Son Haberler
Anasayfa » Genel » ŞAPKA VE İSTİKLAL MAHKEMELERİNE DAİR

ŞAPKA VE İSTİKLAL MAHKEMELERİNE DAİR

25 Kasım 1925 tarihinde, ‘Muasır medeniyet yolunda’ Şapka İnkılâbı gerçekleşti. Herkes şapka takmaya zorlandı. Bu konu için, binlerce kişiyi astıran Fransız İstiklal Mahkemeleri’nden örnek alındığı söylenen İstiklal Mahkemeleri tekrar kuruldu.

Aynı milli(!) kanunlarımız gibi. 17 Şubat 1926’da İsviçre Medeni Kanunu’nun tercüme edilmesiyle kabul edilen Türk Medeni Kanunu ve 1 Mart 1926’da İtalya Ceza Kanunu’nun tercüme edilmesiyle kabul edilen Türk Ceza Kanunu’ndan bahsediyorum.(1)
ŞAPKA VE İSTİKLAL MAHKEMELERİNE DAİR , Milli Mücadele döneminde ve Cumhuriyetin ilanından sonra olmak üzere iki kez kurulmuştu. İkincisi 1925-27 yılları arasında faaliyet gösterdi.
Araştırmacı Ergün Aybars bu mahkemeleri şöyle tarif ediyor: “Kararların temyizi yoktu. Mahkemeler kararlarını vicdani kanaatlerine göre verirlerdi. Kararın verilmesi için delile gerek yoktu.”

Bunu mahkemenin üyelerinden biri olan Lütfi Müfit Bey, Savcı Süreyya Bey’e şu şekilde belirtiyor: “Bizim milli bir gayemiz var. O gayeye varmak için ara sıra kanunun üstüne çıkarız…”(2)
Örneğin Mahkeme Reisi Ali Çetinkaya, ( nam-ı diğer Kel Ali ) İskilipli Atıf Hoca’yı, hükümetten izin alarak yazmış olduğu Frenk Mukallitliği adlı risalesinden dolayı savcının üç yıl ceza istemesine rağmen idama mahkûm eder.(3)
Bu olay Mesut Uçakan’ın yönettiği Kelebekler Sonsuza Uçar filminde bir avukatın üzerinden anlatılır. İzlemeyenlere filmi şiddetle tavsiye ediyorum. Hele ki halktan tipleri anlatan sade filmleri sevenler için…

İskilipli Atıf hoca yargılanırken bir ara savcı sarığından ve dini kıyafetinden bez parçası diye bahseder. Atıf Hoca bunun üzerine duvardaki bayrağı göstererek; “İşte o da bez, hadi indirip yırtsana!”der.(4) Filmde bu sahne farklı anlatılır. Mahkeme Reisi Ali Çetinkaya, “o başındaki de bez, şapka da bez onu çıkarıp bunu taksan ne olur?” diye sorar. Atıf Hoca bunun üzerine: “Reis Bey, arkanızdaki Türk bayrağı da bez, İngiliz bayrağı da bez. Onu indirip diğerini assanız ne olur?” sorusuyla cevabını verir.

Şimdi burada Ali Çetinkaya ile bir gazeteci arasında geçen ilginç bir şapka vak’asına değinmezsek olmaz. Atatürk, şapkayı ilk kez Kastamonu’da başına geçirmiştir ve devrimin bir parçası olarak düşündüğü bu yeniliği yerleştirmek için trene binip Ankara’ya hareket eder.
Ankara’da pek kimsenin haberi yoktur. Dönemin Vakit gazetesinde çalışan gazeteci Mecdi bey, bir şekilde bundan haberdar olmayı başarmıştır. Binbir zahmetle bir şapka ayarlayıp, Atatürk’ü bu şekilde karşılamak ister. İstasyon yolunda eski meclis binasının önünden geçerken meclisin balkonunda oturan Afyonkarahisar milletvekili Ali Çetinkaya kendisini görüp huzuruna çağırtır. “bu gavur şapkasını giymekten utanmıyor musun?” der ve onu zinana attırır.
Bir süre sonra Atatürk’ün Kastamonu’da ilk kez halkın karşısına şapkayla çıktığı haberini alan Ali Çetinkaya, parlak bir fikir(!) bulur. “Bana Mecdi’nin şapkasını getirin; ama kendisi içeride kalsın”diye emreder ve Atatürk’ü bu şapkayla karşılar(5)
İki döneminde İstiklal Mahkemelerince o kadar çok insan asılmıştır ki sadece Kara Ali adlı bir cellâdın astığı kişi sayısı beş binden fazladır ve bu konu “Ankara’da ip kıtlığı baş göstermiştir. İpsiz kalanların Ankara İstiklal Mahkemelerine müracaatı…” diye mizahın en koyu renklerinin diline düşmüştür.(6)
Şapka ile ilgili ise İbrahim Refik’in kitabından şu kısmı aktaralım:
“Falih Rıfkı Atay’ın ifadeleri içinde: ‘Müslümanlar, Hristiyanların iyisine makul kefere, kötüsüne gâvur, beterine şapkalı gâvur’ denildiği bir dönemde, 25 Kasım 1925 tarihinde şapka inkılâbının yapıldığını ve bu inkılâba karşı geldikleri için 57 kişinin idam edildiğini…
İngiliz araştırmacı yazar Paneth’in, ‘Turkey at the Grossroads’ isimli kitabında o günler ile alakalı olarak: ‘Avrupa şapka imalatçıları altın günler yaşadılar. Gemiler dolusu fötr, panama, kasket ne varsa İstanbul’a gönderildi. İtalyan Borsalino kardeşlerin şapka yüklü gemisi İstanbul limanında idi zaten. Şapkanın gündeme gelmesi ile birlikte, geminin yükü alelacele gümrükten geçirildi. Borsalino kardeşler bu işten büyük kâr elde ettiler… İstanbul’da erkeklerin kafalarında kağıt şapkalar, hatta kadın şapkaları bile vardı…’ diye yazdığını…
Şapka almakta zorluk çeken memurlara hükümetin taksitle borç para verdiğini ve bu ilk devrim hareketine, yine devrimlerin savunucularından biri olan Halide Edip Adıvar’ın:
‘Şapka kanunu devrimlerin en beyhude ve en sathisidir. Bu kanuna sokaktaki adamın karşı çıkması, onu yapanlardan daha batılı bir davranıştır.’ Diye tepki gösterdiğini…”(7)
Şapka inkılâbı ve kimi devrimler can alacak kadar inada bindirilmiş, bundan kültürel öğeler de nasibini almış. Şapka inkılâbı yapıldıktan sonra devrimlere aykırıdır diye eski mezar taşlarının sarıklı ve fesli görünüme sahip baş tarafları kırılmış…(8)
Malum, önümüz Mehmed Akif yılı, onun bu meseleyle ilgili bir hatırasını da aktaralım. Şair, Cumhuriyetin ilk yıllarında Ankara’ya çağırılır ve orada ‘kalpak’ meselesi görüşülür. Orada görüşülecek konular arasında kalpak meselesinin bu kadar önde olmasına sinirlenen Mehmed Akif şöyle der: “Ben de bu adamların başımın içine bakacaklarını sanmıştım. Ama onlar tepesine baktılar.”(9)
Son olarak (Tamer Korkmaz’ın tabiriyle) Gayr-ı Milli Şef İsmet İnönü’den bir anekdotla bitirelim. Şapka inkılâbından sonra Ankara Valisi Yahya Galip Bey, İsmet İnönü’ye “Şapkanın ortasına bir ayyıldız koyalım ki, diğer milletlerden farkımız belli olur” diye bir fikir sunar. İsmet İnönü de çok ilerici bir cevap verir:
“Canım biz bu inkılâpları farkımız olmasın diye yapıyoruz sen ne teklif ediyorsun!”(10)

DİPNOTLAR:
1) İbrahim Refik, Tarih Şuuruna Doğru 1, Albatros Yay, 13.Baskı, Şubat 2004 İstanbul sf.139
2) a.g.e sf.108, onun aldığı kaynak: Mehmet Yalçın, “CHP’nin Günah Defteri” Aktüel Dergisi, 8-14 Ağustos 1991, sayı 5, sf 25.
3) a.g.e sf 143, o.a.k: Mustafa Kaplan, Kemalizm ve İslamiyet, İttihat Yay, İstanbul 1933, sf 135
4) a.g.e sf.41, o.a.k: Hekimoğlu İsmail, Derdimi Seviyorum, cilt 2, Timaş yay, İstanbul 1988, sf.16
5) İbrahim Refik, Tarih Şuuruna Doğru 4, Albatros yay, 1. Baskı, Aralık 2004, İstanbul, sf 150
6) a.g.e sf 142, o.a.k: Hüseyin Demirel, Deccaliyet ve Kemalizm, İttihat Yay, İstanbul 1933, sf.187
7) a.g.e sf 106-107, o.a.k: Falih Rıfkı Atay, Çankaya, İstanbul 1980, sf 430 ve Güneş Gazetesi Pazar eki, 2 Eylül 1990
a.g.e sf 85, o.a.k: Hekimoğlu İsmail, Derdimi Seviyorum, Cilt 4, Timaş yay, İstanbul 1993, sf 256
9) a.g.e sf 93, o.a.k: Zafer Dergisi, Nisan 1993, sf.12
10) a.g.e sf 33, o.a.k: Recep Şükrü Apuhan, Batı’nın Darağacında İsyan, Timaş yay, İstanbul 1989, sf 53

Google Aramaları

  • kel ali nasıl öldü
  • borsalino kardeşler yahudi
  • İSTİKLAL MAHKEMELERİ LÜTFİ MÜFİT
  • şapka inkılabı istiklal mahkemeleri
  • sspka inkilabi nedeniyle kirilan mezar taslari

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*