Son Haberler
Anasayfa » Köşe Yazıları » Yavuz Bahadıroğlu » Umutsuzluğu Aşmak [Yavuz Bahadıroğlu]

Umutsuzluğu Aşmak [Yavuz Bahadıroğlu]

Avrupa’yı anlamak için, ya da “Bizi neden anlamak istemiyor?” sualine cevap bulmak için, Avrupa Uygarlığı’nın çıkış noktasıyla bugüne geliş çizgisini tahlil etmek gerekir…

Bu çizgide sömürülen, horlanan, satılan, köleleştirilen ve Avrupa’nın üç paralık menfaati için akla gelmedik eziyetlere muhatap tutulan milletler var. Yağmalanıp yok edilen medeniyetler var. Kanlı savaşlar, boğazlaşmalar ve terör var…

Bu konuda yine Bediüzzaman’ın tahlillerine bakacağız, ama öncelikle belirtmeliyim ki, Bediüzzaman Said Nursi, korkularını düşüncelerinin dayanağı yapan odakların göstermek istediği gibi “skolastik zihniyet”li bir “medrese mollası” değil, mutlakıyet, meşrutiyet, cumhuriyet gibi farklı zıtlıkların ve çelişkilerin yaşandığı labirentlerden gelen münevver bir kimliktir.

Bu kimlikten, yersiz endişeler ve ideolojik saplantılar yüzünden Türkiye yeteri kadar yararlanamamıştır, ama Bediüzzaman, hem geçmişe yönelik isabetli tahlilleri, hem teşhisleri, hem de geleceğe ilişkin tahminleriyle cidden üzerinde durulması gereken bir “yeni ufuk”tur. 

Hassaten “Vahiy Medeniyeti” ile “Batı Uygarlığı”nın kaynakları konusunda yaptığı değerlendirmeler hayli ilginçtir. Batı Uygarlığı’nın kuvvete, şiddete, dehşete ve zorbalığa dayandığını belirttikten sonra, insanlık tarihinde bıraktığı tortulara geçerek, şöyle diyor:

“…bu medeniyet-i hâzıra beşerin yüzde seksenini meşakkate,şekavete[bedbahtlık] atmış…Hem serbest hevânın tahakkümiyle, havâic-i gayr-i zaruriye [zaruri olmayan ihtiyaçlar] havâic-i zaruriye [zarurî ihtiyaçlar] hükmüne geçmişlerdir. Bedeviyette bir adam dört şeye muhtaç iken, medeniyet yüz şeye muhtaç ve fakir etmiştir. Sa’y [çalışmak], masrafa kâfi gelmediğinden, hileye, harama sevk etmekle ahlâkın esasını şu noktadan ifsad etmiştir. Cemaata, nev’e  [topluma] verdiği servet, haşmete bedel; ferdî, şahsı fakir, ahlâksız etmiştir. Kurûn-u Ulânın [ilk çağların] mecmu-u vahşetini, bu medeniyet bir defada [Birinci Dünya Savaşında] kustu.” (Tarihçe-i Hayat, 116).

Bunlara karşılık Vahiy Medeniyeti’nin dayandığı unsurlara da bakalım, tâ ki Batılılaşma sürecinde bozulan karakterimize yeniden dönmek mümkün olsun.

1. Hak (Batı’daki kuvvet yerine);2. Fazilet (Menfaat yerine);3. Dinî-vatanî rabıta (Menfi milliyet-ırkçılık yerine);4. Yardımlaşma (Savaş yerine); 5. Hüdâ (Heva ve heves yerine).

“Medeniyet-i hâzıranın [Batı Uygarlığı’nın] inkışâından [havanın açılması hali, ayazlama] inkişaf edecektir” diyen Bediüzzaman, “Kur’ân Medeniyeti” dediği “Vahiy Medeniyeti”nin beş müspet (olumlu) esasını, Batı Medeniyeti’nin beş menfî (olumsuz) esasıyla karşılaştırır:

“Nokta-i istinad, kuvvete bedel haktır ki; şe’ni, adâlet ve tevazündür[muvazene]. Hedef de menfaat yerine fazilettir ki; şe’ni, muhabbet ve tecâzübdür [cazibe], Cihet-ül-vahdet [birlik-beraberlik ciheti] de unsuriyet-i milliyet [ırkçılık] yerine; râbıta-i dinî, vatanî, sınıfidir ki, şe’ni, samimî uhuvvet [kardeşlik] ve müsalemet [barış içinde] ve hâricin tecavüzüne karşı yalnız tedafü’dür [savunma]; hayatta düstûru cidal[savaş] yerine düsturu teâvündür [yardımlaşma] ki; şe’ni, ittihad ve tesanüttür [birlik–beraberlik]. Hevâ yerine hudâdır[doğru yolu gösterme] ki; şe’ni, insaniyeten terakki ve rühen tekâmüldür. Hevâyı tahdid eder[nefsin arzularını sınırlandırır], nefsin hevesat-ı süfliyesinin teshiline[kolaylaştırma] bedel, ruhun hissiyat-ı ulviyesini tatmin eder.” (Tarihçe-i Hayat, 117).

Devam etsek iyi olur sanırım.

Google Aramaları

  • Atatürkün kişilik özelli projelerı sözler
  • atatürk köşe yazıları
  • Kemalistlere kapaklar

Yoruma kapalı.