Son Haberler
Anasayfa » Genel » TÜSİAD “manda rejimi” mi istiyor? – Yavuz Bahadıroğlu [9.12.2016]

TÜSİAD “manda rejimi” mi istiyor? – Yavuz Bahadıroğlu [9.12.2016]

“Manda” kelimesini duymuş olmalısınız…

Fransızca olan bu kelime, diplomaside “yetki-görev” anlamına gelse de, pratikte “örtülü sömürgecilik” olarak biliniyor.

İlk kez Paris Barış Konferansı’nda galip devletlerin gündemine gelen ve 28 Haziran 1919’da imzalanan Milletler Cemiyeti Sözleşmesi›nin 22’nci maddesinde resmen tanımlanan bu kavram, dünyanın sömürgeciliğe duyduğu tepki yüzünden uydurulmuş bir kavramdır, Özü, az gelişmiş ülkelerdeki zenginlikleri “himaye” bahanesiyle sömürmeye dayanır. 

Birinci Dünya Savaşı’ndan mağlûp çıkan Türkiye, Milli Mücadele’ye hazırlandığı yıllarda bunu tartışmış, Erzurum ve Sivas Kongreleri’nde uzun uzun konuşulmuştu.

Halide Edip Hanım (Adıvar), Rauf Bey (Orbay), Kara Vasıf Bey, Yunus Nadi (Abalıoğlu) gibi, daha sonra Milli Mücadele’nin önderleri arasında yer alacak isimler, İngiliz ve Fransız emellerine karşı, Amerikan mandasını savunmuş, hatta ortakları ve yazarları arasında Mustafa Kemal Paşa’nın da bulunduğu Minber Gazetesi, Amerikan “müzaheretini” (mandacılığın yumuşatılmış ifadesi) savunanlar arasında yer almıştı (1918 Kasım-Aralık).

Halide Edip (Adıvar) Amerikan mandasının en açık ve hararetli savunucularından biriydi. “Bütün eski ve yeni Türkiye hudutlarına şamil olmak üzere, muvakkat bir Amerikan mandasını ehven-i şer olarak görüyoruz” diyordu.

Kara Vasıf Bey,Sivas Kongresi’nde yaptığı konuşmada şunları söylüyordu:

“Manda’nın isminden korkmayalım, isterseniz buna ‘müzaheret’ diyelim…. Büyük bir harpten mağlup çıktık. Bütün memleket perişan vaziyettedir. Beşyüz milyon lira borcumuz var. Bunu ne ile nasıl ödeyeceğiz?… Tamamiyle müstakil yaşamaya mali vaziyetimiz müsait değildir. Şimdi istiklalimizi kurtarsak bile, olduğumuz yerde sayarak bir adım ilerleyemez ve günün birinde, bizden kuvvetli olanların hükmü altına girmeye, ister istemez mecbur oluruz. İşte bu sebeplerden dolayı, İngiltere’yi kendimize ebedi düşman ve Amerika’yı şerrin ehveni saymalıyız.” (Rauf Orbay, Hatıralar, hazırlayan Cemal Kutay,III, s.268-270).

Niyetim mandacılığı anlatmak değil elbet. Tarihin tozlu raflarına kaldırılıp unutulmuş bu kavramın, bazı çevreler tarafından kimi bilinçli, kimi bilinçsiz hortlatılmaya çalışıldığını gördüğüm için, uzun alıntılarla açıklamak zorunda kaldım. 

Bunu en son TÜSİAD yaptı. TÜSİAD Başkanı’nın savunduğu ilkelerle altını çizdiği endişeler, özü itibariyle Halide Edip Hanım’ın ve Kara Vasıf Bey’in vaktiyle savundukları ilkelere tıpatıp benziyor. 

Bir farkla: Eskiler “Amerika” diyordu, TÜSİA Başkanı“Avrupa” diyor.

Avrupa’sız Türkiye asla olmaz (peşin teslimiyet)!..

Bu sebeple AB’ye karşı sertleşilmesin…

OHAL kalksın, Kanun Hükmünde Kararnameler çıkarılmasın (AB’nin talebi de bu yönde)…

Şirketlere kayyım atanmasın (terörün finans kaynakları kesilmesin demekle aynı)…

Laiklik tartışılmasın (yasalarda tarif de edilmesin ki Demokles’in kılıcı gibi dindar Müslümanların tepesinde sallansın)…

Fazla yerimiz kalmadı, ama şunu net olarak ifade edeyim ki, Türkiye’yi TÜSİAD’ın mantığıyla yönetmek demek, mandaya razı olmak demektir!

Ha Amerika, ha Avrupa: Kendimiz olamadıktan sonra…

Merakım mazur görüle, ama soracağım: 15 Temmuz gecesi TÜSİAD baronları neredeydi?

Yavuz Bahadıroğlu – 9.12.2016

Yeni Akit

Google Aramaları

  • ali şükrü bey mısırlıoğlu

Yoruma kapalı.