Son Haberler
Anasayfa » İngiliz valisi mustafa kemal; » Yunan ordusunu denize dökmedik?Yedi düvel” palavrası, Atatürk’ten daha Kemalist geçinen birtakım madrabazlar tarafından, sanki ihtiyacı varmış gibi, sanki yeterince parlak değilmiş gibi, kurtuluş savaşımıza parlaklık ve daha da şan şeref katmak için uydurulmuş bir balondur?

Yunan ordusunu denize dökmedik?Yedi düvel” palavrası, Atatürk’ten daha Kemalist geçinen birtakım madrabazlar tarafından, sanki ihtiyacı varmış gibi, sanki yeterince parlak değilmiş gibi, kurtuluş savaşımıza parlaklık ve daha da şan şeref katmak için uydurulmuş bir balondur?

Çocukluğumuzda bize öyle öğrettiler, papağan gibi onlar da yineledi biz de yineledik.

“Denize döktük” deyince gözümün önüne hep incir, tütün ve barut kokuları içinde Birinci Kordon’dan patır patır suya atlayan ve çırpıntılı İmbat dalgalarında debelenen Yunan askerleri gelirdi. Ya da bizimkiler onları arkalarından sopayla ya da süngüyle itiyorlar, onlar da cuppa denize…

Öyle olmadı.

Gerçi Kordon’dan patır patır denize atlayanlar vardı ama onlar sivillerdi!… Hem de İzmir’e girişimizden tam bir hafta sonra. Yangından kaçıyorlardı. Yüzlercesi de böyle öldü. “Denize döktük” deyimi, çok hoşumuza gittiği için “mecazi” anlamda kullanılmıştı.

26 Ağustos sabahı saldırıya geçtik, dört günde Yunan ordusu çözüldü. İzmir yolu açılmıştı, oraya varmamız da on gün sürdü.

Onları yendik ama yok edemedik.

Buna gerek de yoktu, bu bir “imha” savaşı değildi. Amacımız Yunan ordusunu bitirmek değil, topraklarımızın işgal altında tuttuğu kesiminden çekilip gitmesini sağlamaktı.

Ege’yi cephede bozularak ve kaçarak, Doğu Trakya’yı da Mudanya Mütarekesi uyarınca “anlaşmalı” boşalttılar.

İstanbul mu? Onun kurtulmasına daha çok vardı, tam on üç ay… İstanbul için kesin bir barış antlaşmasını beklemek zorundaydık. (Ama bu da yeni kuşaklara “hemen sağlanmış” gibi öğretildi. Öyle ya, İzmir’in kurtuluşu 9 Eylül, İstanbul’un kurtuluşu 6 Ekim… Arada bir ay var gibi görünüyor ama aslında bir yıl var.)

Peki cephede ne oldu?

Yunan ordusunun bir kısmı İzmir’e doğru çekildi, bir kısmı kuzeybatıya, Kütahya üzerinden Bursa’ya doğru kaçtı.

Kuzeye kaçanlar Mudanya’dan Tekirdağ’a geçtiler.

Bunları kovalayamadık, yetişemezdik, gücümüzü dağıtamazdık. Fevzi Paşa’nın yaptığı saldırı planında böyle bir şey de öngörülmemişti. “Kendi hallerine” bıraktık.
İzmir’e kaçanların bir kısmı sağı solu yakıp yıkarak peyderpey şehre ulaştı ve buradan gemilere bindirildiler.

Son birlikler 8 Eylül günü limandan ayrıldılar.

Yüksek Komiser, yani Genel Vali Aristidis Steryadis, “şehirde Yunan yönetiminin 8 Eylül gecesi saat 22.30 itibarıyla sona ereceğini” açıklayan bir bildiri yayınladı, sonra o da bir gemiye binip gitti. (Korkusundan ve utancından Yunanistan’a dönemedi ve Güney Fransa’da sürgünde öldü.)

O gece boyunca İzmir, deyim yerindeyse askıda, havada kaldı…

9 Eylül sabahı öncü birliklerimiz (süvariler) şehre girdiklerinde, İzmir’de tek tük kaçamamış, sivil giyinmiş, halkın arasına karışmış ya da biryerlere saklanmış ve korkudan tir tir titreyen Yunan askeri bulunuyordu…

Ancak Yunan ordusunun “tamamı” bu da değildi.

Bazı birlikler de yarımada boyunca Çeşme ve Urla’ya doğru çekildiler, oradan Sakız’a ve Midilli’ye geçtiler. Bunlara da ilişilmedi, artık daha fazla kovalanmadılar.

Çünkü bizim de “pilimiz zayıflamıştı” açıkçası…

Adamlar o kadar ucuz kurtulmuşlardı ki, birkaç gün sonra darbe yapıp Gounaris hükümetini devirecek ve Atina’ya gidip oraya el koyacak gücü de buldular kendilerinde!

İşin gerçeği budur. “Yunan ordusunu imha ettik” diyenlere inanmayınız.

Ahmaklara ve kötü niyetlilere de özel duyurumuzdur: Bütün bunlar, kazandığımız büyük ve parlak zaferin şanına gölge düşürmez. Savaşı biz kazandık ve kesin kazandık.

Yedi düvel” palavrası, Atatürk’ten daha Kemalist geçinen birtakım madrabazlar tarafından, sanki ihtiyacı varmış gibi, sanki yeterince parlak değilmiş gibi, kurtuluş savaşımıza parlaklık ve daha da şan şeref katmak için uydurulmuş bir balondur?

Boşuna mürekkep tüketmişim, Atatürk’ün öyle bir demeci yokmuş! “Asparagas” olduğu hemen kanıtlandı. Bir de oturmuş laf yetiştiriyorum.
(Burada sözcü gazetesinin Atatürk’ün sözüymüş gibi Atatürk’ün söylemediği sözden bahsediyor)
Eh, gazete yerine koyarsam bana müstahaktır. Ders olsun.
Fakat heriflerin uçurduğu balonda bir şey dikkatimi çekti: Atatürk, bu muhayyel demeçte, Türk halkının “yedi düvele” haddini bildirdiğini söylüyordu…

Tipik bir Kemalist yanılgısı. (Kemal’in değil tabii, uydurukçuların.)
Kurtuluş savaşında yedi düveli yendiğimiz hep söylenegelmiştir… Böyle öğretirler, herkes de düşünmeden papağan gibi tekrarlar. Hani nerede kaldı okullardan kaldırılacak diye ağladığınız Devrim Tarihi dersinin fazileti? Orada anlatıyorlardı aslında.

Yedi düvel, düz anlamıyla “yedi devlet”, daha geniş anlamıyla da “bütün dünya” demektir… İsterseniz “büyük devletler” diyelim.
Acaba biz kurtuluş savaşımızda büyük devletleri mi yendik?
Amerika henüz Ortadoğu’ya bulaşmamıştı, buralarla ilgilenmiyordu… Japonya barış görüşmelerinde sözde müttefik ama aslında yalnızca gözlemci olarak bulunuyordu…

İtalya, bir ara işgal eder gibi olduğu Antalya ve “hinterlandını” çoktan boşaltmıştı, kendi iç sorunlarıyla, grev dalgalarıyla, özellikle de iktidara yürüyen faşistlerle uğraşıyordu.

Fransa, bir ara işgal eder gibi olduğu Maraş ve Antep’ten daha güneye, Suriye’ye çekilmişti. Fransa daha 1921 yılının başında, yani Yunan ordusunun ileri yürüyüşe geçip, Kütahya ve Eskişehir’i ele geçirip Sakarya’ya dayanmasından önce Ankara’yla anlaşmıştı…

Fransa bizim yanımızdaydı! (Devrim Tarihi dersinde anlatıyorlar, kantinde lak lak edeceğinize derse girseydiniz.) Fransa bize top sattı, top.
Sovyetler Birliği de altın gönderdi, altın. Kasa kasa. (Batum’u para karşığı ruslara vermemizden bahsediyor)
Yani bu savaşta Fransa ve Rusya bizi tutuyorlardı!

İnanmayan Taksim’e çıksın, anıtın üstünde Atatürk’ün yanında yer alan kişilere baksın. Kızılordu generallerini görecektir. (Meydan trafiğe kapatılacak diye ağlayanlar, belki böylece Atatürk Anıtı’na daha yakından ve dikkatli bakma fırsatını da elde ederler.)
Almanya yamyassı olmuştu, bizimle ilgili olarak olumlu ya da olumsuz yönde kılını kıpırdatacak hali yoktu, korkunç bir enflasyonla, açlıkla boğuşuyordu… Avusturya keza… Büyük bir imparatorluktan birdenbire hap kadar küçük bir devlet derekesine inmişti, enflasyon ve açlık orada da almış başını gidiyordu.

İngiltere kendisi (yeniden) savaşmadı, Yunanistan’ı saldırttı.
Fakat politikası son derece esnekti. İşlerin planladığı gibi gitmediğini, Ankara yönetiminin umduğundan çok daha “dişli” çıktığını görünce bir çeşit “bekle gör” politikasına yattı, Anadolu savaşını kimin kazanacağını izlemeye koyuldu.
Çünkü 1920 seçimlerini Yunanistan’da “kralcılar” kazanmışlardı, İngiltere’nin adamı Venizelos yenilmişti ve İngiltere Yunanistan’a “soğuk” bakar olmuştu. (Devrim Tarihi derslerimizde nedense Yunanistan’daki iç gelişmeler hiç öğretilmez!)

Demek ki kaç düvel ediyor, oturun kendiniz hesaplayın.
“Yedi düvel” palavrası, Atatürk’ten daha Kemalist geçinen birtakım madrabazlar tarafından, sanki ihtiyacı varmış gibi, sanki yeterince parlak değilmiş gibi, kurtuluş savaşımıza parlaklık ve daha da şan şeref katmak için uydurulmuş bir balondur.

Engin Ardıç – SABAH (9 Eyl 2010)

 

 

Google Aramaları

  • yunanı denize döken ordunun başında kim vardı

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*