayrıca, okur yazar geçinen nice kişi, 1921 yılının eylül ayından 1922 yılının ağustos ayına kadar on bir ay boyunca tek kurşun atılmamış Batı Anadolu cephesinde de durmadan dinlenmeden savaşıldığını sanması gibi… Bunlar minik ama tipik örneklerdir.Sonra sen tutar da Atatürk’ün bir üvey babası ve üvey kardeşleri (veya yahudi veya ingiliz valisi) olduğunu yazarsan da kıyamet kopar mesela…Oysa bu ne saklıdır ne gizli, ne ayıptır ne günah. Yalnızca yok sayılmış, öğretilmemiştir.Eskiden üzülüyordum aziz vatandaşım, artık gülüyorum.Türkiye artık eski Türkiye değil, köprülerin altından çok sular aktı, bir “iletişim devrimi” yaşandı ve saklı gizli bütün gerçekler ortaya döküldü. (Tövbe, henüz hepsi değil, çoğu.) Gene de öğrenmemekte direnirsen, hele hele basın alçaklarının aklına uyup öğretene de kalayı basarsan, bize de sana acımak kalır.Bizim ilkokulun tahta salonunda, birinci sınıfın kapısının üstünde boydan boya bir özdeyiş yazılıydı: “Bilen bilmeyeni yener.” Yenilmemek için öğreneceksin. Tarihçi Ayşe Hür, Taraf gazetesindeki yazılarının bir kısmını toplayıp kitap yapmış. Söyleye söyleye dilimizde tüy bitmişti.Kitabın adı, “Öteki Tarih”.Bu, birinci cilt. Arkası da gelecek. Hediyesi on yedi buçuk lira.Bu ilk cilt, Tanzimat Fermanı ve Abdülmecid’le başlıyor, (196o) kadar geliyor. (Bakın bakalım padişahlar içki içerler miymiş?)[Engin Ardıç -Araştırmacı Tarihçi-Yazar-Gazeteci]

Araştırmalara göre, dünyada sadece üç ülkenin anayasasında ‘özel isim’diktatör koruma kanunu” bulunuyor:İran, Kuzey Kore ve Türkiye! Kemalistler kendilerini cumhuriyetçi diye takdim eder. Ama değildirler; onların cumhuriyetçiliği özürlüdür.Cumhuriyetin monarşiden (krallık, sultanlık, vb.) ayrıldığı en önemli noktalardan biri, yasaların ‘kişiye özel olmamasıdır.’Şimdi Avrupa Birliği, “Atatürk’ü Koruma Kanunu’nu kaldırın” diyor. Tabii Kemalistler ve her türden AB karşıtı da yaygarayı basıyor. Halbuki olay basit: Cumhuriyet rejiminde kişiye özel kanun olmaz! Emre Aköz Araştırmacı, Gazeteci,Yazar

M.Kemal’i Koruma (kanunu) Adına Tarihi Gerçekler Gizleniyor! “Gerçeklerin ortaya çıkmasını istiyoruz. 5816 sayılı Atatürk’ü Koruma Kanunu tarihî gerçeklerin ortaya çıkmasının önünde kilit.  

Tarih ve Düşünce Dergisi  yayın yönetmeni Mehmet Fatih Can:
Cumhuriyet’te 1925’e dek okullarda okutulan tarih kitaplarına bakın. Kazım Karabekir Paşa müthiş biridir, Doğu kahramanıdır, Ermenistan fatihidir. 1925’ten sonra ise tarih kitaplarında yoktur. Karabekir, Rauf Orbay ve Refet Bele’nin isimleri tarihten silinirken, M. Kemal, İnönü ve Fevzi Çakmak’ın isimleri öne çıkar.Atatürk’le ilgili bilimsel çalışma yapamamanın nedeni nedir? Cesaretsizlik mi?


Cesaretsizlik var tabii ki. Atatürk hâlâ kanunla koruma altında. 1923-1938 yılları arasında “Mustafa Kemal’e itiraz edebilecek bir kişi bırakılmadı. Ya idam ya tasfiye edildi. Böylece Dolayısıyla bir dönemin tarihi sadece Mustafa kemal (bakış) açısıyla yazıldı.Doç. Dr. Mehmet Alkan

Mustafa kemal paşa;Hakikateleri gizledi.istiklal harbinin ,hatıraların, vesikaların, neşrine (yayın) müsade etmedi. – Kazım Karabekir Kaynak:Paşaların Kavgası – Kazım Karabekir

 Yakın tarih, tam bir mayın tarlasıdır… Tek kaynaktan ve tek kanaldan beslenir. Tek kaynaktan, tek kanaldan (Atatürk’ün “Nutuk”u) beslendiği için de tümüyle “resmî” kimliklidir.İşte bu yüzden yakın tarih, belgelerden ziyade duygulara bağlı olarak gelişmiştir. Artık bunu aşmamız, tarihin kodlarını çözmemiz gerekiyor… [Türk Tarihçi ve Yazar.Yavuz Bahadıroğlu]

Araştırmacı, Yakın Tarih Yazarı.İsmet Bozdağ:

“Mustafa Kemal tarihi doğru anlatmıyor, yani hepsini anlatmıyor, bir parçayı vermiş üst tarafı karanlık.” 

Kaynak: 13 Haziran 1995 – Nuriye Akman, 11 – 14 Haziran 1995 tarihlerinde “Milli Mücadelenin iki yüzü” başlıklı röportajları

Tarih her zaman diktatör ya da İhtilalcilerin önemsediği bir konu olmuştur.

Tarih her zaman kullanılan bir araç olmuştur.  Tarihi şekillendirenler emellerine ulaşmak için her dönemde onu kullanmışlardır. Böylece ortaya kurgulanmış bir tarih çıkar. Başroldekiler ise diktatörler, ihtilalciler,dir. Türkiye’nin yakın tarihinde “Resmi tarih” diye isimlendirilen yaklaşım Atatürk’ün 1927’de Büyük Millet Meclisinde okuduğu ve “Nutuk” adını alan belgeden kaynaklanır.Nutuk tarihi değil, siyasi bir belgedir”

Avni Özgürel,Türk yazar, gazeteci

Kâzım Karabekir Paşa’yı, Rauf Orbay’ı, Ali Fuat Cebesoy Paşa’yı idam etmek talebiyle, neden İstiklâl Mahkemesine verdiler? Nutuk‘tan başka bir kitap (tarih kitabı) olsun istemediler.

Kaynak; Yavuz Bülent Bakiler – Yakın Plan yayınları 2011 – Tabuları Yıkmak sayfa 37 – 39

  “Tarih körlüğümüzün mimarları Atatürk’ü tanrılaştırma (kemalizim) kadrosudur.” 


Ömer Lütfi Mete  Resmi ve Sivil Körlüğümüz.

Yakın Tarih;Kitaplara ne kadar susturucu takarsanız takın, gerçeklerin tencerenin kenarından taşmak gibi kötü huyları vardır. Tarihçi Mustafa Armağan
Kazım Karabekir’in İstiklal Harbi kitabı 1933’de yakılmıştı. Kitap yakılmasına karşı mıyızz, yoksa yaktırana ve yakılana göre değişir mi? [Ufuk Uras – 15.04.2013]


Karabekir’in kitabı da basılmadan yakılmıştı.Can Dündar – Milliyet Gazetesi 26.03.2011

1924-1938 yılları arası “cumhurbaşkanının (mustafa kemal) onayıyla, her türlü basını ve yayını yasaklamaya yetkili kılındı (ayrıca partileri, dernekleri, sendikaları, her türlü örgütlenmeyi falan filan.)Yasanın altında elbette cumhurbaşkanının imzası vardı, aksi takdirde zaten yürürlüğe giremezdi! Kapatılan partilerin, gazetelerin, dergilerin falan filan kapatma kararnamelerinin altında da cumhurbaşkanının onay imzası vardı.

 10 Ağustos 2012 – Engin Ardıç .

 Atatürk Döneminde 130 Küsur Adet Gazete, Dergi Ve Kitap Yasaklanmıştır.

Kaynak; Cumhuriyet Döneminde Sansür” Ankara 2007, Siyasal Kitabevi

Resmi tarih, Atatürk’ün Yazdığı, ”Nutuk”(kitabı) 1919 ile 1927 yılları arasındaki dönemi kapsayan olayları Mustafa Kemal’in penceresinde bakarak anlatır.Resmi ideolojinin dayatmaları ve baskıları sonucu da tarihçiler Nutuk’ta anlatılanlara ya taraf olmak zorunda kalmıştır ya da karşı çıkıp sistemin hışmına uğramıştır.Tarihi belgeler üzerinde uzun bir süre geçtikten sonra ”tarihi belge” özelliğini kazanırlar. Ancak Cumhuriyetin hemen başlarında eldeki belge ve deliller yorumlanmaya başlayınca ortaya son derece sübjektif, bilimsellikten uzak (yobaz) bir tarih tarzı ve yazıcılığı ortaya çıkmıştır. Tarih ilminin kriterlerine inanan, tarihçi namusuna sahip bütün tarihçiler olayları meydana geldiği dönemin şartlarına göre ve hiçbir ideolojinin baskısı altında kendisini hissetmeden yazar. Resmi tarihin kendisi ve yazanları ne yazık ki bu özellikten de uzaktırlar.Resmi tarih Kemalist ideolojinin öğretilerine göre yazılmıştır.

Kaynak; Özgür-Der’de “Yakın Tarih Yanılgıları” konulu bir seminer veren Mustafa Karayel, yalanlarla dolu resmi tarih yanılgılarını bir bir ortaya koydu.

Bugün yaşadığımız bütün çarpıklıkların kökü yakın tarihimizde yatıyor. Zaten bu yüzden yakın tarihimizi öğrenmemiz, bütün gerçekleri bilmemiz, bunları açıkça tartışmamız engelleniyor. Geçmişimiz, özellikle de yakın tarihimiz, eğitimin her aşamasında sansürleniyor, çarpıtılıyor. Gerçeklerin üstü yalanlarla örtülmeye çalışılıyor. Oysa, bugün bir türlü çözemediğimiz temel sorunlarımızın kaynağını, bu ülkede ordunun ve yargının konumunu, Atatürkçülük ideolojisiyle ‘tek parti’ ideolojisinin ilişkisini ancak yakın tarihimizi bildiğimizde açıkça görebiliriz ve düğümleri çözebiliriz.

[Prof. Dr. Mete Tunçay / 2010 – Neşe Düzel röportaj]

Türkiye Cumhuriyeti tarihinin hiç kuşkusuz en önemli siması olanAtatürk’ün hayatı “tam olarak” bilinsin istemiyorlar. “Bizim size anlattıklarımızla yetinin, daha fazlasını talep etmeyin” diyorlar.Her ülkenin büyük adamları, kahramanları vardır. Bu kişiler hakkında sürüyle biyografi yazılır.Bir düşünün bakalım: Nasıl oldu da, Atatürk hakkında şimdiye dek yazılmış en kapsamlı biyografileri, Türkler değil de İngilizler kaleme aldı? (İlki Lord Kinross, diğeri Andrew Mango.) Atatürk’ün psikolojik dünyasına ilişkin en ilginç çalışma ise ancak ABD’de yazıldı! (Kıbrıs doğumlu psikiyatr Vamık Volkan ile tarihçi Norman Itzkowitz’in ‘Ölümsüz Atatürk’ adlı kitabı ki bir ara Türkiye’ye sokulması yasaklanmıştı!) Garip bir durum değil mi? Yatıp kalkıp Atatürk’ten söz edenler, onun hakkında kayda değer bir hayat öyküsü (biyografi) dahi kaleme almadılar bu ülkede!

Emre Aköz Araştırmacı, Gazeteci,Yazar

Okullardaki tarih dersleri, maalesef bir tarih çöplüğünden ibarettir. Ders kitaplar Hiçbir işe yaramayacak lüzumsuz bilgilerle doldurulmuş.(..) Çok daha önemlisi, öğretilenlerin çoğu öğrenciye sentez imkânı vermeyecek derecede karışık ve gereksiz idi; hattâ yazılanların bazıları profesyonel tarihçilerin bile bilmelerine imkân bulunmayan, sadece ihtisas araştırmalarında rastlanacak işe yaramaz ayrıntılardan ibaretti. Talebeye “Hayatın boyunca hiçbir işine yaramayacak olan bu lüzumsuz bilgi kırıntılarını oku, iyice ezberle. Sınıfını geçmen, kafan ancak bir çöplüğe döndüğü zaman mümkündür” deniyordu.

Murat Bardakçı-tarihçi , yazar ve televizyon programcısı

“Atatürk ilke ve inkılapları”Bu bir ders falan değildir.Bu bir ideoloji propagandası saatidir.Bu derste yakın tarihimiz öğretilmez.Bu derste beyin yıkanır.

Fakat birtakım zavallılar bu dersi kâğıt üzerinde en önemli ders saymışlar, her öğrenciye, ama her öğrenciye zorunlu tutmuşlardır. Hem de “son sınıfa” koymuşlar, yirmi sekiz hastanın hayatını da kurtarsan, bu dersten geçemezsen doktor olamayacaksın yani…Bu derste tartışma yoktur. Soru da sorulamaz.Kazık kadar olmuş, üniversite son sınıfa gelmiş insanlar, lisede okuduklarını aynen tekrarlarlar. Evet evet, “daha üst düzeyde” falan değil, lise programının tıpkısının aynısını…malum öyküler.Bu. Hepsi bu. Lise bile değil, ilkokul düzeyinde tarih.Tartışma olmadığı gibi, sorgulama olmadığı gibi, doğru dürüst “öğrenme” de yok.

[Engin Ardıç -Araştırmacı Tarihçi-Yazar-Gazeteci]

İstendiği kadar yüceltilsin; Mustafa Kemal’in kişisel gücü ve gerçekleştirebileceği şeylerin sınırı, sınıfsal güç dengeleri ve dış bağlantılar (emperyalizm-ingiltere ,amerika) tarafından belirlenmişti. Resmi ideoloji, tarihi tahrif etmek için ne kadar zorlanırsa zorlansın, putlaştırılan kişi boşlukta durmuyordu. Dayandığı temel (sosyal sınıflar) ise, Türkiye’yi ancak Batının bir uydusu yapabilirdi.
Kaynak: Prof. Dr. Fikret Başkaya, Paradigmanın İflası, Özgür Üniversite Yay, 19. Baskı, 2012, Sayfa: 163

Kemalist iktidar, tarihte eşine az rastlanır bir inkârcılığı dayattı. Bu … yüzden Takriri Sükûn terör rejimi altında insanlara şapka giydirildi. Osmanlıca bir çırpıda yok sayıldı. İslam alfabesi Latin alfabesiyle değiştirildi. Bütün bunlar inkılâp sayıldı. Terör rejimi koşullarında gerçekleştirilen bu inkılâpların bekçiliğini yapmak da, Cumhuriyet aydınlarına(kemalist) düşecekti.Cumhuriyet aydınlarının işlevi, bir resmi ideoloji üretmek olmuştur. Bu amaçla yakın tarih tahrif edilmiş, Milli Mücadele´nin gerçek dışı bir versiyonu geliştirilmiş, son tahlilde emperyalizmle bir uzlaşma olan Milli Mücadele, mazlum halklara kurtuluş yolunu gösteren ilk antiemperyalist hareket olarak gösterilmek istenmiştir. Sözde, topluma rasyonalist (akıl)düşünceyi yerleştirmek amacıyla yola çıktıklarını iddia etmelerine rağmen, her zamankinden daha çok hurafe üretmişler, Mustafa Kemal´i putlaştırmayı marifet saymışlardır.Kitleler tarafından benimsenme şansı sınırlı böyle bir resmi ideolojinin aşınması kaçınılmaz olduğundan, çok partili rejime geçildikten sonra belirli aralıklarla yapılan askeri (1923,1960,1980, vb)darbelerle (muhafaza) takviye edilmiştir.
Doç. Dr. Fikret Başkaya – Paradigmanın İflası

Okullarda Atatürk Yalanları; Zavallı “eğitim mahkûmları”, hayatlarının en güzel, en eğlenceli olması gereken yıllarını, daha sonra unutacakları bir sürü saçmalığı öğrenmek, ciddi bir “beyin yıkamasından” geçmek, kişiliklerini, tek tip adam yetiştiren “tornaya” teslim etmek için harcayacaklar.Gidecekleri okulların birinci amacı, onlara “ulu önder” Atatürk’ün müthiş bir adam olduğunu, hiç hata yapmadığını ve Türkiye’yi sadece Atatürk’ün yaptıklarını tekrar etmenin kurtaracağını ezberletmek, zihinlerine bu yalanı kazımak olacak.Cumhuriyet tarihi boyunca okullar bunu yaptılar.Türkiye’de sorunun “özü”, bizi çocukluğumuzdan itibaren zehirleyen bu eğitim ve bize ezberletilen yalanlardır, bu “milli” eğitimi “gerçek” bir eğitime dönüştürmeden de yaratıcı ve özgür bireylere sahip, gerçekten demokrat bir toplum haline gelmek, emin olun, çok zordur.
Kemalizm’in 3 büyük sahte tehlikesi; Bana Türkiye’de en tehlikeli üç mesleğini say deseniz, ben size, “bomba imha uzmanlığı, madencilik ve tarihçilik” derim.Bizdeki eğitmin amacı yök Kanunu’nun girişi “1- Atatürk ilke ve inkılâplarına bağlılık…”Gerisini yazmaya bile gerek yok, birinci amacı bu olan bir (ilk öğretim lise,) üniversiteden çıkacak insanların “özgür düşünceli” bireyler olması mümkün mü sizce? Zaten bizdeki eğitimin amacı, “özgür düşünceli birey” değil, itaatkâr bir sürüye, öğrendiği ezberleri tekrar eden koyunlar yetiştirmektir. Cumhuriyet’in eğitim anlayışı ve amacı da budur.Ahmet Hüsrev Altan yazar ve gazeteci.

Gerçekleri benden çok daha iyi ve çok daha derinlemesine bilen tarihçiler anlatsalardı, Kemalist diktatörlüğün üzerine kurulduğu “sahte” kolonlar çökerdi, onun için önce tarihçileri susturup, yalan bir tarih yazdırdılar.Bu yüzden tarihle ilgili gerçeklerin ortaya çıkması bu ülke için çok önemlidir. Ortaya çıkan her gerçek, bizi biraz daha özgürlüğe, eşitliğe ve demokrasiye taşır.Ahmet Hüsrev Altan yazar ve gazeteci.

İnkılap Tarihi saçmalığına da derhal son verilmelidir.Cumhuriyet dönemi “getirdikleri ve götürdükleriyle” birlikte, tarih dersi münderecatı içinde adam gibi öğretilmelidir.Ahmet Kekeç gazeteci yazarı.

Atatürk zamana ve zemine göre konuşurdu. Atatürkçülük içi doldurulmuş, tutarlı olan bir şey değil. Birisi çıkar Atatürk`ün dinle (veya dinsizlikle)  ilgili sözlerini toplar, bunlar birbirinden çok farklıdır. Değişik zamanlarda değişik amaçlarla söylenmiştir. (19)20`lerde söylenenlerle (19)30`larda söylenenler birbirini hiç tutmaz. Hangisi doğrudur derseniz ikisi de doğrudur. Belirli politik amaçlarla söylenmiştir.

İster resmî tarih deyin isterse resmî(kemalist) ideolojinin kamuoyu üzerinde etkin bilgisi deyin. Ortalama bir tarih bilgisinin yetersiz olduğunu söylüyorum. Yetersiz olduğu için eksik olduğunu, eksik olduğu için de yanlış olduğunu söylüyorum.  Resmî ideoloji geçmişe ait bilgiyi ya hiç söylemiyor ya da çarpıtarak söylüyor. Karanlık noktalardan bahsetmemeyi tercih ediyor.Resmî tarih dediğimiz şey iktidarın konjonktürel olarak ortaya koyduğu geçmişe ilişkin toplumun kabul etmesini istediği bilgiler toplamıdır.

Ders kitaplarında okuduğumuz Milli Müca-dele`nin tarihini kim yazdı?Atatürk 1927`de kendi nutkunu okuyana kadar Milli Mücadele`nin bir tarihi yoktu. Bu, zaman içinde oluştu. Atatürk`ün gözünden ve bakışından Milli Mücadele tarihi Nutuk`ta kristalize olduktan sonra Milli Mücadele tarihinin resmî anlatımı söz konusudur. O zamana kadar Milli Mücadele`nin farklı anlatım tarzları vardı. Onlar silindiler, yok oldular. Nutuk bu tarihten sonra Milli Mücadele`nin anlatımını belirledi. Nutuk, Milli Mücadele`nin bütün damarlarını, o dönemde olmuş olan her şeyi bize anlatmaz.Eğer Nutuk`ta yazılan söylenen her şey doğru kabul edilirse 1927`den sonra yaşananları açıklamak imkansızdır.

Doğru bilgiye ulaşmanın yolu ?Bunun kolay bir yolu bir tarihçinin yapacağı kadar araştırma yapmanız gerekir. Karşıt kitaplar okuyarak bu tezlerin ne ölçüde güvenilir olduğunu yakalamak ortalama bir okuyucu açısından çok zordur. Bunun kolay bir yolu bir tarihçinin yapacağı kadar araştırma yapmanız gerekir.
Sabancı Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Cemil Koçak

 

 

 

Google Aramaları

  • atatürkçü tarihçiler
  • Ahmet Anapa
  • en dogru tarih
  • 1980 2000 yılları arası türkiyedeki olaylar ilber ortaylı
  • Tarihci Ahmet Anapa
  • tarih ne diyor
  • tarih dogru
  • Tarih dersi doğru mudur
  • sahte tarihçiler
  • resmi tarihçilerin atatürk yalanları

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*