Son Haberler
Anasayfa » Genel » Sultan II. Mahmud Han Dönemi Devletin Yeniden Yapılanması

Sultan II. Mahmud Han Dönemi Devletin Yeniden Yapılanması

Sultan II. Mahmud Han Dönemi Devletin Yeniden Yapılanması2. Mahmud’un babası 1. Abdülhamid, annesi Gürcü asıllı Nakş-i Dil Sultan’dır. 20 Temmuz 1785’te doğan 2. Mahmud, Osmanlı’nın 30 padişahıdır. Osmanlı ailesi Kur’ân’ın bayraktarı bir millet olduğundan küçük şehzade de, baştan itibaren Allah (celle celâlühü) ve Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) sevgisiyle yetiştirilmiş ve bu sevginin gereklerini de ömrünün sonuna kadar hassasiyetle ortaya koymuştur. Bu sevginin bir tercümanı olarak kaleme aldığı na’t-ı şerîfi 1820’de Medine’ye, Hücre-i Saadet’e göndermiştir Çok küçük yaşta babasını kaybeden 2. Mahmud, bütün baba sevgisini amcası 3.Selim’den görmüştür.

2. Mahmud’un şartlar gereği çok iyi yetiştirilmesi lâzımdı Bunun için 3. Selim, hemen her gün musiki dersi vermek bahanesi ile 24 yaşındaki veliaht-şehzadeyi dairesine çağırıyor, tahta geçtiğinde yapması icap eden şeyleri kendisine öğretmeye çalışıyordu. Bunu yaparken de sürekli kendi uygulama ve tecrübelerini aktarıyor,hattâ büyük bir tevazu ve mahcubiyetle, yaptığı hataları da ifade ederek onun da aynı yanlışa düşmesini engelleme adına gayret gösteriyordu.

Sürekli “Oğlum Mahmud! Bütün ümidim sendedir, devletin istikbali de sendedir Nizam-ı Cedit tatbik edilmezse bu devlet için felah bulmak ihtimali yoktur İnşallah tez zamanda saltanat sana nasip olur Benim hatalarımdan ders alarak nizam ile devlete taze bir ruh verirsin” diyerek onu devlet yönetimine hazırlıyordu Amcasından aldığı ders ve nasihatler hükümdar olduğunda devleti idare etme adına ona büyük bir bilgi ve tecrübe kazandırmıştı. Devrin kıymetli âlimlerinden teknik, askerî, idarî sahalarda özel dersler almıştı Ayrıca o, iyi bir hattat, bestekâr ve müzisyendi 3. Selim’i tahtan indirip hapsedenler, 2. Mahmud’u da yok etmek istiyordu.

Kendisini tam bir ihtilâl kargaşası içinde bulan veliaht, gelişmelerin seyrini ve muhtemel sonucunu bilecek kadar da sarayın tarihine vâkıf idi ve gelecek adına sabredip ülkenin tekrar doğru zemine getirilmesi gerektiğine inanıyordu O, tam bir Osmanlı idi “Ya devlet başa veya kuzgun leşe” şeklinde düşünüyor ve “Bir şehzade için ikisinin ortasında bir ihtimal yoktur” diyordu Yanındaki korumalarına “Önce amcam Sultan Selim’i şehit etmek isterler! Tez yetişip amcamı kurtarın ben burada elimden gelen müdafaa tertibatını alırım Kazandığımız her dakika bizim için kâr-ı azimdir” diyerek elinde kılıç, pürdikkat, telâş göstermeksizin hayatını kastetmeye kararlı yaklaşık 30’a yakın yeniçeriyi beklemeye başlamıştı.Korumaları ve özellikle de hizmetkârı Cevriye Kalfa’nın kızgın kül operasyonu ile kısmen zaman kazanılmış, ortaya çıkan karışıklıktan faydalanılarak şehzade odadan dama çıkartılmış ve sonunda kurtarılmıştı.

Fakat bu nasıl bir cürettir ki, devletin başındaki otoriteyi yok etmeye karar veren karanlık kurulun tetikçileri, şehzade dama çıkarken onu yaralamışlardı. Rusçuk Ayanı Alemdar Mustafa Paşa’nın da yardımıyla katillerin elinden zor kurtulmuştu. 2. Mahmud, Temmuz 1808’de 23 yaşında tahta geçmiş ve Osmanlı Devleti’nin bir bakıma üçüncü kurucusu olmuştu. Genç hükümdar tahta çıktığında hem 3 Selim’in bütün fikirlerinin vârisiydi, hem de ondan öğrendikleri ile elinde bir yol haritası mevcuttu Sultan 2 Mahmud, sabırlı olmasının, bir işi sona erdirme dirayetinin, takip fikri ve azminin yanında, gerektiğinde adımını geri atmasını bilen, yerinde son derece atak ve sert olabilen bir kişiliğe sahipti. 2. Mahmud, ulema, Kapıkulu ordusu, tımar sistemi ve reaya arasında tekrar bir ahengin kurulması gerektiğini düşünmüş ve işe buradan başlamaya karar vermişti.

Bu ise kurumların aslî vazifelerini yerine getirme adına bir iradenin ortaya konmasından geçecekti. Çünkü devletin kuruluş yıllarında, çok önemli işler başaran yeniçeri ordusu, zamanla bozulmuş, kontrol edilemez, doğrudan siyasete katılan, devlet adamlarını tayin ve azlettiren, padişahları tahttan indiren veya tahta çıkartan başı bozuk bir kuvvet hâline gelmişti. Dolayısıyla tekrar aslî vazifelerine döndürülmeleri gerekiyordu Bir zamanlar Avrupa’yı titreten, inançları uğruna yüzyıllar boyu savaşan yeniçeriye, siyasî otoriteye itaat düşüncesinin yeniden kazandırılması gerekliydi. Aynı şekilde ulema sınıfı da ilim öğretme görevine dönmeliydi Genç padişah kararlı idi Ancak başlangıçta bütün bu problemleri çözecek nüfuzu elde edememişti. Bunun için tam on sekiz yıl sabırla bekledi Ne uzun bir bekleyişti Fakat gelecek neslin istikbali ve devletin devam ve temadisi adına beklemesi gerekiyordu Amcasının başına gelenler tekerrür etmemeliydi. Zaten Amcası da “Bütün ümidim sendedir, devletin istikbali de sendedir” dememiş miydi? Sultan Mahmud, amcasının düştüğü hatalara düşmek istemiyordu

Nihayet 1826’nın Haziran’ın da, Topkapı senet odasında, sabah namazından sonra erkan-ı padişaha duygulu bir konuşma ile “Cülusumdan beri kıl kadar kanun ve şeriat ve ananeden ayrılmadım Esasen böyle hareket etmek benim vecibe-i zimmetimdir Bana Cenab-ı Hakk’ın emaneti olan milletimi ve teb’amı sıyanet zımnında ne kadar gayret eylediğim cümlenin malumudur Onsekiz senelik saltanatımda bilirsiniz defalarca isyan ve tuğyan ettiler Eşkıyalıklarına tahammül ettimse kan dökülmesinden çekindiğim içindir Kapıkullarına bu kadar ihsan ettim ve müsamaha gösterdim Efendiler söyleyin bu isyan huruc ales-sultan değil midir?

Meşru hükümdarlarına karşı ihtilal eden bu taifeye ne yapmak gerektir” demişti Sonra, “Arkamdan gelin hırka-i şerif dairesine gidelim” diyerek kendi eliyle Peygamberimiz’in (sallallahü aleyhi ve sellem) bayrağını çıkarıp, “İşte sancak-ı şerîf, Sultanahmet Meydanı’na dikilsin” emrini vererek bir bakıma yeni başlangıca doğru yola çıkma vaktinin de geldiğine işaret etmişti Bu hâdise tarihe “Vak’a-yı Hayriye” olarak geçmiştir Bu hareketle Sultan Mahmud’un birinci saltanat dönemi kapanmış ve bir bakıma 41 yaşında ikinci hükümdarlık dönemi başlamışt.

Devlet-i Âliye için yaptığı yatırımlar

Padişahlığının ilk döneminde, iyi bir tecrübe kazanan 2 Mahmud, kendisine “Büyük Hükümdar” unvanını kazandıran icraatlarını ikinci dönemde yapmıştır. Devrindeki büyük hâdiseler karşısında asla ümitsizlik ve gevşeklik göstermeyen hükümdar, devletin teknik ve sanayide ileri seviyeye ulaşması adına çok gayret göstermiş, Devlet-i Âliye için birçok idarî, askerî ve içtimaî ıslahatın önünü açmış ve yeni müesseselerin kurulmasını sağlamıştır Öncelikle “Asakir-i Mansure-i Muhammediyye” adı verilen yeni bir askerî yapı kurulmuş, topçu, humbaracı ve lağımcı ocakları ıslâh edilmişti Sonra Mekteb-i Bahriye açılmış, eğitim ve öğretimini en üst seviyeye çıkarmak için Avrupa’dan hocalar getirilmişti Askerî eğitim ve yeni silâhların kullanımının öğrenilmesi için Avrupa’ya askerî öğrenciler gönderilmiş, Avrupa’yı yakından takip etmek için Avrupa’nın önemli merkezlerinde konsolosluklar açılmıştı.

1831’de Takvim-i Vakâyi adlı ilk Türk gazetesi de bu dönemde çıkarılmıştır Ayrıca askerî tıbbiye mekteplerini kurmuş, bu müessesenin eğitim ve öğretimini en üst seviyeye çıkarmak için Avrupa’dan hocalar ve mütehassıslar getirtmiştir Eğitim ve öğretimi parasız hâle getirmiş, ilk tahsili de mecbur kılmıştı Askerî Tıbbiye, Harbiye ve sivil yüksek okulların talebe ihtiyacını karşılamak için medrese ve mekteplere ilâveten Rüştiye okullarının açılmasını sağlamıştı Devlet memurlarının yetiştirilmesi için Mekteb-i Maarif-i Adliye’yi ve büyük bir yekûn tutan vakıflar için de Evkaf Nezareti’ni kurmuştur Okulların seviyesini yükseltmek ve fen ve teknik kitapların tercümesini sağlamak için tercüme bürosu kurulmuştu.

Görüldüğü üzere devleti gerek sosyal bakımdan, gerekse uygarlık açısından ileri bir ülke hâline getirmek için çalışan 2 Mahmud, ülkenin imarına, ilim, sanat ve sosyal müesseselerine önem vererek yukarıda kısmen bahsedilen değişim ve dönüşümü gerçekleştirmiştir Sonunda onun içinde Emr-i Hak vaki olup dostlar diyarına vuslat vakti geldiğinde yaşı 54’ü, tarihler de 30 Haziran 1839’u gösteriyord.

Kaynaklar
– Yılmaz Öztuna, Büyük Türkiye Tarihi, Cilt 6, Sayfa 420-450, Ötüken Yayınevi, İstanbul 1978
– TDV İslâm Ansiklopedisi, Cilt 1, 27, Münir Aktepe, Kemal Beydilli, İstanbul 1988, Ankara 2003, Sayfa 213- 217, 352- 358
– Hamit Er, Osmanlı Devleti’nde Çağdaşlaşma ve Eğitim, Sayfa 205- 228 Rağbet Yayınları, İstanbul 1999
– Osmanlı Devleti Tarihi, Cilt 1, Feza Gazetecilik, İstanbul 1999, Sayfa 80- 102Yusuf KARAOSMANOĞLU

Google Aramaları

  • 1 abdülhamid dönemi
  • Fatih sultan Mehmet\in babasına söylediği ya devlet başa ya kuzgun leşe \sözü

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*