Son Haberler
Anasayfa » Kitap Tanıtımı-Önerileri » Türkiye’nin zor zamanları ve ‘Atatürk’ün ihtilal hukuku’

Türkiye’nin zor zamanları ve ‘Atatürk’ün ihtilal hukuku’

Cumhuriyetin kuruluş dönemi, hem dünya ve hem Türkiye koşulları bakımından zor zamanlar’a işaret eder. Bu zamanı Atatürk ekseninde yorumlayabilmek, ciddi bir kifayet ve cesaret işidir.

Prof. Dr. AHMET İYİMAYA / TBMM Adalet Komisyonu Başkanı

Siyaset ve tefekkür dünyamıza bir değerli eser daha eklendi: Taha Akyol’un “Atatürk’ün İhtilal Hukuku” adlı kitabı.

Cumhuriyetin kuruluş dönemi, hem dünya ve hem Türkiye koşulları bakımından “zor zamanlar”‘a işaret eder. Bu zamanı özne (Atatürk) ekseninde yorumlayabilmek, ciddi bir kifayet ve cesaret işidir. Evvelâ hatıratından felsefesine, bütün neviyyetine kadar literatüre hâkimiyeti zorunlu kılar. Sonra niyetinden olgusuna, taktiğinden projesine, kavgasından inşasına kadar o büyük birikimi sentezin sistemine oturtabilmek gerekir. İtiraf edeyim ki Taha Bey, bu “zoru” başarmıştır. Müellifine teşekkür, entelektüel bir borçtur.

Çok ender yakalayabildiğim bir fırsatta kitabı baştan sona okudum. Esasen aynı dönem ve konularla ilgili, -Osmanlıcası dahil- hayli eser de okumuştum. Fakat Taha Bey’in sentezinde bir başka lezzeti hemen farkediyorsunuz: Kritik aklın ve saydamlığın senteze kattığı farklı derinlik.

Ararsak demokrasi de buluruz

İçerik atıflarına geçmeden önce, -bana göre- noksanlığını gözlediğim iki-üç hususa işaret etmek gerekir. Yerel isyanların bastırılmasının kurtuluş ve cumhuriyet yolculuğuna zorunlu zemin oluşturması (Çerkez Ethem’in ilk dönemi)(I), kongre iktidarları(II), paşaların kavgasına ilaveten İnönü-Bayar(III) çatışmaları… Umarım yeni baskılarda bu konular da değerlendirilir.

Kitaptaki bazı ilginç verileri okurlarla paylaşmak isterim: –Atatürk, hükümet sistemi olarak, kuvvetler birliği (tevhid-i kuva) ilkesini savunur. Öyle ki kuvvetler ayrılığını bir tür “irtica” olarak görür ve savunucularını şiddetle eleştirir (s.39 ve dev.).

-Kuvvetler birliğini benimseyen Teşkilat-ı Esâsiye Kanunumuzun “Kuran ayetleri gibi ezberlenmesi lazımdır” (s.46,129 ve dev.) diyen Atatürk adeta siyasal ilahiyat çizgisi çizer.

-İstiklal Mahkemeleri, kuvvetler birliği siyasal patolojisi içinde farklı bir açıdan değerlendirilmiştir (s.469 ve dev.).

-Curcunalı müzakerelerdeki ilginç fikirler ve muhalefet örnekleri, eserde yer almıştır (bkz. Yüksek Yargıda asker üyenin yer almaması yönündeki Avni Bey’in görüşü. s.127. Feridun Fikri Bey’in “egemenlik bila kayd ü şart milletindir” vecizesine karşın “egemenlik Hâk-i meyyit, milletindir” özdeyişi. s.271).

Atatürk’ün Kazım Karabekir Paşayı, tuttuğu hatıra notları için Çankaya’ya çağırması ve konuşması (s.199), paşaların yargılanması ve İnönü için tutuklanma kararı verilmesi hayli ilginçtir.

-Antalya Milletvekili Râsih Hoca, ele alınmaya değer bir figürdür (pasaj atıfları için, s.630’daki sahifeler).

Eser, Atatürk döneminin tipolojik analizi, parti devleti ve otoritenin kişiselleşmesi açılarından zengin örneklerle doludur.

Eserde, demokrasi mücadelesine örnek oluşturacak olaylar da yer almaktadır. Şu anda değineceğim olaya, “Alaeddin Bey İçtihadı” adını vereceğim: Atatürk’ü Erzurum Kongresinde hayli zorlayan Zeki Bey (Dulkadirbeyoğlu), hemşehrilerin ısrarı ile, 1923 seçimlerinde Gümüşhane’den bağımsız aday olur. Atatürk, seçilmesini istememektedir. Yerel gerçek, seçimi hiçbir şartta kaybetmeyeceği yönündedir. Askeri kuvvet devreye sokulur. Oyların kullanılacağı belediye binasına asker doldurur. Seçmen de aynı yerdedir. Şimdi olanlara bakalım.

Komutan: “Biz buraya seçimi yaptırmak için geldik. Seçimler bizim yanımızda yapılacak ve her ikinci seçmenin yazdığı veya yazdırdığı pusulaları göreceğiz. Hükümetin istediği adaylardan başka hiç kimseye oy verilemez!” diyor.

Weberyen bin Cumhuriyet tahlili

Kelkit Belediye Başkanı Hacı Alaeddin Bey, ayağa kalkarak ve vakur bir biçimde: “Efendiler, elimizdeki seçim kanununda sizlerin bulunacağına dair hiçbir kayıt yoktur ve halkın da kendi vekilini kendisi seçeceğine, buna karışanların ağır cezalara çarptırılacağına dair maddeler vardır… Hükümet istediğini yapacaksa, daha bu ahaliyi aylardan beri köylerinden niçin tedirgin edip bu mahsul zamanı yerlerinden oynattınız. İlçe idare meclisi kararıyla seçilirler biterdi, biz de bu eziyetlere katlanmazdık. Ben sizi burada bırakamam. Elimdeki kanun bunu emrediyor!” diyor.

Kitaptan devam edelim (aynen): “Salonda bulunan binbaşı ile jandarma kumandanı “biz emir aldık” diyor, oy vermedikleri takdirde, biz verdirteceğiz…”

Hacı Alaeddin Bey geri adım atmıyor, sakin bir sesle “madem öyle, biz de ilçe adına seçimlere katılmayacağız, çıkıyoruz” diyor!

Salon boşalıyor!

Binbaşı telaşla postaneye koşarak acele telgrafla durumu Mustafa Kemal Paşa’ya bildiriyor: Ne yapalım?..

Gazi, direnen Belediye Reisi Hacı Alaeddin Bey’i telgraf makinesinin başına çağırıyor, evinden getiriyorlar. Karşılıklı telgraflarla konuşuyorlar. Zeki Bey anılarında Gazi ile Alaeddin Bey’in konuşmalarını, “halen hayatta bulunan” Kelkit Posta Müdürü Müftüzade İsmail Efendi’nin tanıklığıyla aktarıyor.

Zeki Bey’in anlatımıyla, “milyonlarca insanlara numune olacak şekilde medeni cesaret gösteren bu hamiyetli koca Türk” Hacı Alaeddin Bey, telgraf odasına girerken “Mustafa Kemal Paşa karşısındaymış gibi fesini düzeltmiş ve ceketinin önünü ilikleyerek velev gıyabında olsa bile büyüğüne karşı olan tazimini” göstermeyi ihmal etmemiştir. Bu, direnirken bile Gazi’ye gösterilen derin saygının bir örneğidir.

Telgraf görüşmesinde Gazi, “Hacı Bey” diye hitap ediyor, kendi adaylarına oy verilmesinin Gümüşhane için iyi olacağını, Zeki Bey’e de hiçbir zarar verilmeyeceğini söylüyor. Hacı Alaeddin Bey diyor ki:

Paşam ellerinizden öperim. Bu benim elimde değildir. Halk and içmiştir. Zeki Bey Umumi Harp’te bizim ölümüze, dirimize beşik olmuştu. Bizi her türlü felaketten kurtarmış, harpten sonra da açlıktan ölüm derecesine gelen ahalinin imdadına yetişerek bize hem yiyecek, hem tohumluk temin etmiştir. Eğer bizi istemiyorsan birer kağnı bir de massamız vardır. Yer gösterin gidelim. Biz vekil olarak Zeki Bey’i istiyoruz. Gazi telgrafta “massa nedir” diye soruyor. Telgraf memuru İsmail Efendi, bunun, kağnıyı çeken hayvanları sürmek için kullanılan iki metre uzunluğunda çubuk olduğunu belirtiyor. Bunun üzerine Mustafa Kemal, binbaşıya ve jandarma kumandanına anında telgrafla emir veriyor: Çekiliniz ve seçimleri serbest bırakınız. Bu nispette azimkar olan bir halka fazla tazyik yapılamaz.” (s.268-271).

Günümüz demokrasisinin Hacı Adil Bey’in içtihadından ve Atatürk’ün mukabelesinden öğrenecekleri çok şey var. Velüd bir düşünür olan Taha Bey’in bu değerli eseri, gerçek bir katkıdır. Cumhuriyetin kuruluş dönemini veriler ekseninde farklı derinliklerle önümüze getirmektedir. Weberyen yaklaşımının farkıdır, bu. Temennimiz, benzeri eserlerin çoğalması ve fikir zeminimizin çeşitlenmesidir.

Herkesin aynı lezzeti tatması dileğiyle.

STAR (26 Mart 2012)

Google Aramaları

  • taha akyol Yakın tarihimiz
  • atatürkün ihtilal hukuku tanıtımı
  • İhtilal zamanları dinin hali
  • ihtilal zamanlari ve tarihi
  • ihtilalin hukuku
  • kelkit belediye başkanı hacı alaeddin bey
  • kelkitli muftuzade
  • yakin tarihimiz taha akyol

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*