Son Haberler
Anasayfa » Genel » TÜRK-YUNAN HARBİ

TÜRK-YUNAN HARBİ

TÜRK-YUNAN HARBİAbdülhamîd, Yunanlıları kendi üzerine vardırmak için her şeyi yaptıktan, bütün sınır tecavüzlerini günü gününe Avrupa’ya bildirdikten ve artık her mesuliyetin Yunanlılara ait olacağına dair onlarda kanaat sağladıktan sonra Yıldızda vezirleri topladı:
-Düşününüz, taşınınız ve dönülmez kararınızı veriniz!
«Vükelâ» Yıldız’da tam 56 saat kaldı ve müzakereyle meşgul oldu. Sultan bitişik salonda, safha safha müzakereleri takip ediyor ve neticelerine ait bilgiler alıyordu. Serasker Rıza Paşa ile vezirlerinden birkaçı harp lehinde bulunuyor, Nafia Nâzırı Mahmut Celâleddin Paşa ve bir iki kafadârı da harbe aleyhtarlık gösteriyordu. Ortada birleştirici ve toplayıcı bir tos ve fikir mihrakı yoktu.
Bu arada, İzzet Paşa, vaziyeti anlamak için Sultan’in yanına geldi. Müzakere hemen kesildi ve Hükümdar’ın iradesi beklenmeye başlandı.
İzzet Paşa meclise döndü ve Sultani görüşü bildirdi:
-Eğer bu harb kaybedilecek olursa devlet için tamiri imkansız bir darbe olacağını, artık Türk haysiyeti diye ortada bir şey kalmayacağını ferman buyuruyorlar. Harbten kaçınmanın da ona yakın bir zillet olacağını ilave ediyorlar. Bunun için, gâyet iyi düşünülerek, mes’uliyet seven insanlar gibi, kafi bir karara çıkılmasını irade ediyorlar.
Müzakere yeniden başladı ve bedbinlerle nikbinler arasındaki tahtaravalli halinde sürüp gitti. Serasker, elini masaya vurarak:
-Harb, diye bağırıyordu; başka çaremiz kalmamıştı harb ve zafer!
Derin sükut…
Abdülhamîd’in muradı, hem harbe karar verdirmek, hem de işin dehşetini iki taraflı olarak göstermek, ona göre, icab eden enerji ve hamleyi mes’ullere aşılamak… Seraskeri çağırttı:
-Siz harb fikrini müdafa ediyorsunuz! Ben de aynı fikirdeyim! Fakat bir avuç Yunanlıya karşı böyle bir harbin kaybedilmesinden doğacak
neticeyi hesab ediyor musunuz?
-Evet Haşmetmeap, hesap ediyorum ve neticenin zafer olacağına inanmış bulunuyorum!
Ve Abdülhamîd’e, orada, bir masa üzerinde açık duran haritaya eğilip vaziyeti izah etti.
-Pek güzel Paşa, dâvayı her cephesiyle kucakladıktan sonra, şimdi, Allah’ın inayetine sığınarak harbe karar verdiğimizi arkadaşlarınıza bildiriniz!
Tam o esnadaydı ki, Yunan askerlerinin, resmî ve muntazam birlikler halinde, çetecilerle beraber sınırlarımızı geçtiği haberi geldi.

5 Nisan 1313-1897… Yunanistan’a harp ilanı… Abdülhamîd, Yunanlılara harp ilânından evvel dâvayı büyük devletler nezdinde garantiye aldığı gibi, kendisi Atina istikâmetine doğru ilerlerken, şimalden ve arkasından tehlike gelmemesi için her tedbiri almış ve öbür Balkan devletçiklerini pasifleştirmişti. Paris Sefiri Münir Paşa’nın arkadaşlarından 90’lık bir zattan öğrendiğimize göre, bu iş için, dişlerini tedavi ettirmek bahanesiyle Paşa’yı Viyana’ya göndermiş ve ] orada Bulgaristan Prensi, ayrıca Sırp ileri gelenleri ve Karadağlılarla temas ettirerek, gayet ince yollardan tarafsızlıklarını sağlamıştı.Ayrıca, devrinin üç şanlı mareşalinden biri olan Gazi Ethem Paşa’yı başkumandanlığa getirmiş ve huzuruna davet ettiği Paşa’ya, kelimesi
kelimesine şöyle demişti:

«-Allah’ın inayeti ve Resulünün ruhaniyetiyle en kısa zamanda harbi kazanmaya mecbursunuz!» Paşa, ayakta bir nefer gibi dimdik, bu fermanı telâkki etmiş ve yalnız iki kelimeyle cevap vermişti. -İnşallah, Efendimiz!

Tesalya Ordusu, Gazi Ethem Paşa kumandasında, 7 tümen piyade, 1 tümen süvari ve 1 ihtiyat tugayından ibaret olarak, umumî seferberlik
ilan edilmeksizin, sade kendi bölge imkanları içinde hazırlandı. Nisan’ın 16’nçı günü başlayan hareket, henüz Osmanlı Ordusu, ilk taarruzları
karşılamak ve püskürtmek vaziyetinde olduğu için Yunanlılar lehine küçük inkişaflarla neticelendi. Fakat aradan 48 saat geçer geçmez Ethem Paşa’nın her koldan planlı taarruz hareketi başladı ve bir anda düşmanı taslayarak geri çekilmeye mecbur etti. Osmanlılar üç koldan ilerliyorlardı. Yunan Başkumandanı (Konstantin)in umumî karargahını kurmuş bulunduğu Yenişehir’e doğru, gittikçe bozgun rengini almaya başlayan bir çekiliş…

Prens (Konstantin), kurmaylarıyla uzun müzakerelerden sonra Yenişehir’i boşaltıp gerilerde mevzi tutmak kararını verdi; Yenişehir, içindeki bir sürü malzeme ve silahla Osmanlılara bırakıldı ve (Megalo İdea)cılar daha bir meydan muharebesi vermeden iddialarını bırakıp öz topraklarını korumak durumuna düştüler.
25 Nisan’da Yenişehir, içinde bir sahra hastane takımı, 6 trap topu, 2 sahra topu, 10 bin Gra tüfeği, 2000 sandık cephane ve birçok topçu malzemesiyle Türk işgali altında…
Denizde Türk Donanması hareketsiz, Yunan Donanması ise birkaç değersiz teşebbüs peşinde…
Abdülhamîd, zaferi tam garantilemek ve herhangi bir kumanda zaafına meydan vermemek için Gazi Osman Paşa’yi müfettiş olarak Selanik’e
gönderiyor; fakat ilk başarıların haberi gelince Plevne kahramanının Selanik’ten daha ileriye gitmesi icap etmiyor.

Nisanın 28’inci günü Atina’da panik korkunç… On-onbeş gün öncesine kadar “harp, harp!” diye uluyan kalabalıklar şimdi mes’ul arıyorlar, yeni tayinler istiyorlar, silahçı mağazalarını yağma ediyorlar. 29 Nisan’da hükümet düşüyor, yeni kabine, Çatalca’daki Prens (Konstantin) karargahına murahhaslar gönderiyor…
Karar, harbe devam!..
Prens (Konstantin) 30 binlik bir kuvvetle Çatalca tarafında, ayrıca 10 binlik bir Yunan kuvveti de Velestin sırtlarında.. Gazi Ethem Paşa, 5 Mayıs’ta düşmanın ana kuvvetleri üzerine çullanmak kararını verdi.
Hareket muvaffak oldu, Çatalca düştü ve ele bir sürü ganimet geçti. Yunanlılarsa kat’î neticeli bir muharebeye girmiş bulunmaksızın bu defa Dömeke üzerine ric’ate başladılar.

İstanbul’da sevinç, neş’e, saadet pek taşkın… Gazeteler her saat ilave neşrediyorlar ve halk bunları kapışıyor. Yalnız Abdülhamîd’dir ki, cedlerinin daha dünkü tebaası bir avuç palikaryaya galip gelmekten hiçbir gurura kapılmamakta, sadece yüzünü ağarttığı için, başı secdede,
Allah’a şükretmekte.. Aynı 5 Mayıs günü bu Osmanlı tümeni de Velestin’de Yunan kuvvetleri üzerine taarruz emrini aldı. Velestin, 7 Mayıs’ta işgal ve düşman ric’ate mecbur edildi.

Umumi çekiliş Golos üzerine… Osmanlı Ordusu mevcudiyetiyle düşmanı takibe hazırlanırken, 8 Mayıs’ta Türk sancağının önüne üç bayrak çıktı. İngiliz, Fransız bayrakları bir de beyaz bayrak… Bunları taşıyanlar Konsoloslar, hemen Gazi Osman Paşa tarafından kabul edildiler ve şunları söylediler:
-Şehir Yunan askeri tarafından boşaltılmıştır. İngiliz, Fransız ve İtalyan harp gemileri tarafından da karaya asker çıkarılmış ve inzibat sağlanmıştır. Ordunuz Golos’u hâdisesizce işgal edebilir.

Golos’ta hesapsız malzeme ve cephane ve muzaffer Türk Ordusu… Ethem Paşa, Dömeke havzasında bulunan Yunan kuvvetlerine taarruz hazırlığı içindeyken Yunanlılar tarafından siyasi faaliyet ve kurtuluş arama teşebbüsleri başladı. Girit’teki bütün askerlerini çekeceğini vâdediyor ve Girit’in muhtar idaresine razı olduğunu bildiriyordu. Batılılardan, harp bakımından tavassut beklediği de hissediliyordu.
Mayıs’ın 11’inci günü, Yunanlılar, kendi tabirleriyle bütün menfaatlerini Batılı devletlerin eline teslim ettiler. 12 Mayıs’ta İstanbul’daki sefirler hep birden Babıali’ye başvurdular:
-Osmanlı Devletinin sulhsever duygularına hitap etmek isteriz!..

Abdülhamîd bu lisan değişikliği önünde iliklerine kadar nefretle doldu ve mukabele etti:

-Cevabımı Kurban Bayramından sonra vereceğim!
Ve şanlı kumandanı Gazi Ethem Paşa’ya gizlice emretti:
-En küçük düşman taarruzunu vesile ederek derhal, bütün kuvvetinizle Dömeke üzerine, düşman küllî kuvvetlerine karşı harekete geçiniz!
18 Mayıs’ta düşman Dömeke’de bozulmuş, perişan, Forka Boğazı’na doğru çekilmektedir. Firar, eski Yunan devrinde Barbarlara karşı bir avuç fedai ile müdafaa ettikleri Termopil Geçidi’ne doğru… Fakat Gazi Ethem Paşa’nın takibi bu defa sıkı… Türk süvari fırkasının Yunanlıları kuşatmak üzere bulunduğu anda mütareke teklifi… İstanbul’dan kabul haberi ve 27 Mayıs’ta «ateş kes!» kumandası… Hepsi 10 günlük macera… Tesalya sahasına ait bu ana hareket çerçevesi dışında bir de Yanya bölgesi var…
Preveze’nin Yunan Donanması tarafından bombardımanıyla hareket, karada ve ilk günlerde yine Yunanlılara gülümsedikten sonra bu cephede de kahhari Yunan hezimeti…
Çar’dan Abdülhamîd’e bir telgraf:
-Sulhsever metanet ve mizacınızdaki itidale müracaat ederek askerlerinizin kahramanlıklarını, artık harbi bırakmak suretiyle taçlandırmanızı rica ederim.
Bunun üzerine mütareke ve devletlerin araya girmesi üzerine de sulh…

Sulh şartlarına göre, kazanılan bir şey yok… Fakat kaybedilmek üzere bulunulan birçok şeyin yerinde tutulması ve bir nevi hak edilmesi var…
Türk-Yunan harbinin bütün mâna ve değeri burada… Vakıa Girit yine muhtar idare şeklinde vatandan ayrılmış, sadece bir müddet sonra gerçekleşmek üzere şimdilik Yunan idaresine bağlanmamış ise de, boşlukta mekan işgal etme hakkı kabul edilmeyen İmparatorluk, nefsini o
an için kurtarabilmiştir. Artık her şey, İttihatçıların bir müddet sonra mahvedecekleri muvazeneyi sıkı sıkı tutup muazzam bir iç hamleyle İmparatorluğa liyakat ifade edebilmekten ibarettir ve bunun ilk şartı o an elde edilebilmiştir.
Ulu Hakan İkinci Abdülhamîd Hân’ın büyüklüğü de, birçok noktada olduğu gibi, Yunan Harbindeki tutumuyla bu cephededir.

KAYNAK:ULU HAKAN 2.ABDÜLHAMDİD HAN – NECİP FAZIL

Google Aramaları

  • yunan harbi
  • türk yunan harbi
  • yunan harbl
  • yunan harbi kaç yılında oldu
  • yunan harbi kaç yılında
  • türkiye yunan harbi
  • türkiye ve yunanistan harbi
  • turk yunan tarihi
  • osmanlı yunana harbi
  • iran yunan harbi m ö

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*