Son Haberler
Anasayfa » Genel » TÜRKİYE’DE BAKTERİYOLOJİ İLMİNİ KURAN PADİŞAH

TÜRKİYE’DE BAKTERİYOLOJİ İLMİNİ KURAN PADİŞAH

TÜRKİYE'DE BAKTERİYOLOJİ İLMİNİ KURAN PADİŞAHBakın; nereye kadar her şey onun.
Dr. Osman Şevki Uludağ (Vakit-Yeni Gazete)nin 1 Kasım 1964 tarihli sayısında 1892 kolera salgınından bahsederken Sultan Abdülhamîd hakkında (intak-ı hak) kabilinden şöyle yazıyor:

«Hastalık yine Mısır’dan atlayarak İzmir’de yayılmıştı. Oradan memleketin başka taraflarına ve İstanbul’a bulaşmıştı. İstanbul doktorları
arasında kolerayı tanıyanlar çoktu. Ancak, sarayda bulunan doktorlar kolera bahsinde ikiye ayrılmıştı. Bunlardan bir kısmı hastalığın kolera olmadığını pâdişâha söylüyordu. Saray mensubu doktorlar arasında (mikropla inanmayanlar bile vardı. Bunlar padişaha yakın bulunmalarından istifade ederek fikirlerini tek bir surette yayıyorlardı ve bu yüzden mücadele tedbirleri alınamiyordu.

Bizzat Pâdişâh Abdülhamîd sarayın çeşme ve musluklarından aldığı sularla muhtelif şişeleri doldurarak ayrı kimyagerlere (bakteriyologlara değil) gönderiyordu. Aldığı raporlarla karşılaştırınca muhtelif aykırılıklar görüyordu. Bütün bunlar onun vehmini arttırdıkça artırıyordu. Bir taraftan hekimlerin birbirini tutmayan sözleri, bir taraftan ölümlerin meydana gelmesi, Sultan Hamid’i pek sinirlendirmişti. Pâdişâha en yakın bulunan hekimler sadece onun vehmini gidermek için sözler söylüyorlardı.

Bu esnada ortaya genç bir hekim çıktı. Bıyıkları büyümemiş olan bu hekim Avrupa’dan henüz gelmişti. Kendisi cild ve firengi mütehassısı idi ama, çok cevval ve girgin olduğu nispette pervasızdı. Babası, eskiden Askerî Tıbbiye Mektebinde başkâtip Muhtar Efendi’nin tesiri henüz unutulmadığı için saraya girebiliyordu. Bu adam, geçenlerde kaybettiğimiz Doktor Celâl Muhtardır. Celâl Muhtar o vakit hastalığın kolera olduğunu celâdetle söyleyen ve bu hususta en ileri giden bir zattır. Bu zat dâvası tahakkuk etmediği takdirde her türlü fedakarlığa razı olduğunu söylerken sarayda ona dudak bükenler vardı.

Pâdişâh birbirine aykırı olan hekim fikirleri arasında şaşırmış olmakla beraber, Celâl Muhtarın iddiasına kıymet verdi ve işi ecnebi mütehassıslara bırakmayı kararlaştırdı. (Pastör) ile muhabereye geçti. Ondan yardım istedi. Daha evvel (Pastör) müessesesinin kurulması için onbin altın gönderen Türkiye (Pastör) tarafından seviliyordu. Pâdişâh da ona ayrıca birinci rütbeden murassa Osmanî nişanı göndermişti.
(Pastör), Pâdişâhın müracaatı üzerine kendi adamlarından en değerlisi olan (Şantimes)i İstanbul’a gönderdi ve onun sayesinde hastalığın kolera olduğunu öğrenince tavsiyelerini tatbik etti. Az zamanda kolera mağlûp edildi.

Baş düşmanları arasında tıbbiyeliler bulunmakla beraber, o, tıbbiyeye hizmet etmekten geri durmamıştır. Abdülhamîd eline geçirdiği (Şantimes)i iltifatlarına boğmuştur. Ona hediyeler, ihsanlar vermiştir. Hattâ ona Bâlâ rütbesi bile tevcih etmiştir. Zamane şairleri bu vakayı şöyle hicvederler: Tertemiz şapkayla gelmişken bu şehre (Şantimes) Rütbe-i bala ile giydirdiler bir yağlı fes!

Padişah Abdülhamîd, ortalıkta kolera hafifleyince artık işlerin yoluna girdiğini gören (Şantimes)e daha çok vaadlerde bulunarak Türkiye’de kalmasını ondan rica etmiş olmakla beraber, o Paris’te yapacağı şeyler olduğundan bahsederek dönmekte ısrar etmiştir. Bunun üzerine Pâdişâh yine bizzat (Pastör)e müracaat ederek (Şantimes)i Türkiye’ye vermesini rica etmiş, (Pastör)den de onu kendisinden istememesini sağkolundan mahrum edilmemesini rica ederek, Türkiye için onun kadar faydalı olabilecek bir hekim seçip göndereceği vaadini alınca artık ısrardan vazgeçmiştir. Meşhur (Nikol)ün Türkiye’ye gelip yerleşmesi ve uzun müddet de çalışması bu hâdisenin eseridir ki, Türkiye,bakteriyoloji ilmini ona borçludur.

Kaynak:Ulu hakan İkinci Abdülhamid Han – Necip Fazıl

Google Aramaları

  • ismet intak

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*